Maxbilişim Hosting Hizmetleri

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : H ile başlayan evliyalar


O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:37 PM
HABÎB-İ ACEMÎ

Evliy226;nın büyüklerinden. Aslen Acem'dir (İranlıdır). Künyesi, Eb251; Muhammed'dir. 738 (H.120)'de vef226;t etti. Vef226;t t226;rihi hakkında başka riv226;yetler de vardır. Hab238;b-iAcem238; hazretleri, hazret-i Hasan-ı Basr238;, hazret-i İbn-i S238;r238;n, hazret-i Bekir binAbdullah el-Müzen238;, hazret-i Eb238; Tem238;me el-Huceym238; gibi büyüklerle sohbet etti. İlim öğrenip had238;s riv226;yet etti. Hazret-i Süleym226;n et-Teym238;, hazret-i Hamm226;d bin Seleme, hazret-i Mutemir bin Süleym226;n, hazret-i Osman binHeysem gibi büyükler kendisinden had238;s-i şer238;f riv226;yet ettiler.

Önceleri çok zengindi. F226;izle para verirdi.Her gün borç tahs238;l etmeye çıkardı. Para olarak borcunu tahs238;l edemediği zaman, ayak kir226;sı alır, onunla da o günün rızkını temin ederdi. Bir gün borç tahs238;l etmeye gitti. Aradığı şahsı evinde bulamadı. Borçlunun hanımı; "Sana verilecek bir şeyim yoktur. S226;dece bir koyun kellesi var. İstersen onu vereyim." dedi. Hab238;b-i Acem238; teklifi kab251;l etti. Onu evine götürdü. Hanımına; "Bunu pişir de yiyelim." dedi. Hanımı; "Evde odun ve ekmek yok." dedi.

Hab238;b-i Acem238; aynı us251;lle odun ve ekmek alıp geldi. Hanımı yemeği pişirip önüne koydu. Tam yemeği yiyeceği sırada, kapıya birisi geldi. "Allah rız226;sı için bir sadaka." dedi.Hab238;b dilenciye; "Bunca zamandan beri sana o kadar şey veriyoruz. Sen zengin olmadın, ama biz fakir oluyoruz." diyerek yüzüne kapıyı kapadı. O kimse mahzun olarak gitti. Hab238;b-i Acem238;, geri sofraya geldiğinde kabın içindeki yemeğin kan h226;line dönmüş olduğunu gördü. O anda kalbinde bir değişiklik hissetti. Yerinde duramadı. Bir Cum226; günü Hasan-ı Basr238;'nin evinin yolunu tuttu. Yolda giderken, oyun oynayan çocuklarHab238;b-i Acem238;'yi görünce birbirlerine; "Kaçın kaçın, f226;iz yiyen Hab238;b geliyor. Ayağından kalkan toz bize gelir de, biz de onun gibi bedbaht oluruz!" dediler.

Çocukların bu sözleri kendisine çok ağır geldi. Hasan-ıBasr238; hazretlerinin meclisine gelip elini öptü. Allahü te226;l226;nın, sonsuz olan lütfu ve ihs226;nı ile tövbe-i nas251;h eyledi ve onun talebelerinden oldu. Önceki yaptıklarına çok pişman oldu. Allahü te226;l226;ya şöyle mün226;catta bulundu: "Y226;Rabb238;! Ben çok günahk226;rım. Fakat senin magfiretin sonsuzdur. Beni affet. Senin her şeye gücün yeter. Kudretin sonsuzdur. Dilediğini yaparsın. Sen öyle büyüksün ki, benim dermanım ancak sendedir. Ben ancak sana sığınırım. Y226; Rabb238;! Fermanına boyun eğdim ve sana teslim oldum. Beni affet!"

Oradan ayrılıp evine dönerken kendisine borcu olanlar onu görüp alacaklarını ister endişesiyle kaçmak istediler. Bu durumu görünce; "Kaçmayın! Bugün benim sizden kaçmam lazımdır." buyurdu.Yolda giderken yine oyun oynayan çocukların yanından geçiyordu. Çocuklar kendisini görünce birbirlerine; "Kaçın, kaçın! Tövbek226;r Hab238;b geliyor. Üzerine bizden toz bulaşmasın. Bulaşırsa cen226;b-ı Hakk'a 226;s238; oluruz." dediler. Çocukların bu sözleri üzerine çok duygulandı, yüreği sızladı ve; "Y226; Rabb238;! Bir tövbemle ismimi iyilerden eyledin." diye şükretti.

Hab238;b-i Acem238; hazretleri, şehrin her tarafına tell226;llar çıkararak; "Her kimin Hab238;b'e borcu varsa, bundan vazgeçti. Aldığı f226;izleri de geri dağıtacaktır!" diye 238;l226;n ettirdi. Servetinin hepsini fakirlere dağıttı. Günün birinde bir kimse geldi. Dağıtacak malı kalmadığından, üzerindeki gömleği gelen kimseye verdi.

Sonra Fırat Nehrinin kenarında bir kulübe yapıp orada ib226;detle meşg251;l oldu. Gündüz Hasan-ı Basr238;'nin sohbetinde bulunup, gece ib226;det ederdi. Hasan-ı Basr238; hazretlerinin sözleri kalbine öyle tesir ederdi ki, kendinden geçmiş olarak dinlerdi.

Ne zaman yanında Kur'226;n-ı ker238;m okunsa inleyerek ağlardı. "Sen Acemsin. F226;ris238; konuşursun. Arab238; bilmediğin halde bu ağlaman hangi sebeptendir!" diye sorduklarında; "Evet, lisanım Acem238;dir. L226;kin kalbim Arab238;dir" buyururdu. Daha sonra Arab238; lis226;nını öğrendi. Çok fasih (açık) Arab238; konuşurdu.Kendisi, Terviye günü Basra'da, Arefe günü Arafat'ta görülürdü. Bir gün dervişlerden biri; "Hab238;b-iAcem238;, Acem olduğu halde, Arab238; bilmediği halde acaba bu çok yüksek mertebeye nasıl kavuştu?" diye kalbinden geçirdi. O anda hafiften bir ses "Evet o Acem238;dir. Lakin Hab238;b (sevgili) ve 226;şıktır." diyordu.

Hab238;b-i Acem238; hazretlerine; "Allahü te226;l226;nın rız226;sı hangi şeydedir?" diye sordular. "İçinde nifak tozu bulunmayan kalpte." buyurdu.

Hasan-ı Basr238;, Dicle Nehri kenarında gemi bekliyordu. O sırada Hab238;b-i Acem238; oraya geldi ve; "Ne bekliyorsun?" dedi. O da; "Gemiye bineceğim, onu bekliyorum." dedi. Hab238;b-i Acem238;; "Gemiye ne h226;cet, suyun üzerinden yürüyerek geçiniz." buyurunca Hasan-ıBasr238;; "Suyun üzerinde gitmeye sebep gemidir. Biz sebeplere yapışarak hareket ederiz. Onun için gemiyi bekleyeceğiz." dedi. Hab238;b-i Acem238;; "Siz, yak238;n mertebesine ulaşmamışsınız." diyerek, su üzerinde yürüyerek karşıya geçti. Derecesi, kendisinden çok büyük olan Hasan-ı Basr238; ise; "Sen de, ilm-ül yak238;n derecesine kavuşamamışsın." dedi ve geminin gelmesini bekledi.

Horasanlı bir kimse, Basra'da yerleşmek için, Horasan'daki evini 10.000 dirheme satıp, hanımı ile ber226;ber Basra'ya geldi. Hacca gidecekti. Basra'da, bu on bin dirhemi kime em226;net edebilirim? diye sordu.Hab238;b-i Acem238; hazretlerini gösterdiler. Horasanlı z226;t Hab238;b-i Acem238;'ye geldi ve şöyle dedi: "Ben hanımımla ber226;ber hacca gidiyorum. Bu on bin dirhem ile burada (Basra'da) bir ev almak istiyorum. Mün226;sip bir ev bulursanız, bu para ile alırsınız."

Horasanlı böyle dedikten sonra hanımı ile beraber Mekke'ye doğru yoluna devam etti. Bu sırada Basra'da kıtlık meydana geldi. Hab238;b-i Acem238; dostlarıyla istiş226;re edip, bu parayla gıd226; maddesi almaya ve muhtaçlara dağıtmaya karar verdi. B226;zıları; "O kimse bu parayı, kendisine bir ev satın almanız için bırakmıştır." dedi. Buyurdu ki: "Bu parayla aldığım gıd226; maddelerini tasadduk ederim sonra, o kimse için, az238;z ve cel238;l olan Rabbimden, Cennet'te bir köşk satın alırım. Eğer Horasanlı bu duruma r226;zı olursa ne 226;l226;, yok r226;zı olmazsa paralarını geri veririm." Böylece paraları muht226;c olanlara yiyecek temin etmekte kullandı.

Nihayet, Horasan'lı hacdan dönüp Hab238;b-i Acem238;'ye geldi. "Ben, on bin dirhemin s226;hibiyim. O para ile ev almış iseniz onu istiyorum. Yok almamış iseniz bana paraları i226;de edin ben kendim alayım." dedi. Hab238;b-i Acem238; hazretleri buyurdu ki: "Sana öyle bir köşk satın aldım ki, bahçesinde ağaçlar, meyveler, nehirler bulunmaktadır." Horasanlı hanımının yanına döndü ve; "Bizim için, sultanlara mahsus azamette ve güzellikte bir ev satın almış." dedi.

İki-Üç gün sonra Hab238;b-i Acem238;'nin yanına gelip, evi sordu.Hab238;b-i Acem238; hazretleri Horasanlıya, Basralıların çektikleri yiyecek sıkıntılarını, insanlara hizmet etmenin faydalarını, buna mukabil Cennet n238;metlerinin güzelliklerini mün226;sip bir lisanla anlattı ve sonra; "Senin için Rabbimden, Cennet'te bir köşk aldım ki, sofaları, nehirleri fevk226;l226;dedir." buyurdu.

Horasanlı bunları dinledikten sonra tekrar hanımının yanına döndü. Olanları anlattı. Her ikisi de bu duruma çok sevindiler. Adam, Hab238;b'in yanına gelip; "Bizim için satın aldığını kab251;l ettik. L226;kin bize bunun senedini de yazsanız." dedi. Hab238;b-i Acem238;; "Peki." buyurdu ve bir k226;tip istedi. 350öyle yazdırdı: "Bismill226;hirrahm226;nirrah238;m. Bu, Eb251; Muhammed Hab238;b-i Acem238;'nin, az238;z ve cel238;l olanRabbinden, şu Horasanlı için satın aldığının senedidir. Hab238;b-i Acem238;, bu kimse için Rabbinden on bin dirheme Cennet'te öyle bir ev satın aldı ki, o evin köşkleri, nehirleri, ağaçları, sofaları ve daha nice güzel sıfatları vardır. Allahü te226;l226; bu güzel evi bu Horasanlıya verecek, böylece Hab238;b'i on bin dirhem borçtan kurtaracaktır."

Horasanlı bu yazıyı alıp hanımının yanına döndü. Böylece kırk gün daha yaşadı. Nih226;yet vef226;t 226;nı geldi. Hanımına; "Beni yıkayıp kefenliyenlere bu yazıyı ver, kefenime koysunlar." diye vasiyet etti. Adam vef226;t edince vasiyeti yerine getirildi ve defnedildi. Sonra bu kimsenin kabrinin üstünde bir k226;ğıt buldular. K226;ğıtta bulunan yazılar parlıyordu ve şöyle yazılıydı:

"Eb251; Muhammed Hab238;b-i Acem238;'nin, Allahü te226;l226;dan şu Horasanlı için on bin dirheme satın aldığı köşkün beratıdır. 350üphesiz ki Allahü te226;l226;, Horasanlıya Hab238;b'in arzu ettiği köşkü verdi ve Hab238;b'i on bin dirhem borçtan kurtardı." Hab238;b-i Acem238; mektubu alınca, hem okuyor, hem öpüyor, hem ağlıyor, hem de dostlarının bulunduğu yere doğru yürüyor ve; "Bu Rabbimden bana ber226;ttır." diyordu.

Hasan-ı Basr238; hazretleri,Hab238;b-i Acem238; hazretlerini çok sever ve ona çok iltif226;t ederdi.Hatt226; b226;zan meclisinde Hab238;b'in sohbet etmesini söyler, Hab238;b de emredildiği için sohbet ederdi.B226;zı kimseler bu durumu mer226;k ederler; "Siz burada bulunduğunuz halde, onun sohbet etmesini istemenizin hikmeti nedir?" diye su226;l ederlerdi. Hasan-ı Basr238; hazretleri;"Hab238;b, kalbinden konuşur ve konuştuğunu insanların kalbine yerleştirir. Ben onun için onu konuşturuyorum." buyururdu.

Hanımı Umrete de s226;lih226; bir kadındı. Kendisi ile ber226;ber ib226;dete dev226;m ederdi. B226;zan gece yarısı Hab238;b'i uyandırır; "Ey Efendim! Kalkınız. Gece geçiyor, önünde uzun bir yol var, azığımız ise az. S226;lihler k226;filesi gitti ve sel226;mete ulaştı. Biz ise geri kaldık." der ve ber226;ber ib226;det ederlerdi.

Bir gün kapılarına bir fakir geldi. O sırada hanımı, hamur yoğurmuş ve ekmek yapmak için komşudan ateş istemeye gitmişti. Hab238;b gelen fakire; "Hamuru al!" buyurdu o fakir hamuru alıp gitti. Hab238;b'in hanımı gelip hamuru sorunca; "Hamuru ekmek yapmaya götürdüler." buyurdu. Biraz sonra bir kimse bir sepet dolusu ekmekle et getirdi. Hab238;b'in hanımı ekmekle eti aldı ve; "Hamurlar ne çabuk ekmek oldu?" diye hayretini bildirdi.

Hab238;b-i Acem238; buyurdu ki:

Kıy226;met günü Allahü te226;l226; bana; "Ey Hab238;b! 350eytanın vesvesesinden uzak olarak, bir gün namaz kıldın mı? Bir gün oruç tuttun mu? Bir rekat olsun namaz kıldın mı? Bir tesbih çektin mi?" diye sorarsa; "Evet y226; Rabb238;." demeye gücüm yetmez. "Evet y226; Rabb238;." demeye yüzüm olmaz, böyle bir söz diyemem.

Bir kimse beş vakit namazından birini kılmasa ve hangisini kılmadığını bilmese ne yapması 238;c226;b eder?" diye su226;l edildiğinde; "Bu gibilerin kalbi Hak'tan g226;fildir. Cez226; olarak beş vakit namazın hepsini kaz226; etmelidir.

Boş oturmayınız. Çünkü ölüm peşinizdedir.

Z226;hir238; ilimler k226;lden (sözden), b226;tın238; bilgiler ise h226;lden başka bir şey değildir.

İ350İNİ ARTIRSIN

Bir gün hanımı, nafakalarının bittiğini, ev için erz226;k l226;zım olduğunu bildirdi. Hab238;b-i Acem238; bir şey demeyip sustu. Sabahleyin; "Çalışmaya gidiyorum." diyerek evden çıktı. Kulübesine gidip ib226;detle meşg251;l oldu. Akşam eve gelince hanımına: "Öyle bir z226;tın işinde çalışıyorum ki g226;yet cömerttir. O z226;tın kereminden utandım da bir şey isteyemedim. On günde bir ücret vereceğini söylüyorlar. On gün sabret. On günlük olunca kendisi verecektir." dedi. Onuncu gün olduğunda, kulubesinde öğle namazını kıldıktan sonra, "Bu akşam h226;tuna ne söyleyeyim." diye düşünüyordu.

Tam bu sırada Hab238;b-i Acem238;'nin h226;nesine beyaz elbiseli kimseler geldi. Birisinin sırtında un çuvalı, birisinin sırtında yüzülmüş koyun, birisinin sırtında, içinde yağ, bal, baharat, vb. eşy226;ların bulunduğu bir tulum ve birisinin elinde, içinde 300 gümüş bulunan bir kese vardı. Hab238;b'in h226;nesinin kapısını çaldılar. H226;tun kapıyı araladı. Gelenler ellerindekilerini bıraktılar ve; "Bunları, efendinizin çalıştığı yerin s226;hibi gönderdi. Eğer, Hab238;b işini artırırsa biz de ücretini artırırız diye söyledi." deyip gittiler.

Hab238;b-i Acem238;, akşam mahzun ve mahc251;b bir şekilde evine döndü.Daha eve girmeden, içeriden t226;ze ekmek ve yemek kokuları geldi. Hanımı kendisini karşıladı ve şöyle söyledi: "Efendi! Kime çalışıyorsan, hak238;katen o çok iyi bir kimseymiş, ikr226;m ve ihs226;n s226;hibi bir z226;tmış. Bugün öğle vaktinde şunları göndermiş. Ayrıca, Hab238;b'e söyle, eğer işini artırırsa biz de ücretini artırırız, diye haber göndermiş." Bunun üzerine Hab238;b, hayretle; "Allah Allah, on gün çalıştım. Bana bu ihs226;nlarda bulundu. Demek daha çok çalışırsam kim bilir neler verecek." dedi ve kendini tam226;men Hak te226;l226;ya ib226;dete verdi. Böylece Allahü te226;l226;ya ib226;det edip, Hasan-ı Basr238; hazretlerinin kalplere tesir eden sohbetleri ile yükselerek du226;sı makb251;l büyük z226;tlardan oldu. Edebi ve anlayışı fevkal226;de olup, ilm-i siy226;seti çok iyi bilirdi.

ÜÇ YÜZ DİRHEM ALACAK

Bir gün bir kimse, Hab238;b-i Acem238; hazretlerine gelip; "Sende üç yüz dirhem alacağım vardır." dedi. Hab238;b; "Ben hatırlayamadım. Nerede, ne zaman borcum oldu?" buyurdu. O kimse; "Ben de bilmiyorum. Fakat benim sende üç yüz dirhem alacağım vardır." dedi. Hab238;b, o kimseye; "Bugün gidin de yarın gelin." buyurdu.

Gece olunca, abdest alıp iki rekat namaz kıldı ve namazdan sonra şöyle du226; etti: "Y226; Rabb238;! Eğer o kimse doğru söylüyorsa, borcumu ona ödememde bana yardım et. 350226;yet yalan söylüyorsa sen bilirsin." Sabah olunca o kimsenin, bir tarafının felç olduğunu gördüler. Hab238;b o kimseye; "Sana ne oldu?" diye sordu. O kimse, "Tövbe ettim, tövbe ettim. Ben sizden alacağım olmadığı halde üç yüz dirhem istedim. Bunun için bana bu hastalık geldi. Ben tövbe ettim." dedi. Hab238;b; "Peki niçin böyle yaptın?" dedi. O kimse "Kendi kendime; "Hab238;b Allahü te226;l226;dan ve kullardan çok utanır. Ben bu parayı istersem bana verir." dedim.

Hab238;b-i Acem238; merhametinin çokluğundan o kimseye acıdı ve; "Y226; Rabb238;! Doğru söylüyorsa ona şif226; ihs226;n eyle." diye du226; etti.Allahü te226;l226; o kimseye şif226; verdi ve hiç felç olmamış gibi ayağa kalktı.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:38 PM
HABÎB ÖMERÎ KARAM194;NÎ


Anadolu'da yetişen büyük vel238;lerden. 350eyh Hab238;b'in soyu, baba tarafından hazret-i Ömer-ül-F226;r251;k'a ve anne tarafından hazret-i Eb251; Bekr Sıdd238;k'a ulaşır.

Doğum t226;rihi belli değildir. Niğde'ninOrtaköy kasabasında doğdu. İlk tahs238;line burada başladı. Sultan Rüknedd238;n Medresesine müderris oldu. 350erh-i Ak226;id kitabını okuduğu sıralarda, daha çok ilim tahs238;l etmek ve m226;nev238; feyizlere kavuşmak arzusuyla İran taraflarına gitti. Orada bulunan SeyyidYahy226; 350irv226;n238;'nin derg226;hına gelince, kapının önünde talebelerinden b226;zısı ile karşılaştı ve onlara; "350eyhiniz beni bir günde Hak te226;l226;nın sevgisine kavuşturabilir mi?" diye sordu. Talebelerinin önde gelenlerinden Hacı Hamza, onun bu su226;line çok kızıp; "Senin bunda şüphen mi var?" diyerek öyle bir vurdu ki, 350eyh Hab238;b'in aklı başından gitti, uzun süre kendine gelemedi.

Bu durumu haber alan Seyyid Yahy226; hazretleri, hemen 350eyh Hab238;b'i çağırtıp; "Dervişler gayretli olur. Sen onların kus251;runa bakma ve sakın huzursuz da olma! Hem hüküm, senin 238;tik226;d ettiğin, inandığın h226;l üzeredir." diyerek onu tesell238; etti ve gönlünü alan güzel sözler söyledi. Ayrıca ona; "350u pencerenin yanına gidip otur, orada gördüklerini gelip bize anlat!" diye emretti. 350eyh Hab238;b bu emre uydu. İş226;ret ettiği yere varır varmaz, hak238;kat 226;leminin bütün sırları kendisine açıldı. Melekler 226;leminin nice manzaraları gözleri önüne serildi. O, bambaşka bir insan oluvermişti. Kalbinde düny226; sevgisine d226;ir bir şey kalmamış, yüksek m226;rifetlere kavuşmuş, derg226;ha geldiğinde gönlünden geçenlere erişivermişti. Bir anda fen226; mak226;mına yükseldi. Bu h226;dise ile hocasının büyüklüğünü anlayan 350eyh Hab238;b, on iki yıl onun hizmetinde bulunarak, daha nice yüksek h226;llere kavuştu.

Sonra hocasından izin alarak Anadolu'ya geri döndü. Bir süre Ankara'da kaldı ve H226;cı Bayram-ı Vel238; hazretlerinin n251;rlu kabirlerini sık sık ziy226;ret ederek çok feyzlere kavuştu. Akşemsedd238;n hazretlerinin sohbetlerine de dev226;m etti. Kayseri'de 350eyh İbr226;him ve evliy226;nın büyüklerinden Em238;r-iKayser238; ile sohbetlerde bulundu. Mekke-i mükerremeye giderek Zeyniyye yolunun büyüklerinden 350eyh Abdülmu't238; ile dostluğunu ilerletti. Bu büyükler s226;yesinde nice feyzlere kavuştu ve herbirinden pekçok istif226;de etti.

350eyh Hab238;b, takv226; ehli bir z226;t olup, dört mezhebe de ri226;yet ederdi. Üç def226; hacca gitti. Sey226;hati çok severdi. Aydın, Sivas ve Anadolu'nun daha birçok şehrini gezdi. Bir ara İskilip'te oturdu ve orada Ebüssü'251;d Efendinin babası 350eyh Muhyidd238;n-i İskil238;bi ile dostluk kurdu. Çeşitli ilimlerde derin ve ince bilgilere s226;hipti. Çok ker226;metleri görüldü. Hiç kimse, onun bir yere uzanarak veya dayanarak uyuduğunu görmemiştir. Yalnız hastalığının çok ağırlaştığı bir h226;ldeyken, bir yere dayandığı görüldü.

Sultan İkinci B226;yez238;d H226;nın şehzadesi 350ehinş226;h Bey'in nişancısı şöyle anlatır: 350eyh Hab238;b ile ber226;ber akşam namazını kılıyorduk. Bir akrep, secde yerinden geçip, safın bir tarafına gitti. Ne olduğunu bilemediğimden aklım karmakarışık oldu. Namazda huz251;rum kaçtı. Namazdan sonra yemek getirdiler. Fakat akrep sanki kafamın içini sokuyordu. Hep onu düşünüyordum. Bir türlü yemeği yiyemiyordum. Gönlümden geçirdiğim bu düşünceyi Allahü te226;l226;, 350eyh Hab238;b'in kalbine ilh226;m edince, bana; "O zavallı akrep bizim yanımıza geldi.Peygamber efendimizin; "İki karayı (yılan ve akrebi) gördüğünüzde öldürünüz!" had238;s-i şer238;fine u*****, onu namazda iken öldürdük. Gönlünüzü meşg251;l etmesin!" dedi. (Namazda yılanı ve akrebi öldürmek namazı bozmaz.) Böylece zihnimdeki endişe ortadan kalkmış oldu. Benim 226;detlerimden olduğu için, gönlümden geçirerek; "Eğer yemek hel226;l ise Bismill226;h." diyerek yemeğe başladım. Bunun üzerine 350eyh Hab238;b; "Hel226;ldir, şüphen olmasın!" dedi.

Hab238;b Ömer238; Karam226;n238; 1496 (H.902) senesinde Amasya'da vef226;t etti. Mehmed Paşa C226;miinin batı tarafında Nezir Mehmed Paşa ile oğlunun kabirleri arasında defnedildi.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:38 PM
HABÎB-İ R194;Î

Sekizinci yüzyılda Bağd226;t'ta yaşayan büyük vel238;lerden ve T226;bi238;nden. Koyun otlattığı için R226;238; diye tanınmıştır. R226;238;, çoban demektir. Doğum t226;rihi bilinmemektedir. Bahreyn'de doğdu. 748 (H.130) senesinde Bağd226;t'ta vef226;t etti. KabriBağd226;t'tadır.

Çocukluğu ve tahsil çağı Bağd226;t'ta geçen Hab238;b-i R226;238;, zam226;nının 226;limlerinden ilim tahsil etti.Esh226;b-ı kir226;mdan (aleyhimürrıdv226;n) Selm226;n-ı F226;ris238;'nin sohbetinde bulunmakla şereflendi.Z226;hir238; ve m226;nev238; ilimlerde yetiştikten sonra, uzleti, y226;ni insanlardan uzak yaşamayı tercih etti.

Fırat Nehri kenarında dağlarda ve çöllerde koyunlarını otlatırdı. Görünüşte çobanlık yapmasına rağmen, bir an olsun Allahü te226;l226;yı anmaktan g226;fil olmazdı. Farzları, v226;cipleri, sünnetleri ve edepleri yerine getirerek, kelime-i tevh238;dle zikre dev226;m ederek Allahü te226;l226;nın rız226;sına kavuşmaya çalıştı. Cum226; namazlarından başka zamanlarda şehre inmeyen ve insanlardan uzak yaşayan Hab238;b-i R226;238; hazretleri, m226;nev238; yönden yükselerek büyük bir vel238; oldu. Birçok halleri ve ker226;metleri görüldü.

Emev238;ler zam226;nında, yaşadığı beldenin h226;kimlerinden birisi Hab238;b-i R226;238;'yi haksız yere hapse attırdı. Sağlam kapılarla ve yüksek duvarlarla çevrili olan hapish226;nenin vaz238;felileri sabah olunca, Hab238;b-i R226;238;'nin bulunduğu kısma gittiklerinde, orada bulunmadığını gördüler. Bütün kapılar kilitli olduğu halde, Hab238;b-i R226;238;'nin içeride bulunmadığını gören vaz238;feliler hayret ettiler. Onun büyük bir vel238; olduğunu kab251;l ettiler.

Çobanken bir ağaç çanağı vardı. Birgün bu çanağı bir taşın altına tuttu, biri bal, biri süt olmak üzere iki çeşme akmaya başladı. Yanındakilerden biri onun yüksek ker226;metini görerek; "Efendim! Bu dereceye ne ile kavuştun?" diye sordu. Hab238;b-i R226;238;; "Muhammed Mustafa'ya (sallallahü aleyhi ve sellem) uymakla." buyurdu. Dev226;m ederek; "M251;s226; aleyhissel226;mın kavmi kendisine karşı oldukları halde h226;re taşı (granit veya sert mermer) onlara su verdi. Derecesi M251;s226; aleyhissel226;mdan yüksek olan Res251;lullah efendimize uyduktan sonra taş bana süt ve bal vermez mi?" buyurdu. Soran kimse; "Bana nasihat et." dedi. Hab238;b-i R226;238;; "Kalbini hırs kutusu ve m238;deni haram kabı etme. Bunlara dikkat eden kurtulur." buyurdu.

Allahü te226;l226;, Hab238;b-i R226;238; hazretlerine öyle ker226;metler ihs226;n etmişti ki, otlattığı koyunlara kurtlar hiç zarar vermezdi. Hatt226; koyunları kurtlar otlatırdı. Namaz vakitleri güttüğü koyunları bir yere toplar, koyunların bulunduğu yerin etr226;fına as226;siyle bir d226;ire çizerek namazını kılar veya Cum226; namazını kılmak için şehre gidip halkla birlikte bulunurdu.

Evliy226;dan birisi Hab238;b-i R226;238;'yi ziy226;rete gitmişti. Hab238;b-i R226;238; hazretleri namaz kılıyordu. Koyunlarını ise kurtlar otlatıyordu. Namazını bitirdikten sonra o z226;t, Hab238;b-i R226;238;'ye sel226;m verdi.Hab238;b-i R226;238; sel226;ma cevap verdikten sonra o z226;ta; "Ey oğul! Ne için geldin?" diye sordu. O da; "Efendim ziy226;retinize geldim. Allahü te226;l226; size hayırlar versin. Kurtlarla koyunları bir arada görüyorum." dedi. Hab238;b-i R226;238; hazretleri; "Koyunları güden Hak'la ber226;berdir de onun için böyledir." buyurdu.

Pekçok yüksek halleri ve ker226;metleri görülmüş olan ve Allahü te226;l226;nın rız226;sını kazanmak için çırpınan Hab238;b-i R226;238; hazretleri 748 (H.130) senesinde vef226;t etti.Hal238;fe Merv226;n bin Muhammed bin Merv226;n el-Hakem devrinde Bağd226;t'ta defnedildi. Kabri, sevenleri tarafından ziy226;ret edilmektedir.

ASLANIN KILAVUZLUĞU

Hab238;b-i R226;238; hazretleri, Süfy226;n-ı Sevr238; ile birlikte hacca gitmek üzere yola çıkmıştı. Yanlarında rehberleri olmadığı gibi, içecek suları da yoktu. Yolculuk esn226;sında bir akşam vakti, yorgun ve açtılar. Yiyecek bir şeyler araştırıyorlardı. 194;niden bir arslan karşılarına çıktı. Arslan yavaşça gelip önlerinde durdu. Hab238;b-i R226;238;'ye doğru başını çevirip gelmesi için iş226;ret etti. Hab238;b-i R226;238; ve yanındakiler arslanı t226;kip ederek bir mağaraya ulaştılar. Arslan tekrar iş226;ret ederek bir tarafa doğru yürüdü. Onun gittiği yere giden Hab238;b-i R226;238; ve arkadaşları mağara içinde temiz bir su kaynağı ile, yeterli mikd226;rda ekmek buldular. Ekmeği yiyerek açlıklarını giderdiler ve kaynaktaki sudan doya doya içtiler.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:38 PM
H194;CE EVLİY194;-İ KEBÎR

Abdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238;'nin yetiştirdiği evliy226;nın büyüklerinden. Aslen Buh226;r226;lıdır. On üçüncü asrın ortalarında vef226;t etmiş olup, kabri Buh226;r226; yakınlarında Hakr238;z His226;rında Ayy226;r Burcu yakınındadır.

Önceleri Buh226;r226;lı bir 226;limden ilim tahs238;l ediyordu. Bir gün, Buh226;r226; çarşısında n251;r yüzlü bir z226;t gördü. Elinde bir paket olduğu halde yürüyordu. Gönlü bu z226;ta meyletti. Hemen yanına yaklaşarak; "Efendim! Müs226;ade buyurursanız, bu paketi evinize kadar ben taşımak istiyorum." dedi. Bunun üzerine n251;r yüzlü z226;t, taşıması için paketi ona verdi. Eve kadar birlikte geldiler. Bu z226;t, Ehl-i sünnet 226;limlerinin ve evliy226;nın büyüklerinden olan Abdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238; hazretleriydi. Evin önüne geldiklerinde Abdülh226;lık hazretleri ona; "Teşekkür ederim. Bir saat sonra gelin! Yemeği ber226;ber yiyelim." buyurdu.

H226;ce Evliy226; oradan ayrıldıktan sonra, gönlünün önceki hocasının derslerinden soğumuş, yeni karşılaştığı bu n251;rlu z226;ta meyletmiş olduğunu hissetti. Bir saat sonra Abdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238;'nin huz251;runa koştu. Abdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238;, bu sohbette onu oğulluğa kab251;l etti.Bundan sonra eski hocasının derslerine hiç gitmeyip, Abdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238; hazretlerinin sohbetlerine dev226;m etti.

HaceEvliy226;'nın önceki hocası, onu Abdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238;'nin sohbetlerinden vazgeçirmeye, bu yolda ilerlemesine m226;ni olmaya çalıştı ise de başaramadı. Bunun için her gördüğü yerde kendisine hak226;ret ediyor, ayıplıyor, dil uzatıyor ve ağır sözler söylüyordu. H226;ce Evliy226; ise hiç cevap vermeyip sabrediyordu. Bir gece, kendisine hak226;retlerde bulunan bu eski hocasının, çirkin bir gün226;h işlediğini, keşif yoluyla gördü. Ertesi gün karşılaştıklarında, o hoca yine ağır sözler söylemeye başladı. Bunun üzerine H226;ceEvliy226;, o hocaya hit226;ben; "Ey üst226;d! Utanmaz mısın ki, gece şu çirkin gün226;hı işlersin, gündüz olunca da bizi hak yolundan döndürmeye çalışırsın!" dedi. O kimse, mahc251;b oldu, utandı, kızardı, hiçbir şey söyleyemedi. H226;ce Evliy226;'nın, Abdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238; hazretlerinin sohbetinde bulunmakla, bu keşif ve ker226;met h226;line kavuştuğunu, kendisinin, buna m226;ni olmaya çalışmakla çok büyük hat226; ettiğini anladı. H226;line tövbe etti ve hemen, Abdülh226;lık Goncdüv226;n238; hazretlerinin sohbetlerine koştu. Eski h226;line pişm226;n olup, gayretle, sohbet ve hizmete dev226;m ederek evliy226;lık hallerine kavuştu.

H226;ce Evliy226;-i Keb238;r, H226;ceAbdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238; hazretlerinin huz251;runda, sohbet ve hizmetinde bulunmakla çok yüksek derecelere kavuştu. Onun, Ahmed Sıdd238;k'tan sonra ikinci hal238;fesi oldu. Pekçok talebe yetiştirdi.

Vef226;tına yakın, kendisine hal238;fe olarak talebelerinden dört t226;nesini seçerek bildirdi. Bunların isimleri; H226;ce Dehk226;n-ı Kıllet238;, H226;ce Zek238; Hud226;b226;d238;, H226;ceSuküm226;n238; ve H226;ce Gar238;b'dir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:38 PM
H194;CE HASAN ATT194;R

Evliyanın büyüklerinden. İsmi, Hasan bin Al226;edd238;n Muhammed bin Muhammed Buh226;r238; olup, H226;ce Hasan Att226;r diye tanınır. Silsile-i aliyye büyüklerinden Al226;edd238;n-i Att226;r hazretlerinin oğludur. Anne tarafından dedesi, 350226;h-ı Nakşibend Beh226;edd238;n-i Buh226;r238; hazretleridir. Buh226;r226;'da yetişen H226;ce Hasan'ın doğum t226;rihi tesbit edilememiştir. 1423 (H.826) senesi Zilhicce ayının onunda kurb226;n bayramı gecesi 350238;r226;z'da vef226;t etti. Daha sonra Buh226;r226;'nın Çağany226;n n226;hiyesine nakledilerek, babası H226;ce Al226;edd238;n'in yanına defnolundu.

Dedesi 350226;h-ı Nakşibend hazretleri küçük Hasan'ı çok severdi. Ona hus251;s238; bir sevgisi vardı. Bir gün Hasan Att226;r, mezarlık yanında diğer çocuklarla birlikte oynarken, dedesi Beh226;edd238;n-i Buh226;r238; oradan geçiyordu. Hasan Att226;r bir buzağıya binmiş, diğer çocuklar da onun etr226;fında koşup, böylece eğlenmekteydiler. Beh226;edd238;n-i Buh226;r238; hazretleri durup küçük Hasan'a teveccüh etti ve; "Yakın bir zamanda, bu çocuk bir bineğe biner, şevketli hükümdarlar, atının üzengisini tutarak yanında yaya yürür." buyurdu.

Aradan zaman geçti. Hace Hasan Att226;r, z226;hir238; ve b226;tın238; ilimlerde yükselerek, 226;limlerin ve evliy226;nın büyüklerinden oldu. Herkes tarafından sevilir, hürmet edilirdi.

Bir zaman Bağ-ı z226;g226;n taraflarına gitmişti. Orada Mirz226; 350226;hruh'u ziy226;ret etti.Mirz226;, H226;ce hazretlerine olan muhabbet ve bağlılığının çokluğu sebebiyle kendisine çok ikr226;mlarda bulundu ve bir at hediye etti.Koluna bizzat kendisi girip, ata bineceği yere kadar getirdi. Ata bindirdi. Sonra üzengisinden tutarak biraz yürüdü ve uğurladı.

Bu halde giderken, H226;ceHasan Att226;r durup, Buh226;r226; taraflarına dönerek dedesinin r251;h226;niyetine du226; etti ve Allahü te226;l226;ya şükretti. Sonra Sultana, dedesi H226;ce Muhammed Beh226;edd238;n-i Buh226;r238; hazretlerinin senelerce önce söylediği sözü anlattı. Onun ker226;metinin gerçekleştiğini bildirdi. Bu h226;li işiten Sultan ve yanındakilerin Muhammed Beh226;edd238;n-i Buh226;r238;, H226;ceHasanAtt226;r ve diğer evliy226;ya olan muhabbet ve bağlılıkları daha da arttı.

H226;ce Hasan Att226;r hazretleri, zam226;nındaki evliy226;nın en büyüklerindendi. Her kim ihl226;s ile Allahü te226;l226;nın rız226;sı için ona talebe olmak niyetiyle gelse, müs226;feha ettiği anda tesirini görürdü. Talebe o anda kendinden geçer, aşka ve düny226;dan soğuma h226;line kavuşurdu.

Güzel ahl226;kın bütün kem226;l226;tını kendisinde toplamış olan H226;ce Hasan Att226;r, herkese hüsn-i mu226;melede bulunur, hiç kimseyi gücendirmezdi. Talebelerinin m226;nev238; terbiye ve yetişmeleri yükünü aldığı gibi, onların madd238; ihtiyaçlarını da kendisi karşılardı. Başkalarının, hele talebe ve sevdiklerinin sıkıntıda olmaları, ona daha çok sıkıntı verirdi. Bu sebeple talebelerinden birisi rahatsızlanıp hasta olduğunda, onun sıhhate kavuşması, ondaki hastalığın kendisine geçmesi için du226; eder ve sıkıntıyı çekmeye r226;zı olurdu.

Bir def226;sında, hacca giderken 350238;r226;z'a uğramıştı. 350238;r226;z'ın ileri gelenlerinden bir z226;t da H226;ce Hasan'ın talebelerindendi ve o günlerde çok ağır hastaydı. Hazret-i H226;ce bu talebesini ziy226;ret etti. Onun, hastalığın tesiri ve elemi ile h226;lsiz olduğunu görüp, çok üzüldü. Allahü te226;l226;ya du226; edip, bu hastalığın talebesinden alınıp kendisine verilmesini istedi. O 226;nda, hastada iyileşme ve sıhhat al226;metleri görülmeye başladı, sonra büsbütün iyileşti. Diğer taraftan H226;ce Hasan hazretleri hastalanıp yataklara düştü. Yola dev226;m edemeyip, 350238;r226;z'da kaldı. Bu hastalıktan sonra vef226;t etti. Daha sonra Buh226;r226;'nın Cağany226;n n226;hiyesine nakledilerek, müb226;rek babası Al226;edd238;n-i Att226;r'ın yanına defnolundu.

H226;ce Hasan Att226;r'ın, H226;ce Y251;suf isminde bir oğlu olup, o da 226;lim ve vel238; bir z226;ttı.

HAKK'A ULA350TIRAN EN KISA YOL

H226;ce Hasan Att226;r hazretleri, babası ve aynı zamanda hocası olanAl226;edd238;n-i Att226;r hazretlerinin tasavvuftaki yolunu anlatan bir eser yazmıştır. Bu kitapta buyuruyor ki: "Biliniz ki, Al226;edd238;n-i Att226;r'ın ve onların silsilesi olan müb226;rek büyüklerimizin yolu Hakk'a ulaştıran yollar arasında en kısa olanıdır. Bunların yolunda, düny226;ya 226;it bütün hic226;blar, perdeler kaldırılmıştır. Allahü te226;l226; onlar için, m226;siv226; denilen, düny226;ya 226;it şeylerin muhabbet ve sevgisini cel226;l sıfatıyla yakıp kül eder. Bunlar öyle büyüktür ve Allahü te226;l226;nın öyle yüksek vel238;leridir ki, başka yollarda, uzun zamanlarda ve çok zahmetlerle yolun sonunda ele geçen şeyler, bu yolda başlangıca yerleştirilmiştir.

Bu yolda bulunmak arzusunda olanlar, kendisinden bu yolun edeplerini öğrendikleri z226;tı çok sevip, ona ve diğer büyüklere karşı her zaman edepli olmalıdır. Bu yolda ilerlemek için çok gayret etmelidir. İlerleme dev226;m ettikçe, Allahü te226;l226;dan başka şeylere al226;ka ve bağlılık azalır. Bu h226;lin meydana gelmesine, yokluk ve kendinden geçme denir. Bu al226;ka ve bağlılığın azala azala yok olması h226;linde de, Allahü te226;l226;dan başka hiçbir şeyin sevgisi kalmaz. İşte bu h226;le de fen226; denir.

Kalbe gelen vesveselerden kurtulmaya çalışarak tövbe ve istigf226;r edip zikre dev226;m etmelidir. Hiç gaflette bulunmamalıdır. Bir 226;n için gaflet gelecek olsa bile, hemen kendini toparlayıp, gafleti gidermelidir. Yolda yürümekte, alış-veriş etmekte, yemekte, içmekte, yatmakta, uyumakta, hep gafleti terkedip, kalbi uyanık tutmalıdır. Bu h226;ller kendiliğinden h226;sıl oluncaya kadar böyle uğraşmalı, her işi Allahü te226;l226; için yapmaya gayret etmelidir. Böylece yapılan her iş, her hareket, zikr olur ve insan gafletten kurtulur."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:38 PM
H194;CE MEVDÛD ÇE350TÎ


Evliy226;nın büyüklerinden. Çeşt'de düny226;ya geldi.Doğum t226;rihi belli değildir. Babası Eb251; Yusuf Çeşt238; zamanının en büyük evliy226;sından olup, Kutbudd238;n, 350ems-i S251;fiy226;n, Çer226;g-ı Çeştiy226;n, Yeg226;ne-iRüzg226;r, Mahb251;b-i Perverdig226;r, S226;hib-ül-Esr226;r ve Mahzen-ül-Env226;r gibi lakapları vardı. Mevd251;d Çeşt238;, daha yedi yaşındayken Kur'226;n-ı ker238;mi ezberledi. On altı yaşında z226;hir238; ve b226;tın238; ilimleri tahsil etti. Yirmi dört yaşında babasını kaybetti. Babasının vef226;tından sonra onun yerine geçerek talebe yetiştirmeye başladı.

Mevd251;d Çeşt238; hazretleri, babası Eb251; Y251;suf, Ahmed-i N226;mık238; ve Necmüdd238;n Ömer'den ilim öğrendi. Ayrıca ilim tahsil etmek için; Kudüs, Buh226;r226;, Belh ve daha birçok yere gitti. İlm-i z226;hir ve ilm-i batında yetişmiş bir 226;lim ve büyük bir vel238;ydi. Binlerce talebe yetiştiren Mevd251;d Çeşt238;'nin; OğluH226;ceEb251; Ahmed, Hacı 350er238;f Zenden238;, 350eyh 350encan, Eb251; N226;sır, 350ek238;b226;n Z226;hid Hüseyin Tibet238;, Ahmed Bedr251;n, Serp251;ş Azerbayc226;n238;, Osman R251;m238;, Ebü'l-Hasan B226;n238; önde gelen talebeleriydi.

Talebelerinden birisi, nerede olursa olsun bir güçlükle karşılaşıp Mevd251;d Çeşt238; hazretlerinden yardım isteyince, onun m226;nev238; yardımları ile müşkilleri çözülürdü.Vef226;tından sonra kabrine gidip inanarak du226; edenin ne dileği varsa ekseriya yerine gelirdi.

Mevd251;d Çeşt238;, babasının sağlığında mektebe gidiyordu. Henüz daha çocuk yaştaydı. Bir bahar günü halk, şiddetle gürleyip akan bir seli uzaktan seyrediyordu. Gürleyerek akan bu şiddetli sel, taşları kaldırıp sürüklüyordu. Selin şiddetinden hiç kimse karşıya geçemiyor, kendinde karşıya geçecek gücü de bulamıyordu. Mevd251;d Çeşt238; ortaya çıkıp; "Ben bu selden geçerim." dedi. Orada bulunanlar şaşırdılar. Mevd251;d Çeşt238; şiddetle kükreyip akan suya birden daldı. Bir 226;nda şimşek gibi karşıya geçti. Sonra tekrar sel üzerinde yürüyerek geri döndü. Bu h226;lini ve ker226;metini görenler, onun müb226;rek ve büyük bir insan olduğunu anladılar.

Mevd251;d Çeşt238; hazretleri daha mektep çağlarındaydı. O sırada bulunduğu beldede bir kıtlık oldu. İnsanlar huzuruna toplanarak, gelip Mevd251;d Çeşt238;'den yardım istediler. Mevd251;d Çeşt238; elini yere koydu. O 226;nda, elini koyduğu yerden meyveler, çeşit çeşit şekerler ve bitkiler çıkıyordu. Orada bulunanlar toplamakla bitiremiyorlardı. H226;ce Mevd251;d, elini fitne korkusuyla yerden çekti. Bu haber muhterem babalarına ulaşınca, onu huz251;runa çağırdı. Kendisini böyle h226;llerden şiddetle men etti ve; "Bizim hocalarımız ker226;metlerini göstermekten çok utanırlardı. Sana ne oluyor ki, ker226;met gösteriyor, açığa vuruyorsun. O büyüklere muh226;lif olmaktan korkmuyor musun? Onlar yardım etmezse, kıy226;mette huz251;r-i il226;h238;de ne cevap vereceksin?" buyurdu. Çocuk yaşta olmasına rağmen H226;ce Mevd251;d'un bu ker226;meti her tarafa yayıldı ve Kutb-ül-Akt226;b olarak anıldı.

H226;ce Mevd251;d Çeşt238;, pederi vef226;t ettiğinde yirmi dört yaşındaydı. Pederinin yerine geçerek, talebe yetiştirmeye başladı. Babasının talebeleri, onu hoca kab251;l ettiler. H226;ce Mevd251;d'un babasının vef226;t haberi, 350eyh-ül-İsl226;m Ahmed-i N226;mık238; C226;m238;'ye ulaşınca, Ahmed-i N226;mık238;: "H226;ce Mevd251;d, büyüklerin yetiştiği bir 226;iledendir ve daha çok gençtir. Bunun için, onun yanına gidip onun yetişmesini, terbiyesini tamamlıyayım. Onun vil226;yetinde bir payım bulunsun. Eğer böyle yapmazsam, onun müb226;rek 226;ilesine karşı vazifemi yapmamış ve onlara ih226;net etmiş olurum." buyurdu.

Ahmed-i N226;mık238; C226;m238;, yanında talebelerinden kalabalık bir grup ile C226;m'dan Çeşt'e doğru yola çıktı. Herat'a vardığında b226;zı mün226;fıklar, H226;ceMevd251;d'a gittiler ve "350eyh-ül-İsl226;m Ahmed-i N226;mık238; C226;m238; babanızın vef226;tını işitmiş. Sizin için ise, o daha çok gençtir, gidip onun vil226;yetine müd226;hale edeyim demektedir." dediler. Mün226;fıkların bu sözleri üzerine, H226;ce Mevd251;d bir müddet mur226;kabe etti.Sonra başını kaldırarak onlara: "Sizin söylediklerinizin hepsi yanlıştır ve işitilmemiş şeylerdir. Ahmed-i N226;mık238; C226;m238;, muhabbet ve ihl226;sla bizi kuvvetlendirmeye geliyor." buyurdu. Bu sırada Ahmed-i N226;mık238; C226;m238; hazretlerinin yakına geldiğini haber verdiler. Bunun üzerine H226;ce Mevd251;d Çeşt238; onu karşılamaya çıktı. Orada bulunan ard niyetli mün226;fıklar:

"350226;yet 350eyh onu ister istemez karşılayacak ise, çok kalabalık bir grup ile karşılamamalıdır." dediler. H226;ce Mevd251;d, bu sözlere hiç 238;tib226;r etmedi. Dört bin talebesi ile yola çıktı. Yolda Herat'a kadar kiminle karşılaştı ise, hepsi ona talebe oldu. O kadar kalabalık görülmemişti.

Her iki büyük 226;lim Tunük Nehrinin kenarında durdular. Ahmed-i N226;mık238; C226;m238; bir arslan üzerinde duruyordu. H226;ce Mevd251;d Çeşt238; ise, nehir kenarındaki duvarın üstündeydi. H226;ce Mevd251;d; "Siz uzak yerden geldiniz. Bizim, sizin yanınıza gelmemiz uygundur." dedi. Besmele çekerek havada uçtu ve Ahmed-i N226;mık238; C226;m238;'nin yanına geldi.Ahmed-i N226;mık238; C226;m238; dostlarına, "H226;ce Mevd251;d hakkında korktuğumuza uğramadık. H226;ce Mevd251;d, veliyyi k226;millerdendir. Onu görmekle şereflendik." dedi. Sonra H226;ce Mevd251;d ile ber226;ber oturdular ve uzun uzun konuştular. H226;ce Mevd251;d ona, "Garibh226;nemizi şereflendirirseniz bizi memnun edersiniz." dedi. Ahmed-i N226;mık238; C226;m238;; "Bizim maksadımız sizinle görüşmek idi. Bu da elhamdülillah en güzel şekilde h226;sıl oldu." dedi.

H226;ce Mevd251;d ile Ahmed-i N226;mık238; C226;m238; bir müddet daha sohbet ettikten sonra, H226;ce Mevd251;d'un talebelerinden AliHak238;m isimli bir z226;tın evine gittiler. Orada üç gün sohbet ve Allahü te226;l226;yı zikr ettiler.

Bir gün bu iki z226;t, Allahü te226;l226;yı zikr ederek kendilerinden geçmiş bir h226;ldeyken, ellerinde hançer bulunan iki mün226;fık içeri girdi. Maksadları her ikisini öldürmekti. O sırada H226;ce Mevd251;d'un nazarları onlara is226;bet etti.Onlar derhal düşüp bayıldılar. Bir müddet sonra ayılınca, Ahmed-i N226;mık238; C226;m238;: "Y226;H226;ceMevd251;d! Bu ne h226;ldir? Bunlar kimlerdir?" diye sorunca, H226;ce Mevd251;d olanları ona anlattı. Bunun üzerine Ahmed-i N226;mık238; C226;m238;; "Ben onları affettim. Fakat kurtulmaları için senin de affetmen l226;zımdır." buyurdu. Bunun üzerine H226;ceMevd251;d; "Ben de affettim." dedi. Bu sözden sonra adamların titremeleri geçti ve tövbe edip s226;lih talebelerden oldular.

Ahmed-i N226;mık238; C226;m238;, H226;ce Mevd251;d'a ilim tahsilini kuvvetle tavsiye ettikten sonra: "İlimsiz evliy226;lık bir hiçtir. Her ne kadar m226;rifet ilimlerini kem226;l derecesinde biliyorsan da, z226;hir ve b226;tının bir olması için, ilm-i z226;hirde de kem226;l derecesinde olman l226;zımdır." dedi.

H226;ce Mevd251;d bu nas238;hata göre hareket etti. SonraMevd251;d Çeşt238; oradan ayrılıp Çeşt'teki evine dönerken, yolun kenarından bir şahsın, "Y226; Mevd251;d! Y226; Mevd251;d!" diye bağırdığını duydu. O şahsın yanına giderek h226;lini ve neden böyle seslendiğini sordu. O kişi de uzun zamandan beri gözlerim görmüyor. İyileşmem için Allahü te226;l226;ya du226; ediyorum. Hafiften bir ses duydum. "Mevd251;d Çeşt238; bizim sevgili kulumuzdur. Onu ves238;le ederek du226; etmen gerekir. Onun buraya gelmesiyle gözlerin açılacaktır." diye bir nid226; geldi, dedi. Onun bu sözlerinden sonra Mevd251;d Çeşt238;, elini o kişinin gözlerine sürdü. O kişinin gözleri derhal açıldı. Aynı sene z226;hir238; ilimlere dev226;m etmek için Belh'e gitti.

H226;ce Mevd251;d, Belh'e geldiğinde, herkes onu karşılamaya çıktı. Ona hürmette ve t226;zimde çok ileri gittiler. Sohbetleri ile bereketlendiler. İşleri güçleri hased olan b226;zı kimseler, kıskanıp onu imtihan etmek, z226;hir238; ve b226;tın238; ilimlerdeki derecesini anlamak istediler. Aralarından dört yüz kişi topladılar. Bir Cum226; günü Belh C226;miinde namazdan sonra, Mevd251;d Çeşt238;'ye bu dört yüz kişiden her biri, z226;hir ilimlerin en zor meselelerinden çeşitli sorular sordular. H226;ce Mevd251;d herbirine öyle cevaplar verdi ki, hiçbirinin konuşacak h226;li kalmadı. Bunun üzerine onlar, "Siz bu kadar ilim s226;hibi olduğunuz h226;lde kas238;de dinliyorsunuz?" diye sordular. O da, "Bizim hocalarımız, z226;hir238; ve b226;tın238; ilimlerin hepsini kendilerinde toplamışlardı. Onlar d238;ne muh226;lif hiçbir şey yapmadılar ve yapmazlar. Kas238;deyi onlar da dinlediler. Sonra Evliy226;nın büyüklerinden İbr226;him binEdhem de kas238;de dinler ve böyle yapanlara da m226;ni olmazdı. İbr226;him bin Edhem, müctehid, mürşid-i k226;mildi. Aynı zamanda sizin im226;mınızdır. Size ne oluyor ki, kas238;de dinlemeye karşı çıkıyorsunuz?" buyurdu.

Bunun üzerine oradaki 226;limler, "İbr226;him bin Edhem, aynı zamanda havada uçardı.Eğer siz de havada uçarsanız, ona t226;bi olduğuna, uyduğuna inanacağız." dediler. Daha sözlerini bitirmeden, H226;ceMevd251;d duvarın üzerine sıçra***** uçmaya başladı ve gözden kayboldu. Bir müddet sonra geri geldi. Orada bulunanlar; "Bu yaptığını C251;k238; denilen Hind Brehmenleri de yapıyor. Senin bu yaptığının Rahm226;n238; mi, şeyt226;n238; mi olduğunu nasıl anlarız?" diye sordular. Sonra; "Eğer şu mescidin kenarındaki taş senin isteğinle gelir, sana ş226;hidlik ederse kab251;l ederiz." dediler. Bunun üzerine H226;ceMevd251;d, Allahü te226;l226;ya du226; ederek taşa iş226;ret etti. Taş yuvarlana yuvarlana yaklaştı ve taştan şöyle bir ses işitildi: "Ey müslümanlar! H226;ce Mevd251;d, vil226;yet ve ker226;met s226;hibidir. Onun fiilleri d238;ne uygundur. Onun h226;llerinin hepsi Rahm226;n238;'dir." Bu taş, üç def226; aynı sözleri tekr226;r edince, orada bulunanların hepsi H226;ce Mevd251;d Çeşt238;'nin büyüklüğünü anladılar ve tövbe ettiler.

H226;ce Mevd251;d, Belh'den talebeleriyle Buh226;r226;'ya doğru yola çıktı. Bir nehir kenarına geldiler. Bu nehirde bir kayık çalışıyor, yolcuları ücretle karşıya geçiriyordu. H226;ce Mevd251;d ve talebelerinin yanında hiç para yoktu. Kayık s226;hibi onlara, "Para almadan sizi karşıya geçirmem." dedi. Bunun üzerine kayık ile geçilmeyeceğini anlayan H226;ce Mevd251;d, Besmele çekerek nehre yürüdü ve talebelerinin de kendisini t226;kib etmelerini istedi. Onlar da H226;ce Mevd251;d'un peşini t226;kib ettiler. Göz açıp kapayıncaya kadar sel226;metle karşı kıyıya geçtiler. Bunu gören kayık s226;hibi pişman olup, özür diledi ve talebelerinden oldu.

Buh226;r226;'ya varan H226;ce Mevd251;d, orada ilim tahsili ile meşg251;l olmaya dev226;m etti. Daha çok Necmedd238;n Ömer'in derslerine dev226;m etti. Ondan fıkıh ilmini öğrendi. Necmedd238;n Ömer de ona şefkat ve merhamet gösterdi. Bu dersleri dinlemeye binlerce cin de gelirdi. Bu esn226;da cinlerle aralarında dostluk peyd226; oldu. Cinler, H226;ce Mevd251;d soyundan gelenlere bu dostlukdan dolayı kötülük yapmamaktadır."

Mevd251;d Çeşt238;, ölüm döşeğinde hastalığı iyice artınca, sık sık yatağından başını kaldırıp kapıya bakıyordu. O esn226;da n251;r226;n238; yüzlü, temiz elbiseli bir z226;t içeriye girdi. Sel226;m vererek, üzerinde birkaç satır yeşil yazı bulunan bir ipek parçasını Mevd251;d Çeşt238;'ye verdi. O da yazıya biraz baktıktan sonra, onu gözlerinin üzerine ko***** 1133 (H. 527) senesinde Çeşt şehrinde 97 yaşındayken vef226;t etti.

Cen226;zesi yıkanıp, kefenlenip, musalla taşına kondu. Tam cen226;ze namazı kılınacağı zaman, müthiş bir ses duyuldu. Sesi duyanların büyük bir kısmı oradan kaçtı. Bunun üzerine, birçok vel238;nin ruhları ve binlerce cinn238; onun namazını kıldılar. Bunlar her ne kadar görülmüyorsa da du226; ve sesleri orada bulunanlar tarafından duyuldu. Daha sonra talebeleri ile halk, cen226;ze namazını kıldı. Namazdan sonra t226;but, Allahü te226;l226;nın izni ile kendi kendine hareket ederek kabre kadar gitti. Bu ker226;meti gören binlerce gayr-i müslimden birçoğu müslüman olmakla şereflendiler.

Mevd251;d Çeşt238;, Minh226;c-ül-194;rif238;n ve Hül226;sa-i 350er238;at isimli iki eser yazmıştır.

BÜYÜK KÜÇÜĞE SEL194;M VERİR

Mevd251;d Çeşt238;, herkese tev226;zu ve hürmet gösterirdi. Büyük küçük herkes istif226;de etmek için onu ziy226;ret ederdi. O da gelenlerle, büyük, küçük, hizmetçi demeden ilgilenir, dertlerini dinlerdi. Huz251;runa gelenlere önce sel226;m verir, ayağa kalkardı. Kendisine: "Y226; H226;ce! Büyük ve küçükten ilk def226; sel226;m verecek kimdir?" diye su226;l edildi. Buyurdu ki: "Büyük, küçüğe sel226;m verir. Allahü te226;l226; da, Peygamber efendimize m238;r226;cda önce sel226;m verdi ve "Es-sel226;mü aleyke eyyühennebiyyü" buyurdu. Peygamber efendimiz de, karşılaştığı kimseye önce kendisi sel226;m verirdi. Peygamber efendimiz böyle yaparken, biz, nasıl olur da O'na muh226;lefet ederiz. Sonra Res251;lullah'a uymak, bize farz-ı ayndır."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:38 PM
H194;CE OSMAN H194;RÛNÎ

Hindistan'ın büyük vel238;lerinden. On ikinci yüzyılda yaşadı. Künyesi Ebü'n-N251;r'dur. H226;ce Osman, zam226;nının im226;mıydı. 1116 (H.510) senesinde doğdu. Ömrünün yetmiş senelik bir kısmını riy226;zet ve müc226;hede nefsin istediklerini yapmayıp istemediklerini yapmak ile geçiren H226;ce Osman, 1220 (H.617) senesinde Mekke-i mükerremede vef226;t etti. Oraya defnedildi. H226;ce Osman, İran'ın Niş226;bur şehrine bağlı H226;r251;n isimli beldede yaşadı.

Osman H226;r251;n238;, H226;ce Hacı 350er238;f Zenden238;'den edep ve ilim öğrendi. Osman H226;r251;n238;, ilk def226; hocasının huz251;runa gelip tövbe edince, hocası ona; "350u dört şeyi terk etmelisin: 1) Düny226;yı ve düny226; ehlini, 2) Arzularını ve hırslarını, 3) Nefsin neyi hatırlayıp isterse onu, 4) Allahü te226;l226;yı zikretmek için, gece uykuyu. Netice olarak Allahü te226;l226;dan başka her şeyi terk etmelisin. Herkesi kendinden iyi bil ki, hepsinden iyi olasın. Tev226;zu s226;hibi ve alçak gönüllü ol ki, evliy226;lık mak226;mına ulaşasın. Böyle olmayanın bizim yolumuzla ilgisi yoktur." buyurdu.

Osman H226;r251;n238;, hocasının bu nas238;hatına u***** çok riy226;zet çekti. Üç yıl sonra, hocası tarafından ona vekil olma izni verildi. İsm-i a'zama kavuştu. Z226;hir238; ve m226;nev238; ilimleri öğrendi. Hocası vef226;t edince, yerine geçti. H226;ce Osman H226;r251;n238;'nin dört büyük talebesi vardı. Bunlar; H226;ceMu238;nüdd238;n Çeşt238;, H226;ce Necmüdd238;n Sugr226;, 350eyh Sa'd238; Tenkuh238; ve 350eyh MuhammedTürk238;'dir.

Osman H226;r251;n238; devamlı nefsi ile müc226;dele ederdi. Hiçbir zaman doyuncaya kadar yiyip içmezdi. Geceleri çoğunlukla uyumaz, ib226;det ederdi.Çok acıktığı zaman, s226;dece bir-iki lokma yemek yerdi. Du226;sı makb251;ldü. 194;hireti düşünerek çok ağlardı.

Bir gün H226;ce Osman namazdayken g226;ipten bir ses; "Ey Osman, namazını beğendim ve kab251;l ettim. Dileğini iste vereyim." dedi. Namazdan sonra; "Y226; Rabb238;! Ben senden seni istiyorum." dedi. Yine; "Ey Osman! İsteğini kab251;l ettim. Başka ne istersen iste ki vereyim." deyince, Osman H226;r251;n238;; "Y226; Rabb238;! Muhammed aleyhissel226;mın ümmetinden olan bütün müslümanların günahk226;rlarını affet." diye niyazda bulundu. Bunun üzerine o ses; "Onlardan otuz bin günahk226;rı sana bağışladım." dedi. Osman H226;r251;n238; bundan sonra her namazının arkasından hep böyle du226; eder ve aynı cev226;bı işitirdi. Onun du226;sı ile affolanların sayısını ancak cen226;b-ı Hak bilir.

Osman H226;r251;n238; çok sey226;hat ederdi. Bir gün halkı mec251;s238;, ateşperest olan bir yerin yakınına geldi. Bir ağaç altında namaz kılmaya başladı. Yemek pişirmek için Fahredd238;n isimli yardımcısı ateş almak için mec251;si köyüne gitti. Köylülerden ateş yakabilmek için kor istedi. Fakat halk, ateşe tapındıklarından, istediğini vermedi.Ateş almadan geri dönüp, durumu arz edince, Osman H226;r251;n238; abdestini t226;zeleyip bu defa kendisi gitti ve halkı ateşe tapar buldu. Başkanlarının yedi yaşındaki oğlu da oradaydı.

Osman H226;r251;n238; onlara; "Allahü te226;l226;nın önemsiz bir mahl251;ku olan ve az bir su ile sönebilecek ateşe tapmaktan maksadınız nedir? Ateş, cen226;b-ı Hakk'ın 226;ciz bir yaratığıdır. Onun ve her şeyin s226;hibi yalnız Allahü te226;l226;dır. Niçin O'na tapmıyorsunuz? O'na taparsanız ebed238; kurtuluşa kavuşursunuz." dedi.Mec251;s238;lerin başkanı; "Ateşin, bizim d238;nimizde yeri büyüktür. Biz ona kıy226;met günü yakmasın diye ib226;det ediyoruz." deyince, Osman H226;r251;n238; ona; "Bu kadar kıymetli yıllarını kendisine tapmakla harcadığın ateşe bir uzvunu koy da yakmasın." dedi.Başkan; "Ateşin 226;deti yakmaktır. Buna kim karşı gelebilir?" deyince, Osman H226;r251;n238;; "Ateş de, bütün 226;lemin yaratıcısı olan Allahü te226;l226;nın emrindedir. O'nun izni olmadan bir saç teli bile yakamaz." dedikten sonra yaşlı adamın kucağındaki çocuğu aldı. Besmele çekerek; "Ey ateş! İbr226;him'in üzerine serin ve sel226;met ol." (Enbiy226; s251;resi:69) me226;lindeki 226;yet-i ker238;meyi oku***** ateşin içinde kayboldu.

Bir müddet sonraOsman H226;r251;n238; kucağında çocuk ile ateşin içinden çıktı. Yaşlı r226;hib ve etr226;fındakiler çocuğu sağ s226;lim görmekten memnun oldular ve ona ateşin içinde ne gördüğünü sordular. Çocuk; "350eyhin s226;yesinde bir bahçede oynadım." diye cevap verdi. Mec251;silerin hepsi bu duruma hayran kalarak, müslüman oldu. Başkanın ismini Abdullah, oğlununkini İbr226;him koyan OsmanH226;r251;n238; bir süre orada kalarak, onlara İsl226;miyeti öğretti. Söz konusu ateş m226;bedinin yerine bugün de mevc251;d olan çok güzel bir c226;mi inş226; edildi.

Mu238;nüdd238;n Çeşt238; anlatır: "Bir gün Osman H226;r251;n238; ile birlikte bir sey226;hate çıkmıştık. Dicle kenarına geldiğimizde, karşıya geçebilmek için bir kayığın bulunmadığını gördük. Osman H226;r251;n238; bana dönerek; "Gözlerini kapa!" buyurdu. Birkaç s226;niye sonra; "Aç!" dedi. Gözlerimi açtığımda karşı s226;hile geçmiş olduğumuzu gördüm. Bunun üzerine Allahü te226;l226;ya şükrettim.

Yine birgün hocam Osman H226;r251;n238; ile Sevastan'a gitmiştik. Bir müddet Sadrüdd238;n Ahmed Sevast226;n238;'nin derg226;hında kaldık. Hocama birisi geldiği zaman, görülmez kaynaktan Allahü te226;l226;nın izniyle bir şey gelirdi. O da bunu yeni gelene verir ve ondan Allahü te226;l226;ya ve Peygamber efendimize olan 238;m226;nla mezara gitmesi için du226; etmesini ric226; ederdi. Kabir azaplarından bahsedilince, bir yaprak gibi titrerdi. B226;zan günlerce ağlardı.

"Bir gün öleceğim. Kıy226;mette yaptıklarının hes226;bını verecek olan kimse, nasıl gülebilir ve günlük işlere dalabilir. Eğer insanların akrep ve yılanların kabirde verecekleri sıkıntıdan birazcık haberi olsa, tuz gibi erirler." buyururdu."

Mu238;nüdd238;n Çeşt238; yine şöyle anlatır: "Bir komşum vardı. Osman H226;r251;n238;'nin talebelerindendi. Bu komşum vef226;t etti. Cen226;zesinde bulundum. Cen226;ze kabre konunca herkes gitti. Ben biraz kalıp, mur226;kabeye daldım. O anda azap melekleri geldi. O sırada Osman H226;r251;n238; de orada hazır oldu. Onlara; "Bu benim talebelerimdendir. Ona az226;b etmeyin." dedi.Melekler gittiler, sonra hemen geri geldiler ve cen226;b-ı Hak; "Bu şahıs senin hil226;fına iş görürdü." buyurdu, dediler. Osman H226;r251;n238; onlara; "Evet! Fakat bize intis226;b edip talebe olmuştu." dedi. O anda cen226;b-ı Hak'tan şu emir geldi: "Ey melekler!Osman H226;r251;n238;'nin talebesinden elinizi çekiniz. Ben onu, Osman H226;r251;n238;'nin dostluğuna bağışladım." Ben de üm238;d ederim ki, Osman H226;r251;n238;'nin hürmetine bizi de affeder.

Osman H226;r251;n238; buyurdu ki: "Hesaplaşma günü geldiğinde, bütün peygamberler, vel238;ler ve müslümanlar, Allahü te226;l226; tarafından namaz hus251;sunda sorguya çekilecektir. Zam226;nında bu görevi yapanlar kurtulacaklar. Ancak yapmayanlar Veyl denilen ve az226;bı çok ağır olan Cehennem kuyusuna atılacaktır. Allahü te226;l226; Veyl kuyusunun, namazı vaktinde kılmayan için olduğunu bildirmiştir."

O SİZDİNİZ...

Bir gün Osman H226;r251;n238;'nin huz251;runa bir şahıs gelerek; "Uzun zamandır kayıp oğlumdan bir haber alamadım." deyip, F226;tiha ve du226; taleb etti. Osman H226;r251;n238; bir müddet mur226;kabeye daldı. Sonra orada bulunanlara; "Niyet edip F226;tiha okuyun da bu z226;tın oğlu bulunsun." buyurdu. Oradakilerin hepsi denileni yaptılar.

Osman H226;r251;n238; bir müddet daha mur226;kabeye daldı. Sonra o z226;ta; "Git, oğlun inş226;allah evine gelmiştir. Onu beni görmeye getir." buyurdu. O z226;t evine yaklaşınca, oğlunun döndüğü müjdelendi. Hasret giderdikten sonra, Osman H226;r251;n238;'nin huz251;runa gittiler. Osman H226;r251;n238; o z226;tın oğluna nerede olduğunu ve başına gelenleri sordu. O da; "Bir gemide esir alınıp adalardan birinde zincirle bağlı iken, bir z226;t gelip zincirleri çözdü, gözünü kapat ve aç deyince kendimi evde buldum. Sonra da o p238;r kayboldu ve o sizdiniz." diye anlattı. Daha sonra bu z226;tın oğlu, Osman H226;r251;n238;'nin h226;lis talebelerinden oldu.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:39 PM
H194;CEGÎ MUHAMMED İMKENEGÎ

Evliy226;nın büyüklerinden. İnsanları Hakka d226;vet eden; doğru yolu göstererek, sa226;dete kavuşturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük 226;lim ve vel238;lerin yirmi birincisidir. 1512 (H.918) senesinde Buh226;r226;'nın İmkene kasabasında doğdu. 1599 (H.1008) senesinde İmkene'de vef226;t etti. Evliy226;nın büyüklerinden Derviş Muhammed hazretlerinin oğlu ve Muhammed B226;k238;-billah hazretlerinin hocasıdır. Z226;hir238; ve b226;tın238; ilimleri babasından öğrendi. Babasından feyz alarak tasavvufta yetişip kem226;le erdi. Tasavvuf ilminin ve hallerinin mütehassısıydı. Bütün ömrü; İsl226;miyete hizmetle ve Peygamber efendimizin güzel ahl226;kını insanlara duyurmakla ve öğretmekle geçti. Çok vel238; yetiştirdi.

Yetiştirdiği vel238;lerin en başta geleni talebesi ve kendisinden sonra hal238;fesi olan Muhammed B226;k238;-billah'tır. Muhammed B226;k238;-billah bir gece rüy226;sında H226;ceg238; Muhammed İmkeneg238; hazretlerini gördü. Hocası ona; "Ey oğul! Senin yolunu gözlüyorum." buyurdu.B226;k238;-billah hazretleri buna çok sevindi. Hemen huz251;runa gitti. Huz251;runa varınca ona çok iltif226;t gösterip, yüksek h226;llerini dinledi.Sonra üç gün üç gece birlikte bir odada başbaşa kalıp, sohbet ettiler. H226;ceg238; hazretleri ona feyz verip, yüksek faydalara kavuşturdu. Sonra B226;k238;-billah hazretlerine; "Sizin işiniz, Allahü te226;l226;nın yardımı ve bu yüksek yolun büyüklerinin r251;hlarının terbiyeleriyle tam226;m oldu.Tekrar Hindistan'a gitmeniz l226;zım. Çünkü bu silsile-i aliyyenin, orada sizin s226;yenizde parlıyacağını görüyorum. Bereket ve terbiyenizden çok istif226;de edip, büyük işler yapacak kimseler gelecek." buyurdu.

H226;ce B226;k238;-billah kendilerini bu işe l226;yık görmediğinden, özür dilediyse de, Haceg238; İmkeneg238;, ona istih226;re yapmasını emretti. Rüy226;larını İmkeneg238; hazretlerine anlattığı zaman, şu karşılığı aldılar: "Derh226;l Hindistan'a gidiniz. Orada sizin bereketli nefeslerinizden bir az238;z meydana gelecek, bütün düny226; onun n251;ruyla dolacak. Hatt226;, siz de ondan nas238;binizi alacaksınız."

H226;ce B226;k238;-billah hazretleri Hindistan'da Serhend şehrine geldiği zama, kendisine; "Kutbun etr226;fına geldin." diye ilh226;m olundu. Bu kutb, İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretleriydi. Demek ki, bu kıymetli tohum, Semerkand ve Buh226;r226;'dan getirilmiş, Hindistan toprağına ekilmiş oluyordu.

H226;ceg238; Muhammed İmkeneg238; hazretleri, ömrünün sonlarına doğru şu şiiri çok okurlardı:

"Zaman zaman ölümü hatırlarım,
Bugün ne olacak ben de bilemem.
İsteğim Rabbime yakın olmaktır
Başka ne olursa ona r226;zıyım."

Mevl226;n226; H226;lid-i Bağd226;d238; hazretleri bir mekt251;bunda H226;ceg238; Emkeneg238; hazretlerinden bahisle şöyle buyurmuştur: "H226;ceg238; Emkeneg238; kuddise sirruh Hak 226;şıklarını hak238;k238; mahb251;ba kavuşturmak için sıkıntılara katlanarak ve z226;hiren kırıklık içerisinde senelerce rehberlik yaptı. Bir gün talebelerinin bir kısmı ile dikenlik bir yerden geçiyorlardı. Bir talebesinin ayakları yalın idi. Hemen her adımda bir diken batıyordu. İçinden gizlice 226;h çekiyor ve ayağını da hocasının İzinden ayırmıyor, t226;kib ediyordu. Hocası Emkeneg238; hazretleri onun bu h226;li üzerine iltif226;t edip; "Kardeşim ayağa elem dikeni batmadıkça, mur226;d gülü açılmaz." buyurdu. Bu söz üzerine tal****** gönlü pek ziy226;de hoşn251;d oldu..."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:39 PM
HACI ABDULLAH EFENDİ

Seydişehir'de yaşayan büyük vel238;lerden. Bozkır'ın Karacahisar köyünde 1806 (H.1222) senesinde doğdu. Babası Müderris Yeğen Mehmed Efendidir. 194;ilesinin tek çocuğu olan Abdullah Efendi, küçük yaşta annesini kaybetmesine rağmen tahs238;lini aksatmayıp, sıbyan mektebinden mezun oldu. Bu arada babasını da kaybetti.Tahs238;line dev226;m etmek için babasının talebelerindenMehmed Kuds238; Efendinin yanına gitti. Mehmed Kuds238; Efendi Nakşibendiye yolunun büyüklerindendi. Bu büyük z226;tın yanında ilim ve edep öğrenen Abdullah Efendi, hocasının vef226;tı üzerine yerine geçti.

Abdullah Efendi, hocasının iş226;reti üzerine Seydişehir'e yerleşerek, buradaki medresede talebe yetiştirmeye başladı. Kendisine başvuranların dertleriyle ilgilenir ve ç226;re bulurdu. Namazlarını SeyyidH226;r251;n-ı Vel238; C226;miinde kılardı. Devlet erk226;nı sık sık sohbetlerinde bulunur, onun hayır du226;sını alırdı.

Bir gün Konya V226;lisi Fer238;d Paşa, Hacı Abdullah Efendinin ziy226;retine geldi. Birkaç gün Seydişehir'de kalan Paşa, Abdullah Efendinin sohbetlerine katıldı. Paşa ayrılmak üzere izin isteyince, Abdullah Efendi, işlerinin hayırlı olması için Paşaya du226; etti. Paşa ayrılırken; "Du226; buyurun efendim! İlk fırsatta ziy226;retinize tekrar geleceğim." deyince, Abdullah Efendi; "Seydişehir'e son gelişiniz, bir daha görüşemeyeceğiz." buyurdu. Bu sözlerden Fer238;d Paşa üzülünce,Abdullah Efendi; "Merak etmeyin netice hayırlıdır." dedi.Seydişehir'den ayrılan Fer238;d Paşa AntalyaSancağına teftiş için gitti. Burada sadr226;zam olduğuna d226;ir telgraf alarak hemen deniz yoluyla İstanbul'a gitti. Bir daha Seydişehir'e gelmek nas238;b olmadı.

Talebelerinden fukara babası ve çok yardım sever olarak bilinen Hacı Mehmed Efendi, ic226;zet aldıktan sonra memleketine dönmüştü. Babası ve kayınpederi hacda vef226;t edince, Mehmed Efendinin işleri bozuldu. Her hafta hocasını ziy226;ret için Seydişehir'e gelirdi. Hac mevsimi yaklaştığı sırada yine hocasını ziy226;rete gelmiş, du226;sını almıştı. Elini öpüp ayrıldığı sırada, Abdullah Efendi oturduğu minderin altından bir bohça çıkarıp Mehmed Efendinin boynuna dolayıp; "Mehmed Hacca gideceksin, niyet et!" dedi. (O zamanlar hacca gitmek isteyenler boyunlarına bir bohça bağlamak s251;retiyle hacca gideceklerini belli etmeleri 226;detti.) Madd238; durumu iyi olmayan Mehmed Efendi çok şaşırdı, fakat hocasına bir şey diyemedi.Medreseden çıkarken, bohçayı boynundan çıkarıp, koynuna koydu ve h226;diseyi kimseye söylemedi.

Ertesi hafta tekrar hocasını ziy226;rete geldiğinde, medresenin kapısından girerken bohçayı boynuna bağlamayı unutmadı. Hocasının elini öperken, hocası; "Mehmed iki kapı arasında bohçayı boynundan çıkarsan da hacca gideceksin, niyet et!" buyurdu. Hocasının bu iht226;rı üzerine Mehmed Efendi, hacca niyet etti ve hazırlıklarını tamamladı.

Yola çıkılacağı gün bütün hacı adayları ile birlikte Mehmed Efendi de, Abdullah Efendinin medresesinin önüne geldi. Abdullah Efendi bütün hacı adaylarına hayır du226; eder, onlar da elini öperek ved226;laşırlardı.Sıra Mehmed Efendiye gelince, Hacı Abdullah Efendi cebinden çıkardığı beş kuruşu vererek; "Bunu kesenin dibine dik!" diye tenbihte bulundu.

K226;file uzun yolculuktan sonra Cidde'ye vardı. Cidde'de rehberler yüksek sesle ve memleketlerinin isimlerini söyleyerek hacı adaylarını ararlardı. Seydişehir rehberi de mis226;firlerini buldu ve; "İçinizde Mehmed Efendi var mı?" diye sordu.Mehmed Efendiyi kendi evine götürdü. Akşam namazından sonra rehber, Mehmed Efendiye; "Oğlum! Baban ve kayınbaban hacca geldiler ve burada vef226;t ettiler. Hacı Abdullah Efendi sık sık rüy226;ma girerek; "Em226;netleri s226;hibine ver!" diyor." dedikten sonra para dolu iki kemer verdi. Mehmed Efendi bu paralardan orada harcadığı gibi, memleketine dönünce de durumu düzeldi.

350imdi Etibank Alüminyum Tesislerinin voleybol s226;hasının bulunduğu yer üzüm bağı, meyve ve sebzelikti. Bu bahçenin suyu olmadığından s226;hibi çok sıkıntı çekiyordu. Bir yaz mevsiminde bahçenin s226;hibi, Hacı Abdullah Efendi olmak üzere şehrin ileri gelenlerini d226;vet etti. OğlunuAbdullah Efendiyi alması için gönderdi. Bahçeye gelen Abdullah Efendi, bir süre mis226;firlerle sohbet ettikten sonra bahçe s226;hibine; "Ahmed! Bize bahçeyi gezdir." buyurdu. Ahmed Efendi ile bahçeyi gezerken üzüm bağının olduğu kısma geldikleri sırada, HacıAbdullah Efendi bir müddet durduktan sonra; "Ahmed! 350urayı kaz aradığını bulursun." buyurdu. Ahmed Efendi oraya üç-beş taş ko***** yerini belli etti. Yatsı namazından sonra mis226;firler dağılınca, Ahmed Efendi bir fener ışığında iş226;ret edilen yeri kazdı. Yarım metre kazdıktan sonra, berrak ve tertemiz bir su çıktı. 194;ile efr226;dı o gece bayram yaptı.

Hacı Abdullah Efendi, bir ara hac farizasını yerine getirmek için Hicaz'a gitti. Med238;ne'de Peygamber efendimizin kabr-i şerifinin bulunduğu Hücre-i Sa226;detin etrafındaki 350ebeke-i Se226;dete girmek istedi. Ravza-i Mutehheranın muh226;fızlarına; "Burayı açın ben içeri girmek istiyorum." dedi. Muh226;fızlardan biri; "Buranın anahtarları bizde yok. Burada bir meş226;yih heyeti vardır. Onlar toplanır, karar verir ve ancak onların kararıyla burası açılır. Babam da bu heyetin başkanıdır." dedi. Abdullah Efendi; "Öyleyse babanıza haber verin." buyurdu. Muh226;fız gidip durumu babasına söyleyince babası; "Meş226;yih heyetinin herbiri bir yerde. 350u anda onları toplamak mümkün değildir." cev226;bını verdi. Muh226;fız durumu Hacı Abdullah Efendiye bildirince, ellerini kaldırıp; "Essal226;tü Vessel226;mü aleyke y226; Res251;lallah, Essal226;tü vessel226;mü aleyke y226; Hab238;ballah." derken kapının kilidi düştü ve kapı açıldı. 350ebeke-i Sa226;dette tam yedi saat ayakta durdu. Bu arada meş226;yih heyeti de toplanıp, geldi. Muh226;fızlardan durumu öğrenince, Abdullah Efendiye t226;zim ve hürmet ettiler.

Hacı Abdullah Efendi talebelerine sık sık şöyle buyururdu:

"Başkalarını him226;ye edin, kendinizi beğenip kibirli olmayın."

"Kalp uyanıklığı ile ib226;det etmeyen kimse ile Allahü te226;l226; arasında m226;ni vardır."

"Yapılan ib226;detleri muh226;faza edip, 226;hirete götürmek, ib226;detlerden h226;sıl olan amellerin muh226;faza meyvesi olan m226;nev238; zevki kazanmaktan güçtür."

"Helal yemek l226;zımdır. D238;n-i İsl226;ma uygun kazanmak l226;zımdır. Çünkü din, hak238;kat ancak hel226;l yemekle meydana gelir. Tehlikenin başı haram yemektir. Bir insan haramdan sakınır ise, onun için ib226;det ve t226;at kolaylaşır. İb226;detten tad alır."

Hay226;tının otuz dört yılını müderrislik ve şeyhlik gibi iki yüce mak226;mı hakkıyla ihy226; ederek Hak yolunda hizmetle değerlendiren Hacı Abdullah Efendi, 1903 (H.1319) senesinde vef226;t etti. Çok kalabalık bir cem226;atle Seyyid H226;r251;n-ı Vel238; C226;miinde kılınan cen226;ze namazından sonra vasiyeti üzerine Hıdır Mescidi denilen bugünkü türbesinin olduğu yere defnedildi.

ET, HELVA VE PİRİNÇ PİLAVI

Talebelerinden Bergamalı İbr226;him Efendi, ziy226;ret maksadıyla Seydişehir'e geliyordu. Eskişehir'de bir gece bir arkadaşında mis226;fir oldu. Hacı Abdullah Efendiyi ziy226;rete gittiğini söyleyince ev s226;hibi; "Ben de seninle ziy226;ret için gelip, o müb226;rek z226;tın hayır du226;sını alayım." dedi. Ertesi gün birlikte yola çıktılar. Abdullah Efendi o gün talebelerinden birine; "Oğlum! Kasaptan et al eve götür. Hacı anneye söyle, eti topluca pişirsin. Helva ile pilav da yapsın. Akşam üzeri mis226;firlerimiz gelecek. Onlar gelinceye kadar hazır olsun. Geldiklerinde yemekleri aldırırız." dedi. Talebe bu emri yerine getirdi.

Akşam üzeri iki mis226;fir geldi. Abdullah Efendi hizmetlerini gören talebesine; "Oğlum! Mis226;firlerimiz aç, yemek getir." dedi. Biraz sonra ağızları kapalı yemekler tepsi üstünde önlerine konulunca, Eskişehirli olan hemen yemek tabaklarının kapaklarını açıp, baktı. O anda derhal ayağa kalkıp, Abdullah Efendinin elini öpüp, af diledi ve şöyle dedi: "Yolda hayli acıkmıştım. 350ehre yaklaşınca; "350eyh Efendi olgun bir z226;t ise, et, bir helva, bir de pirinç pilavı hazırlatır. Bize ikr226;m eder." diye kalbimden geçirdim. Aynı yemekleri önümde bulunca çok http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/whatchutalkingabout_smile.gif. Beni bağışlayın."

Hacı Abdullah Efendi de; "Bizde bir şey yok. Her şeyi Allahü te226;l226; emreder, kulları yapar. Karnınızı doyurmaya bakın, buyrun 226;fiyet olsun." dedi.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:39 PM
HACI AHMED EFENDİ

Malatya'da yaşayan vel238;lerden. Doğum t226;rihi belli değildir. Babasının adı Mahm251;d'dur. Aslen Med238;neli olup, Seyyid olduğu söylenir. Hazret-i Ömer'in soyundan geldiği de riv226;yet edilmiştir. Hicaz'daki karışıklıktan dolayı 226;ilesi 350am'a göç etti. Ahmed Efendi 350am'da doğdu ve burada zam226;nın 226;limlerinden ilim öğrendi. Bir ara 226;ilesi ile birlikte 350am v226;lisi tarafından Harput sancağında bilinmeyen sebepler yüzünden mecb251;r238; ik226;mete t226;bi tutuldu. Ahmed Efendi burada evlenerek, Harput'a yerleşti. Sonra Malatya'ya göçtü. Hacı Ahmed Efendi Malatya Medreselerinde ders verdi ve Ulu C226;mide imamlık yaptı. İnsanlara Allahü te226;l226;nın emir ve yasaklarını anlatan v226;zlar verdi.

Bir gün Ahmed Efendi şimdiki Malatya şehir merkezindeyken bir tanıdığı ile karşılaştı. Biraz konuştuktan sonra Ahmed Efendi Battalg226;zi'ye (Eski Malatya) gideceğini söyledi. Ahbabı, saatini göstererek; "Hocam Cum226; vaktine yedi dakika kaldı. Oysa gideceğiniz yer iki saatlik yol. Birlikte burada kalalım." dedi. Ahmed Efendi ise; "Vazifemde aksaklık yapıp kazancımı haram edemem." diyerek yürüdü, Arkadaşı; "Bunda bir hikmet vardır." diyerek Ahmed Efendinin peşine takıldı ve birlikte gitmek istediğini söyledi. Battalg226;zi'ye yaklaştıklarında karşılarına ihtiyar bir z226;t çıktı. Üstü başı biraz kirliydi. ahmed Efendi; "Essel226;mü aleyküm Sultanım." diye sel226;m verdi.

Bir müddet daha yürüdükten sonra o z226;tın bu kere daha heybetli geldiğini gördüler. Yanlarına gelince; "Kardeşim Ahmed! Bu yanındaki adam kimdir? Onu nereye götürüyorsun?" diye sorunca Ahmed Efendi; "Himmetinize muht226;c efendim!" karşılığını verdi. İhtiyar z226;t oradan uzaklaşınca Ahmed Efendi arkadaşına dönerek; "İçinden kötü bir şey mi geçirdin ki, bu z226;t bize böyle söyledi." dedi. Arkadaşı da; "Evet sizin böyle pejmurde kıy226;fetli bir fukar226;nın önünde egilmeniz garibime gitmişti." dedi. Hacı Ahmed Efendi; "O pejmurde kıy226;fetli gördüğün z226;t zam226;nın kutbudur. Böyle kişilere hor bakmamalı." ddi. Arkadaşı hemen tövbe etti. C226;miye geldiklerinde saatine bakan arkadaşı Cum226; vaktine yine yedi dakika olduğunu gördü. Allahü te226;l226;nın izniyle iki saatlik yolu bir anda almışlardı. Arkadaşı Ahmed Efendinin büyüklüğünü o anda anladı.

Ahmed Efendi 1884 (H. 1301) senesinde 60 yaşlarında vef226;t etti. Battalg226;zi ilçsinde im226;mlık yaptığı c226;minin mihr226;bı önündeki mezarlığa defnedildi. Ahmed Efendinin h226;len İstanbul kütüph226;nelerinde üç eseri olduğu tahmin ve riv226;yet edilmektedir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:42 PM
HACI BAYRAM-I VELÎ


İstanbul'u, F226;tih Sultan Mehmed Hanın fethedeceğini müjdeleyen büyük vel238;. N251;m226;n bin Ahmed bin Mahm251;d, lakabı Hacı Bayram'dır. 1352 (H. 753)de Anakra ilinin Çubuk Çayı üzerindeki Zülfadl (Sol-Fasol) köyünde doğdu. 1429 (H. 833) senesinde Ankara'da vef226;t etti. Türbesi, Hacı Bayram C226;miinin kenarında ziy226;rete açıktır.

N251;m226;n, küçük yaşından 238;tib226;ren ilim tahs238;line başladı. Ankara'da ve Bursa'da bulunan 226;limlerin derslerine katılarak; tefs238;r, had238;s, fıkıh gibi din ilimlerinde ve o zam226;nın fen ilimlerinde yetişti. Ankara'da Mel238;ke H226;tun'un yaptırdığı Kara Medresede müderrislik yaparak talebe yetiştirmeye başladı. Kısa zamanda, halk arasında sevilip sayılan biri oldu.

İlimdeki bu üstünlüğüne rağmen Müderris N251;m226;n'ın r251;hunda bir sıkıntı vardı. O, bu sıkıntıdan ancak bir mürşid-i k226;milin huz251;runa varmakla kurtulabileceğini biliyor ve bir fırsat gözlüyordu. Nitekim bir gün dersten çıktığında yanına birisi geldi ve; "Ben 350üc226;-i Karam226;n238;'yim. Kayseri'den senin için geliyorum. Sana bir haberim ve d226;vetim var." dedi. N251;m226;n, bu sözlerin sonunda kendisi için mühim bir haberin olduğunu anlamıştı. "Hoş geldin, saf226;lar getirdin. İnş226;allah hayırlı haberlerle gelmişsindir. Anlat! Anlat!" diyerek hayretle sordu. "Beni şeyhim ve mürşidim Ham238;dedd238;n-i Vel238; hazretleri gönderdi ve; "Git Engürü'de (Ankara'da) Kara Medresede N251;m226;n adında bir müderris vardır. Ona sel226;mımı ve d226;vetimi söyle. Al getir. O bize gerek..." dedi. Ben de bu vaz238;fe ile huz251;runuza gelmiş bulunuyorum."

Müderris N251;m226;n bu sözleri dinler dinlemez; "Baş üstüne, bu d226;vete ic226;bet l226;zımdır. Hemen gidelim." diyerek müderrisliği bıraktı. 350üc226;-i Karam226;n238; ile Kayseri'ye gittiler. Kayseri'de Somuncu Baba diye meşh251;r Ham238;dedd238;n-i Vel238; ile bir kurban bayramında buluştular. O zaman Ham238;d-i Vel238;; "İki bayramı birden kutluyoruz." buyurarak, N251;m226;n'a Bayram lakabını verdi.

Ham238;d-i Vel238;, N251;m226;n ile başbaşa sohbetlere başla*****, onu kısa zamanda olgunlaştırdı. Z226;hir238; ve b226;tın238; ilimlerde yüksek derecelere kavuşturduktan sonra ona; "Hacı Bayram! Z226;hir238; ilimleri ve bu ilimlerde yetişmiş 226;limleri ve derecelerini gördün. B226;tın238; ilimleri ve bu ilimlerde yükselmiş evliy226;yı ve derecelerini de gördün. Hangisini mur226;d edersen onu seç!" buyurdu. Hacı Bayram da, vel238;lerin yüksek hallerini görerek, kendisini tasavvufa verdi ve bu yolda daha yüksek derecelere kavuşmak için çalıştı. Hocasının teveccühleri ile zam226;nının en büyük vel238;lerinden oldu.

Hacı Bayram-ı Vel238;, hocası ile hacca gitti. Hac vaz238;felerini yaptıktan sonra Aksaray'a geldiler. Orada hocasının 1412 (H. 815) senesinde; "Hal238;fem, vek238;lim sensin." emri üzerine, bu ağır vaz238;feyi üzerine aldı. Aynı sene hocası vef226;t edince, defn işleriyle meşg251;l olup, cen226;ze namazını kıldırdı. Aksaray'da vaz238;fesini bitirdikten sonra Ankara'ya döndü. Ankara'da d238;nin emir ve yasaklarını insanlara anlatmaya, onlara doğru yolu göstermeye, yetiştirmeye başladı. Her gün pekçok kimse huz251;runa gelir, hasta kalplerine şif226; bularak giderlerdi. Talebeleri gün geçtikçe çoğalmaya, akın akın gelmeye başladılar. Kısa zamanda ismi her tarafta duyuldu.

Bil226;hare İstanbul'un m226;nev238; f226;tihi olacak olan Akşemsedd238;n de Osmancık'ta müderrisken şeyhin evliy226;lık derececsini duymuş ve ona talebe olmak üzere Ankara'ya gelmişti. Fakat şeyhin dükkan dükkan dolaşıp para topladığını görünce, yanına varıp hikmetini sormadan "Evliy226; para mı toplar, buralara boşuna gelmişim." diyerek oradan ayrıldı. Zeynüdd238;n Haf238; hazretlerine talebe olmak üzere Mısır'a doğru yola çıktı. Haleb'e vardığı gece bir rüy226; gördü. Rüy226;sında, boynuna bir zincir takılmış ve zorla Ankara'da Hacı Bayram-ı Vel238;'nin eşiğine bırakılmıştı. Zincirin ucu ise Hacı Bayram'ın elindeydil. u rüy226; üzerine, Akşemsedd238;n yaptığı hat226;yı anla***** derhal Anakra'ya geri döndü. 350ehre ulaştığında Hacı Bayram-ı Vel238;'nin talebeleriyle ekin biçmeye gittiğini öğrendi. Tarlaya gitti. Fakat Hacı Bayram hazretleri ona hiç iltifat etmediler. Akşemsedd238;n, diğer talebelerle birlikte ekin biçmeye başladı. Yemek vakti geldiğinde, insanların ve orada bulunan köpeklerin yiyecekleri ayrıldı. Hacı Bayram-ı Vel238;, talebeleriyle yemek yemeye başladı. Yine Akşemsedd238;n'e hiç iltifat etmeyip, yemeğe çağırmadı. Akşemsedd238;n yaptığı hat226;yı bildiği için, kendi kendine;

"Ey nefsim! Sen, Allahü te226;l226;nın büyük bir vel238; kulunu beğenmezsen, işte böyle yüzüne bile bakmazlar. Senin l226;yık olduğun yer burasıdır." diyerek, köpeklerin yanına yaklaşıp, onlarla ber226;ber yemeye başladı.

Hacı Bayram-ı Vel238; hazretleri, Akşemsedd238;n'in bu tev226;zuuna dayanama*****; "Köse! Kalbimize çabuk girdin, yanımıza gel." buyurup iltif226;t etti, kendi sofrasına oturttu. Sonra ona; "Zincirle zorla gelen misafiri, işte böyle ağırlarlar." diyerek, onun gördüğü rüy226;yı, ker226;met göstererek anladığını bildirdi.

Akşemsedd238;n bundan sonra hocasının yanından hiç ayrılmadı. Sohbetlerini kaçırma*****, kalplere şif226; olan nasihatlarını zevkle dinlemye başladı. Hacı Bayram-ı Vel238;'nin teveccühleri altında, kısa zamanda bütün talebe arkadaşlarının önüne geçti. Nefsini terbiye etmekte herkesten ileri gitti.

Akşemsedd238;n'e ic226;zet, diploma verdiğinde, b226;zıları; "Efendim! Sizde yıllarca okuyan talebelere hil226;fet vermediğiniz h226;lde, bu yeni gelen Akşemsedd238;n'i kısa zamanda hil226;fet ile şereflendirdiniz?" dediler. H226;cı Bayram-ı Vel238; de; "Bu öyle bir kösedir ki, bizden her ne görüp duydu ise hemen inandı. Gördüklerinin ve işittiklerinin hikmetini de bizz226;t kendisi anladı. Fakat yanımad yıllardır çalışan talebeler, gördüklerinin ve duyduklarının hikmetini anlayamayıp bana sorarlar. Ona hil226;fet vermemizin sebebi işte budur." diye cevap verdi.

Hacı Bayram-ı Vel238;, bu şekilde hem talebelerini yetiştiriyor, hem de belli saatlerde c226;mide insanlara v226;z ve nas238;hat ediyordu. Herkes Hacı Bayram-ı Vel238;'nin v226;zlarına koşuyor, b226;zı ker226;metlerini görünce, ona daha çok bağlanıyorlardı. Bu şekilde Hacı Bayram'ın etrafında pekçok kimsenin toplandığını gören b226;zı hasetçiler, P226;diş226;h İkinci Mur226;d Hana; "Sult226;nım! Ankara'da Hacı Bayram isminde biri, bir yol tutturarak halkı başına toplamış. Aleyhinizde b226;zı sözler söyleyip saltanatınıza kasdedermiş. Bir isy226;n çıkarmasından korkarız!" diyerek iftir226;larda bulundular. Bunun üzerine sultan, durumun tetkik edilmesi için iki kişi vazifelendirip; "O kimseyi hemen gidiphuz251;rumuza getirin. Emrimize baş kaldırıp isy226;n ederse, zincire vurarak getirin!" emrini verdi.

Vazifeli çavuşlar, ellerinde p226;diş226;hın ferm226;nı olduğu h226;lde, Edirne'den kalkıp psüratle Ankara'ya gittiler. 350ehre yaklaştıklarında önlerine, yaşlı, n251;r yüzlü bir kimse ile bir genç çıktı. Sel226;mlaştıktan sonra ihtiy226;r z226;t; "Evl226;tlarım! Nereden gelip nereye gidiyorsunuz?" diye sorunca, onlar da; "Ankara'da Hacı Bayram isminde biri, etr226;fına adamlar toplayıp, P226;diş226;hımıza başkaldırmış. Onu yakalayıp p226;diş226;hın huzuruna götüreceğiz." dediler. Çavuşların bu sözünü bekleyen ihtiy226;r z226;t; "O aradığınız Hacı Bayram bu fak238;rdir." diyerek, kendisini gösterdi. Çavuşlar bir ferm226;na baktılar, bir de Hacı Bayram-ı Vel238;'ye. Aradıkları isy226;ncı bu olamazdı. Bu n251;r yüzlü, hoş sözlü z226;t, hiç isy226;n edecek birine benzemiyordu. Hacı Bayram-ı Vel238;'ye tekrar tekrar dikkatle baktıktan sonra, birbirlerine; "Gidelim, Sultanımıza gidelim. Bu z226;tın m226;s251;m olduğunu, söylenilenlerin yanlış olduğunu bildirelim." dediler.

Hacı Bayram; "Evlatlar! Sizin geleceğinizi biliyorduk. Onun için yola çıkıp sizi bekledik. P226;diş226;hımızın ferm226;nı başımız üzerindedir. Haydi durmayınız, elimi zincirle bğlayınız ve bir an önce buradan gidelim." buyurdu. Bu sözlere iyice hayret eden çavuşlar; "Sizi yanlış anlatmışlar efendim. Size karşı edepsizlik etmeye hay226; ederiz. Hele zincire vurmak hiç aklımızdan geçmez. M226;dem ki emrediyorsunuz, buyurunuz gidelim." dediler.

Hacı Bayram ile yanındaki genç talebesi Akşemsedd238;n, çavuşlarla birliket Edirne'ye doğru yola koyuldular. Hacı Bayram-ı Vel238;, yol boyunca çavuşlarla sohbetler etti, onlar nas238;hatlerde bulundu. Günler sonra Çanakkale Boğazından geçip, Edirne'ye geldiler. SArayda Sultan İkinci Mur226;d Han, söylentilere göre devletin sel226;metine kasdeden ve tahtına göz diken bir eşkıy226; beklerken, karşısında; n251;r yüzlü, k226;mil bir vel238; gördü. Hayretini saklama*****, onu baş köşeye oturttu. Utancından bu büyük vel238;nin yüzüne bakamadan; "Yolculugunuz zahmetli oldu herhalde." dedi. Hacı Bayram-ı Vel238; ise tebessümle; "İyi bir ves238;le oldu. Birçok yerde ve buralarda epeyce m226;neviy226;t 226;şıkları gördük ve tanıştık." diyerek, p226;diş226;hı rahatlattı. Sohbete başladılar. Sultan Mur226;d, şehz226;deliğinden beri ilme pek meraklıydı ve büyük bir 226;lim olarak yetişmişti. Hacı Bayram-ı Vel238; konuştukça, ilminin yüksekliğini daha iyi anladı. T226; Ankara'dan buraya kadar getirttiğine çok üzüldü, tanışmakla şereflendiği için de çok sevindi. Tasavvuftaki b226;zı müşkillerini Hacı Bayram-ı Vel238;'ye sordu. Aldığı cevaplardan ziy226;desiyle memnun oldu. Pekçok ihs226;nda bulunup, hediyeler verdi. Fakat Hacı Bayram-ı Vel238;; "Sult226;nım! Bizim düny226; malında gözümüz yoktur. Siz onları, ihtiy226;cı olanlara veriniz." diyerek n226;zikçe reddetti. P226;dişh226;h ısrar edince de; "Mutlaka ihs226;nda bulunmak istiyorsanız, talebelerimizin, devlete vereceği vergilerden muaf tutulmasını arzu ederiz." dedi. P226;diş226;h da memnuniyetle kab251;l etti. Hacı Bayram-ı Vel238;'yi günlerce sarayda mis226;fir etti, izzet ve ikr226;mda bulundu.

Başbaşa sohbet ettiği günlerden birinde; konu İstanbul'un fethine gelmişti. Mur226;d Han G226;zi; "Allahü te226;l226;nın izniyle, evliy226;nın himmet ve bereketleriyle İstanbul'u almak istiyorum. Rahmetli dedem Yıldırım B226;yez238;d Han bu işe girişti. Fakat bir netice elde edemedi. Devlet-i 226;l-i Osman'ın toraklarının ortasında bir Bizans Devletinin olmasına hiç gönlüm r226;zı değil. Sevgili Peygamberimizin de fethini müjdelediği bu İstanbul bize l226;zım. Bunu almak için de himmetinizi, yardımınızı bekliyorum." dedi. Mur226;d Han bu sözleri söylerken, Hacı Bayram-ı Vel238; derin bir tefekküre dalmış, onu dinliyordu. Sultanın sözü bittikten bir süre sonra şöyle konuştu: "Sult226;nım! Bu şehrin alınışını görmek ne size, ne de bize nas238;b olacak. İstanbul'u almak, şu beşikte yatan Muhammed'e (F226;tih Sultan Mehmed Han) ve onun hocası, bizim Köse Akşemsedd238;n'e nas238;b olsa gerektir." müjdesini verdi. Sonra geleceğin F226;tih'ini kucağına aldı. Onun gözlerine bakarak, uzun uzun teveccühlerde bulunda. Sultan Mur226;d Han, bu müjdeye çok sevindi. Oğlu şehz226;de Muhammed'e ve Akşemsedd238;n'e artık başka bir nazar ile bakmaya başladı.

Hacı Bayram-ı Vel238; hazretleri Edirne'de bulunduğu müddet içinde, c226;milerde v226;z verip, halka nas238;hatlerde bulundu. Edirneliler de onu çok sevdiler. Onun hangi c226;mide nas238;hat edeceğini öğrenip, oraya akın akın giderlerdi. P226;diş226;h da onun Edirne'de kalmasını istiyordu. Fakat Hacı Bayram-ı Vel238;, Ankara'ya talebelerinin başına dönüp, onları yetiştirmeye dev226;m etmek istediğini bildirdi.

P226;diş226;ha nas238;hatlerde bulunduktan ve onunla ved226;laştıktan sonra yola koyuldu. Önce Gelibolu'ya geldi. Orada Yazıcız226;de Ahmed B238;c226;n ve Muhammed B238;c226;n kardeşlerle görüştü. Bir müddet onları yetiştirmek için orada kaldı. Onların Bayramiyye yoluna girerek, tasavvufta ilerlemelerine sebeb oldu. Muhammed Efendi, yazdığı Muhammediyye'yi hocası Hacı Bayram-ı Vel238;'ye takdim ettiğinde; "Ey Muhammed! Bu kitabı yazacağına, kalbinin n251;rlanması için çalışsan, nefsini terbiye etmek için uğraşıp onu yola getirseydin daha iyi olmaz mıydı?" buyurduğunda, Muhammed B238;c226;n bir "194;hh!" çekti ki, o anda kitabın açık olan sahifeleri "194;hh" ateşinden kararıp simsiyah oldu. Hacı Bayram-ı Vel238;, kısa zamanda bu iki kardeşe ic226;zet, diploma vererek, insanları hak yola d226;vet ve bu yolda ilerletmekle görevlendirdi.

Hacı Bayram-ı Vel238;, Ankara'ya Sultan Mur226;d Hanın verdiği ferm226;nla geldi. Fermanda, Hacı Bayram-ı Vel238; hazretlerinin talebelerinin, yalnız ilim ile meşg251;l olmaları için, onların vergi ve askerlikten mu226;f tutulduğu bildiriliyordu. Bunu duyan pekçok kişi, vergi ve askerlikten kurtulmak için Hacı Bayram-ı Vel238;'nin talebesi olduğunu söylemeye başladı. Bunlar o kadar çoğaldı ki, Ankara'nın m226;l238; ve asker238; düzeni bozuldu. Sonunda Sultan, Hacı Bayram-ı Vel238;'den talebelerinin bir listesini istemek zorunda kaldı.

Hacı Bayram-ı Vel238; de, Ankara'nın Kanlıgöl mevkiinde bir çadır kurdu ve; "Bize intis226;b edenler, talebe olanlar burada toplansın." diye il226;n etti. Hacı Bayram-ı Vel238;'nin talebesi olduğunu söyleyen herkes, akın akın gelip meydanı doldurdu. Hacı Bayram-ı Vel238;; "Dervişlerim, müridlerim! Bana intis226;b eden talebelerimi bugün burada kurban etmem emrolundu. Canını, malını bana feda eden, çadıra girsin." buyurdu. Bütün talebeleri bir korku aldı. Bir uğultu yükseldi. Vergiden kaçmaki çin talebe görünenler; "Bu ne biçim mürşit; bu nasıl müritlik." diye söylenip duruyorlardı. Hacı Bayram-ı Vel238; de, eline keskin bir bıçak ile çadırınkapısında beklemeye başladı. Bu sırada topluluktan, bir erkek ile bir kadın kalabalığı yararak doğruca çadırın içine girdiler. Arkalarından Hacı Bayram-ı Vel238; de girdi. Daha önceden çadıra koyduğu koyunu içeride hemen kesti. Kırmızı bir kan, çadırdan dışarı çıktı. Kanı gören herkes hemen kaçtı. Meydanda kimse kalmadı. Daha sonra dışarı çıkan Hacı Bayram-ı Vel238;; "Anladık ki, bu kadar talebemiz varmış. Bunlardan başka herkes, vergi vermek ve asrelik yapmak s251;retiyle, devlete olan borcunu ödemelidir." buyurdu.

Hacı Bayram-ı Vel238;, ömrünün sonuna kadar İsl226;miyeti yaymak için uğraştı. Talebelerine ve sohbete gelen herkese, Allahü te226;l226;nın emirlerini bildirip, yasaklarından kaçınmanın şart olduğunu anlattı. Hay226;tı, hep ver226; ve takv226; üzere, haramlardan şiddetle kaçıp, şüpheli korkusuyla mübahların fazlasını terk etmekle geçti.

Onun vef226;tından sonra "Bayramiyye yolu"nu, talebelerinden Akşemsedd238;n ve Bıçakçı Ömer Efendi dev226;m ettirdiler.

Türbelerin kapatılma kararı çıktıktan sonra, her yere olduğu gibi Hacı Bayram-ı Vel238; hazretlerinin türbesine de kilit vurulmuştu. Fakat sabahleyin türbenin önünden geçenler kilidi kırılmış, kapıyı da ardına kadar açık gördüler. Olayın birkaç def226; tekerrür etmesi üzerine ilgililerden biri; "Böyle şey olmaz, bu kapıyı elbette bir açan var." demiş. Sonra bunun için iki polis vazifelendirmiş ve; "Sabaha kadar bekleyin, gözetleyin. 350u kapıyı kim açıyorsa, hemen yakalayın." iye de emir vermişti.

Polisler raldıkları bu emir gereğince, hazret-i 350eyh'in türbesi önünde sabah ez226;nı okununcaya kadar beklemişler. Sabah vakti 226;niden kilidin çıkardığı "Çat" sesi ile irkilmişler. İşte o zaman açılan kapıdan Hacı Bayram-ı Vel238; hazretlerinin tebessüm ederek kendilerine baktığını görmüşler. Türebyi bekleyen polislerden biri şaşkınlıktan düşüp bayılırken, diğerinin dili tutulmuş. Bu olaydan sonra bir daha hiç kimse kapıda nöbet tutmaya ces226;ret edememiştir.

Hacı Bayram-ı Vel238;'nin, Akşemsedd238;n ve Bıçakcı Ömer Efendiden başka hal238;feleri de vardı. Göynüklü Uzun Sel226;hadd238;n, Yazıcız226;de Muhammedv e Ahmed B238;c226;n kardeşler, İnce Bedredd238;n, Hızır Dede, Akbıyık Sultan, Muhammed Üft226;de hazretleri bunlardandır. Birisi de, d226;m226;dı Eşrefoğlu R251;m238; (Abdullah Efendi)dir.

Hacı Bayram-ı Vel238;'nin talebelerine nass238;hatlerinden b226;zıları şunlardır:

"İnsanların fitnesinden kurtulmak istiyorsanız, çarşı ve pazarlarda sık sık bulunmayınız."

"Hiddet ve kin, hak238;katleri gören gözleri kör eder. Öfke, iyi düşünmeyi daraltır, yanıltır."

"Allahü te226;l226;ya isy226;n yolunda, hiçbir kimseye yardım etmeyiniz."

"Küçük çocukları seviniz, başlarını okşayınız. Onları sevindiriniz ki, Peygamber efendimizin emrini yerine getirmiş olasınız."

"Çarşıda ve c226;mi avlusunda bir şey yemeyiniz. Yol ortasında durmayınız. Tic226;ret erb226;bının dükk226;nlarında uzun müddet oturmayınız."

"Hiçbir gün226;hı küçümsemeyin, çok çalışın. Boş gezenler, zengin bile olsa, arkadaşları şeytan, kalbleri şeytanın konağı olur."

"Hel226;linden kazanıp, ondan fakırlere cömertçe veriniz."

"Ölümü çok hatırlayınız. Ölüm gelmeden hes226;bınızı yapınız. Tövbe ediniz ki, affa kavuşasınız."

"Düny226; gamından, nefsin sıkıştırmasından hafifleyip kurtulmak istiyorsanız, kabristanları sık sık ziy226;ret ediniz."

"Ayıp ve kusurlarını gördüğünüz arkadaşlarınızın, komşularınızın, sırlarını ifş226; etmeyiniz. Çünkü gördüğünüz bu sırlar, size em226;nettir. Em226;nete hiy226;net ise, çirkin bir harekettir."

"194;lim ve vel238;lerin kabirlerini ziy226;ret ediniz. Z238;r226; o büyükler, kendilerini ziy226;ret edenlere şef226;at ederler."

Hacı Bayram-ı Vel238; hazretleri, 194;şık Y251;nus'la aynı asırda yaşamış ve onun söylediği gibi şiirler söylemiştir. Tasavvuf yolunda nefsi tanımanın ve it226;at altına almanın şart olduğunu bildiren Hacı Bayram-ı Vel238; hazretleri bu hususta şu şiiri söylemiştir:

Bilmek istersen seni,
C226;n içinde ara c226;nı.
Geç c226;nından bul 226;nı,
Sen seni bil, sen seni.

Kim bildi ef'226;lini,
Ol bildi sıf226;tını,
Anda gördü z226;tını,
Sen seni bil, sen seni.

Görünen sıf226;tındır,
O'nu gören z226;tındır,
Gayri ne h226;cetindir,
Sen seni bil, sen seni.

Kim ki hayrete vardı,
N251;ra müstagrak oldu,
Tevh238;d-i z226;tı buldu,
Sen seni bil, sen seni.

Bayram özünü bildi,
Bileni anda buldu,
Bulan ol kendi oldu,
Sen seni bil, sen seni.

ALABİLİRSEN AL

Hacı Bayram-ı Vel238;'nin doğduğu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çağrılmıştı. Yetim olan bu temiz genç, babasından kalma birkaç altınını, annesinden kalan h226;tıra bilezik ve küpleri em226;net edecek bir kimse bulamadı. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacı Bayram-ı Vel238;'nin türbesine getirdi. Türbeyi ziy226;ret edip; "Y226; hazret-i Hacı Bayram-ı Vel238;! Beni vatan238; vazifemi yapmak için çağırdılar. Annemden ve babamdan kalma şu h226;tıralraı em226;net edecek bir kimse bulamadım. Bu küçük çğekmeceyi z226;tı 226;linize em226;net bırakıyorum. Eğer askerden dönersem, gelir alırım. 350226;yet dönemezsem, istediğiniz bir kimseye verebilirsiniz!" diye mün226;caat etti. Sonra çekmececyi sandukanın kenarına ko***** ayrıldı.

Aradan yıllar geçti. Gencin askerliği bitti ve em226;netini almak üzere Hacı Bayram-ı Vel238;'ye geldi. Ziy226;retini yapıktan sonra, çekmeceyi koyduğu yerde buldu. Hiç dokunulmamıştı. Orada türbeyi bekleyen türbed226;ra; "Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce em226;net bırakmıştım. 350imdi alıyorum." dedi. Türbed226;r; "Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir def226;sında bu çekmecenin yerini değiştirmek istedim. Fakat bütün uğraşmalarıma rağmen yerinden bile oynatamadım. Bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, bir daha elimi bile sürmedim." Genç, çekmececnin yanına gelip, Hacı Bayram-ı Vel238;'ye teşekkür etti ve em226;netini alarak köyüne döndü.

F194;SIKLARDAN UZAKLA350

Hacı Bayram-ı Vel238; hazretleri Edirne'den ayrılırken kendisinden nasihat isteyen Sultan Mur226;d Hana şöyle dedi:

"Tebean içinde herkesin yerini tanı, ileri gelenlere ikr226;mda bulun. İlim s226;hiplerine hürmet et. Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. Halka yaklaş f226;sıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. Hiç kimseyi küçümseme ve hafife alma. İnsanlığında kus251;r etme, sırrını hiç kimseye açma, iyice yakınlık peyd226; etmedikçe, kimsenin arkadaşlığına güvenme. Cimri ve alçak insanlarla ahbablık kurma. Kötü olduğunu bildiğin hiçbir şeye ülfet etme. Seninle başkaları arasında bir toplantı akdedilir veya insanlarla aranızda b226;zı beseleler görüşülürse, y226;hut onlar bu meselelerde senin bildiğin hilafını iddi226; ederlerse, onlara hemen muh226;lefet etme. Sana bir şey sorulursa, ona herkesin bildiği şekilde cevap ver. Sonra bu meselede şu veya bu şekilde görüş ve delillerin de bulunduğunu söyle. Senin bu türlü açıklamalarını dinleyen halk, hem senin değerini, hem de başka türlü düşünenlerin değerini tanımış olur. Sana bu görüş kimindir? diye sorarlarsa, fak238;hlerin bir kısmınındır, de. Onlar, verdiği cev226;bı benimserler ve onu sürekli olarak yaparlarsa, senin kadrini daha iyi bilir ve mevkiine daha çok hürmet ederler.

"Seni ziy226;rete gelenlere ilimden bir şey öğret, böylece faydalansınlar. Herkes, öğrettiğin şeyi belleyip tatbik etsin. Onlara um251;m238; şeyleri öğret, ince meseleleri açma. Onlara güven ver, ahbablık kur. Z238;r226; dostluk, ilme dev226;mı sağlar. B226;zan da onlara yemek ikr226;m et. İhtiyaçlarını temin et. Onların değer ve 238;tib226;rlarını iyi tanı ve kusurlarını görme. Halka yumuşak mu226;mele et, müs226;maha göster. Hiçbir kimesye karşı bıkkınlık gösterme, onlardan biri imişsin gibi davran."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:42 PM
HACI DOST MUHAMMED KANDEH194;RÎ


Hindistan'ın meşh251;r vel238;lerinden. Doğum t226;rihi bilinmemektedir. 1867 (H. 1284) senesinde vef226;t etti. Ahmed Sa238;d-i Serhend238; hazretlerinin talebesidir. Onun sohbetinde kem226;le ulaştı. Tasavvufta yüksek derecelere kavuştu.

En meşhur talebesi Hacı Muhammed Osman S226;hib'dir. On sekiz sene sohbetinde bulundu. Hocasının en seçkin talebesiydi. Nakşibendiyye, K226;diriyye ve Çeştiyye tarikatlarından ic226;zet vermiştir. Vef226;tından sonra yerine geçip, insanlara Allahü te226;l226;nın emir ve yasaklarını bildirdi.

Hacı Dost Muhammed Kandeh226;r238;'nin sevdiklerine yazdığı mektuplar toplanarak Mekt251;b226;t adı verildi. Bu Mekt251;b226;t'ındaki otuz mektubu Muhammed Z226;hid bin Sir226;cedd238;n'in emri ile At226; Muhammed tarafından 1895 senesinde Mültan'da basılmıştır.

Molla M238;r V226;iz S226;hib Ahmedz226;de'ye yazdığı bir mektupta şöyle buyurdu:

"Ey kardeşim biliniz ki gerçek evliy226; ile evliy226;lık iddi226;sında bulunan sahte kimseler arasındaki fark şöyle isbat olunur. Gerçek evliy226;nın birinci al226;meti Ehl-i sünnet vel cem226;at 238;tik226;dında olması ve bunda derinleşmesidir. Ehl-i kıble olan sapık fırkaların, şianın, vehh226;b238;liğin, r226;fiz238;liğin ve diğerlerininsapıklıkalrından uzak olmasıdır. 350az olan y226;ni meşhur olmayan riv226;yetlerle amel etmemesidir.

İkinci al226;meti ise, dört hak mezhebin y226;ni Hanef238;, 350226;fi238;, M226;lik238; ve Hanbel238; mezheblerinden birinin fıkıh kitaplarına uygun amel etmesidir. Öyle ki farz, v226;cip, sünnet, müstehab ve mendublardan hiçbirini kaçırmaması bu hususta hat226;sı ve noksanı bulunmaması l226;zımdır. Çünkü z226;hirin bunlarla düzeltilmesi, z238;netlenmesi b226;tının da düzeltilip z238;netlenmesine ves238;le olur.

Üçüncü al226;met olarak da tasavvuf ehli olanın tövbe, zühd, tevekkül, kan226;at, uzlet (y226;ni d238;ni, ahl226;kı bozan kimselerden ve şeylerden sakınmak), zikir teveccüh, sabır, mur226;kabe ve rız226;yı elde etmesidir.

Yine evliy226;nın sohbetinde öyle bir tesir olur ki, düny226; sevgisi ve düny226;ya düşkün olanların sevgisi onun sohbetinde bulunanların kalbinden çıkar. Kalbinde bunlara karşı soğukluk h226;sıl olur. Sohbetinde bulunanlar gafletten kurtulurlar.

Gerçek vel238; kendini hiçbir kimseden üstün görmez ve asl226; medhetmez. Ahl226;k-ı ham238;diye ve beğenilen vasıflara s226;hib olur. Tev226;zu, ilim, tahammül, sabır, mürüvvet, fütüvvet, cömertlik, güleryüzlülük, güzel ahl226;k, doğruluk, acz ve niy226;z, incitmemek, haramlardan, mekruhlardan ve şüpheli şeylerden sakınmak onun vasfıdır. Bütün hayır işleri yapar. Res251;lullah aleyhissel226;mın ahl226;kı ile ahl226;klanır. İşte böyle bir z226;tın sohbeti büyük n238;mettir.

Eğer bir kimse şeyh, mürş238;d olduğunu söyler fakat sünnet-i seniyyeye uygun amel etmezse, şer'i şer238;fin z238;netiyle z238;netlenemez. Gıybetten, yalandan, yalan yere yemin etmekten, ahl226;k-ı zem238;meden sakınmazsa, böyle kimseden sakın, bin def226; sakın! Onun sohbetinden uzak dur. Hatt226; onun bulunduğu şehirde durma! Olur ki bir gün ona bir meyl edersin de kalbinde büyük zarar h226;sıl olur. Ona asl226; uyulmaz, o, şeytanın tuzağına düşmüş gizli bir hayduttur. Böyle bir kimseden 226;det dışı harika, haller ve keşifler de görsen onunla görüşmekten aslandan kaçar gibi kaçınız!"

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:42 PM
HACI DURSUN EFENDİ


Karadeniz bölgesi vel238;lerinden. Trabzon'a bağlı Of ilçesinin Çalak köyünde 1883 (H. 1300) senesinde doğdu. İlk tahs238;lini köyünde ve Of'ta yaptıktan sonra İstanbul'a gitti. İstanbul'da D226;r-ül-Hil226;fet-il-Aliyye Medreselerinde ilim öğrendi.

Sahn-ı Seman Medresesini bitirdikten sonra 1918'de imtihanla Süleym226;niye Medresesine girdi. Bu medreseden 17 Nisan 1922'de mezun oldu. 1923'te dersi226;m olan Dursun Efendi, Um251;r-ı 350er'iyye ve Evkaf Vek226;leti tarafından Trabzon ve hav226;lisi medreseler müfettişliğine t226;yin edildi.

Memleketine döndüğü sırada milletin asırlardır görüp yaşadığı inanç ve ak238;deler ayaklar altına alınıyordu. Bunun üzerine genç müderris Of eşr226;fından bazı kimselerin de altına imz226; koyduğu şu mektubu yazıp hükümete gönderdi:

"Türklerin en hus251;s238; emelleri vatanları ile ber226;ber dinlerinin de muh226;fazasıdır. Türkler İsl226;miyeti kabul ettikten sonra, bütün ictim226;238; düşünceleri İsl226;miyetle yoğrulmuştur. O derece ki, Tük demek İsl226;mm demek olmuştur. Bin226;enaleyh Türkleri İsl226;miyetten ayırmak imk226;nsızdır.

İstikl226;l Harbinden önce milliyet ve mevc251;diyetlerini kaybetmiş bir takım şahsiyetler memleketin birlilğini, ictim226;238; esaslarını bozacak cereyanlar meydana getirmeye çalışmışlardı. Büyük bir üzüntü ile görüyoruz ki, bu şahsiyetler bugün de fa226;liyetlerine hız vermektedirler.

Halkın d238;n238; esaslarını ve mill238; ananelerini oyuncak sayan bu adamlar, gürültü ile bütün Türk halkını milliyetsiz, ananesiz, dinsiz insan kümesi yapmak kolay bir iş midir sanıyorlar?

Mill238; Huk251;kumuz olan fıkhımızın mill238; ahl226;k ve ictim226;iy226;tımızın yerine Batının bozulmuş, kokuşmuş şeylerini getirmek isteyen bu kör taklidcilerin sözlerini gazete sütunlarında gördükçe bunların Türk olduğuna bir türlü inanamıyoruz. Türkler nasıl Batının fuhşa bulaşmış ahl226;k ve ictim226;iy226;tını kabul eder?

Batının san226;yiini, iktisadiy226;tını alacağız, zir226;at ve tic226;retine rek226;bet edeceğiz. Fakat hiç bir zaman varlığımızı ahl226;k anlayışımızı Batıya fed226; etmeyeceğiz."

Hacı Dursun Efendi bir süre sonra vazifesinden ayrılarak Of ilçesinde kendi gayretleri ile talebe yetiştirmekle meşgul oldu. Karadeniz bölgesinde Çalekli Hacı Dursun Efendi diye meşhur oldu. Bölgesinde Ehl-i sünnet 238;tik226;dını yaymak için büyük bir gayretle çalıştı.

Ömrünün sonuna kadar Allahü te226;l226;nın emir ve ysaklarını insanlara öğretmeye çalışan Dursun Efendi, 1977 senesi 350ubat ayının 27'sinde Çalek'te vef226;t etti. Kalabalık bir cem226;at ile kılınan cen226;ze namazından sonra defnedildi. Hacı Dursun Efendinin tesirleri o bölgede h226;l226; dev226;m etmektedir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:42 PM
HACI HIDIR EFG194;N

Hindistan'ın büyük vel238;lerinden. İsmi Hıdır'dır. Hacı Hıdır Efg226;n diye bilinir. Aslen Afganistanlıdır. Serhend'e bağlı Behlülp251;r kasabasında doğdu. Doğum t226;rihi bilinmemektedir. Behlülp251;r'da 1625 (H. 1035) senesinde vef226;t edip, orada defnedildi.

Küçük yaşından 238;tib226;ren ilim ve irf226;n ehlinin sohbetlerinde bulunup, feyz aldı. Hindistan 226;limlerinden 350eyh Mey226;nciy251;n'un uzun müddet ders ve sohbetlerinde bulunup istif226;de etti. İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretlerinin sohbetleriyle şereflendi. Kısa zaman içinde feyz alıp yükseldi ve tasavvuf derecelerini geçti.

İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretleri tarafından ic226;zet verilip, Allahü te226;l226;nın d238;nin yaymak ve sevgili Peygamberimizn güzel ahl226;kını anlatmakla vaz238;felendirildi. Hicaz'a gidip hac ib226;detini yerine getirdi ve sevgili Peygamberimizin kabr-i şer238;fini ziy226;ret etti. Bu sırada birçok Arab memleketlerini gezip gördü ve insanlara faydalı olmaya gayret etti.

Onun ilim ve sohbet meclisinde birçok kişi hid226;yete kavuşup feyz aldı ve yüksek derecelere ulaştı. İm226;m-ı Rab226;n238; hazretlerinin vef226;tından sonra, onun ayrılığına dayanamayıp kısa zaman sonra vef226;t etti.

Hacı Hıdır Efg226;n, ilmiyle amel eden bir 226;lim ve tasavvuf derecelerinde yüksek bir vel238;ydi. Serhend yakınlarındaki Behlülp251;r kasabasında bulunur, sık sık İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretlerinin yüksek derg226;hlarına gelir, sohbetleriyle şereflenir ve tekrar dönerdi. Gecelerini, Allahü te226;l226;nın rız226;sına kavuşmak için ib226;detle geçirirdi. Vakitlerini Kur'226;n-ı ker238;m okumak, zikir, tesbih ve namaz kılmakla değerlendirirdi.

Tatlı ve gür sesiyle okuduğu ez226;n, kalblere tesir ederdi. İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretlerinin hizmetinde bulunduğu sırada ez226;nı d226;im226; o okurdu. Bazan seher vakitlerinde, b226;zan da bütün gece boyu, yanık sesiyle beytler ve kas238;deler okur, ağlardı. Res251;lullah efendimize çok salev226;t-ı şer238;fe okurdu.

İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretleri buyurdu ki: "Bir gün şeytanı gördüm. Kendisine bir takım su226;ller sordum. Allahü te226;l226;nın hükmü ile doğrusunu söyledi. Bu arada; "Talebelerim arasından, doğru yoldan saptırmak için en az musallat olduğun ve kandıramadığın hangisidir?" diye sordum. Cev226;bında; "Hcı Hıdır'dır." dedi."

Hacı Hıdır Efg226;n, Serhend'e yakın bir köyde bulunduğu sırada, İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretlerinin vef226;t ettiği haberini duydu. Bu haber üzerine içli göz yaşları dökerek Serhend'e gitti. bu gelişinde yanık ve tatlı sesiyle ez226;n okudu. Ez226;n sesini duyan İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretlerinin talebe ve sevenleri toplanıp, o büyük vel238;nin vef226;t ettiği gün gibi bir gün yaşadılar.

Hadar226;t-ül-Kuds adlı eserin müellifi Bedredd238;n Serhend238;, bu h226;diseyi Peygamber efendimizin vef226;tından sonra, ayrılık ateşiyle yanan Bil226;l-i Habeş238;'nin durumuna benzetir.

Sevgili Peygamberimizin vef226;tından sonra, müezzini olan Bil226;l-i Habeş238;, Peygamber Efendimizin ayrılığına dayanamayıp 350am'a gitmişti. Ömrünün sonuna yakın, Peygamber efendimizin rüy226;da d226;veti üzerine, kabrini ziy226;rete gelmişti. Peygamber efendimizin torunları, hazret-i Hasan ile hazret-i Hüseyin'in ısr226;rları üzerine, yanık ve tatlı sesiyle ez226;n okumuştu. Ez226;n'ın sesini duyan Esh226;b-ı kir226;m, Mescid-i Neb238;'ye gelerek, Peygamber efendimizin zam226;nını hatırlayıp ağlaşmışlardı.

ACABA KİME VERİRLER

İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretlerinin, Hacı Hıdır Efg226;n'a yazdığı mektubu:

"Kıymetli mektubunuz geldi. İçindekiler anlaşıldı. İb226;detlerden zevk duymak ve bunların yapılması güç gelmemek, Allahü te226;l226;nın en büyük n238;metlerindendir. Hele namazın tadını duymak, nih226;yete yetişmeyenlere nas238;b olmaz. Hele farz namazların tadını almak, ancak onlara mahs251;stur. Çünkü nih226;yete yaklaşanlara n226;file namazların tadını tattırırlar. Nihayette ise yalnız farz namazların tadı duyulur. N226;file namazlar zevksiz olup, farzların kılınması büyük k226;r, kazanç bilinir.

F226;ris238; mısr226; tercümesi:

Bu iş büyük n238;mettir. Acaba kime verirler?

Namazların hepsinde h226;sıl olan lezzetten, nefse bir pay yoktur. İnsan bu tadı duyarken, nefsi inlemekte, fery226;d etmektedir. Y226; Rabb238;! Bu ne büyük rütbedir.

Arab238; mısr226; tercümesi:

"N238;mete kavuşanlara 226;fiyet olsun."

Bizim gibi ruhları hasta olanların bu sözleri duyması da, büyük bir n238;mettir ve hak238;k238; sa226;dettir.

F226;ris238; mısr226; tercümesi:

"B226;ri kalbimize bir tesell238; olsun."

İyi biliniz ki, düny226;da namazın rütbesi, derecesi, 226;hirette, Allahü te226;l226;yı görmenin yüksekliği gibidir. Düny226;da insanın Allahü te226;l226;ya en yakın bulunduğu zaman, namaz kıldığı zamandır. 194;hirette en yakın olduğu zaman da, rüyet y226;ni Allahü te226;l226;yı gördüğü zamandır. Düny226;daki bütün ib226;detler, insanı namaz kılabilecek bir h226;le getirmek içindir. Asıl maksad namaz kılmaktır. Sa226;det-i ebediyye ve sonsuz n238;metlere kavuşmanızı dilerim."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:42 PM
HACI MUHAMMED S194;MÎ EFENDİ


Son asırda Anadolu'da yetişmiş vel238;lerden. P238;r238; S226;m238; diye de bilinir. Babası Erzincan'ın meşh251;r Kırtıloğulları sül226;lesinden İbr226;him Efendidir. 1848 (h. 1264) senesinde Erzincan'da doğdu. 1912 (H. 1330) senesinde Erzincan'da vef226;t etti. Kabri eski Erzincan'da Terzi Baba Mezarlığına giden yol üzerindeki derg226;hının bulunduğu Akmezarlık'tadır.

Erzincan'ın Selüke köyünde düny226;ya gelen Muhammed S226;m238; Efendi, ilk tahs238;lini köyünde yaptı. Köy hocasından Kur'226;n-ı ker238;m okumayı öğrendi. Erzincan'ın "Eski Hük251;met" t226;bir edilen medresesinde Arapça ve Farsça öğrendi. İlim tahs238;lini dev226;m ettirmek üzere İstanbul'a geldi. F226;tih Medresesinde akl238; ve nakl238; ilimleri öğrendi.

Buradaki tahs238;lini tamamladıktan sonra, müderrislik ic226;zetn226;mesi, diploması alarak Erzincan'a döndü. Bugünkü adıyla Karakaya olan Keleriç köyü c226;miinde im226;mlık ve hatiplik vaz238;fesine başladı. K226;diriyye yolu mensuplarından 350eyh Abdurrahm226;n Efendinin ve Nakşibendiyye mensuplarından Hacı Mustafa Fehmi Erzinc226;n238;'nin sohbetlerinde bulundu.

Zaman zaman Erzincan'a giderek C226;mi-i Kebirde yaptığı v226;z ve nas238;hatlarıyla insanlara İsl226;miyetin emir ve yasaklarını anlattı. Birkaç yıl sonra Hınıs Rüşdiyesine muallim ve daha sonra Erzurum Rüşdiyesine muallim-i evvel t226;yin edildi. Bu vaz238;fede dört yıl kadar kalıp talebe yetiştirdi.

Erzurum'da bulunduğu sırada PTT müdürlerinden İsm226;il Efendi adında birisiyle tanıştı. İsm226;il Efendi, Bitlis'in Nurşin köyünde bulunan büyük vel238; Abdurrahm226;n-ı T226;g238; (T226;h238http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/wink.gif hazretlerinin büyüklüğünü ona anlattı. İsm226;il Efendi ile birlikte, hocası olan bu büyük z226;tı ziy226;rete gittiler. Hacı S226;m238; Efendi birkaç gün Abdurrahm226;n-ı T226;g238; hazretlerinin sohbetinde bulundu. Onun büyük bir vel238; olduğunu görerek, talebe olmaya karar verdi.

Bir gün sohbetten sonra, o z226;tın elini öperek; "Efendim, kab251;l buyurursanız memuriyetten istif226; edip, hizmetinizde bulunmak istiyorum." dedi. 350eyh Abdurrahm226;n Efendi, ona 226;ilev238; durumunu ve borcu olup olmadığını sorduktan sonra; "Senin biraz borcun varmış. Bir yıl daha çalışarak borçlarını öde; anne ve babandan müs226;de aldıktan sonra buraya gel." diye emretti. Bunun üzerine, Erzurum'daki vaz238;fesine geri döndü ve bir yıl daha çalışarak borçlarını ödedi. Erzincan'da bulunan babası, annesi ve 226;liesinden izin alarak, vaz238;fesinden istif226; edip, 350eyh Abdurrahm226;n Efendinin hizmetinde bulunmak üzere Nurşin'e gitti.

350eyh Abdurrahm226;n Efendinin tekkesindeki talebelerle birlikte iki yıl kadar tasavvuf ilmini tahs238;l etti. Abdurrahm226;n Efendi, sohbetlerini Arapça ve Kürtçe yapıyordu. Hacı S226;m238; Efendi, hocasının ilminden istif226;de etmek, sohbetlerinden bereketlenmek için orada bulunduğu sırada Kürtçe öğrendi. Türkçe, Arapça ve Farsçanın yanında, Kürtçeyi de ana dili gibi konuşur oldu. İki yıl sonunda kendisine ic226;zet, diploma verilerek; insanlara İsl226;miyeti öğretmek, doğru yolu göstermeki çin memleketi Erzincan'a gönderildi.

Hacı S226;m238; Efendinin iki yıl gibi kısa bir zamanda ic226;zet alıp hal238;fe oluşu, tekke içinde hizmette bulunan diğer talebeler arasında bir takım dedikodulara sebeb oldu. Uzun zamandır orada bulunup, ic226;zet alamayan talebeler vardı. Bu durum hocalarına bildirilince; "Hacı S226;m238; Efendinin hocaları, lambasının şişesine gazını koymuş, fitilini takmış, bize yalnızca bir kibrit çakmak vaz238;fesi kalmıştı. Biz de onu yaptık." buyurdu.

Hocasının elini öpüp, du226;sını aldıktan osnra Erzincan'a gelen Hacı S226;m238; Efendi, önceden im226;mlık yaptığı Keleriç köyüne gitti. Orada eski talebesi Beşir Efendi ile birlikte on kişi hizmetine girdi. bir müddet kendi köyü Selüke'ye gelerek altı ay kadar kaldı ve kışı orada geçirdi.

Sonra babasından izin alarak Erzincan'a gitti. Selüke köyündeki bir kısım mal varlığını satarak Erzincan şehir kıyısında daha sonra Mecidiye-yi keb238;r adı verilen bir mahallede, Keçioğullarından altmış dönümlük bir tarla satın aldı. Bu tarla üzerine kendisi için bir mesken ve bitişiğine de gelen mis226;firlerin kalması için iki katlı bir bina, evlerin yanına bir de c226;mi yaptırdı. Hacı S226;m238; Efendi, işte bu binada hocasının emir buyurduğu şekilde insanları terbiye etmeye başladı. Allahü te226;l226;nın d238;nini insanlara öğretti. Yanlış yollara gitmelerine m226;ni oldu.

Az zamani çinde, sözünden, sohbetinden, hal ve hareketlerinden lezzet alan halk, akın akın gelerek ona bğlanıp istif226;de ettiler.

Hacı S226;m238; Efendi geriye Nusredd238;n, Fahredd238;n, 350eyhadd238;n, Sel226;hadd238;n, Eşref ve Hacıbayram adında altı erkek; H226;lise ve Muhlise adında iki kız bırakarak 1912 (H. 1330) senesinde kurban bayramı akşamı vef226;t etti.

Eski Erzincan'da Terzi Baba Mezarlığına giden yol üzerindeki c226;miinin ve derg226;hının bulunduğu Akmezarlık diye bilinen yerde defnedildi.

C226;mi ve derg226;hının çevresinde ağaç yetiştirmiş, bunların gelirleriyle c226;minin, derg226;hın ve diğer kısımların ihtiy226;cı için dört takım ev, ayrıca çeşitli yerlerde sekiz-dokuz değirmen yaptırmıştır. Derg226;hının bulunudğu yerde bugün kendi kabri blunmaktadır. 1939 yılındaki büyük depremde c226;mii, derg226;hı ve üç bine yakın kitabı olan kütüph226;nesi har226;b olmuştur.

Talebelerinden b226;zıları Hahlı Hacı Abdurrahm226;n Efendi, Kelkitli Hacı Ali Efendi, Ref226;hiye'nin Hanzar köyünden Hacı Hasan Efendi, Hacı Hoca Mehmet Efendi ve Beş238;r Efendilerdir. Kendisinden sonra vaz238;fesini Beş238;r Efendi dev226;m ettirmiştir.

KALP KIRMAYIN

Bir sohbeti sırasında buyurdu ki:

"Kimsenin kalbini kırmayınız. Herkese hürmetle mu226;mele ediniz. Z238;r226; karşınızdaki bir vel238; olabilir. Böylece onların nazarına, himmetine kavuşursunuz. "Evliy226;nın nazarı ve bakışı kimy226;dır." denilmiştir. Eğer onu bunu incitmeyi huy ve tabiat edinirseniz bir gün bilmeden Allahü te226;l226;nın sevdiklerinden birinin kalbini kırar, üzersiniz de, sonar periş226;n olursunuz. Nitekim hed238;s-i kuds238;de; "Ben kalpleri kırık olanların yanındayım." buyruldu. Bunun için "Her gördüğünü Hızır bil!" demişlerdir.

Peygamber efendimiz; "Cem226;atte rahmet vardır." buyurdu. Cem226;atten birinin du226;sı, dileği kab251;l olursa cem226;atin hepsinin birden du226;sı kab251;l olur. Cem226;atle namaz kılmanın hikmeti budur.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:42 PM
HACI MUHARREM HİLMİ

Anadolu'da yetişen vel238;lerden. Elazığ'ın Sarılı köyünde 1877 (H. 1294)de doğdu. Beş-altı yaşlarına geldiğinde 226;ilesi ile birlikte Gurbet Mezire isimli köye göç etti. Burada arkadaşları ile koyun güderken, onar İhl226;s okuyup, dervişlerin zikirlerini taklid ederlerdi.

Bir süre sonra Muharrem Efendi, ilim tahs238;line başladı. On beş yaşları ortalarındayken 226;ilesi Sofular köyüne göç etti. Bu köyde K226;dir238; ve Nakşibend238; şeyhi Hacı Ömer Efendi ile tanıştı. Birkaç gün o z226;tın sohbetlerinde bulundu. O z226;t köyüne geri giderken; "Nereye gidiyorsunuz, ben sizi nerede bulurum, size nasıl gelirim?" diye sorunca; "Biz seni kendimize çekeriz." cevabını aldı.

Aradan bir süre geçince, Muharrem Efendi, Hacı Ömer Efendiyi özledi. Fakat bir türlü onun kendisini çekmediğini görünce, yola çıktı. Yürüye yürüye Kövenk köyüne vardı. Çeşmede abdest alıp Cum226; namazını kılmak için c226;miye doğru giderken, evinin önünde bekleyen Hacı Ömer Efendi; "Gel benim talebem! Gördün mü seni nasıl kendime çektim?" dedi.

Hacı Ömer Efendiye bağlandıktan sonra Muharrem Efendi, yaz-kış demeden hemen hemen her gün 7-8 saat mesafe uzaktaki hocasını görmeye giderdi. Muharrem Efendi 226;ilesi ile birlikte birkaç köy daha dolaştıktan sonra, 1905'te Harput'a yerleşti. Medresede Hacı Abdullah Efendiden ve oğullarından z226;hir238; ilimleri öğrenmeye başladı. Bir Yandan ilim öğrendi, bir yandan da hocası Hacı Ömer Efendiyi sık sık ziy226;ret etti. Bir ara büyük 226;lim ve vel238; Beyz226;de Ali Rız226; Efendiye müezzinlik yaptı.

Bir gün m226;neviy226;ta d226;ir bir eserin, anlayamadığı b226;zı yerlerini hocasına sormak için Harput'a gitmek üzere yola çıktı. Kitabı koynuna koymuştu. Mezire yakınlarında bir pınarın başında biraz dinlenmek için oturdu. Elini koynuna soktuğunda kitabı bulamadı. Hemen abdest alıp Abdülk226;dir-i Geyl226;n238; hazretlerinin v226;sıtası ile Allahü te226;l226;ya kitabın bulunması için yalvardı. Kitabı kaybolduğundan evine geri dönmek mecburiyetinde kaldı. Eve gelince hanımı; "Y226;hu sen ne tuhaf adamsın? Hem kitabı götürüyor, hem de geri gönderiyorsun?" deyince, Muharrem Efendi, "Ne oldu?" diye sordu. Hanımı; "Orta boylu, sakallı bir z226;t kitabı getirdi ve şöyle dedi: "Bu kitabı al ve ona kitabının bekçisi olmadığımı söyle!" dedi."

1906'da askerlik vaz238;fesine başlayan Muharrem Hilmi, açılan imtihanı kazanarak tabur im226;mı oldu. Çeşitli yerlerde tabur im226;mlığı yapan Muharrem Hilmi, Bitlis'te Muhammed Kufrev238;rin sohbetlerinde bulunrak ondan ic226;zet aldı. Sonra Yemen'e gönderildi. Yemen'de tabur im226;mlığı yanında, Yemenli çocuklara Türkçe öğretmenliği de yaptı ve iki sene kadar kaldı.

Muharrem Hilmi Efendi Yemen'deyken yağmur yağmıyordu. Yağmur du226;sına çıktılarsa da bir damla bile düşmedi. Taburun komutanı Muharrem Hilmi Efendiyi huz251;runa çağırarak; "Sen iyi bir adamsın. Bir de senin yağmur du226;sına çıkmanı istiyorum." deyince, Muharrem Hilmi Efendi; "Olur Komutanım! Yalnız Allahü te226;l226;nın huz251;runa hep dost olarak çıkmalıyız. Askeri silahtan tecrid edeceksiniz." dedi. Komutan; "Olur mu? Bizi vururlar." deyince; "Onu bana bırakınız." dedi. Yemen 350er238;finin huz251;runa çıkıp, vaziyetini anlattı. Namaza sil226;hsız çıkacaklarını, ş226;yet yerli halktan askere bir saldırı olursa, Res251;lullah efendimizin huz251;runda kendisinin yakasını tutacağını söyledi. Yemen 350er238;fi, yerlilerden askere bir kötülük gelmeyeceği hus3usunda temin226;t verdi.

Muharrem Efendi, Evl226;d-ı Res251;lden olan şer238;fin oğlunu da ber226;berine alarak namazg226;ha çıktı. Önce Araplara ve Türklere kendi lisanlarında öğütler verdikten sonra, Allahü te226;l226;ya, Evl226;d-ı Res251;l olan bu çocuk yüzü suyu hürmetine yağmur yağdırması için yalvardı. Du226; bitmeden Allahü te226;l226;nın izni ile bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Bu du226;yı üç gün tekrarladı ve yağmur üç gün yağdı.

Muharrem Hilmi Efendi Yemen'den döndükten sonra Mekke ve Med238;ne'ye t226;yin edildi. Sonra Erzurum'a döndü ve Birinci Düny226; Harbine iştirak etti. Aynı zamanda ilim tahs238;lini de bırakmadı. 1925'te emekliye ayrılarak doğum yeri olan Elazığ'a döndü. Bundan sonra kendini tam226;men ilme verdi ve pek evinden dışarı çıkmaz oldu.

Muharrem Hilmi Efendi, riy226;dan çok sakınırdı. Nafile ib226;detlerini gizlerdi. Çok mütev226;zi olup, kapısına gelen talebeyi geri çevirmezdi. Yazdığ tasavvuf238; şiirlerinde Sırr238; mahlasın kullanırdı. Ömrünün sonlarında dört-beş ay hasta yatı. H226;linden hiç şik226;yet etmezdi. Sorulduğu zaman; "Elhamdülillah iyiyim, hiçbir şeyim yok, dolaşıp ne yapacağım? Yatmak hoşuma gidiyor, yatıyorum işte." dedi ve; "Düny226; l226;şedir, onu isteyenler köpeklerdir. Her gün bir melek; "Doğun ki ölesiniz, yapın ki yıkılsın, der" m226;n226;sında Arapça bir şiir okurdu.

1964 senesi Aralık ayının dokuzunda Çarşambayı Perşembeye bağlayan gece, şafak vakti vef226;t eti. Elazığ'da defnedildi.

Muharrem Hilmi Efendinin yazdığı eserlerden b226;zıları şunlardır: 1) D238;v226;n, 2) Mev'ize-i Hilmiyye, 3) D238;v226;n-ı Hüday238;, 4) Men226;z238;l-üs-S226;lik238;n, 5) Mak226;mat-ı Esk226;r-i İl226;hiyye Lis226;lik-it-Tar238;kat-il-K226;diriyye.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:42 PM
HACI RAMAZAN

Osmanlılar zam226;nında yetişen vel238;lerden. Kastamonuludur. Hacı Ramazan Efendi diye tanınır. Doğum t226;rihi tesbit edilememiştir. 1514 (H. 920) senesinde İstanbul'da vef226;t etti. Kaynaklarda, hakkında fazla mal251;m226;t yoktur.

Zam226;nında bulunan 226;lim ve vel238;lerin büyüklerinden olan Kastamonulu Hacı Ramazan, çok ib226;det ederdi. Geceleri namaz kılmakla ve gündüzleri oruç tutmakla geçirirdi. İnsanlardan ayrı, kendi h226;linde bir yaşayışı vardı. Allahü te226;l226;nın muhabbetiyle yanardı. Allahü te226;l226;nın hid226;yet ve ihs226;nlarına mazh226;r olmuş büyüklerden ve irfan s226;hiplerindendi. İnsanlar onu müb226;rek kabul edip, bereketlenemk için yanında ve sohbetlerinde bulunurlardı.

Riv226;yet edilir ki, Hacı Ramazan'ın kızından bir torunu vardı. Bu çocuk, şiddetli bir hastalığa yakalandı. Başında bulunanlar ve akrab226;ları, çocuğun r251;hunu teslim etmek üzere olduğunu görerek, yaşamasından ümit kestiler. Bu sırada çocuğun annesi, babası Hacı Ramazan'a giderek, oğullarının sıhhate kavuşması için Allahü te226;l226;ya du226; etmesini ric226; ettiler. O da mur226;kabe yoluyla Allahü te226;l226;ya teveccüh eyledi. Daha sonra kalbine gelen ilh226;mı kızına bildirip; "Mur226;kabede torunumu namaz kılar gördüm. Bu h226;l, onun sıhhatine, yaşayacağına ve s226;lihlerden olacağına al226;met ve iş226;rettir." buyurdu.

Hacı Ramazan'ın kızı bu habere çok sevinip, çocuğunun iyileşmesini beklemeye başladı. Bu h226;diseden bir gün sonra, çocuk iyileşip tam226;men sıhhate kavuştu. Çocuğun bu h226;line ş226;hid olanlar, ölüm h226;lindeki bir hastanın bu kadar kısa bir müddette iyileşip sıhhate kavuşmasının normal bir h226;dise olmayıp, bunun, o büyük z226;tın bir ker226;meti olduğunu anladılar.

Hacı Ramazan'ın memleketi olan Kastamonu'da vazife yapan müderrislerden birisi şöyle anlatır: "Bir arefe günüydü. Bakmakla mükellef olduğum kimselerin bayramlık ihtiyaçlarını ve eve l226;zım olacak şeyleri almak için hiç param yoktu. Bu h226;le çok üzülüyordum. 350ehrimizin ileri gelenlerinden hemen herkese de borcum vardı. Bu sebepten, onlardan yardım istemek veya borç almak gibi bir imk226;nım da yoktu.

Bu h226;lin verdiği ızdırapla, ç226;resizlik içinde ve kimin kapısına gideceğimi bilemez bir h226;ldeyken, istigf226;r edip, allahü te226;l226;ya sığınıyor ve yalnız O'na güveniyordum. Tam bu sırada kapı çalındı. "Bu sıkıntılı h226;lde bizi arayan kim olabilir" diye düşünerek, hayret ve mer226;kla kapıyı açtım. Kapıda Hacı Ramazan Efendi vardı. Sel226;m verip, kapıyı kendisinin çaldığını söyledi. Benimle biraz konuştuktan sonra, bana dürülmüş bir k226;ğıt vererek;

"Bu k226;ğıdın içinde ab238;r (hoş kokulu otların terk238;binden meydana getirilen ve sürülen bir çeşit koku) vardır. Onu sürünüz. Güzel koku sürünmek sünnettir." buyurdu. Ben daha k226;ğıdı açıp içindeki ab238;ri koklamadan, o z226;tın güleryüzlü hali, misk ve anber mis226;li tatlı olan o sözlerini dinlemekle z226;ten rhatlayıp ferahlamıştım.

Öyle büyük z226;tları görmek, bir iki sözünü duymak bile insanı rahatlatıp kalbini ferahlatıyordu. O müb226;rek z226;t da, bu sıkıntılı h226;limde gelerek, kalp h226;nemi ıtr ve güzel kokuyla kokulandırıp, beni çok sevindirdikten sonar ved226; edip ayrıldı.

İçeri girip dürülü k226;ğıdı açtığımda, hayretler içinde kaldım. Çünkü k226;ğıdın içinde bir miktar ab238;r ve bundan başka iki büyük altın vardı. Öyle ki, bu altınlardan s226;dece biri, bütün borçlarımı ödemeye, diğeri de bütün ihtiyaçlarımızı rahatlıkla almaya k226;fi geliyordu. Hemen çarşıya gidip, borçlarımın tam226;mını dağıttıktan sonra, ihtiyaçlarımızı da aldım. Hacı Ramazan hazretlerine çok du226; ederek evime döndüm. Demek ki, ker226;met olarak benim durummu anlamış ve hiç belli etmeden bana bu altınları vermişti. Onun daha böyle nice ker226;metleri görülmüştür.

Riv226;yet edilir ki; Hacı Ramazan'ın ömrünün sonunda, hastalığı artıp vef226;tı yaklaştığında, 226;limlerden 350eyh Muhyidd238;n Efendi isminde bir z226;t, onu ziy226;rete geldi. Söz arasında Hacı Ramazan Efendi, Muhyidd238;n Efendiye; "Hak celle ve al226; hazretlerinin emriyle, ben herh226;lde y226;rın öleceğim. Namazımı sizin kıldırmanız uygun görülmüştür." buyurdu. Hak238;katen dediği gibi, ertesi gün vef226;t edip, müb226;rek r251;hu melek251;t 226;lemine yükselince, vasiyeti gereği namazını Muhyidd238;n Efendi kıldırdı.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:42 PM
HACI 350ERÎF ZENDENÎ


Evliy226;nın meşh251;rlarından. Lakabı Neyyirüdd238;n'dir. 1215 (H. 612) senesinde, Çeşt şehrinde yüz yirmi yaşında vef226;t etti. Keşif ve ker226;metler s226;hibi bir mürşid idi. H226;ce Mevd251;d Çeşt238; hazretlerinin talebesi ve hal238;fesidir. On dört yaşından 238;tib226;ren hiç abdestsiz bulunmamıştır. D226;im226; eski elbiseler giyer, kan226;atk226;r ve mütev226;z238; bir hayat yaşardı. Çok ib226;det eder ve zar251;ret mikt226;rı yerdi. Sohbetine düny226;ya düşkün biri gelse, z226;hid ve müttek238; (y226;ni düny226;ya düşkün olmayan ve Allahü te226;l226;dan korkarak haramlardan sakınan birisi) olurdu.

Senelerce sahr226;larda yalnız dolaştı. Hep aç bulunur, üç günde bir, çölde biten yeşil bir ottan tuzsuz olarak bir mikd226;r yerdi. Zikr esn226;sında ve namaz kılarken kendinden geçerdi. Bulunduğu bir mecliste Allahü te226;l226;nın ismi anılınca Rabbine olan muhabbetinin ateşiyle yanar, kendini kaybederdi. Zikir sırasında neden böyle kendinizden geçiyorsunuz? diye sorduklarında; "194;şık olanlar, mahb251;bun, sevgilinin ismini işitince kendinden geçmelidir. Böyle olmasa henüz o olgunlaşmamıştır." buyurdu.

Mevd251;d Çeşt238; hazretlerinin sohbetine dev226;m ederdi. Huz251;runda başını önüne eğer, sessizce ve edeple dururdu. Bir def226;sında ona; "İyi bahtlı Hacı, Allahü te226;l226;dan sein, benden sonra benim mak226;mıma oturmanı ve insanları irş226;d etmeni istedim. Her kim ki sana talebe olursa n238;mete kavuşur. 350imdi git halvete otur, ib226;det ve t226;atla meşg251;l ol." buyurdu. Bu emir üzerine gidip, bir müddet yalnız başına kaldı. İb226;det, t226;at ve zikirle meşg251;l oldu. Sonra hocasının huz251;runa geldi. Mevd251;d Çeşt238; hazretleri ona tam bir teveccühle, yakınlık du***** çok iltif226;t etti. Kalbinden onun kalbine feyz akıttı. İsm-i 226;zamı kalbine yerleştirdi. Bir anda ilm-i ledünniye, m226;rifet ilmine kavuşturdu. Ona hırka giydirip, kendisine hal238;fe yaptı. Onu, büyüklerin tasavvufta ulaştığı makamlara yükseltti.

Fakir bir kimsenin yedi kızı vardı. Son derece sıkıntı içinde olup, bir gün Hacı 350er238;f hazretlerinin huz251;runa varıp; "Eğer kızlarımın evlenmesine kadar, nafakamızın temini ve rızkımızın artması için yardımcı olursanız, pek büyük bir lütuf ve keremde bulunmuş olursunuz." dedi. Ona; "Yarın, inş226;allah senin için hayırlı olur." dedi.

O şahıs oradan çıkıp evine giderken, yolda tanıdığı bir yah251;d238;ye rastladı ve h226;diseyi anlattı. Yah251;d238;; "O z226;ten, kendisi fakir bir adamdır. Sana nasıl yardım edecek ve edebilir?" deyip; "Sen tekr226;r 350eyh'e git ve de ki, eğer Hacı 350er238;f yedi sene bana hizmet ederse, ben ona peşin olarak yedi bin altın veririm." diye il226;ve etti. Fakir adam tekr226;r H226;ce'nin yanına gidip, bunu anlattı. O da pek226;l226; gidelim, deyip, birlikte yah251;d238;nin yanına geldiler. 350eyh hazretleri, yah251;d238;den yedi bin altını aldı ve fakire verdi. Fakiri gönderdi. Kendisi de yah251;d238;nin hizmetine girdi. Bunu duyan servet s226;hibi bir z226;t, yah251;d238;ye olan borcunu ödemesi için Hacı 350er238;f Zenden238; hazretlerine yedi bin altın gönderdi.

O da altınları alıp, fukar226;ya dağıttı ve; "Benim, bu yah251;d238;ye hizmet için kendisi ile yedi yıllık bir sözleşmem vardır. Sözümden dönemem." dedi. Bu dürüstlüğü gören yah251;d238; çok müteessir olarak H226;ce hazretlerini 226;z226;d etti. H226;ce hazretleri ona; "M226;dem ki, sen beni hizmetçilikten az226;d edip serbest bıraktın, Allah da seni Cehennem az226;bından az226;d eylesin." dedi. Bu yüksek du226; tesiriyle yah251;d238;, sad226;katle İsl226;m d238;nini kab251;l etti ve Hacı 350er238;f'in talebelerinden oldu.

Sultan Sencer vef226;t edince, biri onu rüy226;sında gördü ve; "Allahü te226;l226; sana ne mu226;mele yaptı, h226;lin nasıldır?" diye sordu. Sultan Sencer; "Hacı 350er238;f Zenden238; hazretlerine olan muhabbetimden dolayı, onun bereketiyle kurtuldum." demiştir.

SAHRAYA BAK

Hacı 350er238;f hazretlerinin sohbetine dev226;m eden talebelerinden biri, bir gün ona bir mikd226;r para getirip vermek istedi. Fakat Hacı 350er238;f hazretleri kab251;l etmedi. Düny226;ya ve paraya düşkün olmadıklarını söyledi. O z226;t ise parayı kab251;l etmesi için çok ısr226;rlı davranıyordu. O z226;t ısr226;rında dev226;m edince, ona dönüp sahr226;ya bak buyurdu. Dönüp baktı ve bakar bakmaz hayretler içinde kaldı. Çünkü sahr226;da suyun aktığı gibi haz238;ne (altın, gümüş vs.) akıyordu. Hemen Hacı 350er238;f'in ayaklarına kapanıp af diledi. Hacı 350er238;f hazretleri bunun üzerine; "Gayb haz238;nesine s226;hib olan bir kimsenin başka birinin getireceği bir şeye ihtiy226;cı yoktur." buyurdu.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:42 PM
HACI TEVFİK RIFKI EFENDİ

Harput'un büyük vel238;lerinden. 1863 (H.1280) senesinde Harput'ta doğdu. BabasıEminhafızgiller adı ile tanınan sül226;leden Ahmed Fehmi Efendidir. Tevfik Rıfkı Efendi, ilk tahs238;lini Harput'ta yaptı. Sonra, yaşı küçük olmasına rağmen, hemen medrese tahs238;line başladı. Zam226;nın büyük 226;limlerinden Beyz226;de Hacı Ali Rız226; Efendiden ders aldı. Hacı AliRız226; Efendi yetişmesi için büyük 238;tin226; ve gayret gösterdi. Kısa zamanda birçok ilimde yetişerek söz s226;hibi oldu.

Hacı Tevfik Efendi, tasavvuf yolunda da ilerlemek için Mahm251;d-ı S226;min238;'nin sohbetlerine dev226;m etti. Bu sohbetlerin birinde Mahm251;d-ı S226;min238;'ye; "Gün olur, serin su içmek sünnettir, dersiniz ve serin su içersiniz. L226;kin gün olur serin su yerine sıcak su içersiniz. Bunun hikmeti nedir?" diye su226;l edince, o müb226;rek z226;t biraz düşündükten sonra; "Gün olmuş içim Allahü te226;l226;nın aşkı ile alev alev yanmış. Biraz serinlemek ve nefes almak için içmişimdir. Gün olmuş içim buz gibi olmuştur. O zaman da yakmak için sıcak su içmişimdir. Her şeyi akıl ve mantıkla çözmeye kalkma. Her gördüğün manzarayı da açıklamaya kalkışma. Aksi halde yanılırsın. Ama akılsız ve mantıksız da edemiyoruz. B226;zı işler vardır ki, ne akılla olur, ne de akılsız." buyurdu.Hocasından aldığı bu cevap üzerine henüz ham olduğunu anlayan Tevfik Efendi, büyük bir istekle hocasının hizmet ve sohbetlerinde bulundu. Kısa zamanda tasavvufun yüksek derecelerine kavuştu.

Hocası Beyz226;de Efendi sık sık ona; "Sen sanma ki ilim s226;dece yazılandır. En büyük ilim daha yazılmamış olandır. Biri yazılı ilimse, diğeri de sözlü ilimdir. Yeter ki hak ve doğru ola. O vakit ikisi de m251;teberdir. Çok şeyler yazılmış; fende, cebirde, ama şu dağlar, şu nehirler ve taşlar ve güneş bile bir ilimdir. Onları yazmakla aslını anlatamazsın." buyururdu.

Bir süre sonra hocası Beyz226;de Efendi vef226;t etti. Kendisini öksüz hisseden Hacı Tevfik Efendi, Osman Bedredd238;n Efendiye talebe oldu. "Çok şeyler öğrendim ama, sanki hiçbir şey öğrenmedim." düst251;ruyla hakkı ve hak238;katı öğrenmeye doymayan, öğrendikçe büyük bir aşkla kendisini ilme veren Tevfik Efendi, Osman Bedredd238;n Efendiden çeşitli ilimleri öğrendi. Tasavvuf ve diğer ilimlerde kem226;le gelen Hacı Tevfik Efendi, öğretmen oldu ve Ma'mur226;t-ül-Aziz Mülkiye İd226;d238;si Mektebinde din, Arab238; ve mantık dersleri verdi.

Halktan b226;zıları Hacı Tevfik Efendiye; "Bu kadar ilim öğrendin, ama sonunda bir mektebe hoca oldun." dediklerinde; "Siz benden ne bekliyordunuz? Bir köşede oturup, ciltler dolusu kitap yazmamı mı? Yoksa kulluk borcunu dahi yerine getirmekten 226;ciz olan insanlar gibi meydanlara çıkıp; "İsl226;miyeti kuralım." diyerek n226;r226; atıp dolaşmamı mı? Yine cev226;bını vereyim. Eser yazmaya gelince, bize öğretenler bile buna cüret göstermedi ki, biz onlardan öğrendik. Yüce mukaddes kitabı okuyup, bunu tefs238;r etmemi bekliyorsanız bu c226;hilliktir ve aptallıktır. Çünkü buna şu Tevfik'in gücü yetmez. Kafasına göre tefs238;r eden ve o ufacık beyni ile anladıklarını yorumlayan, anlatan ve kendinden bir şeyler katan ise 238;m226;nsız olur. Onun için derim ki, bu düny226;da en büyük hüner, insan yetiştirmektir. Yok eğer meydanlarda, din elden gidiyor, diye nutuk atmamı istiyorsanız, işte bu en büyük aptallıktır. İsl226;miyeti kurtarmayı bırakalım, İsl226;miyetle kurtulmaya bakalım. Siz ve biz kimiz ki? O yüce d238;nin koruyucusu ve gözeticisi yüce Mevl226;'dır. O, bu d238;ni insanların kurtuluşu için göndermiştir. Ama bu yolda cih226;d ayrı bir husustur. Müc226;deleyi elden bırakmak anl***** yormayınız. Çalışınız, öğreniniz, yaşayınız ve çalıştırınız, öğretiniz ve yaşatınız. Bunları yapabiliyorsak, bizler çok bahtiyar ve mesuduz." buyurdu.

Hacı Tevfik Efendi, uzun boylu, zayıf bir bünyeye s226;hipti. Yüzündeki tebessümü hiç eksik etmezdi. En sıkıntılı ve en kederli anlarında bile; "Ben kederli isem el226;leme ne?" diyerek kendi dert ve elemi ile başkalarını huzursuz etmez ve üzmezdi. O sıkıntılı h226;li ile başkalarına sert mu226;mele etmekten d226;im226; kaçardı. 350efkatli nazarları ile karşısındakileri kendisine çeken m226;nev238; bir kuvvete s226;hipti.

O, bilgisi ve ilmi az olan kimselerle konuştuğu zaman onların seviyesine inerek, anlayacakları dilde nas238;hat ederdi. Bu durum karşısında ah226;liden b226;zıları; "Efendi siz 226;lim birisiniz. Bu c226;hillerle neden oturuyorsunuz? Siz bunları adam edemezsiniz." demeleri üzerine çok üzülen Tevfik Efendi; "İnanan ve 238;m226;nı olan kimselere c226;hil denilemez. Hakka ve hak238;kate inanmayan en büyük c226;hildir. Öğrenmeyen olmasaydı öğretene ne iş düşerdi." buyurdu.

Hacı Tevfik Efendi, ömrünün son zamanlarında Elazığ'a göç etti. Doksan yaşında olmasına rağmen haftanın b226;zı günlerinde Hacı İzzet PaşaC226;miinde, insanlara Allahü te226;l226;nın emir ve yasaklarını bildirdi. 1951 (H.1371) senesinde Elazığ'da vef226;t etti. Cen226;zesiHarput'a götürülerek hocası Beyz226;de Efendinin mezarının yakınındaki 226;ile kabrist226;nına defnedildi.

AF ALLAH'A MERHAMET KULA MAHSUSTUR

Bir gün Hacı Tevfik Efendi c226;miye giderken bir fırının önünden geçiyordu. Birden fırının önünde durdu ve içeri girerek hamur yoğuran işçiyi yanına çağırdı. Ona; "Oğlum! Bu parayı al ve hemen hamama git. Gusül abdesti alarak temizlen ve pislikten kurtul. Bir daha da burada bu vaziyette çalışma." dedi.

Hacı Tevfik Rıfkı Efendinin bu sözleri karşısında utanan ve sıkılan fırın işçisi, hemen ellerine kapanarak af diledi. O ellerini gencin omuzuna koyup; "Af, Allahü te226;l226;ya, merh226;met ise kula mahsustur. Maksad, hat226;yı anlayıp ve bildikten sonra tekrarlamamaktır. Tekrarlamadığın müddetçe, Allahü te226;l226; affeder." buyurdu.

Tevfik Efendinin bu sözlerini gözleri yaşlı bir halde dinleyen fırın işçisi, hemen hamama giderek gusül abdesti aldı. Bir daha da abdestsiz dolaşmadı.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:43 PM
HACI TORUN EFENDİ

Kayseri evliy226;sından. 1799 (H.1214) t226;rihinde Kayseri'de doğdu. Asıl adı Muhammed S226;lih'tir. 1885 (H.1302) yılında yine orada vef226;t etti. N226;şı, Hunad C226;mii şer238;finin içinde hazırlanan makamda toprağa verildi.

Babası Kayseri haned226;nından Çukurluz226;de Ahmed Ağadır. Ancak küçük yaşta babasını kaybetmesi üzerine dedesi Hacılarlı M251;s226; Efendinin him226;yesinde büyüdü. 194;lim ve z226;hid bir z226;t olan M251;s226; Efendi, kendisine "Torun" diye hit226;b ettiği için adı halk arasında "Torun Efendi" diye meşhur oldu. İlk tahs238;lini Hacılar'da M251;s226; Efendinin yanında yapan Torun Efendi, keskin ve parlak zek226;sıyla dedesinin hayır du226;larına mazhar oldu. M251;s226; Efendi Kayseri'de Sivas Kapısı yanında bulunan Çiğdeli C226;misinde v226;z ederken yanına aldığı bu küçük torununu halka göstererek sam238;mi du226;larda bulundu.

Gençliğinin ilk yıllarında dedesi M251;s226; Efendinin vef226;tı üzerine Kayseri'ye gelerek halasının kocası Hacı Seyyid Ağanın evinde kaldı. Bu arada zar251;ret dolayısıyla dokumacılık sanatını öğrendi ve yirmi yaşına kadar bu işle meşgul oldu. Bu esn226;da bir gece rüy226;sında Res251;lullah efendimizi gördü. Res251;lullah efendimiz kendisine m226;nev238; bir iş226;ret olmak üzere eline Kur'226;n-ı ker238;m vererek "İkr226;" (Oku) hit226;bını emir buyurdular. Uyandığı andan 238;tib226;ren içinde büyük bir tahsil, okuma aşkı bulunan Torun Efendi, dokumacılık sanatını terk etti. Önce Mürekkepçi İsm226;il Efendinin derslerine dev226;m etti.Yanıkoğlu C226;mii İm226;mı Hacı Derviş Efendiden Kur'226;n-ı ker238;min yedi çeşit okunuşu üzerine dersler aldı.Aynı zamanda o asırda ilmi etr226;fa yayılmış olan Göncüz226;de K226;sım Efendinin derslerinde yetişerek ic226;zet aldı. Yine devrin meşhur 226;limlerinden Ankaralı Sarı Abdullahz226;de Mehmed Efendi ile Hacı Vahd238; S226;lih Efendinin sohbet ve derslerine katıldı.

On sekizinci asırdan 238;tib226;ren medreseler ihtiy226;ca kaf238; gelmediğinden c226;miler birer ilim merkezi h226;line gelmişti. Nitekim Kayseri'de C226;mi-i Keb238;rin dersi226;mı Hocaz226;deMehmed Efendinin ölümü üzerine Torun Efendi burada müderrislik vaz238;fesine getirildi. İlimdeki yüksek derecesi sebebiyle kısa zamanda tedris halkasında yüzlerce talebe birikti. Kayseri'den başka çevre illerden de ilmini ve faz238;letini işitenler derslerine ve sohbetlerine koştular.

Bir aralık hacca da giden Hacı Torun Efendi, gidiş ve dönüşlerinde Mekke, Med238;ne ve 350am gibi Osmanlı vil226;yetlerindeki 226;limlerle karşılaşmış ve onlarla ilm238; sohbetlerde bulunmuştur. Karaman Müftüsü büyük 226;lim Hadim238;z226;de Abdullah Hasib Efendiye de uğrayan Hacı Torun Efendi, onun el yazması mecmuasını ve diğer eserlerini görmüş bir kısmını istinsah, kopya etmiştir. Hacdan döndükten sonra da yine C226;mi-i Keb238;rdeki tedr238;s hay226;tına dev226;m eden Hacı Torun Efendi, talebelere tefs238;r, had238;s, fıkıh us251;lü, me226;n238;, bey226;n, bed238;, sarf, nahiv, mantık, 226;d226;b, kel226;m, hikmet ve hey'et gibi dersler okutmuştur.

Otuz yıldan ziy226;de C226;mi-i Keb238;rde ders veren halka v226;z ve nasihatlarda bulunan Hacı Torun Efendi, yaşları yetmişe vardıktan sonra Beyd226;v238; Tefs238;ri ile Buh226;r238; derslerinden başka ders okutmayıp daha çok ib226;det ve zikirle vakitlerini geçirdi. Son zamanlarında pekçok müzmin, ted226;v238;si mümkün olmayan hastalıklara yakalandı. Hastalıklarının en şiddetli anlarında dahi hiçbir zaman şuurunu kaybetmedi ve dev226;mlı cen226;b-ı Hakk'a hamd ve şükürlerde bulundu.

En sıkıntılı anlarında dahi hiç bir zaman hastalığından şik226;yet edecek ve tahammülsüzlüğünü gösterecek bir kelime sarf etmedi. Vef226;tına son üç gün kala ileri gelen talebeleri yanında gece ve gündüz hatm okudular. Kendisi de o hasta hallerinde onlarla ber226;ber hatm okumaya dev226;m ederken 1885 yılı Kasım ayının ikisinde Cum226; günü (H.22 Zilhicce 1302) vef226;t etti. Hunat C226;miinin batı kapısından girerken görünen Hunat H226;tun türbesi yanına defnedildi.

Kabir taşında şu beyit yazılıdır:

Îz226; k226;le'l-Müezzinü fi'l-hamsi eşhedü
Ve nahnü nüc238;bu fi'l-Kub251;r238; ve neşhedü.

Açıklaması:

Müezzin beş vakit ezanda; "Cen226;b-ı Hakk'ın varlığına ve birliğine ve Peygamber efendimizin O'nun res251;lü olduğuna şeh226;det ederim." dediğinde biz de mezarda olduğumuz halde cevap verir ve şeh226;det ederiz.

Hacı Torun Efendinin eserleri: 1) İş226;r226;tü'l-Kur'226;n, 2) Mift226;hu'l-Hay226;t, 3) Ris226;letü'l-İndir226;ciyye, 4) Tenb238;hü'l-Ağbiy226;, 5) Hissü'l-Hakk ve Zaher, 6) Ris226;le f238; Ta'r238;f226;ti'l-Ahk226;mi'ş-350er'iyye'dir.

İş226;r226;tü'l-Kur'226;n isimli eserini Sultan Abdülmec238;d Hana takdim edince, eseri beğenen Sultan, Hacı Torun Efendiye 250 kuruş maaş bağlatmıştır.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:43 PM
HACI VEYİSZ194;DE MUSTAFA EFENDİ

Konya'da yetişen vel238;lerden. İsmi Mustafa olup, babasınınki Veyis'tir. Konya'nın Yarma bucağına bağlı 350atır köyünde 1888 (H.1303)de doğdu. Babası 226;lim, vel238; bir z226;ttı. Küçük yaşta babasından ilim öğrenmeye başlayan Mustafa Efendi, sonraları medreseye dev226;m ederek Ziya Efendiden ders aldı. Kısa zamanda ilimde yüksek derecelere kavuştu. Zek238; ve çok k226;biliyetli olan Mustafa Efendi, Osmanlı Devletinin son zamanlarında, papazlarla mün226;zara için kısa sürede İngilizce öğrendi. Papazlara İsl226;miyetin hak din olduğunu delillerle isb226;t etti.

Mustafa Efendi, derin ilminin yanısıra ker226;met s226;hibi bir z226;ttı. Medreselerde uzun süre ders verdi. Medreselerin kaldırılmasından sonra P238;r238; Mehmed Paşa C226;miinde im226;m ve hatiplik yapmaya başladı. Kurulmasında büyük gayretler sarf eden Mustafa Efendi, İm226;m-Hatip Lisesinde yedi sene kadar ders verdi. Kendisine yüksek makamlar verilmek istendiğinde; "Ben, İsl226;mın alel226;de bir hizmetk226;rıyım. Allahü te226;l226; beni bu hizmetten ayırmasın." dedi.

Mustafa Efendi, boş zamanlarını devamlı Allahü te226;l226;ya ib226;detle geçirirdi. Fakir fukara ile ilgilenir, yoksulların yardımına koşar, ilim ve irf226;n ehlinin içine düştüğü müşkilleri kısa yoldan hallederdi. Talebeleri ile yaptığı sohbetlerinde ağırlık devamlı namaza 226;it olurdu. Namaza fevkal226;de 226;şıktı.

Talebelerinin birinin bir gece yarısı çocuğu oldu. "Adını hocam koysun." diyerek sabah namazında Az238;ziye C226;miine gitti. Namazdan sonra Hacı Veyisz226;de her zamanki gibi odasına giderken o talebesinin yanına gelerek, yavaşça; "Oğlunun adını Abdullah koy. Ömrü uzun olsun, 226;lim olsun, f226;zıl olsun." diye du226; etti.

Hacı Veyisz226;de ömrünün sonlarına doğru şeker hastalığına yakalandı. Cansiper226;ne çalışmalarından dolayı zayıf düştü. 5 350ubat 1960 Cum226; günü vef226;t etti. Ertesi gün Kapı C226;miinde çok kalabalık bir cem226;at tarafından kılınan namazdan sonra Üçler Mezarlığına defnedildi. Kabri ziy226;ret mahallidir.

Hacı Veyisz226;de Mustafa Efendi buyururdu ki: "Düny226;da duracağın kadar düny226; için, 226;hirete ise 226;hirette duracağın kadar çalış."

"Ne kadar yaparsan yıkılacaktır, ne kadar yaşarsan ölünecektir."

SIKINTIYA DÜ350MEKTEN KORKMA

Bir gün Konya'nın yakın köylerinden fakir bir genç okumak için Konya'ya gelip İm226;m-Hatip Okuluna kaydoldu. Konya'ya gelirken annesi bir miktar yiyecek koymuştu. Okulun açıldığı ilk gün K226;dı İzzedd238;n C226;miinde akşam namazı kılan genç, mahzun mahzun duruyordu. Bunu fark eden bir z226;t onun yanına yaklaşıp kim olduğunu, ne için geldiğini sordu. Genç; "Okumak için geldim. İm226;m-Hat238;be kaydoldum. Fakat yatacak yerim yok." dedi. O z226;t, o genci yanına alarak hemen arka mahallede bulunan ve im226;mı olmadığı için aylardır kapalı duran mahalle mescidine götürdü. Mescidin küçük bir im226;m evi vardı. O z226;t; "İstersen burada kalabilirsin. Senden s226;dece burada im226;mlık yapmanı istiyorum." dedi. O genç kab251;l etti.

Kısa süre sonra köyünden getirdiği yiyecekler bitti. Birkaç gün aç kalınca, köye gitmek için hazırlandı. Tam bu sırada yaşlı bir z226;t kapıyı çaldı. Mescidin İm226;m-Hatip okuluna giden, im226;mının kendisi olup olmadığını sordu. O da evet cev226;bını verince; "Al yavrum bunu sana Hacı Veyisz226;de Hoca gönderdi. Selamı vardır. Dersine dev226;m etmeni, ye'se kapılmamanı, madd238; endişeden uzak olmanı, sana yeterince yardımda bulunacağını söyledi." dedi ve oradan ayrılı.

Genç merakla avucunu açınca elinde fazla miktarda paraları gördü. Bu para ona bir aydan fazla yeterdi. Her ay o z226;t gelip para verirdi. Genç kendisine para gönderen şahsı tanımak istedi. Hacı Veyisz226;de'nin Az238;ziye C226;miinde im226;mlık yaptığını öğrenince, elini öpmek ve teşekkür etmek için c226;miye gitti. Du226;dan sonra odasına gitmekte olan Hacı Veyisz226;de gencin yanında durdu. Genç gayri ihtiy226;r238; ayağa kalkarak, hemen elini öptü. Hoca Efendi kulağına eğilerek; "Derslerine dev226;m et. Sıkıntıya düşmekten korkma." dedikten sonra odasına gitti. Gence yardımları uzun süre dev226;m etti.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:43 PM
HACIM SULTAN


Anadolu'da yaşayan büyük vel238;lerden. İsmi Recep'tir. Soyu Peygamber efendimize dayandığı riv226;yet edilir. Doğum ve vef226;t t226;rihi belli değildir. On dördüncü asırda yaşamıştır. Hacı Bekt226;ş-ı Vel238;'nin yakınlarındandı.

Hacım Sultan, Bektaş-ı Vel238; ile Anadolu'ya, insanlara doğru yolu anlatmak için gönderildi. Hacı Bektaş-ı Vel238; ile Hacım Sultan, K226;be'ye doğru yola çıktılar. Günlerce süren yolculuktan sonra K226;be-i muazzamaya geldiler. Tav226;ftan sonra kırk gün Arafat Dağında riy226;zet çekip, Allahü te226;l226;dan vaz238;felerini yerine getirebilmek için yardım istediler. Sonra Med238;ne'ye giderek Peygamber efendimizi ziy226;ret ettiler. Daha sonra Anadolu'ya gittiler. Anadolu'ya geldiklerinde Hacı Bektaş-ı Vel238;, Hacım Sultan'ı Germiyan iline gönderdi.

Hacım Sultan, Afyonkarahisar civ226;rında bir köyde konakladı. O köyde bulunan Bağlu Baba isimli s226;lih ve vel238; bir z226;tla görüştü. Bu sırada köylüler gelip Hacım Sultan'a; "Ey garip! Bizim sığırlarımızı, hayvanlarımızı güt." dediler. Hacım Sultan bu isteklerini kab251;l etmedi ise de, ısrarlara dayanamayıp; "M226;dem çok istiyorsunuz, sığırlarınızı getirin." dedi. Köylü, sığırlarını toplayıp Hacım Sultan'ın yanına getirdi. Sığırlar içerisinde bir büyük kara boğa vardı. Hacım Sultan o boğaya; "Ey kara boğa! Allahü te226;l226; için sen bu sığırları akşama kadar güt!" dedi. Kara boğa bu sözleri işitince gelip, Hacım Sultan'ın ayağına yüz sürdü. Sonra kalkıp, sığırları süse süse önüne katıp götürdü. Akşama kadar güttü. Akşam olunca sığırları evine getirdi. Kara boğa sığırları bu şekilde güderken, Hacım Sultan ib226;detle meşg251;l oluyordu.Kara boğa, sığırları öyle güdüyordu ki, sığırlar hiç kimsenin ekinine zarar vermiyordu.

Köyde yaşlı bir kadının tek ineği vardı. Götürüp sığırların yanına güdülmesi için bıraktı. Bunu fark eden Hacım Sultan kadıncağıza; "V226;lide! Allahü te226;l226;nın emri ile bu ineği kurt yer. Sığıra salma." dedi. Kadın onun sözlerine kulak asmayıp, ineğini sığırların yanında otlamaya gönderdi. Sığırlar otlarken kadının ineği sığırlardan ayrıldı ve başka bir yere gitti. O sırada bir kurt ineğe rastlayıp ineği yedi. Akşam olunca bütün sığırlar evlerine geldiği halde, kadının ineği geri dönmedi. Çocukları bir müddet aradılar ve ineği bulamadılar, sonunda; "O div226;ne bu ineği satmıştır. Yoksa bu kadar aramadan sonra bulurduk." dediler. Hacım Sultan; "Sizin ineğinizi falan yerde kurt yedi." deyince, kadının çocukları; "K226;dıya gidelim." dediler. Hep birlikte k226;dının huz251;runa vardılar. İnekleri kaybolan çocuklar k226;dıya:

"Efendim! Bu div226;ne bizim sığırlarımızı güder. Fakat kendisi gitmez. Büyük bir kara boğa sürüyü güder. Bu ise bir eve çekilip orada ib226;det ve riy226;zetle meşg251;l olur. Kendisine sorun ineğimizi ne yaptı?" dediler. K226;dı; "Ey div226;ne! Bunların ineğini ne yaptın." diye sordu.Hacım Sultan; "Biz, bu ineği salma diye işin başında analarına söyledik, 238;k226;z ettik. Allahü te226;l226;nın emri ile bu ineği kurt yer, dedik. Sözümüze kulak asmayıp otlamaya gönderdi. Bu yüzden ineklerini kurt yedi." dedi. K226;dı; "İneği kurt yediğini nereden bilelim. Eğer gören varsa getir, ş226;hitlik etsinler." deyince, Hacım Sultan; "Evet ş226;hitler vardır. Gidip getireyim." dedi ve getirmek için dışarı çıktı. İneğin kurt tarafından parçalandığı yerde kayalar vardı. Bir miktarını parçalayıp onlara; "Gelin ineği kurt yediğine ş226;hitlik edin." dedi.

Taş parçaları Allahü te226;l226;nın emri ile Hacım Sultan ile birlikte k226;dı huz251;runa geldiler. K226;dı durumu görünce hayretler içinde kaldı. Taşlar Allahü te226;l226;nın izni ile konuşup; "İneği bizim yanımızda kurt yedi. Bu hususta ş226;hitlik ederiz. Eğer inanmazsanız adam gönderin, ineğin başını ve derisini getirsinler. Sizler de görün." dediler. Birkaç kişi, denilen yerden ineğin başını ve derisini getirdi. İnsanlar durumu görüp hayrette kaldılar. K226;dı, Hacım Sultan'ın müb226;rek bir z226;t olduğunu anlayıp, özür diledi. Hacım Sultan orada bulunanlara hayır du226; etti. "Bizim vaz238;femiz vardır. Siz Allahü te226;l226;ya em226;net olun." diyerek o köyden ayrıldı. Bu sırada köy halkı; "Efendim bu kadar zamandır bizim sığırlarımız ile ilgilendiniz. Size hakkınızı verelim." dediler. Hacım Sultan; "Benim hakkım beni bulur." dedi. Hacım Sultan yola çıkınca, kara boğa arkasına takıldı. Köy halkı kara boğanın önüne geçip gitmemesi için ne kadar uğraştılarsa da karşı çıkamadılar.

Hacım Sultan Afyonkarahisar'a varınca, bir süre burada kaldı. O sırada Karahisar Beyi Tokuz isimli bir şahıstı. Karahisar halkı beyin yanına gidip; "Falan kayanın yanında bir derviş kırk gündür yemez içmez. Devamlı Allahü te226;l226;ya ib226;det eder. Yanında da kara bir boğa var." diye anlattılar. Bey; "Gelin yanına birlikte gidelim." dedi. Huz251;runa varınca, Hacım Sultan onlarla bir müddet konuşmadı. Sıcak bir gündü. Herkes çok susadı. Bey, "Eğer bu müb226;rek bir z226;t ise, bize su verir. Biz de içeriz." diye içinden geçirdi. Beyin bu düşüncesi Allahü te226;l226;nın izni ile Hacım Sultan'a m226;lum oldu. "Y226; Allah!" deyip kalktı ve elini kayaya vurduğu gibi, kayadan berrak bir su çıktı. Bunun üzerine Tokuz Bey, af dileyip; "Efendim, bizi bağışla. Du226; ve himmet eyle. Bizim şeyhimiz rehberimiz ol. Sana bir derg226;h yapayım. B226;zı köyleri vakfedeyim. Dört-beş hizmetçi vereyim." deyince, Hacım Sultan; "Ey Bey! Allahü te226;l226;nın emriyle hocam bana; "Senin mak226;mın Germiyan'da Susuz denilen yerdir. Git orada otur." buyurdu. Biz oraya gideriz. Bu pınarcık bizim y226;dig226;rımız olsun. 350imdi siz kendi yerinize gidin." dedi.

Hacım Sultan daha sonra o pınardan abdest alıp, namaz kıldıktan sonra Sandıklı'ya doğru yola çıktı. O zamanlar Sandıklı'da Hacı isimli s226;lih bir z226;t vardı. Bir gece rüy226;sında Peygamber efendimizi gördü. Peygamber efendimiz ona; "Ey Hacı! Bizim evl226;dımızdan bir kişi vardır. İsmine Hacım derler. Var onunla y226;ren ol." buyurdu. Derviş Hacı uyanıp, sabah namazını kıldıktan sonra Hacım Sultan'ı aramaya başladı. Yolda giderken kendi kendine; "Aceb o z226;tı nasıl bulurum?" diye düşünürken, bir z226;tın zikretmekle meşg251;l olduğunu gördü. Yanında kara bir boğa vardı. Yanına gidip sel226;m verdi. Hacım Sultan sel226;mı alıp; "Hoş geldin benim vef226;lı y226;renim Derviş Hacı." dedi. Derviş Hacı; "Ey Efendim! Size kim derler?" diye sordu. Hacım Sultan; "Hacı Derviş, anamızın verdiği isim Recep'tir. Fakat hocalarım bize Hacım ismini verdiler." dedi. Derviş Hacı bunları duyunca, hemen Hacım Sultan'ın ellerine kapandı ve y226;renliğe kab251;l etmesi için yalvardı. Hacım Sultan bir müddet de Sandıklı'da kaldı.

Bir gün Hacım Sultan'ı o beldeden kovalamak isteyenler toplanıp; "Ona söz fayda vermez. Onu dövelim. Evlerimizin yakınında onu yatırmıyalım. Birkaç adamı gönderip, onu oradan kovsun." dediler. Onların bu pl226;nı Allahü te226;l226;nın izni ile Hacım Sultan'a m226;lum oldu. "Kader böyle imiş. Bize burada r226;hat olmaz." dedi.

Akşam yakındı. Hacım Sultan kalkıp abdest aldı. Akşam namazını kıldı. Sonra Y226;s238;n-i şer238;f, V226;kıa, Enbiy226;, İhl226;s, F226;tiha ve Bekara s251;relerini okuyup, Peygamber efendimizin müb226;rek r251;h-ı şer238;fine, 226;line, esh226;bına evliy226;nın r251;huna sev226;bını bağışladı. Sonra yüz kere salev226;t, bin kere istiğf226;r getirdi. Niyet eyledi: "Burada kalmak uygun mudur?" dedi. Bir mikd226;r uyudu. Rüy226;sındaPeygamber efendimizi gördü ve müb226;rek elini öptü. Bu esn226;da Peygamber efendimiz; "Ey ciğerp226;rem Hacım! Senin yerin burası değil. Senin yerinSusuz denilen yerdir. Allahü te226;l226;nın emri ile var, orada yerleş. Hem bu kavim sizi sevmedi. Sana kasdederler. Benim evl226;dıma kasdedenler, kötülük düşünenler yarın kıy226;met gününde yüzleri kara olup, benim şef226;atimden mahrum olurlar." buyurdu.

Hacım Sultan uyanınca, yanında bulunan Derviş Hacı'ya; "Rüy226;mda Peygamber efendimizi gördüm."Senin yerin Susuz denilen yerdir." buyurdular. Yalnız senin yerin burasıdır. Sen burada kal. Ben oraya gideceğim." dedi. Derviş Hacı; "Aman Sultanım! Ben senden nasıl ayrılırım?" deyince, Hacım Sultan; "Hayır bu, böyle olacak. Allahü te226;l226;ya em226;net ol." diyerek yola çıktı. Hacım Sultan aleyhine çalışan topluluk, onu öldürmek için geldiğinde, Hacım Sultan'ı yerinde bulamadı. Elleri boş döndüler. Sonra bunlar, Allahü te226;l226;nın gaz226;bına uğra***** bir hastalığa yakalandı ve birçoğu öldü.

Hacım Sultan Susuz'a vardıktan bir müddet sonra rüy226;sındaPeygamber efendimizi gördü. Hacım SultanPeygamber efendimizin elini öptü. Peygamber efendimiz ona; "Ey ciğerp226;rem Hacım! Senin mak226;mın burasıdır. Burada karar eyle. Senin ömrün burada geçer. Allahü te226;l226;dan r226;zı ol. O'na tevekkül eyle." buyurdu ve b226;zı nas238;hatlarda bulundu. Hacım Sultan uykudan uyanınca, Allahü te226;l226;ya şükretti.

Hacım Sultan'ın ik226;met ettiği yerde yörükler topluluğundan bozuk 238;tik226;d s226;hibi bir grup vardı. Bir gün Hacım Sultan'ın yanına gelerek; "Sen kimsin? Nereden geldin?" diye sordular. Hacım Sultan; "Hicaz'dan gelirim." deyince; "Öyleyse buradan git. Bizim yerimizde ne ararsın?" dediler. Hacım Sultan; "Buraya Allahü te226;l226;nın izni, Peygamber efendimizin iş226;reti,AhmedYesev238; ve Hacı Bekt226;ş-ı Vel238;'nin du226;sı ile geldim. Burası bizim mak226;mımız, yerimiz oldu." buyurdu. Onlar ısrarla gitmesini, yoksa zarar vereceklerini söylediler. Hacım Sultan oradan ayrılmayınca, zarar vermek istediler. Allahü te226;l226;nın izni ile zarar veremediler. Hacım Sultan, Allahü te226;l226;ya; "Bunların şerrini benim üzerimden def eyle." diye du226; etti. Allahü te226;l226; bu kab238;leye bir hastalık verdi ve pek çok kimse öldü. Bunun üzerine kab238;lenin ileri gelenleri Hacım Sultan'dan af dilediler. Hacım Sultan da; "Allahü te226;l226; üzerinizdeki bel226; ve mus238;beti def eylesin." diye du226; edince, kab238;le hastalıktan kurtuldu.

Kısa zamanda Hacım Sultan'ın ismi her tarafa yayıldı. İnsanlar akın akın onun ziy226;retine koştular. Sevenleri bir araya gelip adına bir c226;mi yaptırdılar. Hacım Sultan, burada ib226;detle meşg251;l olur, gelenlere nas238;hat ederdi.

Horasan'da Burhan isminde zahid bir derviş vardı. Peygamber efendimizin soyundan olanları çok severdi. D226;im226;; "Y226; Rabb238;! Bana bir evl226;d-ı Res251;lün eteğine yapışmamı nas238;b eyle." diye du226; ederdi. Bir gece ib226;detlerini yapıp uyuduktan sonra şöyle bir rüy226; gördü: Rum diy226;rına gitmişti. Diy226;r-ı Rum erenleri bir yerde toplanmışlar, ib226;det ve sohbet ediyorlardı. O sırada bir derviş geldi. Nurlu bir z226;t olup, görenin kalbine Allah sevgisi gelirdi. Bu z226;t Hacım Sultandı ve Derviş Burhan'a; "Hoş geldin benim y226;renim Derviş Burhan. İstiyorsan, Rum diy226;rında Germiyan iline gelip bizi bulasın." dedi.

Derviş Burhan uykudan uyanınca, kalbini sevgisinin doldurduğu z226;tı aramak için yola çıktı. Germiyan iline geldiğinde, acaba o mübarek zatı nasıl bulurum, diye düşünürken kendi kendine; "Beni t226; Horasan'dan buraya çeken z226;t ayağına getirmez mi?" dedi. Allahü te226;l226;nın izni ile dolaşırken yolu Hacım Sultan'ın bulunduğu yere düştü. Bir tepenin üzerinde Hacım Sultan'ı gördü. Rüy226;sında gördüğü z226;t olduğunu anladı ve hemen yanına gitti. Sel226;mını alan Hacım Sultan; "Hoş geldin Derviş Burhan!" dedi.Derviş Burhan, Hacım Sultan'ın elini öperek talebeliğe kab251;l etmesini ric226; etti. Talebeliğe kab251;l edilen Derviş Burhan, uzun yıllar Hacım Sultan'a hizmet etti.

Hacım Sultan vef226;tı yaklaşınca, yerine Burhan Efendiyi hal238;fe bıraktı. Susuz'da vef226;t eden Hacım Sultan, burada defnedildi. Kabri Afyon'un Sandıklı ilçesinde Susuz diye anılan yerdedir. Vef226;t t226;rihi belli değildir.

EFENDİM BENİ AFFEYLE

Bir gün b226;zı kimseler Hacım Sultan'ın yanına, oradan gitmesini, eğer gitmezse zarar vereceklerini söylemek için birisini gönderdiler. O şahıs geldiğinde, Hacım Sultan namaz kılıyordu. Namazı kıldıktan sonra, o şahıs Hacım Sultan'ın yanına yaklaşınca, titremeye başladı. Kalbinde bu hal ile bir yumuşama meydana geldi. Yanına varıp sel226;m verdi. Hacım Sultan sel226;mını alıp; "Ey yiğit! Söyle bakalım, seni gönderenler ne dediler, dinleyelim." buyurdu. Bunun üzerine o yiğit ayağa kalkıp, Hacım Sultan'ın ellerine sarıldı; "Efendim! affeyle. Bana beddu226; etme." dedi. Hacım Sultan; "Allahü te226;l226; seni buraya gönderenlere de ins226;f versin. Ey yiğit! Evl226;d-ı Res251;l'e t226;bi ol, uy. Onları sevenlerden ol. Kimseyi gıybet etme. Çünkü Allahü te226;l226; Kur'226;n-ı ker238;mde me226;len; Birbirinizi gıybet etmeyiniz! (Hucur226;t s251;resi: 12) buyurmaktadır. 350imdi git zikr ve Allahü te226;l226;yı anmakla meşg251;l ol." buyurdu. O şahıs, geri dönünce, kendisini gönderen kimselerin arasına karışmadı. Vakitlerini ib226;det ve zikirle geçirdi.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:43 PM
H194;DİMÎ


Büyük vel238;, fıkıh ve tasavvuf 226;limi. İsmi, Muhammed bin Mustafa, künyesi Mevl226;n226; Eb251; Sa238;d'dir. 1701 (H.1113) senesinde Konya'nın H226;dim kasabasında doğdu.

Mevl226;n226; Eb251; Sa238;d Muhammed H226;dim238;'nin dedeleri Buh226;r226;lıdır. Dedelerinden Hüs226;medd238;n Efendi, Buh226;r226;'nın tanınmış as238;l 226;ilelerinden olup, 226;lim ve vel238; bir z226;ttı. Anadolu'ya gelerek, H226;dim kasabasında yerleşti. Muhammed H226;dim238;'nin babası Fahr-er-R251;m (R251;m diy226;rının seçilmişi, herkesin onunla övündüğü) n226;mıyla meşh251;r Kara Hacı Mustafa Efendidir. Mustafa Efendi, tanınmış 226;limlerdendi.

Muhammed H226;dim238;, ilk tahs238;lini babasından gördü. On yaşında Kur'226;n-ı ker238;mi ezberledi. Arab238; ve F226;ris238;yi öğrendi. Babasının emriyle Konya'daKaratay Medresesine yazıldı. Burada beş sene ilim öğrendikten sonra, hocası İbr226;him Efendinin tavsiyesi ile İstanbul'a gitti. İstanbul'da zam226;nın meşh251;r 226;limlerinden Kaz226;b226;d238; Ahmed Efendiden ilim öğrenerek ic226;zet aldı. Yirmi yedi yaşında yüksek tahs238;lini bitiren Muhammed H226;dim238;, dört katır yükü kitapla H226;dim'e döndü. Babasının boş bıraktığı H226;dim Medresesinde ders vermeye başladı.

Kısa zamanda n226;mı İstanbul'a kadar varan Muhammed H226;dim238; hazretleri, önceP226;diş226;h Üçüncü Ahmed Han, sonra da Birinci Mahm251;d Han tarafından İstanbul'a d226;vet edildi.

H226;dim238; hazretleri talebelere ders vermenin yanısıra, insanların hid226;yete gelmesine, İsl226;m ahl226;kını ve huk251;kunu öğrenmesine ves238;le olmak için çok çalıştı. Pekçok kitap yazdı. Bu eserlerden, İm226;m-ı Birgiv238; hazretlerinin Tar238;kat-ı Muhammediye isimli kit226;bına yaptığı şerhi çok kıymetlidir. Bu şerhe Ber238;ka ismini vermiştir. Muhtelif t226;rihlerde sık sık basılmıştır.

Muhammed H226;dim238; hazretleri, eserlerine aldığı had238;s-i şer238;flerin, sahih olup olmadığını iyice araştırırdı. Eğer şüphelenirse, bizzat Peygamber efendimizden sorup öğrenirdi. Med238;ne-i münevverede, Ravda-i mutahhera harem ağalığı vaz238;fesini yapan Beşir Ağa, bu mevz251;u şöyle anlattı: "İstanbul'a gelmiştim. P226;diş226;h Birinci Mahm251;d Han, Harem-i şer238;ften m226;l251;m226;t almak için beni huz251;runa çağırmıştı. H226;l hatır sorduktan sonra; "Haremeyn-i şer238;feynde nelere muttal238; oldun?" diye su226;l ettiler. Ben de gördüklerimi şöyle anlattım: "Hayretle gördüğüm h226;diselerden biri şudur: Ravda-i mutahherada (Peygamber efendimizin müb226;rek kabr-i şer238;flerinde) gece temizlik yapmak için çalışıyordum. Gece yarısına doğru Cebr226;il aleyhissel226;mın Res251;lullah efendimizle görüşmek için geldiği Cibr238;l kapısı birden açıldı. Bu saatte gelen kimdir? diye kapıya koştum. Sakallı, n251;r yüzlü biri ile karşılaştım. Bana sel226;m verdi. Selamı aldım ve; "Hoşgeldiniz efendim." dedim. Bana, g226;yet sessiz bir şekilde cevap verdikten sonra, Peygamber efendimizin müb226;rek kabrinin ayak ucuna doğru gitti. Arkasından bakakalmıştım. Orada bir müddet bekledi. Kabr-i şer238;fe karşı b226;zı şeyler söyledi. Çok dikkat etmeme rağmen anlayamadım. İşi bitince arka arka giderek huzurdan ayrıldı. Çok mer226;k etmiştim. Yanıma geldiğinde büyük bir edeple; "Siz kimsiniz ve nerelisiniz?" diye sordum. O da; "İsmim Muhammed, Diy226;r-ı R251;m'danım. H226;dim'de ik226;met ediyorum." dedi. Bu gece yarısı ziy226;retinizin hikmeti nedir?" diye su226;l edince de; "İm226;m-ı Birgiv238;'nin Tar238;kat-ı Muhammediye isimli kitabını şerh ediyorum. Bir had238;s-i şer238;fin sahih olup olmadığında şüpheye düştüm. Hemen gelip gördüğünüz gibi, Res251;lullah efendimizin huz251;r-ı şer238;flerinde, bunu su226;l eyledim. Sahih olduğu buyruldu." dedi.

Ondan sonraki günlerde yine aynı saatlerde zaman zaman geldi. Geldiğinde odama götürür kısa bir süre de olsa sohbet ederdik. Artık onunla dost olmuştuk."

Beşir Ağanın konuşmasını hayretle dinleyen P226;diş226;h Birinci Mahm251;d, H226;dim'e bir haberci göndererek, Muhammed H226;dim238;'yi İstanbul'a d226;vet etti. D226;vetn226;meyi bizz226;t Konya V226;lisi Ali Paşa, H226;dim'e giderek takdim etti. O geldiği gün, P226;diş226;h ona sim226; olarak çok benzeyen birkaç kimseyi daha saraya getirtti. Maksadı Beşir Ağayı imtih226;n etmekti. Beşir Ağayı da huz251;runa çağırdı. Müs226;firlerin huz251;ra gelmesi bildirildi. Biraz sonra Muhammed H226;dim238; ve ona çok benzeyenler odaya girdiler. Beşir Ağa, girenlerin arasından Muhammed H226;dim238;'yi göstererek; "Bahsettiğim z226;t işte budur." dedi. Birinci Mahm251;d Han, H226;dim238; hazretlerine çok iltif226;t edip ihs226;nlarda bulundu.

Muhammed H226;dim238;'den Ayasofya C226;misinde bir ders vermesi istendi. Derste p226;diş226;h, sadr226;zam, H226;dim238;'nin hocası olan 350eyhülisl226;m, Müderris Kaz226;b226;d238; Ahmed Efendi ve diğer devlet ric226;li de bulunacaktı. H226;dim238;, hocasının bulunduğu mecliste v226;z edemeyeceğini edeple belirterek affını istedi. Ancak şeyhülisl226;m, ir226;de-i seniyye (p226;diş226;h emrinin) bulunduğunu, dersin mutlaka yapılması gerektiğini söyleyerek, onu mahşer238; bir kalabalık ile dolu olan Ayasofya C226;misinin kürsüsüne çıkardı.

Sonradan bir ris226;le h226;linde neşredilen F226;tih226; Tefs238;ri'ni kürsüde büyük bir vukufla ve ş226;h226;ne bir hit226;bet örneği h226;linde takr238;r edip anlatan H226;dim238;'nin bu dersi, hocası olan 350eyhülisl226;mın sevincinden ağlamasına sebeb oldu. Bu takrirden sonra, Topkapı Sarayına çağrılıp tebrik ve talt238;f edilen H226;dim238;'ye İstanbul'da kalması teklif edildi. Bu iltif226;tlara teşekkür eden ve lis226;n-ı mün226;siple H226;dim'e avdet etmek istediğini arz eyleyen H226;dim238;, İstanbul'dan b226;zı kit226;plar satın alarak, bu def226; iki deve yükü kitapla H226;dim'e döndü.

Bundan sonra, okuyup araştırma ve eğitimin yanısıra, eser yazmaya da başladı. Kur'226;n-ı ker238;m s251;relerinden b226;zılarının ciltler h226;linde tefs238;ri olan ilk eserlerini, talebeleri temize çekip çoğaltarak, kitap h226;line getirdiler. Medresesinde Arab238;, F226;ris238;, us251;l-i fıkıh, fıkıh, tefs238;r, had238;s, kel226;m, edebiy226;t gibi dersler okuttu. Pekçok 226;limin yetişmesine ves238;le oldu. Bunların içinde başta oğulları Sa238;d, Abdullah, Em238;n, N251;m226;n gelmekteydi. Ayrıca "Ayaklı Kütüph226;ne" lakabıyla anılan Müft238;z226;de Muhammed Ant226;k238;, İsm226;il Gelenbev238;, Mehmed Kırkağac238;, H226;fız Osman Üsküb238;, Ahmed Ürgüb238;, Konyalı İsm226;il Hakkı, Hacı İsm226;il Kayser238; gibi 226;limler meşh251;r oldular.

Muhammed H226;dim238; hazretleri, 1762 (H.1176) senesinde H226;dim'de, son hastalığına yakalanmıştı. Çocuklarını, talebelerini ve dostlarını çağırıp herbiriyle http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/zz21.giflaşıp, ved226;laştı. Çocuklarına ve talebelerine vasiyetini bildirdikten sonra; "Vef226;t ettiğimde, daha önce vasiyet edip anlaştığım kimse gelene kadar beni soyup gaslimi yapmayın." buyurdu. O gece sabaha karşı, talebelerinin Y226;s238;n-i şer238;f kır226;atları arasında müb226;rek r251;hunu teslim eyledi. Kuşluk vakti sıralarında daha önce anlaştığı Trabzonlu Hacı Mehmed Efendi gelip, gasil, tech238;z ve tekf238;n işlerini yaptı. Kabrini babası Mustafa Efendinin yanında kazdırdı ve oraya defni yapıldı. 194;şıkları, uzak yakın yerlerden gelerek kabrini ziy226;ret etmektedir.

Mezar taşında şunlar yazılıdır: "Bütün d238;n238; bilgileri kendisinde toplayan ve T226;r238;kat-i Muhammediye kitabını şerheden, 226;riflerin kutbu, Allahü te226;l226;ya kavuşmak isteyenlere yardım eden Eb251; Sa238;d Muhammed H226;dim238;'nin r251;huna F226;tiha."

H226;dim238;'nin oğluna yaptığı vasiyeti şöyledir:

Allahü te226;l226;ya hamd, Hab238;b-i ekremine, 226;l u esh226;bına ve O'nun sünnetlerine t226;bi olan ve yolunu sevenlere sal226;t ve sel226;m olsun.

Ey nasihat kab251;l edici, pek aziz oğul Sa238;d! Allahü te226;l226; seni uzun ömür içerisinde sevdiği ve r226;zı olduğu şeylerle az238;z eylesin. Ziy226;de ilmin h226;sıl edeceği takv226;, istik226;met, korku ile mes251;d kılsın.

İm226;m-ı Gaz226;l238;'nin de buyurduğu gibi, nasihat etmek kolaydır. Zor olan, onu yerine getirmektir. Çünkü nefsin fıtratında, yaratılışında nefs226;n238; arzu ve istekleri sevmek vardır. Yine nefsin fıtratında, yaratılışında hep kendi temenni ve arzu ettiklerine meyletme vardır. Kişi, sevdiğinin aybına karşı kördür ve kişinin düşmanı, kendi evinin içindedir. Bin226;enaleyh o düşmanın zar226;rından ve h238;lesinden emin olmak zor ve güç olur. Nefsin kılıcından ve oklarından, ancak kendi Rabbine ve nefsinin Rabbine yalvararak kurtulabilirsin.

Sonra bil ki, ben günahk226;rım, hat226;lı nefsime, sana ve bütün kardeşlerime, bilhassa talebelerime ve sevdiklerime, 226;lemlerin rabbi olan Allahü te226;l226;nın peygamberlerine, evliy226;sına ve bütün kullarına yaptığı tavsiyeyi yaparım. Cen226;b-ı Hak Nis226; s251;resi 131. 226;yet-i ker238;mesinde me226;len şöyle buyurmuştur: "Sizden önce kitap verilenlere ve size emrettik ki Allahü te226;l226;dan ittik226; edin (korkun, takv226; s226;hibi olun)..."

İm226;m-ı Nevev238;, El-Minh226;c kitabında buyuruyor ki: "Eğer 226;lemde takv226;dan başka hayrı daha çok toplayan, sev226;bı daha büyük olan, ub251;diyette, kullukta daha yüksek, kem226;le erdirmekte daha evl226;, dilekleri daha çok birleştiren bir haslet olsaydı, Allahü te226;l226; onu tavsiye ve emrederdi. Çünkü O, kullarına en merhametli, en şefkatli olan ve en çok nasihat edendir."

İşte bunun için Peygamber efendimizin sevdiklerinden birine yaptığı bir vasiyetinde; "Sana Allahü te226;l226;dan korkmayı (takv226;yı) tavsiye ederim. Çünkü o her şeyin başıdır." buyurmuştur.

Takv226;, düny226; ve 226;hiretin hayırlarını toplayan bütün mühim işlere k226;fi gelen, insanların ulaşabilecekleri en yüksek derecelere ulaştıran, üzerine il226;ve yapılamayacak vazgeçilmeyen bir esastır. Had238;s-i şer238;flerde buyruldu ki: "O kökü s226;bit, dalları sem226;da olan güzel bir ağaçtır." ve; "Çirkin bir söz de yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer." Takv226; her türlü kötülüğü zorluğu ve zihni bulandıran, sarhoş eden şeyleri kökünden sökücüdür. Allahü te226;l226; Kur'226;n-ı ker238;mde me226;len buyuruyor ki: "Allahü te226;l226; muttak238;lerle (takv226; s226;hipleri ile) ber226;berdir."

O halde sen, Allahü te226;l226;nın r226;zı olmadığı şeylerden uzuvlarını koru*****, cen226;b-ı Hakk'ı ululayıp, tesb238;h ederek, her türlü noksan sıfatlardan uzak bilerek kalbini aydınlat. Bütün gayretini harca***** ve bütün gücünü sarf ederek onun en üst mak226;mını elde etmeye, ihtim226;m göstermeye çalış. Bu konuda dikkatli ol ve sıkı sıkıya ona bağlan.

Bu ise ancak, yapılması mahzurlu olan şeylere düşmemen ve yapılması mahzurlu olmayan, fakat terki daha iyi olan şeyleri terk etmen s251;retiyle mümkün olur. Bu da ancak inanılacak esaslar, amel edilecek hususlar, normal işler ve mu226;mel226;tta (günlük işlerde) zar251;r238; bir sebeb olmaksızın, ruhsatlardan kaçınman ve İsl226;miyetin azimetlerine sarılmaya dev226;m etmenle mümkündür.

Bu da, düny226; ehlinden kaçmakla h226;sıl olur. Çünkü düny226;ya düşkün insanlarla ber226;ber olmak, tecrübe edilmiş bir zehirdir. Onlarla haşır neşir olmak, kesici bir oktur. Onlardan çekin ve h238;lelerine karşı müteyakkız, uyanık ol. Onlarla ber226;ber olmak bulaşıcı, tabiat da onu bulaştırıcıdır. D226;vetlerine mümkün mertebe gitme. Onları dost edinmekten yüz çeviren biri demiştir ki: "Onların zararlarının en azı, kendilerine yaptığın ziy226;retler sebebiyle, vakitlerini çalmalarıdır." Vakit de senin malının serm226;yesidir. Ondan bir an geçer de, ömrün müddetince, askerleriyle birlikte meliklerin hazinelerini sarf etsen bile, onu tekrar ele geçirmek mümkün değildir.

Hazret-i Ali'den gelen bir sözde denilmiştir ki: "Ah226;lisi senden şik226;yetçi olan bir beldede oturma. Z238;r226; sen onlarla ber226;ber olmakla küçülürsün." Ahl226;kı ve sireti güzel, sal226;h ve tev226;zuu görülen kimse ile arkadaşlık etmek çok güzel olduğu gibi, bu kötülüklere karşı keskin bir panzehirdir ve muazzam bir iksirdir. Sen böyle bir kimsenin sohbetinde hatt226; mümkünse hizmetinde bulun. Sen onlardan olmasan da, ahl226;kıyla ahl226;klanmak, gidiş226;t ve hikmetlerini anlamak maksadıyla s226;lihleri sev.

Haramlardan çekindiğin gibi şüphelilerden de uzak dur. Çünkü haramlar, şüphelilerle s226;bit olur. Nitekim: "Kim şüpheli şeye düşerse, harama da düşer." had238;s-i şer238;fi bunu göstermektedir. Kimin söylediğine bakma, ne söylediğine bak. Düny226;dan az bir şeye kan226;at et. Çünkü kimin g226;yesi, kendisine k226;fi gelecek şey olursa, o hususta olanın en azı bile kendine yeter. Eğer g226;yesi zengin olmak ise, onu ihtiyaçsız kılmak mümkün değildir, v226;diler altın olsa, başka bir v226;di ister.

Dedenin vef226;tından sonra, rüy226;da tavsiye ve nasihat isteyen babana yaptığı vasiyeti al. O şöyle demişti:

350unlar sana nasihat olarak k226;fidir. Bak benim yanımda düny226; malından bir şey var mı? Düny226;ya kıymet verme. Ona ve düny226; ehline ihtiyacını açma. İhtiyaç gösterirsen, her şeye muhtaç olmaktan kurtulamaz, ömrün boyunca düşkün ve aşağı olursun ve hiçbir şey elde edemezsin. İhtiy226;cını yalnız Rabbine aç ve d226;im226; O'nun emrine uy. İşte o zaman her şey sana muht226;c olur ve her şey hatt226; p226;diş226;hlar senin peşine düşer. Bunlar nasihatların anasıdır, onlarla amel edersen hiç bir şeye muht226;c olmazsın."

Kalk git. Ömrünü seni ilgilendiren faydalı şeylerde harca. Fırsat varken, seni ilgilendirmeyen m226;l226;y226;ni şeylerde z226;yi etme. 350u had238;s-i kuds238;ye sarıl: "Ey düny226;, bana hizmet edene, sen de hizmet et. Sana hizmet edeni ise yor." Kim düny226;ya t226;bi olursa, fel226;h bulamaz. 194;hirette ise kurtuluşa eremez. Düny226;dan ve ona düşkün olanlardan, arslandan kaçtığın gibi kaç. En yüksek olanı, en alçak olanla ifs226;d etme. Serm226;yeni b226;ki zillette olan amellere harcama. Res251;lullah efendimizin şu had238;sini düşün; "Düny226; için, orada kalacağın kadar çalış. 194;hiretin için de orada kalacağın kadar amel et. Allahü te226;l226; için, O'na ihtiy226;cın miktarınca amel eyle. Cehennem için, ona sabredebileceğin kadar gün226;h işle. Dilediğin gibi yaşa; muhakkak ki sen öleceksin. Dilediğini sev, muhakkak ki ayrılacaksın. Dilediğini yap, muhakkak s251;rette sen onun karşılığını göreceksin."

Peygamber efendimizin şu had238;sine de dikkat et: "Düny226;da sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol." O halde ömrünü boş şeylerle z226;yi etme. T226;atlere, ib226;detlere dev226;m et. Özellikle tefekkür, düşünme, tecvid ve edeple Kur'226;n okuma gibi en faz238;letlilerini yap. 350üphesiz ki bu, Allahü te226;l226; ile konuşma gibidir.

(Farzlarla ber226;ber) n226;filelere dev226;m et. Teheccüd namazını kıl. Allahü te226;l226; Kur'226;n-ı ker238;mde me226;len şöyle buyurmaktadır: "350üphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir." Yine me226;len buyuruyor ki: "Ey Muhammed! Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. T226; ki Rabbin (226;hirette) seni övülecek bir mak226;ma yükselte."

B226;zı 226;limler demişlerdir ki: Geceleri ihy226; etmek, Allahü te226;l226;nın aşağıdaki 226;yet-i ker238;mesinde iş226;ret buyrulan hak238;ki saltanat ve mülktür: "Ey Muhammed! De ki! Mülkün s226;hibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini az238;z kılar, dilediğini alçaltırsın. İyilik elindedir. Doğrusu sen, her şeye k226;dirsin."

İnsanlara davranışın, hilm, sevgi, merhamet, şefkat, rıfk, yumuşaklık, tevazu ve kötülüğü affetme gibi güzel ahl226;kla olsun. Sevgili Peygamberimiz; "Faz238;letlerin en üstünü, senden kesilene gitmen, seni mahr251;m bırakana vermen, sana zulmedeni affetmen, sana kötülük yapana iyilik etmendir." buyurmuşlardır.

Sük251;tu tercih et. Çünkü güzel huyların efendisi, 226;limin z238;neti, ib226;deti yükseltendir. Dilini sana l226;yık olmayan şeylerden koru. Sana iyi davranmayanları bırakıp, kendine l226;yık bir arkadaş seç. Gaybleri bilen Allahü te226;l226;nın nazarg226;hı olan b226;tını, kalbi har226;b edecek şekilde, z226;hirinin z238;netlenmesi için çalışma.

Vaktin darlığı bu kadarla yetinmeyi 238;c226;b ettirdi. Eğer daha fazla bilgi almak istersen selefin nasihatlarına mür226;caat et. İm226;m-ı A'zam'ın birinci talebesi ve Hanef238; mezhebinin ikinci im226;mı olan Eb251; Y251;suf'la yaptığı ve El-Eşbah ven-Naz226;ir kitabının sonunda yazılan nasihatlar, İm226;m-ı Gaz226;l238;'nin Eyyühe'l-Veled kitabındaki nasihatları İm226;m-ı Süy251;t238; ve diğer 226;limlerin nasihatları gibi. Eğer tevfik yetişirse, inş226;allahü te226;l226; gerisi tamamlanır.

Bu vasiyeti, bereket kazanmak için nasihat kitabı yap. Her şeyin üstünde tut. Ona tekrar bak. Umulur ki, onunla nefsini tezkiye eder, temizler, bize diri iken de, ölü iken de du226; edersin. Allahü te226;l226;, bizi m226;rifetini tatmakla rızıklandırsın ve o şekilde öldürsün. Sen, Allahü te226;l226;nın, en üstün Neb238;sine k226;mil olarak t226;bi olmalısın. O'na ve t226;bilerine en üstün tehiyye ve sel226;m olsun."

Muhammed H226;dim238; hazretlerinin mühürlerinde şu yazı vardı:

"Ey b226;r-i Hud226; be Hakkı hest238;,
350eş ç238;z mer226; medet firist238;,
İlim u amel, ferağ-ı dest238;.
Îm226;n u em226;n, ten dürüst238;.
Mezhebi Nu'm226;n, Es-Seyid Muhammed."

M226;n226;sı: "Y226; Rabb238;! Varlığın hakkı için şu altı şeyi bana ihs226;n eyle: Îm226;n, vüc251;d sıhhati, ilim, amel ve ihl226;s, cömertlik ve emirlerini yapabilmek. Hanef238; mezhebinden Seyyid Muhammed."

Muhammed H226;dim238; hazretlerinin insanlığın sa226;deti için hazırladığı eserleri pek çoktur. Bunlardan b226;zıları şunlardır:

1) El-Ber238;kat-ül-Mahm251;diyye f238; 350erhi Tar238;kat-il-Muhammediyye, 2) Dürer H226;şiyesi, 3) H226;şiyetün al226; Tefs238;r-i S251;ret-in Nebe' lil-Beyd226;v238;, 4) Ris226;letün f238; Sül251;k-in-Nakşibendiyye, 5) Ris226;let-ül-Huş251;'i fis-Sal226;ti, 6) Ris226;letün f238; Hakk-ıl-Istihlaf, 7) Ar226;yis-ün-Nef226;isi f238; İlm-il-Mantık, 8) Men226;f238;-ud-Dek226;ik f238; 350erhi Mec226;mi-ul-Hak226;ik. Bu eseri Mecelle'nin küll238; k226;idelerine kaynak olmuştur.

İ350TE BENİ GÖRÜYORSUN YA

Muhammed H226;dim238;, Rum diy226;rının seçilmiş 226;limlerinden olan müb226;rek babası Mustafa Efendinin kabrini ziy226;rete gitmişti. Kabrinin başında Y226;s238;n s251;resini okuyup sev226;bını, Peygamber efendimize bütün peygamberlere (aleyhimüssel226;m), Esh226;b-ı kir226;ma (radıyallahü anhüm) ve bütün ehl-i 238;m226;nın r251;hlarıyla birlikte, babasının da r251;huna hediye etti. Sonra mur226;kabeye dalmış halde beklerken, Allahü te226;l226;nın izniyle babası 226;niden mezarından kalktı. Çok heyecanlandı. Onu bu şekilde ilk def226; görüyordu. Sessizce bir müddet bekledikten sonra, ondan nasihat istedi. "İşte beni görüyorsun ya. Düny226;nın sebep ve al226;kalarından hiçbir şey fayda vermiyor. Geçim hus251;sunda hırs ve kötü emelden sakınarak, cen226;b-ı Hakk'a tevekkül et ve O'nun verdiklerine r226;zı ol! Düny226;da sebeplerini yaratanı unutup, ihtiy226;cını, görünüşte buna sebeb olan kula bildirirsen, cen226;b-ı Hak seni elinden bir şey gelmeyene muht226;c eder. Eğer ihtiy226;cını herkese söylemeden s226;dece Allahü te226;l226;ya arz edersen, düny226; bile sana muhtac olur." dedi.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:43 PM
Hadımül Fukara Abdullah Baba

--------------------------------------------------------------------------------

İslam aleminin ve Tasavvuf yolunun müstesna bir ferdi, ilim, irfan, edep, tevazu, ask ve vecd hali ile, İslam'in rahmet kapılarını insanlığa açan Hadım-ül Fukara Nevşehirli Abdullah Gürbüz (KS) Hazretleri 5 Nisan 1933 yılında Nevşehir ilinin Herikli Mahallesinde Dünyaya teşrif etmişlerdir. 4 erkek, 1'i kız, 5 kardeş olan Abdullah Baba (KS) Hazretleri'nin Babasi, Nevşehir eşrafından (Gubbasanoğulları) lakabıyla tanınan Mahmut efendi, muhterem valideleri ise Feride hanımdır.

Abdullah Baba (KS) Hazretlerinin daha çocuk yaşlarda iken, pek çok harikulade halleri ve rüyaları cereyan etmıştır. Emsalleri ile oynamaya ve eğlenmeye iltifat etmeyerek Allah-u Teala Hazretlerine kul olmanın en büyük saadet oldugunu anlamış ve küçük yaşlardan itibaren, Hak'k yolda mücadele etmeye baslamştır. Bunun yanında da elinden geldigi kadar insanlara yardımcı olmaya çalışmıştır.

Uçsuz bucaksız bir feyiz kaynağı olan Abdullah Baba (KS) Hazretleri, henüz 7 yaşlarında iken babasi Mahmut Efendi, Kurşunlu Camii İmamı Saatçi Hafiz Efendiye götürür ve ona Kur-an'i Kerimi öğretmesini söyler. O Camide, hem Kur-an' Kerim ögrenip, hem de Müezzinlik görevini sürdürür. Fatihayı 350erifi her okuduğunda 8ÜBu ümmil kitaptir, bunun sırrına mahzar olalım Ya Rabbi8221;, diye ağlar, dualar eder.

Abdullah Baba (KS) Hazretleri genç yaşta ticarete atılmış ve henüz 17 yaşında iken muhterem zevceleri, Amine Hanım ile evlenmişlerdir. 3'ü kız, 3'ü erkek, 6 çocukları olmuştur. Fakat, Züleyha ismindeki kızı ve Ebubekir ismindeki oğlu küçük yaşta vefat etmişlerdir.

Bu ikisinden hariç, 1953 yılında büyük kızı Hatice dünyaya gelmıştır. Bundan sonra 7 yıl çocuklari olmamış, 1960 yılında, ikinci çocuğu Hasan dünyaya gelmıştır. 1964 yılında ortanca kızı Aise ve 1966 yılında da küçük oglu Nuh Naci dünyaya gelmıştır.

1953 yılında askere giden Abdullah Baba (KS) Hazretleri 1956 da, askerlik vazifesini tamamla***** memleketine döndükten sonra, bir yandan ailesinin nafakasını kazanmak ile uğraşırken, asil gayesi olan Allah'a kulluk görevini yerine getirmek için ibadetler yapıyor, aynı zamanda ilim kitaplari okuyordu, bunlar arasinda, Saidi Nursi Hz.lerinin risalei nur külliyatini büyük bir ihlas ve samimiyetle okumaya devam eder.

Aradan bir müddet geçer ve o zamanda Said-i Nursi Bediüzzaman Hazretleri rüyasında ona risalesinin tamam olduğunu ve Kadir-i Tarikatindan bir Mürşid-i Kamile intisap etmesini söyler.

Rüyayı gördügü günün sabahı 350ıh Ağa isminde bir zat evlerine gelerek;

- Sen, bugün ne rüya gördün?, diye sorar. Daha sonra 350ıh Ağa cebinden bir kağıt çıkarır;

8ÜAbdullah Efendi, bu ders, Abdülkadir Geylani Hz.'lerinin dersidir8221;, buna iyi çalış, diye nasihat eder.

Bundan sonra, onun verdiği dersi çekmeye baslar, bir yandan da baba mesleği olan deri imalatçılığına devam ederek imal ettiği derileri, civar illere götürüp satar, bu şekilde geçimini sağlardı.

Bir gün Iskilip'e deri satmaya gider ve asıl tasavvuf yolundaki en önemli yolculuğu bu vesile ile başlar. Kendisi, Çorumda ki, Mürşid-i Kamil Haci Mustafa Anaç (KS) Hz.'leri ile görüşüp 1960 yılında gördüğü rüyasını o zata anlatmış ve ondan da Rufai dersi almıştır.

Bu tarihten itibaren Abdullah Baba (KS) Hazretleri bir takım manevi haller yaşamaya başlar ve içindeki yangını söndürecek, kendini Allah ve Resulüne vasil edecek Hak dostu bir Mürşid-i Kamili, Cenab-i Zülcelal Hazretlerinden niyaz eder ve bu yakarisi sonunda rüyasında 1965yılında, Hızır (AS) ve Adem (AS)'in işareti ile Antep de bulunan Kadiri üstadı Muhammed Bilal Nadir (KS) Hazretlerine intisap etmiştir.

Bilal Nadir Hazretlerinin himmet ve feyzi ile kısa zamanda kendisinde büyük manevi değişimler zuhur etmiştir fakat Bilal babanın 1969 yılında vefat etmesinden dolayıi durma*****, kendisini Hakka vasıl edecek olan Mürşid-i Kamili istiharesinde Hızırr (AS), Ilyas (AS) ve Zekeriya (AS)'in işareti ile, Çorumlu Haci Mustafa Efendi Hazretlerine intisap etmiştir.

Bundan sonra Abdullah Baba (KS) Hazretleri gönlündeki volkanı bir nur seli halinde akıtacak, Ledünni Ilminin anahtarini verecek, gayelerin gayesi olan Allah'a kavuşturacak, O'na teslim edecek zatı bulmuş ve üstadina tam bir teslimiyet göstererek manevi yolda ilerlemeye baslamıştır. Bununla beraber maddi yönden sıkıntılı ve çok meşakkatli günleri olmuş ama bir an dahi Hakk'ın rizasindan ayrılmamıştır.

1971 yılında üstadı ayakkabı alıp satmasını söyler ve bu tarihten itibaren kundura işine başlar. Bir yandan ailesinin geçimi için çalışıyor diger yandan Allah ve Resulüne olan bagliligi, muhabbeti gün geçtikçe artiyordu.

Çorumlu Haci Mustafa Anaç Hazretleri, Abdullah Baba (KS) Hazretlerinde ki cevheri görmüs ve onun vuslata erebilecek kabiliyette birisi oldugunu anla***** manen onun yetismesi için çalismıştır.

1978 yılına gelindiginde Abdullah Baba (KS) Hazretleri Konya ya Mevlana Celaleddin-i Rumi (KS) Hazretlerini ziyarete geldiklerinde, türbenin hizmetinde bulunan bir zat kendisine iltifat göstererek;

Efendim, bu gece divan burada toplandi. Size manevi görev verilmesi için isaret ettiler. Mevlana hazretleri sizin için çok hos seyler söyledi. Bütün piranlar tasdik ettiler ancak Muhammet Naksibendi hazretleri daha erken oldugunu söyledi ve ileri bir zamana tehir ettiler. Sizinle tanismak istedim, bizlere duaci olun, der.

Yil 1980'e geldiğinde ise Abdullah Baba (KS) Hazretleri rüyasında kırklar divanının toplandigini ve orada bir takim sorular sorup o hali müsahede ettigini görür. Ertesi gün üstadi çorumla Haci Mustafa Efendi Hazretlerine giderek gördügü rüyasini anlatir. O zat da kendisine;

Masaallah, Sübhanallah evladım kırklar divanina girmişsin. Sen hayret makamında görmüşsün. Ibrahim Hakki hazretleri de böyle hayret etmisti de hayret makaminda su dizeyi söylemişti.

Hak serleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif ani seyr eyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Ancak gece ve gündüz çalişmamiz lazim, köy köy, kasaba kasaba, kaza kaza dolasip, Allah'i unutan bu millete, Allah'i sevdirmeyi ona kul olmayi ögretmeliyiz, der.

1982 yılında üstadinin isareti ile itikafa girmis, Nefsin yedi makamini aşarak Seyri sül251;kunu tamamlamıştır. Artik Abdullah Baba (KS) Hazretleri, denizlerin kendisine aktığı bir umman olur.

Yasadiklari dönemde, insin ve cinnin en hayirlisi ve en sereflisi olan Mürsid-i Kamil zatlar, Hakk'a arz olunduktan sonra yer ehli, gök ehli, bütün alemler bu zatlari tanirlar. Onlar için;


Peygamber Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmuslardir:

- Allah bir kulunu sevdigi zaman Cebrail'e (a.s.) ;

- Ben onu seviyorum . Sende sev der.

Cebrail'de o kulu sever. Gök halki arasinda Allah ( c.c ) filan kulu seviyor sizde seviniz diye haber verir. Onlarda onu severler, sonrada yer yüzünde müminlerin kalbine onun sevgisi yerleştirilir .8221;(R.Salihin C:2/S:327)

Allah'u Teala Hazretleri onlar hürmetine yagmur verir, onlarin hürmetine zor isler kolay olur. Onlarin dualari ret olunmaz. Çünkü, onlar halkin içinde Hak ile bir olmuşlar, Cenab-i Zülcelal Hazretlerinin zatinda degil, sifatlarinda fani olmuşlardir. O zatlar için hiçbir zorluk yoktur. Onlar, yeryüzünde ki seçilmislerin seçilmisidir. Onlar, Allah-u Teala Hazretleri tarafindan hem bu dünya da, hem ahiret de müjdelenmislerdir .

Itikaftan çiktiktan sonra, Çorum'a Üstadinin yanina Nevşehirlilerle beraber gider ve Çorumlu Haci Mustafa Efendi Hazretleri orada bulunan cemaata;

-8ÜOğlum Abdullah ile bu fakirin şekline suretine, şeytan giremez, rüyada kendisini görürseniz sahihtir.8221; der.

Yine 1982 yılında üstadımiz Abdullah Baba (KS) Hazretleri bir rüya görür rüyasında;

Büyük bir caminin içerisinde, bütün peygamberlerin, sahabelerin ve piranların ve evliyanın olduğu halde kendisine vaaz etmesi söylenir ve o mübarek topluluğa sohbet etme şerefine nail olur. Bu haleti ruhiye içerisinde uyandıktan sonra ertesi gün üstadının yanına giderek yaşadığı hadiseyi anlatır. Çorumlu Haci Mustafa Hz.leri;

Maşallah evladım, zaten Bilal Nadiri hazretleri, sana çok teveccüh etmiş, çok sevmiş. Nakib-i Nukaba makamina kadar getirmis, bundan sonra her yere ders verebilirsin, çavus, nakib yapabilirsin. Üç tane hilafet yazdim, piranlar mühürledi, ama Rasulullah Efendimiz mühürlemedi. Insallah ölmeden önce açıklayacağım, bir bayram yapacağız der.

Abdullah Baba (KS) Hazretleri ise;

Aman efendim bir sey istemiyorum, 8ÜIlahi Ente Maksudi ve Rizake Matlubi Ya Hazreti Allah8221; der.

Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri kısa bir süre sonra Nevşehir'e ziyarete geldiginde, orada bulunan talebelerine Nevşehir den bir güneş doğacak bütün cihanı aydınlatacak, diye söyler.

Bu arada Abdullah Baba (KS) Hazretleri adım adım maksadina doğru ilerliyor, insanlari Hak yola davet ediyordu.

1984 yılı içerisinde mana aleminde kendisinin, Peygamberlerin, piranların, mezhep imamlarının ve büyük bir cemaatin Cuma Namazı kılmak için toplandiklarini müşahede eder ve yine orada kendisine vaaz etmesi telkin edilir ve orada vaaz eder.

Ertesi gün Çorum'a üstadının yanina gider ve rüyasini anlatir.


- 8ÜMasaallah! Evladım, sen irşat ile vazifelendirileceksin! Böylece insanlara Hakk 'ı anlatıp onları doğru yola getireceksin8221; buyurur.

Çorumlu Haci Mustafa Efendi Hazretleri sağlığında emanetleri teslim edecek bir Mürşid-i Kamil yetiştirmenin şevk ve muhabbeti ile Muharrem ayında, 29 Eylül 1984 tarihinde, kendi fakirhanesinde, Abdullah Baba (KS). Hz.'leri ile birlikte Nevşehir den gelen bir grup ihvanin oldugu zikir halakasinda, çok sevdigi Rabbisine kavusmustur.

Abdullah Baba (KS) Hz.'leri, üstadinin vefatindan sonra insanlara vaaz ve nasihatlarda bulunarak her dem Hakk'in rizasini gözetmıştır. Üstadinin vefatindan 1 yil sonra 1985 yılınin 20 350ubat'ında bir rüya görür.

Rüyasında;

Rasulullah (SAV), evliyaullah ve 12 Piran hazretlerinin bulunduğu bir mecliste Abdul Kadir Geylani Hz.'leri bir beyaz kağıt uzatır ve;

Bu senin irşat icazetindir, der.

Efendi Hazretleri;

Efendim ben ümmiyim, vazife istemiyorum. Derviş olayım, bana kafidir der. 3 defa bu teklif kendisine yapilir. Efendi Hazretleri reddeder. O esnada Mevlana (KS) Hazretleri de;

8ÜEvladım, herkes ben şeyh olayım, Mürşid-i Kamil olayım diye ağlayıp sizlanirken, sana teklif edildiği halde, sen reddediyorsun8221; diye söyler.

Bunun üzerine Abdullah Baba (KS) Hazretleri;

8ÜBu çok mesuliyetli, veballi bir vazifedir. Ben ümmiyim. Üstelik piranlardan vazife alanların helak olduklarını çok gördük8221;. Eğer bana Rasulullah (SAV) efendimiz vazife verirse, bende bunu kabul ederim, buyururlar. Böyle söyleyince, Rasulullah (SAV) efendimiz memnun olur ve tebessüm ederek;

Evladım Abdullah, senin istediğin 5 Nisan da verilecek, buyurur.

Nihayet 5 Nisan 1985 mübarek Cuma gecesi Efendi Hazretleri ümmeti Muhammedi irşat ile vazifeye getirildiği günü mana aleminde seyreder.

O gece Çorum da, bütün geçmis Peygamberler (AS) bir yerde, piranlar bir yerde, mezhep sahipleri bir yerde, velhasil herkes intizamla yerlerinde toplu bir halde iken Rasulullah (SAV) efendimiz, mübarek parmagindaki mührü önünde duran süslü bir icazete basar. Sari renkli bir mühür daha alarak ayni kagida tekrar basar ve ardindan mübarek agzindan su kelimeler dökülür;

8ÜBunu mu istiyordun, evladım Abdullah?8221;.

Iste bu esnada Efendi Hazretlerinde bir takim haller meydana gelir ve kendisine talebe olacak insanların hepsini gösterirler. Efendi Hazretleri sayısını ancak Allah'in bildiği, kendisine talebe olacak bu topluluğu görünce;

Ya Rasulallah! Bu insanlara nasıl yetişeyim ve nerede bulayım der.

Rasulullah (SAV) Hazretleri de;

Bazen onlar senin ayağına, bazen de sen onların ayağına gideceksin. Hakkı ve sabrı tavsiye et. Kalpler Allah'in elindedir, bundan sonra ismin Hadım-ül Fukara dir, evladım, buyururlar.

Abdullah Baba (KS) Hazretleri 1985 yılında irşat vazifesine basla***** Yurtiçinden ve Yurtdisindan binlerce talebesine Allah ve Resulünün sevgisini asilamaya ve bu gaye ile hayatlarini sürdürmeleri için önlerinde her zaman isik olmuştur.

O tarihten itibaren memleketinden ziyade Yurtiçi ve Yurtdışı seyahatlerinde bulunarak gittiği her beldede insanlara vaaz ve nasihat ederdi. Mübarek zatın pek çok kerametlerini bizatihi gören insan sayisi oldukça fazladir. Sohbetlerinde her zaman Allah ve Resulünün söylediklerini düstur edinmemizi ve hayatimizi bu ölçüde yaşamamızıi öğütlerdi. Alim, ilim adami ve çesitli meslek gruplarindan feyiz ve sohbetinden istifade eden pek çok kişi var idi.

Kendisi aynı zamanda Mevlevi üstadi olup Mevlana ve 350ems Hazretlerinin çağlar üstü açtiklari ask ve muhabbet yolunun mürebbisi ve önderi idi. Gerek Yurtiçinde ve gerekse yurtdisinda sema gösterileri tertip ederek insanlara;

8216;8216;Gel, gel yine de gel, bin kere tövbe sisesini kirsan da yine gel. Bu dergah ümitsizlik dergahi degildir'' sözü ile kucak açmis, sefkat ve merhamet ile yaklasmıştır. Alemlerin efendisi Hz. Mumammed Mustafa (SAV)'in her hal ve hareketini hayatinin her zerresinde tatbik ederek, Ümmet-i Muhammed'e isik tutmustur.

Büyük mürsidin, ilim ve irfan nesri, güzel aleme kavusmasina sebep olan hastaligina kadar devam etmis, 19 yil irşat seccadesinde oturmuşlardir.

Sureti ve sireti seriati mudahharaya ve sünnet-i seniyyeye uygun, güzel tabiatli, zahit, cömertligi ve elinin açikligi herkese samil, kutsi nefesleri ve açik kerametleri ile taninmis kamil bir mürsit idiler.

Vefatlarina sebep olan hastaligina 15 gün kala talebelerine haber göndererek, kendisinin Hakk yolcusu oldugunu ve görmek isteyenleri kabul edeceğini duyurmus ve binlerce insan onu son kez dünya gözü ile görmek ve http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/zz21.giflasmak için Nevşehir'e gelmislerdir.

Nihayet (Külli nefsin zaikatül mevt) ayeti celilesi fehvasinca, fena diyarindan beka diyarina, 2004 Muharrem ayinin 23.günü Pazar sabahi sayılı nefeslerini ikmal ederek, hayati boyunca hasreti ile yanip tutustugu Rasuller Rasulüne kavustu. Vefat haberi duyulunca sanki yer yerinden oynadi, binlerce insan o büyük mürsidin cenazesine katilmak ve salina dokunmak için bir birleri ile yaristi.

Daha sonra Nevşehir Kursunlu Camiine eller üzerinde gelen mübarek naasi, ögle namazına müteakip kilinan Cenaze Namazindan sonra tekrar eller üzerinde ve Tevhid-i S350erifler oku*****, cemaati kübra halinde Kaldirim Mezarlığında o büyük mürşidi ebedi aleme uğurladılar. (Kaddesallahü Esrarehül 194;liye)

Allah-u Teala Hazretleri, o mübarek zati rahmeti ile kusatsin, sevenlerinin üzerinde himmet ve feyzini daim kilsin.

Ilel Cenneti Ebeda.....




--------------------------------------------------------------------------------

Hikmetli Sözlerinden



--------------------------------------------------------------------------------


Dikkat ediniz! Kişi güneşe yüzünü döndü mü, gölgesi arkasında kalır. Artik o nereye giderse gitsin, gölgesi hep peşinden gelir. Lakin kişi güneşe arkasını dönerse gölgesi hep önünde kalır. Ne kadar ugraşsa da gölgesini yakalayamaz. Işte bunun gibi, insan, Allah'a yüzünü dönerse, mal-mülk, aile ve çoluk çocuğu aynı gölgesi gibi onun peşinden koşar. Fakat kişi Allah'a arkasını dönerse o kişi mal ve iyalim peşinden ne kadar koşarsa koşsun, gölgesini tutamayacağı gibi onlara nail de olamaz.
Zikrullah bir nurdur. Onu sönmekten koruyan cam fanus ise sohbet ve ilimdir. Eğer ilminizi geliştirmezseniz, iki ayaklı bir şeytan nurunuzu üfleyip söndürür.İyiliğe iyiliği, HER adam yapar, İyiliğe kötülüğü, SER adam yapar, Kötülüğe iyiliği, ER adam yapar.Bir ev kurulmuyor; Başlanmayınca, Bir kimse veli olmaz;Taşlanmayınca, Bir kul murada ermez; Sabretmeyince.
Bir kişi vardır, soru sormak istediğinde sorusunun cevabını alır. Bir kişi vardır, soru sorarak öğretmek ister, oda sorup öğrenir. Bir kişi vardır, mahcup etmek için sorar mahcup olur.Insan dünyada şunlar üzere imtihan edilir: Illet, Gillet, Zillet
Kişinin sevdiğini görmesi lazım, Seyhini seven şeyhini görmeli, Pirini seven pirini görmeli, Peygamberini seven peygamberini görmeli, Kur'an-i seven Kur'an-i görmeli.
Allah'in Kapısını çalalım, Allah'tan başka gidecek kapı yok.
Namaza gevşek davranmayın, Devamlı abdest tazeleyin, Namaz Vuslattir Allah'i sevmeye yönelmeye,kavusmaya en yakın namazdir.
Nefse Gösterecegiz; Allah'in yolunu,Kur'an-in yolunu,Seytanin ve nefsin yolunu
Kim Allah'i Zikredese,Kim Allah'i severse,Allah Onu sever.
Nasil Bal Arisi bal yaparsa, Eşek Arisi da vazifesini yapacak, Eşek Arisi hem bal arisini sokar,hem balını yer, Hem de Insani sokar
Kötülüğe Geldi mi Pek Çok, Iyiliğe Geldi mi Engel çok!İhlas yaptığın bir iyilige karsilik beklememektir.Siz Insanlara Iyilik yapin, Allah bilir
Allah'ı sevmenin Alameti Emirlerini Tutmak, Peygamberi Sevmenin Alameti Hüsnü Ahlak!Zulmeden Insan Hem dünyada hem de Ahirette pisman Olur!
Aklim Allah,Fikrim Allah,Daim Allah,Illallah
Dert Çekmeden Bal Yenmez
Bugün Insanlarin bozulmasi Peygamber nurunun azligindan degil, Insanlarin sünnete uymamasindandir.
Hayvanlar Dahil, Herkes Kur'an-i anlar kendince
Allah'in Kapisinda Veziri yok,Herhangi bir yere gittiğimiz zaman,hemen adamları karsilar,randevu alin,su saatte gelin der,ama;Allah'in kapisinda veziri yok

Camileri süsleyen cemaatlerdir;Bülbül olmayinca kafes neye yarar, altindan bile olsa
Müslüman baskasinin ayibini görmez,örter
Hiç kimseyi Incitmeyin,Incinin, Size ne derlerse desinler 8216;8216;EYVALLAH''deyin
Allah'i Sevmek Imandan Peygamberi sevmek Islam'dan Eşini sevmek Nefis'ten Çocugunu sevmek sefkat ve merhametten
Allah'i Zikrettiginizde Hem Kalbiniz,Hem diliniz güzel olur Dil Kalbin Tezgahtari,Kalpte ne varsa dil onu söyler.
Allah'i Sevelim, Allah'i da sevdirelim Muhammedi sevelim,Muhammedi de sevdirelim Yolumuzu Sevelim,Yolumuzu da Sevdirelim
Huzur Ancak Zikir ile Olur
Her şeyin başı A350K,A350K,A350K!
Aşk Olsun, Aşkınız Nur Olsun, Allah Cümlenizden Razı Olsun.
Ihlas Olsa,Aşk Olmasa Amel olsa Aşk Olmasa, Kur'an olsa Aşk Olmasa Alim olsa, Aşk Olmasa Müderris olsa, Aşk Olmasa bir ise yaramaz
Muhammedi Seven Muhammed'den Bahseder, Zikri Seven Zikirden Bahseder, Allah'ı Seven Allah'tan Bahseder, Evliya'yı Seven Evliyadan Bahseder, Ama diğer nar ehline geldi mi Hiç dokunmaz.
Kalplerimiz 8216;8216;Nazargahi Ilahidir.
Nefsimiz Firavundan'da, Nefsimiz Ebu Cehilden'de kötü, Allah'i sevmenin yolu Nefsani Fitratı bilmek ve onu önlemektir.
Kalbiniz Nurlanmazsa;Ne Hakkı,ne Batili ayiramazsiniz.
Ruhu Sultanlastirmak Lazim Ruha Yön Vermek Lazim Ruhu Olgunlastirmak Lazim Ruhu Egitmek Lazim.
Aşık Abdullah Sararıp Solma, Gelen Mevla'dan Başkasından bulma, Sevdiğin bir yere çok gidip gelme, Kesilir Muhabbet,Itibar Olmaz
Kardeşim ben seni kalben çok seviyorum deyin. Çünkü; O'nun Kalbine senin sevgin girer.
Resulullah'i Göremezsiniz;Kocaniza itaat edin ,Gine Göremezsiniz,Incittiklerinizle Barisin Gine Göremezseniz,Cömertlik,Yapın
Herkes Gül, Ben Yonca,Herkes Evliya,Ben Onlarin Hizmetçisiyim
Fakirleri Sevelim, Fakirlere Yardim Edelim, Kırık kalplerdedir,Allah'in sevgisi Nazari

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:44 PM
H194;FIZ OSMAN EFENDİ

Kayseri evliy226;sından. 1734 (H.1147) yılında Konya'nın Akşehir kaz226;sında doğdu. Bu sebeple Kayseri'de Akşehirliz226;de Osman Efendi Hoca diye şöhret buldu. 1811 (H.1226) yılında Kayseri'de vef226;t etti.

Babası Akşehirli Mahm251;d oğlu Abdullah'tır. İlk tahs238;lini Akşehir'de tamamladıktan sonra on üç yaşında Kur'226;n-ı ker238;mi ezberledi. Sonra dört yıl kadar Akşehir'de sarf ve nahiv öğrendi. Karahisar'a ve oradan Konya'ya gitti.Konya ve Kayseri'de çeşitli 226;limlerden dersler aldı. 1755'te İstanbul'a giderek Ru251;s-ı Hüm226;y251;n imtih226;nına girdi, ehliyetini ispat ederek doğum yeri olan Akşehir'e geri döndü. Akşehir'de Reisü'l-Kurr226; Sinoplu H226;fız Mustafa'nın dersine dev226;m etti ve Kur'226;n'ın yedi okunuş şekli olan kır226;at-ı seb'ayı tahs238;l etti.

H226;fız Osman Efendi daha sonra büyük 226;lim H226;dim238; Efendiden ders almak üzere Konya'nın Hadim kasabasına geldi.Ancak talebelerin çokluğundan ders halkasında uygun bir yer bulamadı. C226;mi-i şer238;fin minberi üzerine çıkarak oradan dersi t226;kib etmeye başladı. Bir gün ders esn226;sında H226;dim238; Efendi talebelerine; "Mübted226; ile haberin, ikisinin birden hazfi c226;iz midir? (Özne ile yüklemin her ikisini birden cümle içinde ortadan kaldırmak mümkün müdür?) diye sordu. Talebeler ne cevap vereceklerini düşünürlerken minberde oturan Osman Efendi, Z226;riy226;t s251;resinin 48. 226;yet-i ker238;mesini okudu. Bunun üzerine kendisini çok takdir eden H226;dim238; Efendi, ona ders halkasının en önünde yer verdi. Böylece zek226; ve istid226;dını ortaya ko***** güz238;de talebeler arasına katıldı. H226;dim238; Efendinin ders ve sohbetleriyle ilimde kem226;l derecesine kavuştu.

Hocasından ic226;zet aldıktan sonra yine onun iş226;reti üzerine yanında müderris arkadaşı HocaAhmed Efendi de olduğu halde Kayseri'ye gitti. Yolculuk sırasında, bir akşam üzeri, bir çobana mis226;fir oldular. Çoban Baba, bunlara akşam yemeği olarak bulgur pilavı getirdi. Yemeği yedikten sonra yatsı namazını kılarak yattılar. Cem226;atle sabah namazını ed226; ettikten sonra, Çoban mis226;firlerine; "Hepimiz du226;dan evvel kalbine bir şey alsın da o isteklerimiz için hemen birbirlerimize du226; edelim." dedi. Hepsi ayrı ayrı bir şeylere niyet ederek du226; ettiler. Sonradan izn-i il226;h238; ile oradaki du226;ların kab251;le ş226;y226;n olduğunu anladılar.

H226;fız Osman Efendi ile Ahmed Efendi Hoca, Kayseri'ye geldiklerinde Kurşunlu C226;mi civ226;rında bir medresede kalmaya başladılar. Bu iki müderris hoca uzun bir süre medresede talebe okutup, ilim yaymaya çok gayret ettiler. Fakat bir türlü Kayseri halkının rağbet ve hürmetini kazanamadılar. Arkadaşı Ahmed Efendi mesleğini değiştirip tic226;retle uğraşmaya başladı ve Kayseri'den ayrılarak başka diy226;rlara gitti.

H226;fız Osman Efendi ise daha çok Kayseri dışından gelenlerin bulunduğu talebeleri okutmaya dev226;m etti. Fakat günden güne Hoca Efendinin talebeleri çoğalmaya başladı ve kısa zamanda yüzlerce talebesi oldu. Kayseri halkı da Hoca Efendinin ilimdeki derecesine v226;kıf olduktan sonra kendisine fevkal226;de hürmet ve t226;zim göstermeye başladı. Hatt226; kendisine rahat etmesi için bir ev ve daha büyük bir medrese inş226; ettiler. Ancak H226;fız Osman Efendi bir müddet sonra memleket hasreti sebebiyle Akşehir'e gitmek üzere hazırlık yaptı. Eşy226;larını develere yükledi. Fakat tam yola çıkacağı esn226;da bu haberi duyan Kayserililer böyle ilim ehli bir z226;tı bırakmak istemediklerinden kendisini bırakmadılar. Pek çok yalvarmadan sonra fikrinden caydırdılar.

Böylece halkın ısr226;rı net238;cesinde kesin olarak Kayseri'ye yerleşen H226;fız Osman Efendi orada evlendi. Yüzlerce talebe yetiştirdi. Bunlardan pekçoğu ilimde yüksek derecelere kavuştu ve ic226;zetle şereflendi. Kayserililerin bu kadar sevgi ve 238;tim226;dını kazanan H226;fız Osman Efendi, çok geçmeden de Sultan Üçüncü Sel238;m Hanın emri ve ferm226;nıyla Kayseri Müftülüğüne getirildi. Senelerce bu vaz238;fede kalan Osman Efendi halka v226;z ve nasihatlarda bulundu. Tesirli sözleri ile halkın İsl226;miyete olan bağlılığını pekiştirdi, yaşayışlarını d238;nimize uygun h226;le getirdi. Müşküllerini çözdü.

1811 (H.1226) senesinde vef226;t eden H226;fız Osman Efendi, Kayseri'de Seyyid Burh226;nedd238;n Türbesi civ226;rında defnedildi. Kayserililer bugün dahi kabr-i şer238;fini ziy226;retle r251;h226;niyetinden istif226;de etmektedirler.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:44 PM
H194;FIZ SA'DULLAH

Hindistan vel238;lerinden ve büyük İsl226;m 226;limi. İsmi, Sa'dullah olup, H226;fız Sa'dullah diye tanınır. Doğum t226;rihi ve h226;l tercümesi hakkında fazla m226;l251;m226;t bulunamayan H226;fız Sa'dullah, 1740 (H.1152) senesinde vef226;t etti. Kabri, Ecmir şehrinde 350226;h Cih226;n226;b226;d Kapısında, Gazzüdd238;n Han Medresesinin arkasındadır.

H226;fız Sa'dullah, Müceddidiyye yolunda kem226;le gelmiş çok yüksek bir vel238; idi. İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretlerinin torunu ve İm226;m-ı Muhammed Ma's251;m hazretlerinin oğlu ve hal238;fesi olan Muhammed Sıdd238;k hazretlerine talebe oldu. O büyük z226;tın huz251;runda, bu yolun yüksekliklerini, z226;hir238; ve b226;tın238; ilimleri tahs238;l ettikten sonra ic226;zet ve hil226;fet almakla şereflendi. Muhammed Sıdd238;k-i F226;r251;k238; hazretlerinin olgun talebesiydi. Otuz sene müddetle onun hizmet ve sohbetlerinde bulunmuş, tasavvufta yüksek mertebelere, Müceddidiyye yolunda nih226;yete varmıştı. Böyle olduğu için, Muhammed Sıdd238;k'ın h226;nek226;hında, kendisine tasavvuf ehlinin re238;si, efendisi m226;n226;sına gelen; "Seyyid-üs-S251;fiyye" lakabı verilmişti.

H226;fız Sa'dullah hazretleri, hocasının sohbet ve hizmetinde bulunmakla eline geçen yüksek kazançları, m226;nev238; dereceleri, Allahü te226;l226;nın n238;metini bildirmek için şükrederek şöyle anlatırdı:

Tam otuz yıl müb226;rek hocamın derg226;hında hizmet etmekle şereflendim. Bu hizmette saçlarım ağardı. Hatt226; mevl226;mızın yolunda gözümün n251;ru (görme h226;ssası) gitti. Bu da şöyle olmuştu: Bir def226;sında, yazın şiddetli sıcakları sırasında, hocam beni Ahmed226;b226;d'a göndermişti. Güneşin hararetinin çok şiddetli olması sebebiyle gözlerim görmez oldu. H226;l böyle olunca, talebe arkadaşlarımdan birçoğu başıma toplanarak, hizmete kendilerinin dev226;m etmesini, benim bu 226;m226; h226;limde, hus251;s238; hizmetlere dev226;m edemeyeceğimi söylediler. Ancak hocama olan muhabbetimin fazlalığından bu hizmeti başkalarına bırakmak istemedim. Hocama olan s226;dık226;ne hizmetimin bereketiyle kalb gözüm açıldı. M226;rifet n251;ru ile görmeye başladım. Böylece, Allahü te226;l226; bana, lüzumlu şeyleri görmeyi nas238;b edip, baş gözümü ise başka şeyler ile al226;kalanmaktan ve meşg251;l olmaktan muh226;faza eyledi. Bu al226;ka ve meşg251;liyetten kurtulunca, her an Rabbimi düşünür, hep O'nunla meşg251;l olur bir h226;le geldim. Bu h226;l ile, göz v226;sıtasıyla kalbe ulaşan ve b226;tını meşg251;l eden zararlı görüntülerin gelmesi engellenmiş oldu. Bu n238;metlerinden dolayı, görünür görünmez bütün n238;metlerin s226;hibi olan Allahü te226;l226;ya sonsuz hamdü sen226;lar, şükürler olsun. Hab238;b-i ekrem efendimize ve O'nun Ehl-i beyt ve Esh226;bının herbirine (radıyallahü anhüm) sel226;t ü sel226;mlar olsun."

H226;fız Sa'dullah, böylece yetişerek ilim ve vil226;yet yolunda çok yüksek derecelere kavuştuktan sonra, silsilesi Res251;lullah efendimize varan hocaları v226;sıtasıyla, müb226;rek kalbine gelen feyz ve n251;rları etr226;fına yaymaya, olgun ve kıymetli talebeler yetiştirmeye başladı. Hindistan'da yetişen Ehl-i sünnet 226;limlerinin ve tasavvuf mütehassıslarının en büyüklerinden, müslümanların gözbebeği olan Muhammed Mazh226;r-ı C226;n-ı C226;n226;n hazretlerinin, kendilerinden ilim ve feyz aldığı hocaları arasında en büyükleri olan dört z226;ttan biridir.

Mazhar-ı C226;n-ı C226;n226;n buyururdu ki: "Hocam H226;fız Sa'dullah hazretlerinde, tev226;zu, alçak gönüllülük ve hilm, yumuşak huyluluk sıfatları g226;lipti. Kendisini pek aşağı ve hiç olarak görürdü. Talebelerinden birisi bir kimseyi incitecek olsa, kabahati bizz226;t kendisinde görür, bizz226;t incinen kimseye gidip; "Bu bizim kusurumuzdur. Affediniz." diyerek özür dilerdi. Bu hus251;sa çok ehemmiyet verir, incinmiş kimseye 226;det226; yalvararak hel226;llık dilerdi."

H226;fız Sa'dullah'ın hal238;felerinden biri de 350eyh Sıbgatullah olup, faz238;let s226;hibi n251;r yüzlü bir z226;ttı.

RESÛLULLAH'I İKİ DEF194; ZİY194;RET ETTİ

H226;fız Sa'dullah'ın talebelerinden Nüvv226;b Han F238;r251;z-cenk bir gün hocasına gelerek; "Zam226;nın 226;lim ve vel238;lerinden Seyyid Hasan Res251;l-nüm226; ismindeki z226;t, talebelerinden dilediğini, bir def226; Res251;lullah efendimizi ziy226;ret ile şereflendiriyor." diye arz etti. Bunu dinleyen büyük vel238; Sa'dullah tebessüm ederek buyurdu ki: "Öyle mi? M226;ş226;allah. Biz de Allahü te226;l226;nın izni ile dilediğimizi iki def226; bu ziy226;ret ile şereflendiririz. Bu gece F226;tiha-i şer238;f okuyunuz. Res251;lullah efendimizin müb226;rek r251;h226;niyetine teveccüh ediniz, hep O'nu düşünerek öylece uykuya varınız." Nüvv226;b H226;n, o gece, bildirilen şekilde yaparak uyudu. Allahü te226;l226;nın bir ihs226;nı ve hocasının bir ker226;meti olarak rüy226;sında iki def226;, Res251;lullah efendimizi ayrı ayrı ziy226;retle şereflendi. Bundan sonra hocasına olan muhabbet ve bağlılığı daha da arttı.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:44 PM
HAKÎM SEN194;Î


Meşh251;r vel238;lerden. İsmi Mecd251;d bin 194;dem, künyesi Ebü'l-Mecd Hak238;m Sen226;238;'dir. 1071 (H.464) senesi Gazne'de doğdu. Başka t226;rihlerde doğduğunu söyleyenler de vardır. 1140 (H.535) senesi Gazne'de vef226;t etti. Kabri ziy226;ret mahallidir.

Hak238;m Sen226;238;, memleketi olan Gazne'de, iyi bir tahsil gördü. Zam226;nının 226;limlerinden okuyup üstün bir dereceye yükseldi. 350226;irlik k226;biliyeti sebebiyle çeşitli dillerde şiirler söyledi. Bir ara sultanın hizmetinde bulundu. 350öhreti kısa zamanda her yere yayıldı. Birçok yerler dolaştı. Neticede Gazne'den Horasan'a geldiğinde evliy226;nın büyüklerinden Y251;suf-ı Hemed226;n238; hazretlerinin sohbetlerine katılıp talebesi olmakla şereflendi. M226;nev238; olgunluklara ve vel238;lik makamlarına kavuştu.

Hak238;m Sen226;238;'nin sultanları medhetmeye ve onların yanına gidip gelmemeye yemin etmesinin sebebi şu h226;dise oldu: Sultan Mahm251;d Sebüktekin (Gazneli Mahm251;d), Hindistan taraflarını fethetmek için sefere hazırlanıyor ve asker topluyordu.Hak238;m Sen226;238; de Sultan Mahm251;d'a yazdığı bir kas238;deyi götürüyordu. Yolda bir meyh226;nenin kapısı önünden geçerken içerden bir takım konuşmalar işitti. Lay-Har adlı bir d238;v226;ne kendisine şarap dolduran birine; "Bir kadeh daha doldur. SultanMahm251;d'un körlüğü için içeyim!" dedi. S226;k238;; "Bu sözü doğru söylemedin. Yiğit ve büyük p226;diş226;h için neden böyle söylüyorsun?" diye cevap verdi. O zaman d238;v226;ne adam; "Çünkü o, Allah'ın verdiklerine şükretmiyor. Bunca devlete s226;hipken, bir memleket daha istiyor!" dedi. D238;v226;ne tekrar bir kadeh daha istedi ve; "Bir kadeh de Hak238;m Sen226;238;'nin körlüğü için doldur!" dedi. S226;k238; müd226;hale etti ve; "Hak238;m Sen226;238; iyi huylu, bilgili, faz238;letli tanınmış bir ş226;irdir. Neden böyle dersin?" diye karşılık verdi. O zaman d238;v226;ne adam; "Eğer o, bilgili, yiğit bir kişi olsaydı, düny226;da ve 226;hirette faydası olan bir işle uğraşırdı. O hergün bir şeyler alırım ümidiyle Sultanın yanına gidiyor. Saçma sapan sözler toplamış, ona şiir adını vermiş. Bir aptalın yanına gidip yaltaklık ediyor. O, işe yaramaz bir takım k226;ğıtlar doldurup ömrünü ziy226;n ediyor. Akıllı ve bilgili olan ömrünü ziy226;n eder mi? Belki neden yaratıldığını düşünürdü. Eğer kıy226;met gününde ondan; "Ey Sen226;238;! Bizim huz251;rumuza ne getirdin?" diye sorsalar acaba ne m226;zeret bey226;n edecek." dedi. Hak238;m Sen226;238; bu sözleri işittiğinde kendinden geçti ve gönlü düny226;dan soğudu. Sultanların medhi için yazdığı kas238;deleri toplayan D238;v226;n'ı suya attı. Hak yoluna girip, ib226;detle meşg251;l oldu. Düny226; ve düny226;lıkla ilgili şeylerden uzak durdu. Mubahları da zar251;ret miktarı kullandı ve böyle bir hayat sürdü. Bu husustaki duygu ve düşüncelerini şiirlerle if226;de etti. Öyle bir h226;le ulaştı ki, Gazne'de yalınayak dolaşırdı. Dostları akrab226;ları onun bu h226;lini görünce üzülür ve kendisi için ağlarlardı. Sen226;238; akrab226;sına; "Benim bu h226;lime üzülmeyin. Bil226;kis sevinin." derdi.

Bir gün sevdikleri ona bir çift ayakkabı getirdiler ve giymesini ric226; ettiler. O, bunu kab251;l etti. Fakat ertesi gün ayakkabıyı dostlarının yanına götürdü ve; "Ey dostlarım! Ben bugün sizin dünkü gördüğünüz Sen226;238; değilim. Bu ayakkabı benim gittiğim yolu kapatıyor." dedi ve şu beyti okudu:

"Her şeyi terk edenlerin, eğer ayakkabıları yoksa, onlar yollarından geri kalmış olmazlar. Topuklarının her çatlağında sa226;det kapıları vardır."

Sen226;238; hazretleri ömrünün sonuna kadar riy226;zetle uğraştı. Nefsinin isteklerini yapmadı. Düny226; ve içindekilere gönül bağlamadı.

Sultan Behr226;m 350226;h-ı Gaznev238; kendi kız kardeşini ona nikahlamak istemişti. Sen226;238; buna r226;zı olmadı. Hacca gitti. Sonra Horasan'a döndüğünde Sultan Behram 350aha; "Ben altın, kadın ve mevki isteyen bir kişi değilim. Yemin ederim ki bunları ne isterim, ne de ele geçirmeye gayret ederim. Bana ihs226;n olarak bir taç veriyorsun. L226;kin ben istemiyorum." diye şiirle cevap verdi.

Sen226;238; bu olgunluk ve faz238;lete ulaştığında, g226;yet nefis şiirlerine yer verdiği pekçok tasavvuf ehlinin istif226;de ve iktib226;s ettiği Had238;kat-ül-Hak238;ka kit226;bını yazdı. Bunun üzerine bir takım kimseler 238;tir226;zda ve aleyhinde bulundular. Sen226;238; eserini Bağd226;t 226;limlerine gönderip incelemelerini istedi. Bağd226;t'taki 226;limler ve evliy226; eseri inceledikten sonra, içinde bildirilenlerin Ehl-i sünnet 238;tik226;dına, İsl226;miyete uygun olduğunu söylediler.

Sen226;238; Merv'de Y251;suf-i Hemed226;n238; hazretlerinin sohbetlerinde olgunlaştıktan sonra, Gazne'ye döndü. Bundan sonra tevh238;d, il226;h238; bilgiler ve hak238;katlerle ilgili şiirler söyledi.

Fer238;düdd238;n-i Att226;r, Mevl226;n226; Cel226;ledd238;n-i R251;m238;, Sa'd238; 350238;r226;z238; ve H226;fız gibi kendisinden sonra gelenler şiirlerinden istif226;de edip nazireler yazdılar. Mevl226;n226; Cel226;ledd238;n-i R251;m238; hazretleri kendini Sen226;238;'nin t226;bilerinden saydı ve; "Att226;r ruh, Sen226;238; de onun iki gözü idi. Biz Att226;r'ın ve Sen226;238;'nin izinde yürüdük." demiştir.

Daha başka ş226;irler de Sen226;238;'nin tesirinde kalmışlardır. H226;k226;n238;, Niz226;m238;, Emir Hüsrev Dehlev238; ve Mevl226;n226; C226;m238; hazretleri onun Had238;ka ismindeki mesnev238;sini okuyup şiirlerine naz238;reler yazdılar.

Hikmet dolu şiirlerinin birinde; "Ey tavır ve hareketleri güzel olan 226;şıklar. Durmadan il226;h238; hak238;katleri arayın. Kalk! Zulüm ve haksızlıkla yoğrulmuş olan düny226;nın toprak yığınından kalkan tozları gözyaşlarımızla bastıralım. Bu dönen künbedin insanların gözlerini aldatan yıldızların (L226http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/wink.gif süpürgesiyle silip süpürelim. Mülk kimindir? Bir ve Kahh226;r olan Allahü te226;l226;nındır sözü kendiliğinden duyulsun." buyurdu.

Sen226;238;'nin eserlerinden b226;zıları şunlardır:

1) D238;v226;n, 2) K226;rn226;m-i Belh, 3) Seyr-ül İb226;d, 4) Had238;kat-ül-Hak238;ka ve Tar238;kat-üş-350er238;a, 5) Tahr238;m226;t, 6- Işkn226;me, 7- Akln226;me, 8- Sen226;238; 194;b226;d, 9) Mek226;t238;b.

BENCE FİL BUDUR

Sen226;238;, nasihat olarak; körlerin hakikatleri göremeyeceklerine d226;ir şöyle bir mis226;l anlatmıştır:

Vaktiyle küçük bir şehrin s226;kinlerinin ekserisi 226;m226; olup görmezdi. O belde sultanı büyüklüğünü göstermek için büyük bir fil beslemişti. Günün birinde şehir s226;kinlerinin içinde herkesin dillerinde dolaşan bu fili görmek arzusu uyandı. Bu sebeple tanımadıkları bu yaratığı görmek ve kendilerine haber getirmek için bir heyet seçtiler. Her biri 226;m226; olan heyet, incelemelerini yapmak için filin bulunduğu yere gitti ve filin bir tarafına dokunarak tanımaya çalıştı. Neticede fili tanımış olmanın sevinciyle şehirlerine döndüler. Herkes büyük bir merakla etrafını sarıp onları soru yağmuruna tuttular ve kalbinin nasıl olduğunu sordular. Bunun üzerine üyelerden sadece filin kulağına dokunmuş olan; "Korkunç, halı gibi sert yassı ve geniştir." dedi. Ancak filin hortumunu ellemiş olan ise buna 238;tir226;z etti ve; "Hayır! Hayır! Hiç de değil. Bir su hortumu gibidir. Ben doğruyu söylüyorum. İçi boş, öldürücü ve tahrif edici." dedi. Bir başka üye ise s226;dece filin ayaklarını yoklamıştı. O da buna 238;tir226;z etti ve; "Hayır! Ey insanlar! Biliniz ki o öyle değildir. O yukarı doğru genişleyen bir kolon, bir sütun gibidir." dedi. Her birisi filin bir parçasını tanımıştı. L226;kin tam226;men tanımamışlardı. Bu sebepten büyük hat226;lara düştüler.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:44 PM
HAKÎM SÜLEYM194;N ATA


Türkistan evliy226;sının büyüklerinden. Asıl adı Süleym226;n'dır. Yerleştiği yere nisbetle Bağırg226;n238; de denilmektedir. Yazmış olduğu manzumelerde kendisi Süleym226;n, Kul-Süleym226;n, Süleym226;n Bağırg226;n238;, Hak238;m, Hak238;m Süleym226;n, Hak238;m H226;ce ve Hak238;m H226;ce Süleym226;n isimlerini kullanmıştır. HocaAhmed Yesev238;'nin talebe ve müridlerinden olup, aynı zamanda onun üçüncü ve Türkler arasında en tanınmış hal238;fesidir. Doğum t226;rihi bilinmemektedir. 1186 (H.582) senesinde vef226;t etti.

Süleym226;n, daha küçük bir çocukken hocaların huz251;runa vardı. Kur'226;n-ı ker238;m dersleri almaya başladı. Kur'226;n-ı ker238;mi boynuna asmaz, eliyle başı üstünde tutarak hürmetle taşırdı. Allahü te226;l226;nın kel226;mı olan Kur'226;n-ı ker238;me çok hürmet gösteren bu küçücük çocuk, okutulduğu mektebe sırtını da dönmezdi. Yüzünü mektebe, arkasını eve dönmüş olarak eve kadar giderdi. Bir gün AhmedYesev238; hazretleri, onun bu h226;lini gördü. Çok hoşuna gitti.Hocasının ve annesinin rız226;sıyla Süleym226;n'ıKur'226;n-ı ker238;m öğretmek için yanına aldı. On beş yaşına gelince, Ahmed Yesev238; hazretlerine tam talebe oldu.

Bir gün Hızır aleyhissel226;m, Hoca Ahmed Yesev238; hazretlerinin yanına geldi. Ahmed Yesev238; hazretleri, aralarında Süleym226;n'ın da bulunduğu birkaç çocuğu odun getirmeleri için gönderdi. Odunları toplayıp dönecekleri sırada, yağmur yağmaya başladı. Odunların hepsi ıslandı. Yalnız elbisesiyle odunları örttüğü için Süleym226;n'ın getirdiği odunlar kuru kaldı. O kuru odunlarla, diğerleri de tutuştu. Hızır aleyhissel226;m, odunların niçin ıslanmadığını sordu, o da, elbisesiyle örttüğünü söyledi. Bu cevap Hızır aleyhissel226;mın çok hoşuna gitti. Süleym226;n'a;
"Bundan sonra adın Hak238;m olsun!" dedi. Sonra ona hayır du226;da bulundu. Hak238;m Süleym226;n'ın içi, birden n251;ra gark oldu. Hızır aleyhissel226;m, onun feyzinden diğer insanların da istif226;de etmesini emir buyurunca, hikmetler (manz251;meler) söylemeye başladı. Ahmed Yesev238; hazretlerinden duyduklarını, şiirlerle diğer insanlara aktardı.

Bir Kurban bayramı günü, Ahmed Yesev238; hazretlerinin derg226;hında bütün sevenleri toplandı. Hoca Ahmed Yesev238; im226;m oldu. Namaza başladılar. Cem226;atte, Hak238;m Ata ile S251;f238; Muhammed D226;nişmend de vardı. Namaz esn226;sında Hoca'dan bir ses çıktı. Cem226;at; "İm226;mın abdesti bozuldu." diyerek namazı terk etti. Hak238;m Ata hiç çekinmeden namazına dev226;m etti. S251;f238; Muhammed D226;nişmend de, Hak238;m Ata'ya bakarak dev226;m etti. Hoca sel226;m verince;
"Ben sizin bu yoldaki derecenizi anlamak istedim. O ses benden değil, belime ******** ağaç parçasından çıktı. Sizin bu halinizden, benim bir tek mür238;dim, bir de yarım mür238;dim olduğu anlaşıldı." deyip, Hak238;m Ata'ya;
"Yarın seher vakti sana bir deve gelecek, ona bin, nerede durursa orada inersin." buyurdu. Ertesi sabah seher vaktinde bir deve geldi. Hak238;m Ata, deveye binip yularını salıverdi. Deve bildiği gibi gitti. Harezm taraflarında bir yerde çöktü. Kaldırmak istedi, kalkmadı ve bağırdı. Bundan dolayı oraya Bağırgan, Hak238;m Ata'ya da Süleym226;n Bağırgan238; dediler.

Hak238;m Ata, devesinden indi. Orası Buğra H226;nın at sürülerinin otladığı bir yerdi. At sürücüleri, onu buradan kovmak istediler. O da;
"Ben bir gar238;b dervişim, başka bir yere gitmem!" dedi. Onlar da, ellerindeki şeylerle onun üstüne saldırdılar. Hak238;m Ata, ağaçlara seslenip onları tutmalarını istedi. Ağaçlar, Hak238;m Ata'nın üstüne saldıranları dallarıyla sardılar. İki t226;nesi kaçıp, h226;li Buğra Hana anlattılar. Buğra Han, vel238;leri seven s226;lih bir kimseydi. Bu habere çok memnun oldu.
"Üç gündür erenlerin müb226;rek kokularını alıyordum. Demek, memleketimizi bir Allah dostu şereflendirmiş." deyip, durumu öğrenmek için adamlarından birini gönderdi. O kimse Hak238;m Ata'ya gelip h226;lini öğrendi.

Bu sırada ağaçlardan; "Allah dostlarına saldıranlar böyle olur!" diye bir ses gelip, at sürücüleri serbest bırakıldı. Buğra Han da h226;le v226;kıf olunca, Hak238;m Ata'nın gönlünü almak ve Allahü te226;l226;nın rız226;sına yakın olmak için kızını ona verdi. Kızının adı Anber olup, çok güzeldi. Çeyiz olarak da birçok deve, koyun ve at verdi. Hak238;m Ata kab251;l etti. Buğra Han ve yardımcıları ona mür238;d, talebe oldular. O da Bağırgan'a yerleşti. Çok meşh251;r olup, o beldeleri yıllarca n251;ruyla aydınlattı. Eline geçen malı da Allah yolunda harcadı. Burada, Anber Ana'dan; Muhammed Hoca, Asgar Hoca, Hubb238; Hoca adlarında evl226;tları oldu. Birçok talebe yetiştirdi. Hal238;feleri arasında Zengi Ata meşh251;r oldu. 1186 yılında vef226;t eden Hak238;m Ata Harezm'de Bağırgan'a (Akkurgan) defnedildi.

Hak yolu, Res251;lullah efendimizin sünnetine tam t226;bi olarak, s226;de bir şekilde insanlara aktarması, örnek ahl226;kı, güzel şiirleri ve yüksek h226;lleri ile meşh251;r olan Hak238;m Ata, Türkler arasında 226;det226; destanlaştı. Önceki bir gün226;hına keff226;ret olarak, kabrinin üstünden kırk yıl su akacağı bildirilmişti. Vef226;t ettikten sonra, Bağırgan'ı Amuderya (Ceyhun) Nehri bastı. Hak238;m Ata'nın türbesinin üstünden kırk yıl su aktı. Sonra sular çekildi. Türbenin nerede olduğunu kimse bilmiyordu.

Bir gece Hak238;m Ata, HocaCel226;ledd238;n n226;mında bir kimsenin rüy226;sında göründü:
"Beni arayıp bul, üstüme türbe yapıp 238;m226;r et!" dedi. Bu m226;nev238; iş226;ret üzerine, Hoca Cel226;ledd238;n, yanına birçok mal alıp bir kervanla Türkistan tarafına yola çıktı. Daha sonra Bağırgan'a döndü. Bu esn226;da şiddetli bir fırtına çıkıp, kervandaki bütün malları dağıttı. Güneş doğup ortalık aydınlanınca, Cel226;l Hoca bir dağın tepesine çıkıp etr226;fına bakındı. Karşı dağın tepesinde bir kadın gördü. Yanına varıp, Hak238;m Ata'nın türbesini sordu. Kadın bilmediğini söyleyip, onu ihtiyar bir kadının yanına götürdü. İhtiyar kadın;
"Oralar su altında kaldı. Türbe kayboldu. 350imdi sular çekildi. Bize yakın bir yerde bir süs ağacı peyd226; oldu. Gece etr226;fında geyikler toplanır, seher vaktine kadar durup ziy226;ret ederler. Oralardan geçenler, zikir sesleri duyduklarını söylerler. Belki de orasıdır." dedi. Cel226;l Hoca, gece vakti söylenen yere gitti. Geyikleri görüp, zikir seslerini işitti. Oracıkta uyuya kaldı. Hak238;m Ata rüy226;sına girdi. "Yattığın yerden yedi ayak ileri gel ve orayı kaz, bir hasır çıkar, onun altında bir deste gül vardır, işte orası benim kabrimdir. Giden malın için de tasalanma, hepsi falanca handadır. Onları al gel, üstümüzü 238;m226;r et, kendin de bize komşu ol." dedi. Cel226;l Hoca uyanınca, söylenileni yaptı. Mezarı bulup bir nişan koydu. Mallarını gidip aldı. Harzem'den ustalar getirip, orada bir türbe ve im226;ret yaptı. Kendisi de oraya yerleşip, t226;liplere ilim öğretip, Hak 226;şıklarına feyzler saçtı.

Hak238;m Süleym226;n Ata'nın Orta Asya'da h226;len har226;retle okunmakta olan Bağırgan Kitabı, 194;hirzaman Kitabı ve Meryem Kitabı gibi eserleri mevcuttur. O, ayrıca Kul Süleym226;n, Hak238;m Süleym226;n, Hak238;m Hoca Süleym226;n ve Hak238;m Ata gibi çeşitli mahlaslarla hece vezninde hikmetler, şiirler söylemiştir. Bu şiirlerinde Peygamber efendimizin m238;r226;cı ve vef226;tı, Cennet ile Cehennem'in mün226;zarası, Cennet'te akan dört nehirden ancak tövbe edenlerin içebileceği, tövbesizlere onun yerine zakkum zehri verileceği, kıy226;metin ahv226;li, Hak korkusu, M251;s226; aleyhissel226;mın Hızır aleyhissel226;ma mürid olması, dervişlerin ve dervişliğin faz238;letleri ve düny226;nın f226;niliğini anlatmaktadır.

Hak238;m Süleym226;n Ata'nın zaman zaman talebelerine söylediği şu iki sözü de söylene söylene günümüze kadar gelmiştir.

"Her gördüğünü Hızır bil, her geceyi kadir bil."

"Herkes yahş238; (güzel, iyi) biz yaman, herkes buğday biz saman."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:44 PM
HAKÎM-İ TİRMİZÎ


194;lim ve evliy226;nın büyüklerinden. İsmi Muhammed bin Ali bin Hasan bin Bişr, künyesi Eb251; Abdullah'tır. Hak238;m lakabıyla tanındı. Tirmiz'de doğdu. Doğum t226;rihi bilinmemektedir. 932 (H.320) senesi Niş226;b251;r'da şeh238;d edildi.

Hak238;m-i Tirmiz238; küçük yaşta tahsil hay226;tına başladı. Babasından teşvik ve destek gördü. Doğduğu şehir olan Tirmiz'de Kuteybe bin Sa238;d, S226;lih bin Abdullah Tirmiz238;, S226;lih bin Muhammed es-Sa'd238;, Hasan bin Ömer bin 350ak238;k, Yahy226; bin M251;s226;, Utbe bin Abdullah Mervez238;, İb226;d bin Y226;k251;b Ravag226;n238;, Muhammed bin Ali350ak238;k, Süfy226;n binVek238;', Y226;k251;b bin 350eybe, Y226;k251;b bin Devrek238; ve başkalarından had238;s-i şer238;f öğrendi.

İlim öğrenme arzusu ile yandığı gençlik günlerinde bir gün, iki arkadaşıyla anlaşıp başka yerlere gitmek, oralarda ilmini arttırmak ve Allahü te226;l226;nın rız226;sını kazanmak istedi. Bu karar ve anlaşmayı annesine açıkladı. Annesi buna çok üzüldü ve; "Yavrucuğum! Ben zayıf, kimsesiz ve hastayım. Benim hizmetlerimi sen yapıyorsun. Beni yalnız, ç226;resiz kime bırakıyorsun?" dedi. Bu sözler üzerine genç Muhammed bin AliTirmiz238;'nin gönlüne dert düştü ve arkadaşlarıyla yaptığı anlaşmayı bozup seferden vazgeçti. İki arkadaşı ise onu yalnız bırakıp, ilim tahs238;li için yola çıktılar. Buna ziy226;desiyle üzülen Muhammed bin Ali, ne annesinden ayrılabildi, ne de gönlünden ilim aşkını silip atabildi. Yalnız kaldığı zamanlarda, tenh226; yerlerde uzun uzun ağlardı. Yine bir gün mezarlıkta oturmuş ağlıyor, hem de; "Ben burada c226;hil ve ilimden mahr251;m kaldım, arkadaşlarım 226;lim gelecekler." diye düşünüyordu. Gözlerinden yaşlar boşandığı bir sırada 226;niden n251;r226;n238; yüzlü, tatlı sözlü bir ihtiyar çıkageldi ve; "Yavrum niye ağlıyorsun?" diye sorunca, başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine; "Kısa zamanda o iki arkadaşını ilimde geçmen için, her gün sana ders vermemi arzu eder misin?" diye sordu. "Evet arzu ederim." cev226;bını verdi.Bunun üzerine bu tatlı sözlü, nur yüzlü müb226;rek ihtiyar, Muhammed bin Ali'ye her gün ders verdi. Üç yıl devamlı ders okudu. Üç yıl sonra, bu müb226;rek z226;tın Hızır aleyhissel226;m olduğunu anladı. Sonradan kendisi; "Bu büyük devlet, annemin rız226;sı ve du226;sı bereketiyle ihs226;n olundu." buyurmuştur. Her Pazar gecesi Hızır aleyhissel226;m ona gelir, m226;nev238; hallerini birbirlerine anlatırlardı.

Hak238;m-i Tirmiz238; yirmi yedi yaşındayken hac ib226;deti için Mekke-i mükerremeye gitti. Bu yolculuğunu kendisi şöyle anlatır: "Bir zaman gönlümdeK226;be-i muazzamayı ziy226;ret arzusu uyandı. Aşkla yola çıktım. Irak ve Basra'ya uğradım. Mekke'de hac zam226;nına kadar kaldım. K226;be'de Mültezem denilen yerde sabahlara kadar du226; ile meşg251;l oldum. Sonra du226;larımın kab251;l edildiğini anladım. Kalbime, lüzumsuz şeylerden sıyrılma arzusu doğdu. Rabbime, beni ıslah etmesini, düny226;lık şeylerden uzaklaştırmasını ve bir de Kur'226;n-ı ker238;mi ezberlemeyi nas238;b etmesini istedim." Bunun üzerine Hak238;m-i Tirmiz238;, daha Mekke'de iken Kur'226;n-ı ker238;mi ezberlemeye başladı ve Tirmiz'e dönüşünde de kısa bir süre içinde ezberini tamamladı.

Hak238;m-i Tirmiz238; ilm238; çalışmaları yanında m226;nev238; ilimlerde de üstün bir dereceye kavuştu. Eb251; Tür226;b Nahşeb238;, İbn-i Cel226; gibi vel238;lerle sohbet edip onlardan istif226;de etti. Feyz ve bereketlerine kavuştu. Kendisinden de çok kimseler istif226;de ettiler. Ebü'l-Hasan Ali el-K226;d238;, Ebü'l-Hüseyin Muhammed Yahy226; bin Mens251;r, Eb251; Ali Niş226;b251;r238; ve başkaları kendisinden ilim öğrenip had238;s-i şer238;f riv226;yetinde bulundular.

Hak238;m-i Tirmiz238;'nin pekçok ker226;meti görüldü.

Hak238;m-i Tirmiz238; hazretleri çok sayıda kitap yazdı. B226;zıları yazdığı kitapları beğenmediler. Bunun üzerine o yazdığı kitapları Ceyhun Nehrine attı. Büyük balıklar kitapları alıp muh226;faza ettiler. İki sene kadar sonra kitapları istedi. Balıklar kitapları suyun yüzüne çıkardılar. Kitaplara bakıldığında hiç suya düşmemiş gibi, hatt226; bir noktası dahi bozulmamış görüldü. Kitaplarını beğenmeyenler gelip kendisinden özür dilediler ve tövbe ettiler.

Zam226;nında z226;hid olduğunu söyleyen birisi Hak238;m-i Tirmiz238;'nin büyüklüğüne inanmaz ve 238;tir226;z ederdi. Hak238;m-i Tirmiz238;'nin evinden başka bir şeyi yoktu. Düny226;da s226;hib olduğu tek şey bu küçük ev olup onun da kapısı yoktu ve girişinde bir perde asılıydı. Bir ara evinden ayrılıp bir yere gitmişti. Dönüşünde kaldığı yere bir köpeğin girip yavruladığını gördü. Belki yavrularını alıp buradan çıkar diye birçok kere kulübesine gitti geldi. O gece, onun büyüklüğünü ink226;r eden kişi rüy226;sında Peygamber efendimizi gördü. Res251;lullah efendimiz ona; "Ey kişi! Evine giren bir köpeği çıkarmak için, kendiliğinden çıkar diye köpekten ric226;da bulunarak, seksen def226; gelip giden bir z226;tla kendini eşit mi tutuyorsun? Eğer ebed238; sa226;dete kavuşmak istiyorsan, git onun hizmetine kavuş." buyurdu. Bunun üzerine, bu kişi Hak238;m-i Tirmiz238;'nin huz251;runa geldi özür dileyerek affına sığındı ve ölünceye kadar hizmetinden ayrılmadı.

Hak238;m-i Tirmiz238; hazretleri Hızır aleyhissel226;mla görüşürdü. L226;kin uzun bir zaman Hızır aleyhissel226;mı görememişti. Bir gün, temiz yeni elbiseler giymiş, sarığını sarmış c226;miye giderken bir mesele yüzünden kendisine kızan bir kadının evinin önünden geçiyordu. Kadın, çocuğunun kirli elbiselerini yıkamış, leğen de pis su ile dolmuştu. Hak238;m-i Tirmiz238;'yi evinin önünden geçerken görünce, leğendeki suyu olduğu gibi üzerine attı. Her tarafı nec226;set ve idrarlı su ile ıslandı. Bunun üzerine Hak238;m-i Tirmiz238; hazretleri hiçbir şey söylemediği gibi, başını kaldırıp bakmadı bile. Biraz sonra Hızır aleyhissel226;m geldi ve; "Sen bu hak226;ret ve kötülüğe katlanıp, sabredip hiçbir şey söylemediğin için bizi gördün." buyurdu.

Sünnet-i seniyyeye tam uyan, ilmiyle 226;mil, ümmet-i Muhammed'in büyüklerinden bir z226;t olan Hak238;m-i Tirmiz238;, herkesin dili ile öğülmüş, medhedilmiştir. İnce m226;n226;ları açıklama ve 238;z226;h hus251;sunda bir üst226;d, had238;s ilminde ise sika (sağlam, güvenilir) bir 226;limdi. Sözleri k226;mil, hilmi (yumuşaklığı) pek ziy226;de, şefkati çok ve ahl226;kı pek güzeldi. Peygamber efendimizin müb226;rek ahl226;kı onda görülürdü. Meşh251;r Keşf-ül-Mahc251;b kitabının s226;hibi Hucvur238;; "Hak238;m-i Tirmiz238; çok büyük, müb226;rek bir z226;ttır. Benim yanımda öyle bir kıymeti vardır ki, kalbim tam226;men ona bağlanmıştır. Benim üst226;dım onun için "Muhammed bin Ali, tek olan iri bir incidir. Cihanda eşi az bulunur." buyurdu." demiştir. Çok kıymetli ve m226;n226;lı sözlerinden dolayı, Hak238;m-i evliy226; (vel238;lerin hikmetli söz söyleyenlerinden) ismi verilmiştir.

Hikmetli sözleri çoktur. Birgün kendisine; "Îs226;r nedir?" diye sordular. Cev226;bında; "Başkalarının lezzetini ve rahatlığını, kendi lezzet ve rahatlığına tercih etmektir." buyurdu.

"350ükür nedir?" diye sordular. Cev226;bında; "350ükür; gönlünün, nimet veren Allahü te226;l226;ya tam bağlı olmasıdır." buyurdu.

Huş251; s226;hibi olanların kimler olduğu sorulduğu zaman: "Huş251; s226;hibi olanlar; arzu ateşi sönen, kalbindeki arzu ve maksaddan tad alma dumanı sük251;net bulan, kalbi İsl226;miyete hürmet ve t226;zim nurları saçan, böylece nefsin arzuları ve şehvetleri ölen, fakat kalbi ve r251;hu dirilen; bunun için de 226;z226;ları ve bedeni, huş251;' ve sük251;net içinde bulunanlardır." cev226;bını verdi.

Kendisine, "Îm226;nın gitmesine en çok sebeb olan günah nedir?" diye sordular. Buyurdu ki: "Üç günah vardır: Birincisi; 238;m226;n n238;metine kavuştuğuna şükretmemek. İkincisi; 238;m226;nın gitmesinden korkmamak. Üçüncüsü; müminleri incitmek ve onlara eziyet etmek. Biliniz ki, Peygamber efendimiz; "Haksız yere bir müslümanı incitmek, K226;beyi yetmiş defa yıkmaktan daha büyük günahtır." buyurdular.

Allahü te226;l226;nın sevgili kullarından soruldukta; "Evliy226;yı küçük görmek, Allahü te226;l226;yı tanımanın azlığından ileri gelir. Her mak226;mın kendisine has bir ehli vardır. Kim bir mak226;ma çıkmak arzu ettiği halde, o mak226;mın ehline y226;ni o makamdakilere hürmet etmezse, o makamdan h226;sıl olacak bereketten mahrum olur. Ayrıca ulaştığı makam, yavaş yavaş o kimseyi hel226;ke sürükler." Çünkü yolda yürürken düşen bir kimsenin düşmesi ile, bir bin226;nın beşinci katından düşmek arasında çok fark vardır. Kalbin kıymetini ve vaktin ehemmiyetini şu sözleriyle bey226;n etti ve: "Kalbin ve vaktin, sana bir sermayedir. Fakat sen kalbini kötü zanlarla (Allahü te226;l226;nın sevgisinden başka şeylerle) doldurdun. Vaktini de m226;l226;y226;n238;, boş ve faydasız şeylerle geçirdin. İfl226;s etmiş, serm226;yesini kaybetmiş olan bir kimse, nasıl k226;r edebilir?" buyurdu.

"Kalblerin kem226;li, Allahü te226;l226;dan korkmaktaki kem226;l ile, nefslerin itmin226;na kavuşması (azgınlık ve taşkınlıktan kurtulması) da, takv226;nın (haramlardan uzaklaşmanın) kem226;li iledir."

"Düny226;; hükümdarlar için gelin, z226;hidler için aynadır. Hükümdarlar onunla güzelleşir, z226;hidler ise 226;fetlerine bakarak ondan uzaklaşıp terk ederler."

"Allahü te226;l226;nın kullarına ve d238;nine hizmet edecek olanların, tev226;zu ve teslimiyet s226;hibi olması şarttır."

"Nefsin, sende mevcud olduğu h226;lde, sen Allahü te226;l226;yı tanımak istiyorsun. Halbuki senin nefsin, daha kendisini dahi tanımış değildir, Rabbini nasıl tanıyacak?"

"İsl226;miyetin, müslümanlığın aslı şu iki şeydir: Allahü te226;l226;nın yapmış olduğu iyilik ve ihs226;nı görmek (ona göre şükretmek), diğeri ise hicr226;n, y226;ni 226;hirette çok fec238; ve acıklı bir h226;le düşmek korkusu."

"Allahü te226;l226; kullarının rızkına kefil olmuştur. Kullarına da tevekkül etmeyi emretmiştir. O h226;lde insanlar, Allahü te226;l226;nın kefil olduğu şeyle uğraşmayıp, teklif ettiği şeylere, y226;ni O'nun d238;nine hizmete koşmalıdırlar."

"Kimin arzusu din, y226;ni 226;hiret olursa; bu hayırlı düşüncesi hürmetine, dünyev238; işleri de 226;hiret işi h226;line gelir. Bir kimsenin düşüncesi de düny226; olursa; niyetinin bozukluğu sebebiyle, 226;hiret işleri de düny226; işi h226;line gelir."

Kendisine nefsin kötülüğünden sorulduğunda o; "350eytanın insana, g226;fil olduğu bir zamanda yaptığı zarar, yüz aç kurdun, bir koyun sürüsüne yaptığı zarardan daha fazladır. İnsanın nefsinin kendisine yaptığı zarar da, yüz şeytanın yaptığı zarardan fazladır." buyurdu.

"Allahü te226;l226;nın zikri ve O'na ib226;detle öyle meşg251;l olmalı ki, O'ndan herhangi bir şey istemeye fırsat kalmamalıdır."

"Her kim, haram bir kuruşu alacaklısına i226;de ederse, nübüvvetten bir n251;ra kavuşur." buyurdu.

Hak238;m-i Tirmiz238;; tefs238;r, had238;s, fıkıh, kel226;m ve tasavvuf ilimlerinde kıymetli pekçok eser telif etmiştir. Bu hususta kendisi şöyle anlatır: "Yazdığım kitapları, bana isn226;d edilsin, bunun kitapları denilsin diye telif etmedim. Fakat haller beni kaplayıp, kendimden geçtiğim zamanlar, telif ile teselli bulurdum." Böylece yazdığı eserleri, Allahü te226;l226;nın yardımı ile telif ettiğini bey226;n buyurdu.

Pekçok ris226;leleri mevcut olmakla ber226;ber, yazdığı meşh251;r kitapları; Kit226;b-ül-Fur251;k, Hatm-ül-Vil226;ye ve İ'lel-üş-350er'iyye, Nev226;dir-ül-Üs251;l f238; Eh226;d238;s-ür-Res251;l, Gars-ül-Muvahhid238;n, Erriy226;datü ve Edeb-ün-Nefs, Gavr-ül-Um251;r, El-Men226;h238;, 350erh-üs-Sal226;t, El-Mes226;il-ül-Mekn251;ne, El-Eky226;s ve'l-Mu'terr238;n, Bey226;n-ül-Fark Beyn-es-Sadr, El-Akl ve'l-Hev226;'dır. Bunların dördü h226;riç, diğerleri basılmıştır.

O H194;LDE ATMADIN

Eb251; Bekr Verr226;k anlatır: Hak238;m-i Tirmiz238; bana cüzler ve bir ris226;le vererek: "Al bunları Ceyhun Nehrine at." buyurdu. Bunları aldım, fakat atmaya gönlüm r226;zı olmadı, götürüp evime gizleyerek yanına geldim. "Attın mı?" diye sordu ve: "Ne gördün?" dedi. "Hiçbir şey görmedim." dedim. "O halde onu atmadın, tekrar git ve onu suya at." dedi. Hemen geri döndüm. Fakat hem atmanın acısı, hem de göreceğim şeylerin heyecanı beni şaşırtmıştı. Evden cüzleri ve ris226;leyi aldım, suya attım. Derhal su ikiye ayrıldı. Kapağı açık bir sandık meydana çıktı. Attığım cüzler ve ris226;le içine düştü ve sandığın kapağı kapandı, su da eski h226;lini aldı. Hak238;m-i Tirmiz238;'nin yanına geldim ve gördüğüm şeylerin hepsini anlattım." "Tamam şimdi atmışsın." buyurdu. "Efendim bağışlayınız. Allahü te226;l226;nın hakkı için bu işin sırrını bana anlatınız." dedim. Cev226;bında; "Büyüklerin ilmine (tasavvufa) dair bir ris226;le telif etmiştim. Onun ince m226;n226;larını keşf ve idrakten akıl 226;cizdi. Bunu, kardeşim Hızır aleyhissel226;m benden istedi. O sandığı onun emri ile bir balık oraya getirdi. Allahü te226;l226; da suya, bu sandığı ona ulaştırması için emir verdi." buyurdu.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:44 PM
HALÎFE KIZILAYAK


Son devir Türkistan vel238;lerinden. İsmi 194;bid Nazar olup oturduğu yerin isminden dolayı "Hal238;fe-i Kızılayak" diye şöhret bulmuştur.

1877 (H.1294) yılında şu anda Rusya'nın Türkmenistan Cumh251;riyeti içinde bulunup o zaman Buh226;ra Emirliğine bağlı olan Kerki şehrinin Kızılayak köyünde düny226;ya geldi. İlk tahs238;lini 226;lim bir z226;t olan babasının da yardımıyla burada tamamladı. Sonra, küçük yaşına rağmen, tahs238;lini dev226;m ettirmek için Buh226;ra'ya gitti. Burada birçok 226;limden çeşitli dallarda ders alarak, talebelikte en yüksek dereceye ulaştı. Kendi anlattığına göre Buh226;ra'daki tahs238;lini daha çok zam226;nın büyük 226;limlerinden Ebü'l-Fazl-ı S238;ret'in yanında yapmıştır. Buh226;ra'da tahs238;lini tamamladıktan sonra kendisine Emir tarafından Buh226;ra K226;dılığı teklif edildi. Ancak, kabul etmeyip memleketine döndü. Bu teklif ısrarla dev226;m edince de bir müddet evini, hatt226; memleketini terk etmek mecburiyetinde kaldı.

Daha sonra tasavvufa yönelerek zam226;nın meşh251;r 226;riflerinden olup aynı zamanda amcası olan Hal238;fe Hüdaynazar'dan feyz ve ic226;zet aldı. Hocası ona ic226;zet verdikten sonra, kendisine gelenlere; "Artık 194;bid'e gidin. Bende olanlar, bendi kaldırılmış bir ırmak gibi oraya aktı, gitti." buyururdu. Fakat o yine de hocası vef226;t edinceye kadar talebe kab251;l etmedi. Tasavvufta silsilesi H226;ce Muhammed Sa238;d Mücedid238;'ye ulaşır.

Bir müddet sonra hocası Hüdaynazar ile hacca gitti. O zam226;nın şartlarında yolculuk çok uzun ve sıkıntılı geçti. Hüdaynazar hazretleri z226;ten yaşlı olduğundan hastalandı ve yürüyemez h226;le geldi. Sedye ile yol alıyordu. 194;bid Nazar hocasının her hizmetine canla başla sarılıyordu. Hocası da devamlı du226; ve niyazda bulunur ve; "194;bid'im inş226;allah dolacak ve taşacaksın." derdi.

Nih226;yet Mekke ve oradanMed238;ne'ye vardıklarında Hüdaynazar hazretleri vef226;t etti. Hocasını Cennetü'l-B226;k238;'de defnettikten sonra yanındakiler ona talebe olmak isteyerek kendilerini kab251;l etmesi için ric226;da bulundular. Fakat o, bir türlü kendini buna l226;yık görmüyordu. Çok ısrar edilince bir gece mühlet istedi. Ertesi gün müsbet veya menf238; kararını açıklayacaktı. Hal238;fe-i Kızılayak o geceyi Peygamber efendimizin kabr-i şer238;fleri yanında mur226;kabe ile geçirdi. Ertesi gün çok neşeli bir şekilde talebe kab251;l edeceğini bildirdi ve Mescid-i Nebev238;'nin müb226;rek mihr226;bında oturarak müs226;feha ile ilk talebesini kab251;l etti. Hac sonrası memleketine döndü.

Hal238;fe-i Kızılayak, Bolşevik İhtil226;li sırasında Kalişof h226;disesinden 238;tib226;ren Ruslara karşı çok gaz226; ve cih226;dlarda bulundu. Buh226;r226; Emirliği Rusların eline geçtikten sonra da cih226;dı bırakmadı. Ancak sil226;h ve gıd226; yetersizliğinden Afganistan'a hicret etmek mecburiyetinde kaldı. Büyük bir kalabalıkla Afganistan'a geçen Hal238;fe-i Kızılayak, bundan sonra devamlı cih226;d hareketini destekledi. Hab238;bullah Han zam226;nında RusyaAfgan sef238;ri bulunan Gul226;m Nebi Han, Rusların yardımıyla Pettekeser mevk238;i üzerinden Belh şehrine saldırdı. Burayı işg226;l ederek ayrı bir devlet gibi davranmaya başladı. Bunun üzerine Hal238;fe-i Kızılayak, Ruslara karşı çok iyi savaş tecrübesine s226;hib bulunan Türk müc226;hidlerini bizz226;t kardeşi 194;lim Han ile Belh'e gönderdi. Büyük müc226;deleler net238;cesinde Belh işg226;lden kurtuldu ve 194;lim Han geçici bir süre için Belh'i id226;re etti. Her şey normale döndükten sonra Belh'i hük251;mete tesl238;m ederek geri döndü.

Hal238;fe Kızılayak, Afganistan'a geçtikten sonra ilk önce Andhoy kaz226;sının Altıbölek köyünde oturmuşsa da b226;zı h226;diseler sebebiyle Cüzc226;n vil226;yetine yakın bir yere yerleşti. Buraya eski köylerinin ismi olanKızılayak adı verildi. Bundan sonra Kızılayak'ta bir c226;mi, medrese ve h226;neg226;h inş226; edildi.Burası her taraftan gelen talebelerle dolup taşmaya başladı. H226;neg226;h, cemiyetin her tabakasından fakir, zengin, 226;lim, f226;zıl, devlet adamı ve her türlü insanın uğrak yeri h226;line geldi. Bu h226;li gören ve daha önce Afganistan'da oturmakta olan b226;zı 226;limler ilk önce bu durumu yadırgadılarsa da derg226;ha geldikten ve Hal238;fe-i Kızılayak'ı gördükten sonra tam bir tesl238;miyetle geri döndüler. K226;bil'de oturan ve İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretlerinin torunlarından olup 226;lim bir z226;t olan hazret-i 350251;rb226;z226;r da Kızılayak'a teşrif etmiş ve Hal238;fe-i Kızılayak'ın sohbetlerinde bulunmuştur.

Hal238;fe 194;bid Nazar, Afganistan'a geçtikten sonra, sırasıyla Afganistan Em238;ri olan Em226;nullah Han, N226;dir 350226;h ve Z226;hir 350226;h ile gerek şahsen, gerek mektupla irtib226;tlar kurmuş ve hepsinden saygı görmüştür. İnş226; ettiği medrese ve hank226;h için devlet tarafından vakıf olmak üzere ar226;zi tahsis edilmiş ve pekçok madd238; yardımlar yapılmıştır.

M226;nev238; yönü pek kuvvetli olmayan Em226;nullah Han, bir keresinde Belh'e gelerek bir toplantı düzenlemişti. Bu toplantıya Hal238;fe-i Kızılayak'ı da d226;vet etti. Fakat toplantı öncesi oradaki devlet erk226;nına Hal238;fe-i Kızılayak içeri girdiğinde ayağa kalkmamaları hus251;sunda sıkı sıkıya tenbihte bulundu. Hal238;fe-i Kızılayak, yanında hazret-i 350urb226;z226;r olduğu halde Belh'e gelerek toplantı yerine gitti. Onun teşrifini gören Em226;nullah hemen ayağa kalkarak saygıyla karşıladı. Em226;nullah ayağa kalkınca diğer devlet erk226;nı da ayağa kalkmak mecburiyetinde kaldılar. Daha sonra bu durum kendisinden sorulduğunda Em226;nullah şöyle cevap vermiştir: "Hal238;fe-i Kızılayak'ı gördüğüm vakit her iki yanında büyük birer arslan vardı. Korkumdan ve kendimde olmadan birden ayağa kalkıverdim."

Türkistan'da Enver Paşanın ölümünden sonra onun yardımcısı durumunda olan İbr226;him Lakay Afganistan'a geçerek bütün askerleri ile birkaç gün Kızılayak'ta kaldı. İbr226;him Lakay, Hal238;fe-i Kızılayak'la yalnız olarak yaptığı görüşmede kendisine bir isteğini iletti. Elinde bulunan kuvvetiyle K226;bil hük251;metini basarak iktid226;rı eline alacaktı. Bunun için s226;dece izin ve du226; istiyordu.

Ancak Hal238;fe-i Kızılayak, bu isteği kabul etmedi. "Bunun için müslüman kanı dökülmesine r226;zı olmayız. Ayrıca bize iyilik edene kötülük etmeyiz." buyurdu. Bunun üzerine İbr226;him Lakay Belh'e doğru yürüdü. Kunduz vil226;yeti civ226;rında biraz savaştıktan sonra isteyen kumandanlarını Afganistan'da bırakarak kendisi Rusya'ya geçti.

Z226;hir 350226;h zam226;nında bir ara Hal238;fe-i Kızılayak'ın gözleri görmez olmuş ve ted226;v238; için K226;b238;l'e gitmişti. Yol boyunca halk onu gruplar h226;linde karşılıyor ve bir kerecik bile olsa, müs226;feha edebilmek için can atıyordu.

K226;bil'e vardıklarında, onu bizzat Z226;hir 350226;h karşıladı. Z226;hir 350226;h Hal238;fe-i Kızılayak'ı gördüğü anda hemen ayağa fırla***** ellerine sarıldı ve; "Ben sizi daha önce de görmüştüm." diyerek şunları anlattı: Daha 350ah olmamıştım. Babam sağdı. Bir gün av için Dere-i Acer denilen yere gittim. Heyecanla av peşinde koşarken atımla birlikte oradaki bir kuyuya yuvarlandım. O anda; "Yetiş ya p238;r." şeklinde haykırmıştım. Hemen göğsümden kavrayan bir el beni ken226;ra koymuştu. İşte o vakit karşımda sizi gördüm. "Korkma yavrum." diye beni s226;kinleştirdikten sonra nereye gittiğinizi anlayamamıştım.

Z226;hir 350226;h, bundan sonra Hal238;fe-i Kızılayak'a daha çok hürmet gösterdi ve onu m226;nev238; baba kab251;l etti. Ayrıca özel olarak Türkiye'den getirtilen bir doktorun başarılı ted226;visi net238;cesinde Hal238;fe-i Kızılayak'ın gözleri sağlığına kavuştu.

Afganistan'ın siy226;s238; istikr226;rı hus251;sunda pekçok müsbet tesirleri görülen Hal238;fe-i Kızılayak'ın varlığı müslümanların sulh ve sel226;met içerisinde yaşaması hus251;sunda da büyük bir n238;metti.

Bolşevik ihtil226;linden sonra Afganistan'a geçen Türk muh226;cirleri ile b226;zı Peştun kab238;leleri arasında mün226;zaralar ortaya çıkmıştı. Hatt226; ufak çapta çatışmalar da görülmüştü. Bu h226;diseler dev226;m ederken Peştunların kab238;le reisi bütün adamlarını topla***** bu durumu görüşmek üzere Kızılayak'a hareket etti.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:45 PM
devamı
Bunu duyan Hal238;fe-i Kızılayak, kırk elli kadar kişiyi sil226;hlı olarak yolun iki kenarına yerleştirdi. Adamlarıyla kızgın bir şekilde gelmekte olan han, Kızılayak'a on beş km kadar yaklaştığında ürpermeye ve endişeye kapılmaya başladı. Yaklaştıkça ezilip büzüldü ve 226;det226; küçüldü. Han, nih226;yet derg226;h kapısına geldiğinde mecalsiz bir halde edeple içeri girdi. Özürler bey226;n ederek bütün anlaşmazlıklara son vermek üzere huzurdan ayrıldı.

Böylece fel226;kete sebeb olabilecek bir mesele kendiliğinden halledilmişti. Daha sonra yakın adamları reise, kendisinde görülen değişikliği su226;l ettiklerinde; "Yolun iki kenarında bir ordu bekleşiyordu." diye bahsetmiştir.

Hal238;fe-i Kızılayak, gerek sözleriyle, gerek ameliyle Ehl-i sünnet 238;tik226;dı ve İsl226;m ahk226;mına tam uymuş ve onu yaymak için uğraşmıştır. Uzun ömrünü cih226;dlarla süslemiştir. Kendisine gösterilen saygılara muk226;bil onda kesinlikle bir kibir ve gurur h226;li görülmezdi. Her h226;liyle çok mütev226;zi idi.

Herkese iyi davranırdı. Kendisine kötü davrananlara karşı da yumuşak ve merhametli idi. Çocuklar d226;hil herkese sel226;m verirdi. Kimse kendisinden önce ona sel226;m veremezdi. Birçok def226; daha önce sel226;m vermek niyetiyle huz251;runa çıkanlar bunu başaramamış, hep sel226;m almak mecb251;riyetinde kalmışlardır.

Kimseyi incitmemeye çok dikkat ederdi. "Çocukluğumda sapanla bir serçe vurmuştum. Bunu her hatırlayışımda korkudan kalbim titriyor." buyururdu. En küçük müstahaba bile ehemmiyetle ri226;yet ederdi. Hep kıble tarafına dönerek otururdu. Hel226;l ve temiz yemeye çok dikkat ederdi. Seyyitleri çok sever ve onlara hürmet gösterirdi. Her hareketi Res251;lullah'a tam t226;bi olduğunu gösteriyordu.

350öhretin çok zararlı olduğunu söyler, Peygamber efendimizin bu konudaki "350öhret 226;fettir." had238;sine istin226;den; "Koşandan yürüyen, yürüyenden duran, durandan oturan, oturandan da yatan daha iyi, daha rahattır." buyururdu.

Afganistan halkını bir hicretin beklediğini ve bunda önce davrananların kurtulacağını, sona kalanların ise çok telef olacağını söylerdi. Rusya ile çok sıkı irtib226;t kurulacağına hatt226; iki yurdun bir olacağına iş226;ret ederdi. "İsl226;mı yaşamak avuç içinde köz (ateş) tutmaktan daha zor olacaktır." buyururdu.

Çocukları çok severdi. B226;zan torunlarını önüne alıp, hem sever hem de hıçkırarak ağlardı. Öyle ki göz yaşları sakalının ucundan damlardı. Sebebi sorulduğunda da; "Onların doğduklarına seviniyorum, ama görecekleri günler için http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/cry_smile.gif." buyururdu.

Düny226; malına tamah edenlere; "Altın alma, du226; al. Du226; altından daha kıymetlidir." buyururdu. Hiç kahkaha ile gülmezdi. Kahkaha atanları gördüğünde; "Sıratı geçmeden nasıl gülebiliyorsunuz, şaşıyorum. Müslüman sıratı geçtikten sonra güler." derdi. Birisi halk arasındaki 226;dete dayanarak; "Gece tırnak kesmede mahzur var mıdır?" diye sorunca; "Pislik, görüldüğü anda yok edilir." buyurdu.

Hal238;fe-i Kızılayak c226;mide v226;z etmezdi. Fakat ikindi namazından sonra akşam namazına kadar S251;f238; Allahyar hazretlerinin Farsça manz251;m olarak yazdığı bir fıkıh kitabı olan Meslekü'l-Müttakıyn'ı okur ve açıklardı. Kitap, senede iki def226; bitirilirdi. Böylece herkesin bilmesi gereken fıkıh bilgileri müs226;it bir zamanda cem226;ata anlatılmış olurdu. Diğer vakitlerde ise sohbet derg226;hta olurdu. Bu sohbet sırasında daha çok, İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretlerinin Mekt251;b226;t'ı okunurdu.

Ramazan aylarında dört gecelik bir hatim düzenlenirdi. Bu hatime ülkenin her tarafından binlerce insan gelirdi. Çeşitli yerlerden gelen 226;limler burada buluşurlardı. Ayrı ayrı yerlerde toplanırlar, konuşup tartışırlar, sorulara cevap verirlerdi.

Hatim tert238;bi şöyle olurdu: İkişer rekat kılınan ter226;vih namazında okunacak zamm-ı s251;re için Kur'226;n-ı ker238;m baştan 238;tib226;ren okunmaya başlanırdı. Bu işi h226;fızlardan kurulu bir ekip yapardı. H226;fızlar ve cem226;at tesbihlerden sonra beş on dakika çay içip dinlenirlerdi. Böylece sahur zam226;nına kadar dev226;m eden ter226;vih namazında birkaç cüz okunurdu. Nih226;yet dördüncü gecenin sonunda Kur'226;n-ı ker238;m hatmedilmiş olurdu. Hat238;m, bayram havasında geçerdi.

Gelen 226;limler iftar ve sahur yemeklerini hank226;hın avlusundaki sofada Hal238;fe-i Kızılayak'la birlikte yerlerdi. Buradaki sohbet o kadar tatlı, öylesine bir kudsiyet içinde geçerdi ki, orada bulunanlar kendilerini başka bir 226;lemde zannederler, içlerinde ulv238; bir zevk ve özlem kalırdı.

Yine mevlid kandilleri ayrı bir güzellikte ihy226; edilirdi. O gün de her yerden insanlar akın akın gelirlerdi. Herkes toplandıktan sonra Hal238;fe-i Kızılayak'ın odasında ve kendisinin oturduğu yerde başının üzerinde yüksekte bir yerde duvara yapışık duran özel sandukada bulunan Sakal-ı şer238;f ile 350226;h-ı Nakşibend hazretlerine 226;it hırka-i şer238;f başlar üzerinde getirilirdi. Em226;netler, özel olarak yapılmış ve baş hiz226;sında bulunan mevkiine konulurdu. Örtüler edeple ve salev226;t-ı şer238;fe okunarak açılırdı. Sonra belli bir tert238;b içerisinde n226;tlar okunur, Kur'226;n-ı ker238;m kır226;at edilir ve konuşmalar yapılırdı. En sonunda Hırka-i şer238;f oraya gelenlerin arasında dolaştırılır, edep ve ihl226;sla öpüp koklanırdı. Daha sonra şerbet ikr226;m edilir, du226; ile meclise son verilirdi. Kandile, v226;li ve k226;dı gibi b226;zı devlet adamları da katılırdı.

Hal238;fe-i Kızılayak derg226;hında her akşam büyük kazanlarda yemek pişirilerek halka dağıtılırdı. Fakir 226;ileler evlerine buradan yemek götürürlerdi. Ayrıca her Perşembe gündüzleri dev226;mlı yemek pişer ve dağıtılırdı. Ağır muh226;ceret şartlarında zayıf düşen 226;ileler için burası bir ümid kapısı idi. Ayrıca fakirler her zaman gelerek çeşitli ihtiyaçlarını buradan giderirlerdi. Bundan başka her gün pekçok mis226;fir ağırlanırdı. Yemek aynı ölçüde pişmesine rağmen her zaman k226;fi gelirdi.

Hal238;fe-i Kızılayak, hay226;tının sonlarında felçli olarak üç sene hasta yattı. Sağlığında olduğu gibi, hastalık zam226;nında da hep şükreder ve; "Beterinden koru y226; Rabb238;!" diye yalvarırdı.

Nihayet Buh226;r226;'daki Gögeldaş Medresesini ker226;met ile inş226; ettiği söylenen büyük vel238; hazret-i Îşan'ın torunlarından olan hanımı vef226;t edince, Hal238;fe-i Kızılayak; "Artık gitme zam226;nımız geldi." buyurdu. Hak238;katen hanımının vef226;tından bir gün sonra kendisi de Hakk'ın rahmetine kavuştu. Vef226;tına yakın, Allah ism-i şer238;fini devamlı tekrarlamaya başladı. Bu sırada birkaç kez bayıldı. Her zaman gizliliği düst251;r edinmiş olmasına rağmen, son anlarında kendisini görülmedik bir muhabbet ve iştiyak h226;li kapladı. Dili kımıldamamasına rağmen göğüs kafesinden çıkan Allah lafz-ı şer238;fi bitişik odalardan açık şekilde duyuluyordu. Nih226;yet 1955 (H.1375) yılı 350226;ban ayında Hakk'ın rahmetine kavuştu.

Vef226;t ettiği gün mevsim yaz olmasına rağmen hava simsiyah bulutlarla kapandı ve gün boyu ince bir yağmur yağdı.

Vef226;tı üzerine pekçok insan Kızılayak'a geldi. Araba ve binek hayvanlarına yer bulunmaz oldu. Sokaklar, araba zincirleri ile kilitlendi. Cen226;ze namazı safları sokaklara taştı. Cen226;ze namazına katılmak için ağaçlara çıkanlar bile görüldü. Cen226;ze namazına Z226;hir 350ah vek226;leten yardımcılarından birini gönderdi. Namaz, Mevlev238; Abdülvüd251;d'un im226;metinde ed226; edildi. Kabri, Kızılayak'ta c226;mi bitişiğinde ve medresenin avlusundadır. Türbesine kendi isteği ile kubbe yapılmadı, üstü açık bırakıldı. Türbenin üstünde kendisinin gaz226;larda yanında taşıdığı bayrak göndere dikilmiş ve üstünde beyaz bir alem dalgalanmaktadır.

Vef226;tından sonra ikinci oğlu Sir226;cüdd238;n'e Mevl226;n226; Seyyid 194;bid tarafından ic226;zet verilmiş, ancak bu oğulları çok geçmeden zehirlenerek şeh238;d edilmiştir. Onun kabri de babasının kabri yanındadır. Daha sonra büyük mahdumları Hamid, ic226;zet almışsa da birkaç sene sonra o da vef226;t etmiştir. Son olarak Siracüdd238;n'in oğlu N251;redd238;n'e Buh226;ra'da Hal238;fe-i Kızılayak'la ber226;ber medresede okuyan ve yine Hal238;fe-i Kızılayak'ın emri ile Belh'e yerleşen Mevl226;n226; Berat tarafından ic226;zet verilmiştir.

Bundan sonra medrese yine eski güzelliğine kavuşmaya ve 226;limlerin uğrak yeri olmaya başlamıştı. Ayrıca bu zamanda c226;mi ve medrese Cüzc226;n v226;lisi Dr. Muhammed Sıdd238;k ve sonraki v226;li M.Ker238;m Fur251;ten'in katkılarıyla yeniden tesis edilmiştir. Yine eskisi gibi hatim ve mer226;simler tertiblenmeye başlanmıştı. Fakat, D226;v251;d ihtil226;li ile bunlara son verildi. Nih226;yet 1978'de Afganistan, komünist ihtil226;lle çalkalandı. Bir sene sonraHal238;fe N251;redd238;n de komünist yöneticiler tarafından şeh238;d edildi.

Hal238;fe-i Kızılayak'ın Türkçe ve Farsça olarak bastırdığı Farz-ı Ayn adında bir ris226;lesi vardır. Ris226;le herkesin bilmesi gereken 238;tik226;t bilgileri ile b226;zı zar251;r238; vec238;beleri ihtiv226; etmektedir.

Hal238;fe-i Kızılayak hazretlerinin sağlığında da, vef226;tından sonra da pekçok ker226;metleri görülmüş olup bunlardan birkaçı şu şekildedir:

Hal238;fe-i Kızılayak doğduğu vakit etr226;fa güzel bir koku yayılmıştı. Bunu ilk farkeden komşuları; "Yeni çocuk doğmuş evden bez kokusu gelmesi gerekirken, nedense çiçek kokusu geliyor." diye söylenirlerdi.

Afganistan'a hicret etmelerinden önce bu hususta iş226;ret sayılabilecek bir ker226;met z226;hir olmuştu. Hal238;fe-i Kızılayak'ın hücresinin yanında bulunan yeşil bir ağacın, gövdesindeki bir gözden on-on beş dakika gibi kısa aralıklarla su akmıştı. Çok tatlı olan bu sudan her akışında bir ibrik doldurulabiliyordu. Bunu görenler ağaca "ağlayan dut" demişlerdi.

Talebelerinden biri içilmesi uygun olmayan maraşotuna (nas) müptel226; olmuştu. Bu talebe bir gün memleketinden Kızılayak'a geldi. Derg226;ha gelirken de "nas" bulunan kutusunu kimsenin göremeyeceği bir yere gizlice gömdü. Evine döneceği vakit diğer talebelerle birlikte kendisini yolcu eden Hal238;fe-i Kızılayak bu şahsa dönerek; "Bıraktığınız yoldaşınızı unutmayın." diyerek tembihledi. Hocasının bu sözünden çok utanan talebe, tövbe etti ve bir daha o ottan içmedi.

Bir gün derg226;hın avlusunda bulunan kuyu temizlenmekteydi. Fakat kuyuya giren şahıs dibe vardığında kuyu çatırda*****, orta yerinden taşlar harekete başladı. Yukarıdakiler, Hal238;fe-i Kızılayak'ın r251;h226;niyetini hatırla***** kuyuya inen şahsa; "Ne yaptıysan tövbe et." diye bağırdılar. Onun tövbe etmesinden sonra kuyunun taşları geriledi ve çatırdama durdu. Sonra onun boy abdesti almadan kuyuya girdiği anlaşıldı. Kuyunun ortası, h226;l226; hafifçe içeri girmiş vaziyettedir.

Seyyid bir z226;t şöyle anlattı: "Bir gün Hal238;fe-i Kızılayak'ın türbesinde oturuyordum. Bir ara türbe şiddetli bir şekilde sallandı. Kabir sanki birden açılıp kapandı. Bu h226;diseden çok müteessir olmuştum. Gücüm kuvvetim kesilmiş olarak bir müddet oturduktan sonra dışarı çıktım. Hep bu h226;diseyi düşünüyordum. Fakat bu h226;lim uzun sürmedi. Çünkü Hal238;fe-i Kızılayak'ın Belh tarafına sey226;hate çıkan oğlu Sir226;cüdd238;n o gün zehir verilerek şeh238;d edilmiş ve o günün akşamı n226;şı Kızılayak'a getirilmişti."

Hırsızın biri Hal238;fe-i Kızılayak'ın çarşıdaki dükkanına girmişti. Eşy226;ları topladıktan sonra tam pencereden dışarı çıkmaya çalışırken, pencere birden daralmaya başladı ve hırsız sıkışıp kaldı. Çok uğraşmasına rağmen bir türlü kurtulamadı. Nih226;yet Hal238;fe-i Kızılayak'ın ismini anarak yalvardı. O anda pencere genişledi ve açıldı. Hırsız malları bırakarak çıktı ve hemen o sabah huz251;ra geldi ve yaptığını 238;tir226;f ederek pişmanlığını bildirdi, şeyhin talebelerinden oldu.

1978 yılında komünistler Afganistan'da ihtil226;l yapmış, buna karşı cih226;dın alevlenmesi net238;cesinde Rusları çağırmışlardı. Fakat çatışmalar hızlanarak dev226;m etmişti. İşte bu savaşlar sırasında Kızılayak'ın b226;zı yerleri komünist devlet askerleri tarafından bombalanmıştı. Bir keresinde iki zırhlı helikopter Hal238;fe-i Kızılayak'ın hücre ve h226;neg226;hının avlusuna birkaç roket fırlattıktan sonra c226;mi bitişiğinde ve medresenin içinde bulunan havuza bir bomba attılar. Bu bombadan c226;mi bir hayli hasar gördü. Helikopterler bundan sonra da c226;minin diğer tarafındaki Hal238;fe-i Kızılayak'ın türbesine yöneldiler. Fakat türbeye tam yaklaştıkları an helikopterlerin biri bir anda alevler içinde kaldı ve köyün hemen dışına kadar gittikten sonra yere çakıldı. Helikopterin içindekiler zor kurtarıldılar. Halbuki orada ne uçaksavar ne de müc226;hid birlikleri vardı. O zaman birkaç asker h226;neg226;ha gelerek hücrede bulunan b226;zı kıymetli kitapları almışlar ve yerine komünizm muhtev226;lı kitaplar bırakıp gitmişlerdi. Ayrıca daha önce Ruslara karşı kullanılan ve orada durmakta olan birkaç eski sil226;hı da götürmüşlerdi.

Bu olayın üzerinden çok zaman geçmemişti ki, h226;neg226;ha girenler bir bir delirdiler. Durmadan kendi ellerini ayaklarını dişliyorlardı. Hiç bir şekilde de ted226;v238; edilemediler. Nih226;yet durumu anlayan b226;zıları tarafından bu kişiler Hal238;fe-i Kızılayak'ın derg226;hına getirildiler. Götürülen sil226;hlar yerlerine bırakıldı. Böylece tövbe ettikten sonra deliler iyileşebildi.

Diğer taraftan komünistler helikopterlerin uçaksavarla vurulduğunu iddi226; etmelerine rağmen, pilotlar bunu reddetmiş ve şöyle anlatmışlardır: "Tam türbeyi vurmak üzereydik. Türbe kapısından uzun boylu nohud238; elbiseli sarıklı biri çıktı. Avucunun içi ateş doluydu. Elindeki ateşi bize doğru fırlattı. Helikoptere gelen ateş bir anda her tarafımızı kaplayıverdi."

BU YOLDA EDEB GEREK

Bir gün zengin biri, kendisiyle ilgili bir anlaşmazlıktan dolayı, diğer şahıslarla birlikte Hal238;fe-i Kızılayak'ın huz251;runa çıktı. Fakat o, huzurda da edepsiz hareketlerde bulunarak taşkınlık yapmaya dev226;m etti. Çıkacakları sıra yanındakiler böyle gitmemesini ve Hal238;fe-i Kızılayak'ın du226;sını alarak çıkmasını kendisine söyledilerse de, gururundan bunu kab251;l etmedi ve öylece çıkmak üzere ayağa kalktı. Hal238;fe-i Kızılayak tam o sırada başını kaldırarak ona bir nazar etti. O andan 238;tib226;ren zengin kişinin h226;li kötüleşmeye başladı. Evine gittiğinde yakınları doktor getirmek istedilerse de artık buna gerek olmadığını söyleyerek; "Derg226;hın kapısından çıkarken Hal238;fe-i Kızılayak'ın bana baktığı anda içimden bir şeylerin geçtiğini hissettim. Artık son hazırlıkları yapın." dedi. Hak238;katen çok geçmeden vef226;t etti.

KUSURUNU AFFET

Bir gün Hal238;fe-i Kızılayak, birkaç talebesiyle birlikte bir mezarlığın yanından geçiyordu. Bir ara yeni gömülmüş bir mezarın başında durdu. Sonra mezarın kime 226;it olduğunu sorup öğrendi ve mezar s226;hibinin evine gitmek istediğini söyledi. Mezar bir gün önce gömülmüş bir gence 226;itti. Hep birlikte gencin evine gittiler. Gencin babası çıkıp onları karşıladı. Hal238;fe-i Kızılayak ondan, ölen oğlunun yerine kendisini evlat kab251;l etmesini istedi. Herkes bu istek karşısında şaşırmış durumdaydı. Hal238;fe-i Kızılayak; "Eğer istediğimi kab251;l ettiysen beni istediğin gibi azarla, hatt226; döv. Fakat dün ölen oğlunun kusurunu affet. Çünkü onun azaptan kurtulması buna bağlıdır." dedi. Bunu duyan baba oğlunu affetti ve gönlü hoş bir şekilde onları uğurladı.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:45 PM
HALÎMÎ ÇELEBİ

B226;yez238;d-i Vel238; ve Yavuz Sultan Sel238;m devri Osmanlı 226;limlerinden ve vel238;. İsmi, Abdülhal238;m bin Ali'dir. Kastamonulu olup, doğum t226;rihi bilinmemektedir. 1516 (H.922) senesinde, Yavuz Sultan Sel238;m Han ile birlikte gittiği Mısır Seferi dönüşünde, 350am'da vef226;t etti. Orada, Muhyidd238;n-i Arab238; hazretlerinin türbesine defnedildi.

Zam226;nın 226;limlerinden ayrıca Molla Al226;edd238;n-i Arab238;'nin hizmetlerinde bulunup, nakl238; ve m226;nev238; ilimleri ondan tahs238;l etti. Molla Al226;edd238;n-i Arab238; vef226;t ettikten sonra, Arab diy226;rına gidip, orada çeşitli ilimleri öğrendikten sonra, hac ib226;detini yerine getirip İran'a gitti. O beldenin 226;limleriyle de ilm238; sohbetlerde bulundu. S251;f238;yyenin ileri gelenlerinden 350eyh Mahd251;m238;'nin hizmet ve sohbetinde bulunup, ondan feyz aldı. Daha sonra asıl memleketi olan Kastamonu'ya döndü.

Yavuz Sultan Sel238;m Han p226;diş226;h olmadan önce, Trabzon'da v226;liyken Hal238;m238; Çelebi'yi kendine hoca edinip, talebe oldu ve ondan feyz aldı. Gece-gündüz onun huz251;rundan ayrılmazdı ve devamlı sohbetinde bulunurdu. Abdülhal238;m Efendiye pekçok iltif226;t ve ihs226;nlarda bulundu. Allahü te226;l226;nın in226;yet ve ihs226;niyle Osmanlı tahtına geçip p226;diş226;h olunca, onu yine yanından ayırmadı. Devamlı birlikte olmak ister ve kendisiyle ilm238; sohbetlerde bulunurdu. Hal238;m238; Çelebi, Yavuz Sultan Sel238;m Han ile birlikte Mısır Seferine katıldı.

Nakledilir ki: Yavuz Sultan Sel238;m Han zam226;nında, Molla 350emsedd238;n diye bir saray hocası vardı. Teheccüd namazını kılan, iyi huylu bir z226;ttı. Yazması çok süratliydi ki, on günde bir mushaf-ı şer238;fi yazıp bitirirdi. Yavuz Sultan Sel238;m Han, Mısır feth olununca, hocası, Hal238;m238; Efendiye buyurdu ki: "350emsedd238;n bize Tarih-i Vass226;f yazsın." Hal238;m238; Çelebi, p226;diş226;hın emrini 350emsedd238;n Efendiye bildirdikten sonra, 350emsedd238;n Efendi yirmi beş gün mühlet alıp, Hal238;m238; Çelebi'nin evinde yazmaya başladı. Ancak Hal238;m238; Çelebi'yi ziy226;rete gelenlerden b226;zıları Molla 350emsedd238;n'le tanış olduklarından onun hücresine de uğrarlar ve çalışmasına m226;ni olurlardı. Bunun için odasının kapısını kilitleyip ve üstten kapının sürgüsünü çekip hızla yazmayı sürdürdüğü sırada 226;niden yanında bir kimseyi oturur halde gördü. Korkup heyecanlandı.

Bunun üzerine o kimse yaklaşıp, dizine yapıştı ve; "Korkma, biz de senin gibi insanız. Seni ziy226;ret için geldik." dedi. Molla 350emsedd238;n, kapıların kilitli ve pencerelerin demirli olduğunu görüp, bu kimsenin ric226;l-i g226;ipten olduğunu anladı. Yazmayı bırakıp, sohbete başladılar. İlk önce şöyle sordu:

"Arap diy226;rının tam226;mı fethedilip Osmanlı topraklarına katılacak mı? Yoksa dönüşten sonra tekrar başka milletlerin eline mi geçecek?" O z226;t dedi ki: "Yavuz Sultan Sel238;m H226;n bu vazife ile vazifelendirildi. Müb226;rek beldelerin, Mekke ve Med238;ne'nin hizmeti ona ve nesline verildi. 350imdi İsl226;m p226;diş226;hları arasında makb251;l olan 194;l-i Osman'dır. Sel238;m H226;n dah238; evliy226;nın dışında değildir." dedi.

Molla 350emsedd238;n dedi ki: Sultan Sel238;m'in saltanat süresi uzun sürer mi?" O kimse; "Üç yıl vakti vardır." dedi. Molla 350emsedd238;n tekrar sordu: "Konağında oturduğum Hal238;m238; Efendinin sonu nicedir? Y226;ni ne zaman vef226;t eder?" O z226;t dedi ki: 350am'ı öteye geçemez, orada kalır." 350emsedd238;n Efendi dedi ki: "Ya benim ölümüm ne zaman olur?" O z226;t; "Kişiye kendi ölüm zam226;nını bilmek 226;detullaha ters düşer. Hiçbir nefs nerede öleceğini bilemez." dedi. 350emsedd238;n Efendi; "Ric226;l-ül-Gayb, Allahü te226;l226;nın bildirmesiyle bilebilirler. Lutf edip de beni uyarınız." dedi. Bunun üzerine; "Allahü te226;l226; bilir, ama sen dahi Hal238;m238; Çelebi ile aynı günde vef226;t edip, sizinle birlikte bir cen226;ze daha zuh251;r eder. Yavuz Sultan Sel238;m H226;n, üçünüzün de cen226;ze namazında hazır bulunur." dedi. Koynundan bir ar226;kiyye (tiftikten ince başlık) çıkarıp, 350emsedd238;n Efendiye; "Bu, Sel238;m Hana hediyemizdir. Ona iletin." buyurdu. Bir daha çıkarıp; "Bunu da Hal238;m238; Çelebi'ye veresin" dedi. Bunun üzerine 350emsedd238;n Efendi; "Bana bir h226;tıranız olmaz mı." dedi. "Sana bir şey hazırlamadım. Eğer kötü demezsen, başımdaki ar226;kiyyeyi vereyim." dedi. 350emsedd238;n Efendinin istek göstermesi üzerine başındaki ar226;kiyyeyi ona verip; "Kitabını yaz bakayım, nice hızlı yazarsın göreyim." dedi. 350emsedd238;n Efendi yazmaya başladı. Gaybden gelen o z226;t hemen gözden kayboldu.

Bu durumları Hasan Can'a anlatıp, ar226;kiyyeyi Sel238;m Hana ulaştırması için verdi. HasanCan da ar226;kiyyeyi vermek üzere Sel238;m Hanın huz251;runa vardı. Olanları anlatıp, ar226;kiyyeyi Sel238;m Hana verdi. Sel238;m Han ar226;kiyyeyi alıp, kokladı ve yüzüne saygı ile sürdü.

P226;diş226;h Mısır'dan 350am'a doğru yola çıkınca, Hal238;m238; Efendi hastalandı. Hekimlerin ilaçları fayda etmedi. Yavuz Sultan Sel238;m Han onu zaman zaman ziy226;ret edip kalbini hoş tutmaya çalıştı. Üçüncü günde, Hal238;m238; Çelebi vef226;t etti. Aynı gün, Molla 350emsedd238;n ve P226;diş226;hın sarayından bir hoca da vef226;t etti. Üçünün de cen226;ze namazı aynı yerde kılınıp, Yavuz Sultan Sel238;m Han hazır bulundu.

Nakledilir ki: Yavuz Sultan Sel238;m H226;n Anadolu topraklarına ayak basınca, sık sık hocasını hatırlar; "Mevlan226; Abdülhal238;m ile sefere çıktık, şimdi ise, s226;dece onun h226;tıralarıyla dönüyoruz." diyerek, saygı ve sevgisini dile getirdi.

Molla Abdülhal238;m Efendi; ilim ve irf226;nı yüksek, ilmiyle 226;mil, faz238;let s226;hibi bir z226;ttı. D238;n238; ve dünyev238; faz238;letlerde yüksek derece s226;hibi, cömert, vef226;k226;r, kerem ehli ve hal238;m yumuşak huyluydu. Az konuşur, çok dinlerdi. Kusur aramaz, iyiyi ve doğruyu görmeye çalışırdı. Kimseyi arkasından çekiştirmez, herkesi bir takım meziyetleriyle değerlendirirdi. Fak238;r ve kimsesizlere çok yardım ederdi. Bu sebeple, onun adı her tarafta duyulmuştu.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:46 PM
HALL194;C-I MANSÛR

Sofiyye-i aliyye denilen büyük vel238;lerden. İsmi Hüseyin bin Mans251;r, künyesi Ebü'l-Mugis'tir. 858 (H.244) yılında İran'ın Beyz226; şehrinde doğduğu riv226;yet edilmektedir. 919 (H.306) yılında ise id226;m olunarak şeh238;d edildi.

Hüseyin bin Mans251;r'un büyük babası Mahamma adında bir zerdüşt238;dir. Buna, ana tarafından hazret-i Eb251; Eyy251;b'un neslinden geldiğini söyleyerek Ens226;r238; de denilmiştir. Tüster'de büyük vel238;lerden Sehl bin Abdullah-ı Tüster238; hazretlerinin sohbetinde iki sene bulundu. Onun ruhlara hayat veren sohbetleri bereketiyle tasavvufa yöneldi. On sekiz yaşında Basra'ya gelerek, Amr bin Osman-ı Mekk238;'ye bağlandı. On sekiz ay da onun sohbetinde ve derslerinde bulundu. Her iki vel238;nin yanında da nefsi ile büyük müc226;dele yaptı ve her isteğine sırt çevirdi. Nefsin istemediği, rağbet etmediği işlere sarıldı. Sam238;mi ve bağrı yanık bir 226;şık idi. Kendisini çok seven Eb251; Y226;k251;b-ı Akt226;' kızını ona verdi. Bundan sonra bir müddet daha Basra'da kaldı.

Hüseyin bin Mans251;r'a Hall226;c denilmesine şu olay sebeb olmuştur. Bir gün o, dostu olan bir hall226;cın dükkanına girdi. Bir işinin görülebilmesi için onun tavassutunu ric226; etti. Fakat hall226;cın gittiği yerden dönüşü biraz uzun sürdü. Geldiğinde; "Y226; Hüseyin! Gördün mü başımıza gelenleri. Senin için bugün kendi işimden oldum." diye söylendi.

Hüseyin bin Mans251;r onun endişeli h226;line bakarak tatlı tatlı gülümsedi ve; "Üzülme senin işini de biz hallederiz." dedikten sonra parmaklarını pamuk yığınlarına doğru uzatıverdi. O anda henüz atılmamış pamuk yığınları harekete geçti. Kaşla göz arasında, tel tel saf pamuk bir tarafa, kirli ve süprüntü kısmı ise diğer tarafa ayrıldı. Hall226;cın gözleri fal taşı gibi açılmış şaşkınlıktan sanki ayakta donmuş kalmıştı. Olay kısa zamanda halk arasında yayıldı. Bu t226;rihten sonra da Hüseyin, Hall226;c-ı Mans251;r diye anıldı.

Hall226;c-ı Mans251;r daha sonra Basra'dan ayrılarak Bağd226;t'a Cüneyd-i Bağd226;d238; hazretlerinin yanına geldi, Cüneyd-i Bağd226;d238; ona susmayı ve insanlarla görüşmemeyi emretti. Daha sonra Hicaz'a giderek, bir sene Ravda-i mutahherada kaldı. Zikr ve ib226;detle meşg251;l oldu. Sonra tekrar Bağd226;t'a geldi. Burada yine Cüneyd-i Bağd226;d238; hazretleri ile görüştü ve b226;zı su226;ller sordu. Cüneyd-i Bağd226;d238; su226;llerine cevap vermedi ve; "G226;liba bir ağaç parçasının ucunu kırmızıya boyaman yakındır!" dedi. Cüneyd-i Bağd226;d238; hazretleri bu sözü ile ilerde onun şeh238;d edileceğine iş226;ret ediyordu. Mans251;r, sorduğu meselelerin cev226;bını alamayınca, izin alarak Tüster'e gitti. Bir sene orada kaldı. Burada büyük kab251;l ve ilgi gördü. Sonra buradan ayrılıp, beş yıl ortadan kayboldu. Horasan ve M226;ver226;ünnehr gibi beldelerde bulundu ve Ahvaz'a geldi. Burada da nasihatlarda bulunup, Ahvaz halkı içinde büyük kab251;l ve ikr226;m gördü. Ahvaz'da il226;h238; esr226;rdan çok bahsettiğinden, kendisine Hall226;c-ı Esr226;r denildi. Tekr226;r hacca gitti. Dönüşte Basra'ya geldi. Oradan tekrar Ahvaz'a gitti. Bir müddet daha burada kaldı. Sonra; "Halkı Hakk'a d226;vet için şirk beldelerine gidiyorum." diyerek Hindistan'ın yolunu tuttu. Buradan M226;ver226;ünnehr'e geldi. Çin'i Maçin'i dolaştı. Gittiği her yerde halkı Hakk'a d226;vet etti. Hint, Çin ve Türk kavimlerinden pekçok kimsenin İsl226;miyetle şereflenmesine ves238;le oldu. Onların İsl226;miyeti tanımaları için pekçok eserler telif etti. Dönüşünde düny226;nın dört bir yanından ona mektuplar yazılmaktaydı. Hindliler, ona; Eb251; Mugis, diye mektup yazarlardı. Çinliler Eb251; Mu238;n, Türkler; Eb251; Mihr, Farslılar; Eb251; Abdullah Z226;hid, Huzistanlılar; Hall226;c-ı Esr226;r diye hitab ediyorlardı.

Hall226;c-ı Mans251;r hazretlerinin İsl226;miyeti yaymak için yıllarca dolaştığı, şehir şehir gezdiği bu sey226;hatleri sırasında pekçok ker226;metleri, h226;rikul226;de halleri görüldü. Ker226;metlerinden daha mühimi de onun m226;rifet, hikmet ve ince m226;n226;lar dolu sözleridir. Bunlar, onun ilim ve m226;rifette ulaştığı kıymetli dereceleri gösteren birer delildir. Ker226;metlerinden ve hikmet dolu sözlerinden bazıları şu şekildedir:

Semerkantlı Reşid-i Hurd, K226;be'ye gitmek üzere yola çıkmıştı. Yolda konak yerlerinde meclisler teşkil edip sohbette bulunuyordu. Yine bir konak yerinde şunu anlattı: Hall226;c-ı Mans251;r dört yüz s251;f238; ile birlikte çöle açılmıştı. Birkaç gün geçti. Gıd226; n226;mına hiçbir şey bulamadılar. Açlıktan perişan bir h226;le geldikleri sırada Hall226;c-ı Mans251;r'a gelerek şimdi kelle keb226;bı olsa da yesek dediler. Hall226;c, hemen elini arkaya uzatıp, keb226;b olmuş bir kelle ile iki pide alıp, birine verdi. Dört yüz kişiydiler. Her def226;sında elini arkaya uzatıp, bir kelle iki pide aldı. Neticede 400 kelle, 800 pide almış ve her birine bir kelle iki pide vermiş oldu. O topluluk bunları yedikten sonra, t226;ze hurma olsa da yesek dediler. Kalktı ve beni silkeleyin buyurdu. Hurmalar döküldü. Doyuncaya kadar yediler. Bundan sonra yolda ne zaman sırtını bir dikenli ağaca dayasaydı, t226;ze hurma verirdi.

Bir def226;sında Mekke'ye gitmişti. K226;be'nin karşısında bir sene oturdu. Uzuvlarının yağı buradaki taş üzerine aktı. Derisinin rengi değişti. Fakat yerinden kıpırdamadı. Her gün ona bir somun ile bir testi su getirirlerdi. Somundan kopardığı birkaç lokma ekmek parçasıyla iftar edip geriye kalan kısmını testinin üstüne koyardı. O sene hacılarla birlikte Arafat'a çıktı. Herkes geri döndüklerinde bir 226;h çekti ve dedi ki: "Ey 226;lemlerin Rabbi! Ey az238;z olan Allah'ım! Bütün tesb238;h edenlerin tesb238;hinden, bütün tehl238;l söyleyenlerin tehl238;linden ve her tefekkür s226;hibinin tefekküründen seni tenz238;h ederim. Ya il226;h238;! Biliyorsun ki, sana şükretmekten 226;cizim. Benim şükrüm ancak budur."

Hall226;c-ı Mans251;r yanına gelenlere yazın kış meyveleri, kışın yaz meyveleri çıkarır ikr226;m ederdi. Elini havaya uzatınca, avucu, üzerinde "Kul hüvallahü ehad" yazılı gümüş paralarla dolardı. Bunlara "kudret paraları" ismini verirdi. İnsanlara, evlerinde ne yediklerini, ne yaptıklarını, ne konuştuklarını ve kalplerinden geçenleri Allahü te226;l226;nın bildirmesi ile haber verirdi.

"Kul, ub251;diyetin, kulluğun bütün şartlarını kendinde toplarsa, Allah'tan başkasına kul olmanın yorgunluğundan kurtularak hürriyete kavuşur, külfetsiz ve sıkıntısız bir şekilde Allah'a kul olmanın z238;neti ile süslenir. Peygamberlerin ve sıdd238;kların mak226;mı budur. Bu durumdaki kula ib226;det ve t226;at zor gelse bile, Allahü te226;l226;nın yardımı ile onu zevk ve gönül rahatlığı ile 238;f226; eder. İsl226;miyet yönünden bu nev238; ib226;detlerle süslü bulunduğu halde ib226;detlerinde kalbine en küçük bir meşakkat, sıkıntı 226;rız olmaz."

"Kim hürriyeti mur226;d edinirse ub251;diyyete, kulluğa sıkı bir şekilde dev226;m etsin. Hak238;k238; hürriyet Allah'tan başkasına kulluk yapmamaktır."

"Az238;z ve cel238;l olan Allah'tan başka bir şeyden korkan veya bir şeyi ümid eden kimsenin yüzüne, Allahü te226;l226; bütün kapıları kapatır, ona 226;d238; bir korkuyu (Allah korkusunun dışında kalan korkuları) musallat eder. Kendisi de onun arasına yetmiş perde çeker, bu perdelerin en incesi şüphe, vesvese olur."

Bir gün kendisine; "Sabır nedir?" diye sorduklarında; "Sabır odur ki; iki elini ayağını keserler, onu köprünün üzerine asarlar ve hatt226; bundan daha ac226;ib mu226;meleler yaparlar da bir kere 226;h etmez." buyurdu. Kendisinin ölümü ve id226;mı böyle cerey226;n etmiştir.

Nitekim Hall226;c-ı Mans251;r Allahü te226;l226;nın aşkı ile kendinden geçtiği bir sırada; "Enel-Hak= (Ben Hakkım)" sözünü söyledi. Bu sözünü, z226;hir 226;limleri dal226;lete ve ilh226;da hükmedip katline fetv226; verdiler.

Hall226;c-ı Mans251;r, Enel-Hak sözünü söyleyince tasavvuf ilmine v226;kıf olmayan z226;hir ulem226; bu söze şiddetle karşı çıktı. Sözünü Hal238;fe Mu'tasım'ın yanına götürerek fes226;d çıkardılar. O sırada vezir olan Ali bin Îs226;'yı ona karşı kışkırtarak aleyhine çevirdiler. Hal238;fe, Hall226;c'ın bir sene zindana atılmasını emretti. Fakat halk yine ona gidip b226;zı meseleler soruyordu. Daha sonra, insanların onu ziy226;reti de yasaklandı. İbn-i At226;'nın ve Eb251; Abdullah bin Haf238;f'in yaptıkları ziy226;retler müstesn226; beş ay müddetle kimse onu ziy226;ret edemedi.

Nakledilir ki; bir gece Mans251;r hazretlerini zindanda bulamadılar. İkinci gece ne zindan vardı ne de Mans251;r... Üçüncü gece, zindan da Mans251;r da yerindeydi. Kendisine bunun hikmeti su226;l edildiğinde; "İlk gece O'nunlaydım, beni bulamadınız. İkinci gece, O benimleydi, ne beni ne de zindanı görebildiniz. Üçüncü gece, her şey yerli yerindeydi. T226; ki mukaddes d238;nimizin emrini yerine getiresiniz. Beni id226;m edesiniz diye." buyurdu.

350eyh Eb251; Abdullah-i Haf238;f şöyle nakletti: "Bir çok h238;le ile zindana girerek Hall226;c-ı Mans251;r'u görmeye gittim. Yumuşak halılar ve döşeklerle döşenmiş, iyi tertib edilmiş güzel bir oda gördüm. Odanın duvarına bir ip bağlanmış, üzerinde bir havlu asılmıştı. Orada yüzü güzel bir köle gördüm. "350eyh nerededir?" diye sordum. "Abdesth226;nededir. Abdest hazırlığı görüyor." dedi. Ben: "Ne zamandan beri şeyhin hizmetindesin?" dedim. "On sekiz aydan beri." dedi. "Bu zindanda şeyh ne yapıyor?" dedim. "On üç batman ağırlığında bir demir bağ ile, her gün bin rekat namaz kılıyor." dedi. Sonra dev226;m ederek: "Bu gördüğün zindanın kapılarının herbirinin arkasında eşkıy226; ve hırsız kimseler vardır. Onlara nas238;hat eder. Bıyıklarını ve saçlarını keser." dedi. "Ne yer?" diye sordum. "Her gün önüne çeşitli yemeklerle donatılmış bir sofra getiririz. Bir müddet onlara bakar. Sonra parmağının ucu ile o yemeklerin üzerine basar ve içli bir sesle çeşitli şiirler söyler. Asl226; onları yemez. Sonra önünden alır, götürürüz." Biz bu şekilde konuşurken o abdesth226;neden çıktı. Güzel görünüşlü olup, c226;zibeli bir boyu vardı. Beyaz sof giymiş, işlemeli bir peştemalı başına sarmıştı. Sofa tarafına çıkıp oturdu. Bana: "Ey delikanlı! Neredensin?" dedi. "Fars'tanım (İranlıyım)" dedim. "Hangi şehirdensin?" diye sordu. "350iraz'danım" dedim. Benden meş226;yıh haberlerini sordu. Ebü'l-Abb226;s ibni At226;'ya gelince, sözümü keserek: "Onu görürsen, o k226;ğıtları (mektupları) yakmasını söyle." dedi. Sonra yine: "Buraya nasıl gelebildin?" dedi. "B226;zı İran askerlerinin yardımıyla." dedim. Tam bunu söylediğim zaman zindancıbaşı içeri girdi. Yer öpüp oturdu. 350eyh ona: "Sana ne oldu?" dedi. Zindancıbaşı: "Düşmanlarım beni hal238;feye gammazlamışlar. Güy226; ben, ululardan birini buradan bin dinar alarak salmışım. Yerine de halktan birini hapsetmişim. İşte şimdi beni alıp götürecek, katledecekler." dedi. 350eyh: "Var sel226;metle git." dedi. O gittikten sonra, şeyh hücrenin ortasında dizleri üzerine gelerek, ellerini havaya kaldırdı. Başını önüne eğdi. 350eh226;det parmağı ile iş226;ret ederek, ansızın ağladı. Öyle ağladı ki, gözyaşından ıslanmadık bir yeri kalmadı. Kendinden geçerek yüzünü yere koydu. O sırada zindancıbaşı içeri girdi. Tekrar şeyhin önüne oturdu. 350eyh: "Ne oldu?" diye sordu. Zindancıbaşı: "Kurtuldum." dedi. "Hangi sebeple kurtuldun?" diye sordu. O, "Beni hal238;fenin yanına götürdükleri zaman hal238;fe; "350imdiye kadar seni katletmeyi tasarlıyordum. 350imdi sana gönlüm hoş geldi. Seni beğendim. Tekrar affettim." dedi. Bundan sonra şeyh, yüzünü o havlu ile temizlemek istedi. Havlunun asılı olduğu ipin yüksekliği şeyhden yirmi arşın yukarıdaydı. 350eyh elini uzatarak havluyu aldı. 350eyhin eli mi uzandı yoksa o havlu mu şeyhe yaklaştı anlayamadım." Sonra ben çıkıp gittim ve İbn-i At226;'ya vardım. O haberi verdim. Dedi ki: "Eğer tekrar onunla buluşursan; beni, kendi başıma bırakırlarsa, ona mektupları saklayacağımı söyle." dedi.

Naklederler ki, Hall226;c-ı Mans251;r hapish226;nedeyken üç yüz kişiydiler. Bir gece diğerlerine; "Ey mahpuslar! Gelin sizi kurtarayım." dedi."Peki sen kendini niçin kurtarmıyorsun. Gücün olsa kendini kurtarırsın." dediklerinde; "Biz him226;ye ve sel226;met içindeyiz. Eğer dilersek bir iş226;retle bütün kelepçeleri açarız!" dedi. Sonra parmağıyla iş226;ret edince, bütün kelepçeler yere döküldü. Bunun üzerine; "İyi ama hapish226;nenin kapısı kilitli, şimdi biz nereye gidelim?" dediler. Bunun üzerine bir daha iş226;ret etti. Duvarlarda bir takım gedikler ortaya çıktı. Bu hali gören mahpuslar, hemen Hall226;c'ın ayaklarına kapanarak kendileriyle gelmesi için yalvarmaya başladılar. Fakat o reddetti. Neden diye sorduklarında; "Bizim O'nunla öyle bir sırrımız vardır ve sır s226;hibinden başkasına söylenmez." buyurdu.

Bu haberler hal238;feye ulaşınca; "Fitne çıkarmak istiyor, onu katlediniz veya Enel-Hak sözünden dönene kadar sopalayınız." emrini verdi. Bunun üzerine Hall226;c-ı Mans251;r hazretlerini Bağd226;t'ta T226;kkapısına götürdüler. Evvel226; yüz kırbaç vurdular. Kendisinden en küçük bir ses çıkmadı. Ölmediğini görünce, ellerini ve ayaklarını kestiler.

Hall226;c-ı Mans251;r'un rahmetullahi aleyh elleri ve ayakları kesildiğinde; "Sakın korkudan sarardığımı zannetmeyin. Kan kaybetmekten sararıyorum." buyurdu.

Darağacına çıkan Mans251;r hazretlerine şu su226;l soruldu; "Tasavvuf nedir?" "Tasavvufun en aşağı derecesi, işte bende gördüğünüz bu haldir." "Ya ileri derecesi?" "Onu görmeye tahammülünüz olmaz."

İd226;m edilmeden önce halk taş atmaya başladı. Atılan taşlara hiç ses çıkarmıyor, hatt226; tebessüm ediyordu. Bir dostu, taş yerine gül attı. O zaman Mans251;r hazretleri inledi. Sebebi sorulduğunda; "Taş atanlar beni yak238;nen tanımayanlardır. Tabi238;dir ki halden anlamazlar. Halden anlayanların bir gülü bile beni incitti." cev226;bını verdi.

Bu arada kendisinden nas238;hat istemek için gelen hizmetçisine; "Nefsi, yapması gereken bir şeyle, ib226;detle meşgul et! Yoksa o seni yapılmaması gereken bir şeyle, haramlarla meşgul eder." dedi.

Ellerinden, bacaklarından sonra dilini de kesmek istediler. İzin isteyip; "Allah'ım, bana senin için bu işkenceyi rev226; görenlere rahmet et! Senin rız226;n için beni elimden, ayağımdan, gözlerimden, başımdan, canımdan ayıran bu kullarını affet!" diye yalvardı.

Daha sonra dili ve başı da kesildi, cesedi yakıldı, külleri Dicle'ye atıldı.Atılan küller dökülür dökülmez, nehir hemen kabarmaya başladı. Kabaran Dicle'nin suları Bağd226;t'ı basmak üzereydi. O zaman bir dostu hırkasını Dicle'ye attı ve Dicle bir müddet sonra eski normal h226;lini aldı. Hall226;c-ı Mans251;r hazretleri bu kimseye, şehid edilmeden önce: "Benim kollarımı, bacaklarımı, başımı kestikten sonra, cesedimi yakıp, külünü Dicle'ye atacaklar. Korkarım ki, nehir taşıp Bağd226;t'ı basacak. O zaman hırkamı nehrin kenarına götürüp, sulara at." buyurmuştu.

Abdülmelik Evk226;f anlatır: "Bir gün üst226;dım olan Hall226;c-ıMans251;r'a; "Ey hocam! 194;rif kimdir?" diye sordum. Buyurdu ki: "194;rif o kimsedir ki, Zilk226;de ayından altı gün kala, Salı günü, 919 (H.306) senesinde Bağd226;t'ta eli ayağı kesilerek, gözleri çıkarılarak, baş aşağı astırılıp, gövdesi yakılarak, külünü savururlar."Onun dediği zam226;nı gözledim. Meğer o söylediği kendiymiş, o ne söyledi ise aynını yaptılar."

Naklederler ki: Onu darağacında astıkları vakit iblis yanına geldi ve; "Bir Ene (ben) sen dedin, bir Ene de ben. (Sen Ene'l-Hak dedin, ben: "Ene hayrun minhü= Ben ondan hayırlıyım." dedim) Nasıl oluyor da bu yüzden senin üzerine rahmet, benim üzerime l226;net yağdırıyor?" diye sordu. Hall226;c-ı Mans251;r şu cev226;bı verdi: "Sebep şudur. Sen "Ene" dedin, kendini ortaya koydun, ben Ene dedim, kendimi ortadan kovdum. Benliği ortaya getirmenin iyi olmadığını, benliği ortadan kaldırmanın ise g226;yet iyi olduğunu bilesin, diye bana rahmet, sana l226;net etti."

Hall226;c-ı Mans251;r, zam226;nındaki b226;zı z226;hir 226;limlerinin anlayamadığı s226;dık, Allahü te226;l226;nın aşkı ile yanan bir Hak 226;şığıdır. 350iddetli müc226;hedeler ve çetin riy226;zetler çekmiş, himmeti yüksek, ker226;metler s226;hibi bir vel238;dir. Sözleri güzel, konuşması fas238;h ve bel238;ğ, fir226;seti üstün, hak238;kat, esr226;r, m226;n226; ve m226;rifetler s226;hibi olup, yaşadığı müddetçe, d226;im226; ib226;det ve riy226;zetle meşg251;l olurdu. Günde bin rekat namaz kılardı. 350eh238;d edildiği günün gecesinde de 500 rekat kılmış olup, her gece en az dört yüz rekat namaz kılmaya kendisini mecbur tutardı.

Hall226;c-ı Mans251;r hazretlerinin id226;mına sebeb olan "Enel-Hak" sözü, onun tasavvuf yolunda s226;hib olduğu kendi hal ve derecesine uygun ve kendi aşk sarhoşluğu içinde söylediği doğru bir sözdür. Z226;hiren kelime m226;n226;sı; "Ben Hak'ım" demek olan bu sözün hak238;ki m226;n226;sı: "Ben yokum. Hak vardır." demektir. Nitekim İm226;m-ı Rabb226;n238; hazretleri Mekt251;b226;t kitabının 2. cild 44. mekt251;bunda bu hus251;su şöyle açıklamaktadır: "O büyüklerin "Her şey O'dur" demeleri, hiçbir şey yoktur. Yalnız O vardır demektir. Mesel226;, Hall226;c-ı Mans251;r Enel-Hak (Ben Hak'ım) dedi. Böylece, ben Hak'ım, Hak te226;l226; ile birleştim, demek istemedi. Böyle diyen k226;fir olur ve öldürülmesi l226;zım olur. Onun sözünün m226;n226;sı "Ben yokum, Hak te226;l226; vardır." demektir. İşte sofiyye (evliy226http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/wink.gif her şeyi Hak te226;l226;nın isimlerinin ve sıfatlarının görünüşü, onların aynası bilir. Z226;tın (kendisinin) bunlarla birleştiğini, z226;tında değişiklik olduğunu söylemez. Mesel226;, bir insanın gölgesi, kendinden h226;sıl oluyor. Gölge, o kimse ile birleşmiş, onun aynıdır veya o kimse o gölge şekline girmiştir, gibi şeyler söylenemez. O kimse, kendi kendinedir. Gölge, onun bir görünüşüdür. Bu kimseyi aşırı seven, gölgeyi fil226;n görmez. Ondan başka bir şey görmez. Gölge, o kimsenin aynıdır, diyebilir. Y226;ni gölge yoktur, yalnız o insan vardır, der. Bundan anlaşıldı ki, sofiyye, eşy226;ya, Hak te226;l226;dan meydana gelmiştir. Hak te226;l226; değildir, diyor. O halde, sofiyyenin; "Her şey O'dur." sözleri; "Her şey O'ndandır." demektir ki, 226;limler de böyle söylemektedir. İki taraf arasında bir fark yoktur. Yalnız şu fark vardır ki, sofiyye, eşy226;ya, Hakk'ın görünüşü diyor. 194;limler bunu söylemekten çekiniyor. Eşy226; ile birleşmek, eşy226;nın içinde bulunmak anlaşılmasın diye, bu sözü söylemiyor."

Hall226;c-ı Mans251;r hazretleri halleri doğru, zam226;nındakilerin, kadrini ve derecesini anlamayacak derecede yüksek bir vel238; idi. O, hiçbir zaman Allahlık iddi226; etmedi. Tam tersine Allah aşkının sarhoşu bir kul olarak yaşadı, gündüz ve gecelerini ib226;detle geçirdi. Elli yaşındayken; "Bu güne kadar bin senelik namaz kıldım." buyurdu. İsl226;miyetin bütün emir ve yasaklarına en ince hususlara kadar titizlikle uyar, mübahları zar251;ret mikd226;rı kullanırdı. Ömrünün temeli sıkıntı üzerine kurulmuştu.Bu da, Allah aşkına tutulanlarda çeşitli şekil ve derecelerde görülen bir husustur.

Onun hal ve mertebesini anlayan pekçok 226;lim ve vel238; yüksek bir vel238; olduğunu söylemişlerdir. İbn-i At226;, Eb251; Abdullah Haf238;f, 350ibl238;, Ebü'l-K226;sım Nasrab226;d238;, 350eyh Eb251; Sa238;d Ebü'l-Hayr, 350eyh Ebü'l K226;sım-ıGürg226;n238;, 350eyh Eb251; Ali F226;rmed238; ve Y251;suf-ı Hemed226;n238; hazretleri bunlardan b226;zılarıdır. Büyük vel238; 350ibl238;, onun için; "Ben ve Hall226;c aynı şeyiz. Ama bana deli dediler kurtuldum. Onun aklı ise onu hel226;k eyledi." buyurmuştur. Yine 350eyhülisl226;m Abdullah-ı Ens226;r238;; "Hall226;c, im226;mdır. Fakat durumunu her kişiye söyledi. Zayıflara ağır yük yükletti. Avam (halkın) bilgisiyle ve akıl yoluyla anlayamayacakları şeyleri konuştu. Bu hususta İsl226;miyete ri226;yet etmedi. Ona ne v226;ki olduysa, bu sebepten oldu." demiştir.

AliR226;miten238; hazretleri ise, Hall226;c-ı Mans251;r'un h226;lini; "Hüseyin bin Mans251;r zam226;nında, H226;ce Abdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238;'nin oğullarından biri bulunsaydı, Mans251;r id226;m edilmezdi." buyurarak en veciz şekilde 238;z226;h etmiştir. Abdülh226;lık-ı Goncdüv226;n238;'nin m226;nev238; oğulları olan talebelerinden biri bulunsaydı, Hüseyin bin Mans251;r'u terbiye ederek, o makamdan daha yukarılara geçirir, id226;m edilmesi l226;zım gelmezdi. Çünkü Hall226;c-ı Mans251;r, her ne kadar büyük vel238; olmakla birlikte, tasavvuf yolunun en nih226;yetine ulaşabilmiş değildir. Bulunduğu mertebe nih226;yetten çok uzaktır.

Onun h226;li, düny226;sı ve içindeki il226;h238; aşkı bir başka olup, z226;hir insanının anlayabilmesinden çok uzaktı. Zaman zaman şöyle derdi:

Dilim dilim bende yürek
Aşk nicedir gel benden sor.
Savrulurum kürek kürek
Aşk nicedir gel benden sor.

HAK NEYİ DİLERSE BİZ ONU DİLERİZ

Bir gün Mans251;r'un h226;tırından; "Peygamber efendimiz, M238;r226;c gecesi, s226;dece müminleri diledi de, neden bütün insanları dilemedi ve, y226; Rabb238;, cümlesini bana bağışla demedi." diye geçti. Böyle düşünürken, Res251;lullah efendimiz içeri girdi ve; "Biz kimi dilersek Hakk'ın ferm226;nı ile dileriz. Bizim gönlümüz Hakk'ın ferm226;n evidir. O'nun ir226;desinin ve ferm226;nının gayrisinden p226;k ve m226;sumdur. Eğer O, hepsini dilerse, ben de hepsini dilerim." buyurdu. Bundan sonra Hall226;c-ı Mans251;r, başından sarığını çıkararak Res251;lullah'ın huz251;runda ker226;met gösterdi. Res251;lullah efendimiz buyurdu ki: "Bu sarık ker226;meti ile, baş dahi vermek gerektir ki, ben r226;zı olayım." Onun id226;m edilmesine hak238;katte, sebep, bu hüküm oldu.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:48 PM
HAMDÛN-I KASS194;R

Fıkıh, had238;s ve tasavvuf 226;limlerinden. İsmi Hamd251;n bin Ahmed Kass226;r en-Niş226;b251;r238;, künyesi Eb251; S226;lih'tir. Evliy226;nın büyüklerinden olup, vec238;z sözleri, tatlı ve tesirlidir. 884 (H.271)te Niş226;b251;r'da vef226;t edip, H238;re ismindeki kabristanda defnolundu. Eb251; Tür226;b Nahşeb238;, Ali Nasr226;b226;d238;, Eb251; Hafs Niş226;b251;r238; gibi büyüklerin sohbetlerinde bulundu. Ebü'l-Hasan B226;r251;s238;'nin talebesi olup, Süfy226;n-ıSevr238;'nin mezhebindeydi.Nefsin arzularına uymaması, haram ve şüphelilerden sakınması çok fazlaydı.

Bir gece, vef226;t etmek üzere olan hasta bir dostunu ziy226;rete gitti. Yanında bulunurken hasta vef226;t etti. Hamd251;n-ı Kass226;r hemen orada yanan mumu söndürdü ve; "Dostumuzun vef226;t etmesiyle mum v226;rislerin oldu. Onların ise, mumu kullanmamıza izin verip vermeyeceklerini bilemiyoruz." buyurdu.

Talebeleri sıdk ve ihl226;s kazanmaya çalışırlar, farzlara çok dikkat ederlerdi, İb226;detleri, hayr226;tı, sünnetleri, n226;file ib226;detleri çok yaparlardı. Riy226;ya, gösterişe yakalanmaktan çok korktukları için ib226;detlerini gizlerler, görünmesinden korkarlardı. Herkese tatlı söyleyerek, güler yüzlü davranıp, iyilik ederlerdi. Düny226;ya düşkün değillerdi. Hamd251;n-ı Kass226;r'ın talebeleri arasında, kendisine en çok bağlı olan ve kendisinden en çok istif226;de eden Muhammed bin Mün226;zil'di.

Hamd251;n-ı Kass226;r'ın yüksek derecesi, güzel h226;lleri ve hikmetli sözleri yayılınca, b226;zı büyük z226;tlar kendisine mür226;caat edip; "Artık konuşunuz, halka nas238;hat ediniz" diye ısr226;r ettiler. Kendini buna l226;yık görmeyip; "Bir kimse, sustuğu zaman din bozulur, konuştuğu zaman bozukluk kalmaz ise, böyle bir z226;tın konuşması doğru olur. Bizim gibilerin halka nas238;hat etmesi uygun olmayıp, kalplere tesir etmez. Kalplere tesir etmeyecek sözü söylemek, ilmi hafife almak ve d238;ni küçümsemek olur." buyurdu.

Kendisine sordular ki: "Eski büyüklerin sözleri, bizim sözlerimizden daha tesirliydi. Bunun hikmeti nedir?" cev226;bında buyurdu ki: "Onlar, Allahü te226;l226;nın rız226;sı, İsl226;miyetin izzeti, yükselmesi ve nefslerinden kurtulmaları için konuşurlardı. Biz ise nefsimiz için, düny226;lık ele geçirmek ve insanlar tarafından kab251;l görmek için konuşuyoruz. Böyle olunca, elbette sözlerimiz kimseye tesir etmez."

Kendisinden nas238;hat isteyen bir kimseye, "Düny226; için hiçbir şeye kızma." buyurdu.

Buyurdu ki: "Kim kendi nefsini, Firavun'un nefsinden daha hayırlı zannederse, kibirli olduğunu göstermiş olur."

"Geçmiş büyüklerin ahl226;k ve yaşayışlarını inceleyen, kendi kusurlarını anlar ve büyüklerden geri kalma sebeplerini öğrenir. Esh226;b-ı kir226;mın, Selef-i s226;lih238;nin, vel238;lerin hayat hik226;yelerini okumak, iyi huylu olmaya sebeb olur."

"Kendinde bulunduğu zaman gizli kalmasını istediğin bir şeyi, başka birinde görürsen ifş226; etme."

"Bir sarhoşla karşılaşırsan, ona buğzetme, kötü söyleme, çünkü, o duruma sen de düşebilirsin."

"Size iki şey tavsiye ediyorum; 1) 194;limlerle sohbet edin, 2) C226;hillerden uzaklaşın."

"Cömertlik kadar güzel, cimrilik kadar çirkin bir huy bilmiyorum."

"Söz öyle olmalı ki, tekrar etmeye lüzum kalmamalı, tesirini hemen göstermelidir."

"Dostlar arasındaki ülfetin, yakınlığın kalkması, düny226; sevgisindendir."

"İçinden çıkamadığınız mevz251;larda, 226;limlere gidip sorunuz. Onlardan istif226;de edebilmeniz için; kendinizi hiç kab251;l edip, c226;hil olduğunuzu söyleyerek, sam238;miyet, tertemiz bir kalb ve edeb ile gitmeniz l226;zımdır."

"194;lim, ilmi onunla amel etmek, ilme uymak için öğrenir. Sözü dinlenilen ve yaşayışı büyüklerin yaşayışına uygun olan kimsedir. 194;limler huş251; s226;hibidirler. Süsleri ver226; ve takv226;, sözleri Allahü te226;l226;yı zikir ve O'nun emir ve yasaklarını insanlara bildirmek, susmaları Allahü te226;l226;nın n238;metlerini tefekkürdür. İnsanlara çok nasihat ederler. İnsanların ayıplarını yüzlerine vurmazlar. Allahü te226;l226;dan başka her şeyden yüz çevirirler. Hepsi 226;hirete yarayan işlerle meşg251;l olurlar.

Gafleti şöyle t226;rif etmiştir: "Kulun Rabbini unutup, O'nun rız226;sını aramayı bırakıp, nefsinin esiri olmasıdır. Düny226; için süslenen kendisine bir fayda ve zarar vermeye gücü yetmeyen kimselere, insanlara karşı gösteriş yapmasıdır. Böyle kimseden daha aşağı kimse yoktur. Düny226;yı gözünde küçültmezsen, düny226; ehli gözünde küçülmez. İnsan gücü yettiği kadar kendi kusurlarını görmeye çalışırsa, kendini beğenme bel226;sından kurtulur."

"Tevekkül nedir?" diye sorulunca; "On bin dinar paran olsa bir dinar da borcun olsa bu borcun üzerinde kalmasından ölmeden önce emin olmamandır. Aynı şekilde on bin dinar borcun olsa, bunu ödeyecek hiçbir şey de bırakmasan, Allahü te226;l226;nın o borcunu ödeyecek bir vesile vermesinden ümid kesmemendir."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:48 PM
HAMÎDÜDDÎN N194;GÛRÎ

Mu238;nüdd238;n-i Çeşt238;'nin talebelerinin büyüklerinden. İsmi Ham238;düdd238;n, künyesiEb251; Ahmed, lakabıSult226;n-ı t226;rik238;n'dir. Sa'238;d238;, N226;g251;r238;, 350ev226;l238; diye de tanınır. Cennet'le müjdelenmiş Aşere-i mübeşşereden Sa238;d bin Zeyd'in soyundandır. Hind 226;limlerinin önde gelenlerindendi. Uzun bir ömür sürdü. "Delh238;'nin fethinden sonra, orada müslümanların evinde ilk düny226;ya gelen benim." demiştir. H226;ce Mu238;nüdd238;n-i Çeşt238;'nin zam226;nından, Niz226;medd238;n-i Evliy226;'nın zam226;nına kadar yaşamıştır. 1274 (H.673) yılında vef226;t etti.Kabri N226;g251;r'dadır.

Ham238;düdd238;n S251;f238;, düny226;yı terketmede, 226;hirete yönelmede pek gayretliydi. H226;ce Mu238;nüdd238;n-i Çeşt238; hazretlerinin sohbetlerinde ve derslerinde yetişti. Mütev226;z238; bir hayat sürerdi. N226;g251;r n226;hiyesinin Sev226;l köyünde bir ar226;zisi vardı. Burayı kendisi eker ve çoluk çocuğunun nafakasını buradan temin ederdi. Beh226;üdd238;n Zekeriyy226; Mült226;n238; ve Fer238;düdd238;n-i Genc-i 350eker ile mektuplaşmıştır.

Bir gün Mu238;nüdd238;n-i Çeşt238;, Ham238;düdd238;n'e; "Sen düny226; ve 226;hirette muazzez ve mükerrem olmayı ister misin?" buyurdu. Ham238;düdd238;n; "Kulun isteği olmaz, Mevl226;nın isteği olur." dedi. Ondan sonra H226;ce Mu238;nüdd238;n, H226;ce Kutbüdd238;n'e de hit226;bla aynı sözleri söyledi. O da cev226;bında; "Kulun ihtiy226;rı, y226;ni isteği yoktur, hüküm olunan sizin ihtiy226;rınızdır." diye arz etti. Bunun üzerine Mu238;nüdd238;n-i Çeşt238; buyurdu ki; "Düny226;yı terk eden, 226;hireti düşünmeyen Sult226;n-ı t226;rik238;n, y226;ni terk edenlerin sult226;nı Ham238;düdd238;n S251;f238;'dir." Bu günden sonra lakabı, Sult226;n-ı t226;rik238;n kaldı. Ham238;düdd238;n-i S251;f238;, Beh226;üdd238;n Zekeriyy226;'ya yazdığı bir mektubunda buyuruyor ki: "194;limlerimizin söz birliği ile, nassların ve had238;s-i şer238;flerin bey226;nına göre, düny226; ve düny226;lıklar Allahü te226;l226;nın rız226;sına kavuşmaya m226;nidir. Allahü te226;l226; ile kul arasında perdedir."

Ham238;düdd238;n N226;g251;r238;'ye; "Düny226; nedir?" diye sorulduğunda; "Allah'tan gayri her şey düny226;dır. Senin nefsin alçak ve aşağıdır. Nefsine yakın olan her şey düny226;dır. Bugün, düny226; senin nefsine yakındır, yarın 226;hiret. Bu m226;n226;da şöyle demişlerdir:

Bugün, akşam, dün ve yarın,
Dördü bir, siz yalnız varın.

Yarın, inanıyoruz ki bize me226;len şöyle denecek: "And olsun, sizi, ilk def226; nasıl çırılçıplak yaratmışsak, onun gibi yapayalnız ve teker teker huz251;rumuza gelirsiniz." (En'226;m s251;resi: 94). Y226;ni m226;dem ki işin sonu bu olacaktı, önceden niçin bunu bilmediniz. Bunu bilip, tercihini bu yönde yapan ne bahtiy226;r kişidir. Z238;r226; düny226; nefsin evidir ve düny226;lıklar onun harb 226;letleridir. O kendi evinde rahat durmakta, arkadaş ve dostlarından da yardım beklemektedir. R251;h ise bu 226;lemde kendi arkadaş ve akrab226;larından uzak kalmış, aslını unutmuştur. İl226;h238; bir yardım gelmedikçe, ondan bir iş, bir fayda gelmez." buyurdu.

"Din nedir?" diye sorulduğunda; "Bidayettekilerin d238;ni, kaçmak ve yapışmaktır. Günahlardan kaçmak, t226;ate, iyiliklere yapışmaktır. Ortadakilerin d238;ni, kesilmek ve rahatlamaktır. Düny226;dan kesilmek, 226;hiretle rahatlamaktır. S226;bıkların d238;ni, teberr238; ve tevell238;dir. Allah'tan gayri her şeyden teberr238;, y226;ni uzak durmak ve Allahü te226;l226; ile tevell238;dir, y226;ni Allahü te226;l226;yı sevmektir. En'226;m s251;resi 91. 226;yetinde me226;len; "Sen, Allah de, onları b226;tıl dedikodularında bırak, oynayadursunlar" buyruldu." cev226;bını verdi.

"Cennet ve Cehennem'in ne oldukları sorulduğunda; "Cennet ve Cehennem, senin amellerindir. Zilzal s251;resinin 7 ve 8. 226;yetlerinde me226;len; "Zerre kadar iyilik eden onun mük226;f226;tını görecek; zerre mikd226;rı kötülük işleyen de, onun cez226;sını görecektir." buyruldu. Bugünkü amelinden, yarın sana şekiller verilecek. İyi ameller etmişsen, onlara uygun iyi s251;retler önüne getirecekler." cev226;bını verdi.

"Mülkün s226;hibi nerededir ki, kalb yüzünü O'na çevirelim?" denildiğinde; "Nerede değildir ki? "Nereye yönelirseniz, Allah'adır" 226;yet-i ker238;medir. Düny226; ve 226;hiret nas238;binden vaz geçip mert olmak ve nefsin lezzetlerini terk etmek lazımdır ki, nerede bulunursa, O'nunla olsun. Nereye giderse, O'nunla gitsin. Ne söylerse O'nunla söylesin, ne ararsa O'nunla arasın. Sakın, O'nun senden uzak olduğunu sanma! Belki sen O'ndan uzaksın. Sen, sensiz sende yok olursan, başkasına açılmıyan kapı sana açılır ve sana, seninle maksad gösterilir." buyurdu.

Peygamber efendimiz; "Ölüm keff226;rettir." buyurdu. Ölüm günahlara keff226;ret olunca, 226;hiret rüsv226;lığının m226;n226;sı nedir? diye sorulduğunda; "Günah vardır, ölümle affedilir. Günah vardır, kabirde kalmakla affedilir. Günah vardır, kabir az226;bı ile affolur. Günah vardır, Cehennem ateşini görmedikçe ve Cehennem ateşi onu yakmadıkça hiçbir şeyle affolmaz. Buradan o kadar n251;r götürmelidir ki, bu n251;r, Cehennem ateşini söndürsün ve; "Geç ey mümin, n251;run ateşimi söndürüyor." desin, cev226;bını verdi.

HAKK'A YÖNELENLER

Ham238;düdd238;n-i S251;f238; buyuruyor ki:

Yüzünü yüce mak226;ma çevirenler, Allahü te226;l226;ya yönelenler üç sınıftır.ÊF226;tır s251;resi 32. 226;yetinde me226;len; "Kullarımızdan seçtiklerimizin kimi nefislerine zulmedicidir, kimi kötülüğü ve iyiliği müs226;v238; gidendir, kimi deAllah'ın izniyle iyiliklerde ileri geçenlerdir." buyruldu. Y226;ni özürlüler, şükürlüler ve f226;n238;ler. Özürlüler, hastalar, Allah'a 238;m226;n ve tevh238;di ikr226;r ettikten sonra, huz251;ra h226;zır olarak gelmemiş, gelmişse geç ve yavaş gelmişlerdir. Acele edin hit226;bından g226;fillerdir. 350ükürlüler, 238;m226;n ve ikr226;rla ber226;ber gelmişlerdir. F226;n238;ler, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" hit226;bını hatırında tutup, cev226;bında; "Evet dediler." hit226;bını unutmayanlardır. Bu 226;lemde d226;vetten önce ezel238; hit226;b hükmüne, Hakkın cev226;bına ic226;bet etmiş, başlangıçta nih226;yetteki sırlara t226;lib olmuşlardır. Bunlardan çokları, gizli gitmişlerdir. Kimse onların n226;mını ve niş226;nını bilmemiştir. Birkaç kişi bilmişlerse, Res251;l-i ekrem efendimizin bildirmesi ile bilmişlerdir. Yoksa onların n226;mını ve niş226;nını kimse bilemezdi. Bilinenlerden biri Em238;r-ül-mümin238;n hazret-i Eb251; Bekr-i Sıdd238;k'tır. Biri, Em238;r-ül-mümin238;n Ali Mürtez226;'dır ki, b226;liğ olmadan önce d226;veti kab251;le elverişliydi. Biri de Üveys-i Karn238; idi. Eğer Res251;l-i ekrem bildirmeseydi, onun ismi hiçbir kitapta bulunmaz, niş226;nı hiçbir deftere yazılmazdı. Biri de Selm226;n-ı F226;ris238;'dir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:48 PM
HAMM194;D BİN MÜSLİM DEBB194;S

Bağd226;t'ta yetişen büyük vel238;lerden. Seyyid Abdülk226;dir-i Geyl226;n238;'nin tasavvuf ilmini öğrendiği hocalarındandır. Aslen 350amlı olup, hay226;tı Bağd226;t'ta geçti. Doğum t226;rihi bilinmemektedir. 1131 (H.525) senesinde vef226;t etti. Kabri 350un251;z238; Kabrist226;nındadır. 350am'da B226;b-ı M251;sul kabrist226;nında olduğu söyleniyorsa da, doğrusu Bağdat'ta olduğudur.

Hamm226;d bin Müslim Debb226;s, talebelerini en güzel terbiye ile yetiştiren 226;limlerdendi. Keşf ve ker226;met sahibi evliy226;nın başta gelenlerindendir. Zam226;nında yaşayan evliy226; ve 226;limler kendisine bağlıydılar. Abdülk226;dir-i Geyl226;n238;, bu hocasını çok över, ker226;metlerini anlatırdı. Yine evliy226;nın büyüklerinden T226;c-ül-194;rif238;n Ebü'l-Vef226; hazretleri Bağdat'a geldiğinde onun evinde kalır ve çok hürmet ederdi. Eb251; Nec238;b Sühreverd238;; "Hamm226;d bin Müslim, benim karşılaştığım Bağd226;t vel238;lerinin büyüklerinden idi. Onun büyüklüğünü, talebesi Seyyid Abdülk226;dir-i Geyl226;n238;'ye bakarak anlamak mümkündür. Abdülk226;dir-i Geyl226;n238;, hocasının büyüklüğünü anlatan en büyük delildir." buyurdu.

Hamm226;d hazretlerinin lakabı Debb226;s (pekmez kaynatıcısı)tır. Pekmez kaynatırken yanına arı sinek hiç birisi gelip konmazdı. Çok ker226;metleri görüldü. Güzel halleri ve sözleri meşhurdur.

Hamm226;d bin Müslim hazretleri yapılması haram olan bir şeyle karşılaşsa veya başkaları tarafından yapılan bir haram işi görse, hat226;yı kendisinde bulur, tövbe ve istigf226;r ederdi. Bir gün yolda giderken, bir evden çalgı ve şarkı söyleyen bir kadının sesini işitti. Hemen tövbe ve istigf226;r ederek evine gelip evdekilere, "Biz hangi gün226;hı işledik de, bugün yolda bir günah ile karşılaştım?" diye sordu. 194;ilesi de, "Akşam eve, içinde canlı resmi olan bir tabak hediye getirmişlerdi." dedi. Tabağı getirip kırdıktan sonra; "Bir daha böyle bir şey kab251;l etmeyiniz." buyurdu.

Hamm226;d bin Müslim'in tasavvufa 226;it pek kıymetli sözleri vardır. Buyurdu ki:

"Allahü te226;l226;ya kavuşmanın en yakın yolu, O'nun sevgisidir. İnsan, İsl226;miyetin emirlerini yapıp huz251;r ve sük251;na kavuşmadıkça hak238;k238; Allah sevgisini tadamaz."

"Fen226; mak226;mına kavuşmayı dileyen, y226;ni Allahü te226;l226;dan başka her şeyin sevgisinin yok olmasını isteyen, O'ndan gelen her şeye, dert ve bel226;lara r226;zı olmalıdır."

El-Keyman238; el-Bezz226;z ve Ebü'l-Hasan Ali şöyle nakletmektedirler:

Hamm226;d bin Müslim hazretlerinin vef226;tından bir süre sonra şeyhimiz Abdülk226;dir, yanında birçok 226;limler olduğu halde 350un251;z238; kabristanını ziy226;ret etti. 350eyh Hamm226;d bin Müslim'in kabrinde arkasındaki cem226;atle birlikte bir hayli durdu. Ayrılıp giderken güldü, neşeliydi. Sebebini soranlara şu cev226;bı verdi:

1106 yılı 350226;ban ayının ortasında bir Cum226; günü 350eyh Hamm226;d'ın talebeleri ile birlikte Cum226; namazınıResafe'de kılmak maksadıyla Bağd226;t'tan çıktık. 350eyh de ber226;berimizdeydi. Nehrin kenarına geldiğimizde 350eyh beni tuttuğu gibi nehrin içerisine fırlatıp attı. Hemen Cum226; guslüne niyet ettim. Üzerimde yünden bir cübbe elimde de başka bir cübbe vardı. Beni bırakıp gittiler. Sudan çıktım, cübbeyi sıktım ve onları t226;kib ettim. Haddinden fazla üşümüştüm. Yanımdaki insanlardan b226;zıları beni ısıtmak istedilerse de 350eyh r226;zı olmadı, onları bu hareketten men etti ve; "Ben onu imtih226;n için yapıyorum. Çünkü o kımıldatılamayan bir dağ gibidir..." dedi.

350imdi ise onu kabrinde, üzerinde cevher işlemeli nurdan bir elbise, başında yakuttan bir t226;c, ellerinde altın bileziği, ayaklarında altından pabuç olduğu halde gördüm. Yalnız sağ eli yoktu, sebebini sordum. "Seni o elimle nehre atmıştım. O gün çok eziyet çektin değil mi?" diye sordu. "Evet." dedim. "350imdi Allahü te226;l226;ya du226; et de o elimi bana geri versin." buyurdu.

Bunun üzerine ellerimi sem226;ya kaldırıp, Allahü te226;l226;ya du226; etmeye başladım. Beş bine yakın vel238; de kabirlerinden kalkıp 350eyhin elinin geri verilmesi için benimle du226; etti. Nih226;yet Allahü te226;l226; du226;larımızı kab251;l ederek, ona elini geri verdi. 350eyh ferahladı ve çok sevindi. Yüzümde gördüğünüz bu sevinç ve neşe al226;metlerinin sebebi işte budur.

SÖZ DİNLEMEK

Eb251; Nec238;b Sühreverd238; anlattı: "Hal238;fe Müsterşid'in hizmetçilerinden birisi, Hamm226;d bin Müslim'i ziy226;ret etti. Hamm226;d bin Müslim o kimseye, "Sen, yüksek derecelere kavuşacak k226;biliyette bir kimsesin. Düny226;ya gönül bağlama, 226;hirete yönel de, sonunda pişm226;n olmayasın." buyurdu. Hizmetçi bu sözü kab251;l etmedi. Çünkü kendisinin, hal238;fe Müsterşid'in yanında büyük bir yeri vardı. Başka bir gün, o hizmetçi Hamm226;d bin Müslim'i ziy226;ret etti. Hizmetçiye, aynı sözleri yine buyurdu. Hizmetçi, bu doğru sözü dinlemekten kaçınınca, "Allahü te226;l226;, seni daha yüksek derecelere çıkarmak için, dilediğim şekilde hareketi bana bildirdi. 350226;yet kab251;l etmezsen, seni baras hastalığına uğratmakla emrolundum." buyurdu.

Eb251; Nec238;b der ki: Vallahi, Hamm226;d Debb226;s'ın sözü daha tamam olmamıştı ki, hizmetçinin vüc251;dunu baras hastalığı kapladı. Hizmetçi kalktı, hal238;fenin huz251;runa gitti. Hal238;fe doktorları çağırdı. Onu ted226;v238; için toplandılar. Fakat ted226;v238;si mümkün olmadı. Hal238;fe, hizmetçinin saraydan çıkarılmasını emretti. Hizmetçi saraydan çıkarılınca, doğru Hamm226;d bin Müslim'e geldi. Ne emrederse yapacağını ve s226;dık bir talebe olacağına söz verdi. Bunun üzerine hizmetçinin gömleğini çıkarttırıp, "Ey baras! Bu vücuttan çıkıp, dilediğin yere git!" buyurunca, hizmetçi bir 226;nda sıhhate kavuştu ve ölünceye kadar Hamm226;d bin Müslim'in talebesi olmakla şereflendi. Düny226;yı bırakıp, 226;hiretini kazandı.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:48 PM
H194;RİS EL-MUH194;SİBÎ

Evliy226;nın büyüklerinden. İsmi H226;ris bin Esed, künyesi Eb251; Abdullah'tır. Nefsini çok hes226;ba çekmesi sebebiyle Muh226;sib238; denilmiştir. 857 (H.243)'de Bağd226;t'ta vef226;t etti.

Aslen Bağd226;tlıdır. Zam226;nında Bağd226;t'ın en büyük 226;limlerindendi. Yez238;d bin H226;r251;n ve daha birçok 226;limden riv226;yette bulunmuştur. Kendisinden de Eb251; Abb226;s bin Mesr251;k, Ahmed bin Hasan bin Abd-ül-Cebb226;r es-S251;f238;, Cüneyd-i Bağd226;d238;, İsm226;il bin İsh226;k es-Serr226;c, Eb251; Ali Hüseyin bin Hayr226;n el-Fak238;h ve daha başka büyük 226;limler riv226;yette bulunmuşlardır. İm226;m-ı 350226;fi238; hazretleri ile aynı asırda yaşamıştır. 350226;fi238; mezhebindedir.

Riv226;yet ettiği bir had238;s-i şer238;f şöyledir: Ebüdderd226; hazretleri haber verdi. Res251;lullah efendimiz buyurdu ki: "(Kıy226;met günü) M238;z226;nda en ağır gelecek olan şey, güzel ahl226;ktır."

Büyük 226;lim Eb251; Abdullah bin Haf238;f der ki: Büyüklerimizden beş kişiye uyunuz. Diğerleri hakkında da doğruyu söyleyiniz. Bu beş kişi şunlardır: H226;ris bin Esed el-Muh226;sib238;, Cüneyd bin Muhammed, Eb251; Muhammed Ruveym, Eb251; Abb226;s bin At226;, Amr bin Osman el-Mekk238;. Bunlar, z226;hir ve b226;tın ilimlerinin arasını birleştirmişlerdir.

H226;ris-i Muh226;sib238; hazretleri elini şüpheli bir yiyeceğe uzatınca, parmağının damarı hareket etmeye başlardı. Eğer bu harekete m226;ni olamazsa o yiyeceğin hel226;l olmadığını anlar ve yemekten vaz geçip, yemezdi.

Abdullah bin Meym251;n der ki: H226;ris el-Muh226;sib238; hazretlerine, zühd, düny226;ya rağbet etmemek, niçin kıymetlidir? Bunun sebebi nedir? diye su226;l edildi. O şöyle cev226;p verdi: "Bunun beş sebebi vardır. Birincisi, düny226; insanı, bir çok meşakkat ve sıkıntılara düşürür. İnsanın kalbini Allahü te226;l226;nın rız226;sından ve 226;hireti düşünmekten alıkor. İkincisi, düny226;yı sevenlerin derecesi, düny226;ya rağbet etmeyenlerin derecesinden çok aşağıdadır. Üçüncüsü, düny226;yı sevmemek, insanı Allahü te226;l226;ya yaklaştırır ve cennetliklerin derecelerine yükseltir. Dördüncüsü, düny226;yı sevenlerin, kıy226;met gününde hesapları uzun olur. Beşincisi, Allahü te226;l226;nın katında düny226;nın bir sinek kanadı kadar bile kıymeti yoktur."(Burada ve benzeri yerlerde düny226;nın m226;n226;sı: Allahü te226;l226;nın rız226;sından ve beğendiği şeylerden uzaklaştırıp, 226;hireti unutturan şeyler demektir.)

H226;ris el-Muh226;sib238; hazretlerine sabrı su226;l ettiler. O da: "Sabır, Allahü te226;l226;dan gelen her şeyi hoş ve iyi bir şekilde karşılayıp, heyecan ve ümidsizliğe düşmemek, sıkıntılı ve meşakkatli zamanlarda dayanıklı ve tahammüllü olmaktır." şeklinde cevap verdi.

Ahmed bin Muhammed bin Mesr251;k anlatır: H226;ris el-Muh226;sib238; hazretlerine, "Allahü te226;l226;ya muhabbetin, sevginin al226;meti nedir?" diye su226;l edildi. Soru soran şahsa; "Senin bu hususta bir bildiğin var mı?" dedi. O z226;t: "Evet şu 226;yet-i ker238;mede me226;len; "Ey sevgili Peygamberim! Onlara de ki, eğer Allahü te226;l226;yı seviyorsanız ve Allahü te226;l226;nın da sizi sevmesini istiyorsanız, bana t226;bi olunuz. Allahü te226;l226; bana t226;bi olanları sever." buyrulduğunu biliyorum. Bu 226;yet-i ker238;meden, Allahü te226;l226;nın kullarını sevmesinin al226;metinin, Res251;lullah efendimize t226;bi olmak ve O'na uymak olduğunu, anladım." dedi. H226;ris hazretleri bu cev226;bı çok beğendi.

Buyurdular ki; "Allahü te226;l226; kulunu sevdiği zaman, ona, farzların ed226;sı için sevinç ve gayret verir."

"Bir kimsenin kalbinde Allahü te226;l226;nın korkusu kalmaz ve 226;hirette azap göreceğini unutursa, günahları çoğalır ve tehlikeli durumlara girer. O zaman, iyi şeyleri idr226;k edip yapamaz, kötü şeylerin kötülüğünü görüp, ondan sakınamaz. Nefsinin es238;ri olur. Allahü te226;l226;nın katında kıymeti düşer. Kalbi paslanıp, 238;m226;nı zayıflar."

Bir def226;sında ona, zühd s226;hibi insanların dereceleri nasıldır?" diye sordular. O da şöyle buyurdu: "Akıllarının derecesi ve kalblerinin temizliği kadardır. Z226;hidlerin en üstünü, en akıllı olanıdır. En akıllı olanlar, Allahü te226;l226;nın emirlerini iyi anlayıp, onları yerine getirmek için bütün güçleriyle çalışanlardır. Bunlar, düny226;ya düşkün olmayıp, 226;hirete yönelenlerdir. (Haram ve şüphelilerden sakınıp, mübahlara fazla dalmamak; düny226;dan yüz çevirip, 226;hirete yönelmekle olur.)

"Kim cennetliklerden olmayı isterse, s226;lih kimselerle ber226;ber olsun."

"Kulluk, insanın, 226;cizliğini idr226;k edip, anlamasıdır."

"Eziyetlere katlanmak, kızmamak, güler yüzlü ve tatlı sözlü olmak, güzel ahl226;ktandır."

"Kan226;atk226;r bir kimse aç bile olsa, onun gönlü zengindir."

"Eğer kulun başına bir bel226; gelecekse, bunun al226;meti kalbin Allahü te226;l226;yı anmamaya başlamasıdır. Artık kalb, bundan sonra, gaflete dalar."

"İlim s226;hipleri,Allahü te226;l226;dan daha çok korkar. Zühd, insanın kalbini düny226; sıkıntılarından uzak tutar. Allahü te226;l226;nın yüceliğini ve büyüklüğünü tanımak, tövbe etmeyi temin eder."

"Her şeyin bir cevheri, özü vardır. İnsanın da cevheri, akıldır. Aklın cevheri sabırdır. Kim Allahü te226;l226;nın verdiği n238;metlere şükretmezse, o n238;metin elinden alınmasını istemiş olur."

"Gayretini, başkasının ayıplarını aramakta değil, kendi nefsini ısl226;h etmek için harca."

"Allahü te226;l226;nın senin için mur226;d ettiğine, dilediğine r226;zı ol. Abdullah bin Mes'251;d şöyle buyurur: Allahü te226;l226;nın senin hakkında yaptığı taksimine r226;zı ol. Böylece, insanların en zengini olursun. Allahü te226;l226;nın haram kıldığı şeylerden uzaklaş, onları yapma. Böylece, günahlardan en çok sakınan bir kimse olursun. Allahü te226;l226;nın emirlerini yerine getir. İnsanların en 226;bidi olursun. H226;lini Allahü te226;l226;ya arz et. S226;dece O'ndan yardım iste. H226;lini insanlara şik226;yet etme."

"Namazını, artık düny226;dan ayrılıyormuş gibi kıl."

"Hay226;, Allahü te226;l226;nın beğenmediği kötü huylardan vazgeçmektir."

"S226;dık, doğru olan, insanlar kendisine kıymet vermeseler bile, hiç korkusu olmıyan, kalbinin doğruluğuna inanıp, insanların, kendi amellerinden hiçbirisini görmelerini istemeyendir."

"Nefsinin isteklerinden ve öfke ile hareket etmekten uzak dur. En önde gelen vazifelerinden birisi de, yumuşak olmak ve dikkatli hareket etmek olsun."

"İlmiyle takv226;sını, ameliyle basiretini ve aklıyla m226;rifetini arttıran kimsenin izinden yürü."

"Kul için en doğru yol, ilimle amel etmek, Allahü te226;l226;nın korkusuyla haramlardan sakınmaktır. Günahla nefsini y226;d etme. Günahta ısr226;r etme. Fakirlik zamanında Allahü te226;l226;ya sığın, her h226;linde Allahü te226;l226;ya muht226;c ol ve O'nun her emrinde O'na tevekkül et."

"Sana zulmedeni affet. Amelinle mağr251;r olmaktan sakındığın gibi, ilimle gururlanmaktan sakın. Yakınının, fakirin ve komşunun hakkını gözet. Konuşmadan hoşlanmayanın yanında konuşma. Mazlum kardeşine yardım et. Zam226;nını iyi değerlendir."

"Günahlar gaflet getirir. Gaflet ise, kalbin katılaşmasına sebeb olur. Kalbin katılaşması, insanı Allahü te226;l226;dan uzaklaştırır ve Allahü te226;l226;dan uzaklık ise, Cehennem'e götürür."

"C226;hillerin ahl226;kından, günahk226;rların meclisinden, kendini beğenenlerin iddi226;larından, mağr251;rların isteklerinden ve ümitsizlerin ümitsizliklerinden sakın ve uzak dur. Hak ile amel et. Allahü te226;l226;ya güven. Emr-i m226;r251;f ve nehyi anilmünker yap."

"350u üç çeşit muhabbet çok mühimdir: Birincisi, ib226;deti günaha tercih etmek s251;retiyle Allahü te226;l226;yı sevmektir. İkincisi, kuvvetli bir 238;m226;n ile Res251;lullah'ı sevmektir. Bunun al226;meti, Res251;lullah'ın sünnetine yapışmaktır. Üçüncüsü ise, Allah için müminleri sevmektir. Bunun al226;meti müminlere eziyet etmemek ve onlara faydalı olmaktır."

"Dilin farzı ve vazifesi; sük251;net ve öfke zamanlarında doğruluktan ayrılmamak. Gizli ve açık hiç kimseye eziyet etmemektir. Gözün farzı ve vazifesi; haramlardan korunmaktır. Kulağın farzı ve vazifesi, hel226;l olmayan şeyleri dinlememektir. Lisanından sonra, insanoğlu için en tehlikeli 226;z226; kulağıdır. Çünkü kulak, kalbin en büyük elçisidir. Fitne bataklığına en fazla dalan kulaktır. Burnun farzı ve vazifesi; burun, kulak ve göze t226;bidir. Dinlemesi ve bakılması c226;iz olmayan bir şeyin koklanması da c226;iz değildir. Ellerin ve ayakların farzı ve vazifesi; Allahü te226;l226; tarafından haram kılınan şeylere uzanmaması ve başkalarının hakkından sakınmasıdır."

Eserleri:

1) 194;d226;b-ün-Nüf251;s, 2) 350erh-ul-Ma'rifet, 3) El-Men226;zil fi'z-Zühd ve Gayrihi, 4) El-Ba's ve'n-Nüş251;r, 5) Er-Ri226;ye li-Huk251;kıllah Azze ve Celle, 6) El-Halvet ve't-Tenekkul fi'l-İb226;det, 7) Mu226;tebet-ün-Nefs, 8) Ris226;let-ül-Müsterşid238;n.

HİÇ KİMSEYİ İNCİTME

H226;ris el-Muh226;sib238; hazretleri buyurdu ki: Nefsini hes226;ba çeken muh226;sebe ehlinin belli hasletleri vardır. Bunları tecrübe ve tatbik edince, Allahü te226;l226;nın ihs226;nıyla şerefli makamlara ulaşmışlardır. Her şey güçlü bir azimle ve nefs226;n238; arzuları tam226;men terk etmekle elde edilir. Çünkü azmi sağlam olanların nefsin hev226; ve hevesine karşı durmaları basitleşir. O halde kuvvetli bir azimle şu hususlara uy:

1) Doğru ve yalan yere yemin etme.

2) Yalan söylemekten sakın.

3) Zulüm bile yapmış olsa hiç bir kimseye l226;net etme.

4) Vef226;k226;r olmak imk226;nı bulduğun müddetçe ahdinden dönme.

5) Ne sözle ne de hareketle hiçkimseye beddu226; etme. Yaptığın iyilik için mük226;f226;t, karşılık bekleme. Allahü te226;l226;nın rız226;sı için tahammüllü ol.

6) K226;fir olsun, müşrik veya mün226;fık olsun, hiçbir kimsenin aleyhinde ş226;hidlik yapma. Halka karşı merhametli ol. Allahü te226;l226;nın gazabından uzak kalmak için en uygun yol budur.

7) Ne içinden ne de dışından asl226; günah işlemeye yönelme, 226;z226;larının tam226;mını günahtan uzak tut.

8) Hiç kimseyi incitme. İster az ister çok olsun veya ihtiyacın olsun y226;hud da olmasın hiçbir halde kendi yükünü kimseye yükleme.

9) İnsanlardan hiçbir şey bekleme ve s226;hib oldukları hiçbir şeye göz dikme.

10) Düny226; ve 226;hirette makam ve izzet yüksekliği, Allahü te226;l226;nın dilemesine, vermesine bağlıdır. Bu bakımdan kendini karşılaştığın hiçbir insandan daha üstün görme.

SÜNNETE UYGUNDUR

Ahmed bin Hanbel hazretlerine dediler ki: "H226;ris el-Muh226;sib238; tasavvuf ile al226;kalı mevz251;lardan bahsediyor. Bunlara 226;yet-i ker238;me ve had238;s-i şer238;flerden delil getiriyor. Onu dinlemek istemez misin?" Ahmed bin Hanbel: "Evet, dinlemek isterim." dedi. Nih226;yet bir gece yanına gitti. Gece sabaha kadar sohbetini dinledi. H226;ris el-Muh226;sib238;'de ve yanında bulunanlarda d238;nen mün226;sib olmayan bir şeye rastlamadı. Ahmed bin Hanbel hazretleri burada gördüklerini şöyle anlatmaktadır: "Akşam ez226;nı okununca, öne geçip namazı kıldırdı. Namaz kılındıktan sonra, yemek geldi. Yemeğe oturdular. H226;ris el-Muh226;sib238;, hem konuşuyor hem yemek yiyordu. Z226;ten yemek yerken güzel şeylerden bahsetmek sünnete de uygundur. Yemek yendikten sonra, ellerini yıkadılar. Sonra, ber226;berce oturdular. Herkes yerini alınca, bir su226;li olan var mı? diye sordu. Riy226;, ihl226;s ve muhtelif hususlarda, su226;ller sordular. Suallere cevap verdi. Ayrıca delillerini de söyledi. Bu sırada gece bir hayli ilerlemişti. Birisine, Kur'226;n-ı ker238;m okumasını söyledi. Kur'226;n-ı ker238;m okundukça ağlıyor, inliyor ve göz yaşları döküyorlardı. Kur'226;n-ı ker238;m okunması bitince, H226;ris el-Muh226;sib238; hafifce du226; yaptı, sonra namaza kalktı." Sabah olunca, Ahmed bin Hanbel hazretleri H226;ris el-Muh226;sib238;'nin faz238;letli bir z226;t olduğunu söyleyip, takdirlerini bildirdi.

KIYMETLİ KARDE350İM

Derler ki, H226;ris el-Muh226;sib238; kırk yıl sırtını duvara dayamayıp, ayaklarını uzatmadan oturdu. Niçin böyle kendine eziyet ediyorsun diyenlere; "Allahü te226;l226;nın huz251;runda kul gibi oturmamaktan hay226; ediyor, utanıyorum." derdi. Yine buyurdular ki; "Kıymetli kardeşim! Kötü 226;limler insanlar için çok tehlikelidir. Onlar düny226;ya düşkündürler. Düny226;yı 226;hirete tercih ederler. Sonra şunu iyi bil. Düny226;yı 226;hirete tercih edenler, r226;hat ve huzur içerisinde de değildirler. Onların neşe ve sevinçlerine, keder ve sıkıntılar karışmıştır. Bunların sonu fel226;kettir. Aslında böyle kimselerin düny226;sı da 226;hireti de har226;btır. İki düny226;ları da periş226;ndır. Kıymetli kardeşim! Kendinize geliniz. Aklınızı başınıza alınız. Allahü te226;l226;dan korkunuz. 350eytan sizi aldatmasın. 350eytan ve onun yardımcıları, Allahü te226;l226;nın huz251;runda perişan olacaklardır."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:49 PM
HARPUTLU HACI ÖMER EFENDİ

Büyük 226;lim ve vel238;. 1800 (H.1215) yılında Harput iline bağlı Germiri köyünde doğdu. Kayseri'de yerleşti ve 1878 (H.1295) yılında bu şehirde vef226;t etti.

İlk tahs238;lini köyündeki sıbyan mektebinde yaptı. Daha küçük yaştayken babası ve 226;ile fertleriyle birlikte Harput şehrine göç etti. 1830 t226;rihine kadar Harput'ta oturarak yüksek medreselerde ilim tahs238;line çalıştı. Bu t226;rihte Ayıntab'a ve bir sene sonra da Kayseri'ye gitti. Kayseri'de Divrik238; H226;fız Mustafa Efendi ile Göncüz226;de K226;sım Efendiden ilim tahs238;l etti. K226;sım Efendiden ic226;zet aldıktan sonra İstanbul'a geldi. Orada meşh251;r 226;limlerden dersler aldı. Bilhassa Huz251;r-ı hüm226;y251;n hocalarından Abdurrah238;m Efendinin sohbetlerine katılarak ilimde ve tasavvuf yolunda ilerledi.

Üç def226; hacca gitti. 1840 t226;rihinde yaptığı hac esn226;sında Mekke-i mükerremede müc226;vir olarak kaldı. Bu sırada Mekke'de bulunan Nakşibend238; seyyidlerinden 350eyh Muhammed Can Efendinin derslerine ve sohbetlerine katıldı. Onun feyz ve bereket saçan müb226;rek nazarlarıyla kalbi düny226; bağlılığından kurtulup devamlı Allahü te226;l226; ile meşgul olmaya başladı. Muhammed Can Efendiden hal238;felik alan Hacı Ömer Efendi, 1841 senesinde Mısır'a gitti. Buradaki Gülşen238; tekkesinde bir sene kır226;at ilmini tahs238;l etti.

1842 yılında Kayseri'ye dönen Hacı Ömer Efendi, ertesi yıl burada evlendi. Kayseri'de senelerce talebelerine ilim ve feyz sundu. Evi devamlı kendisinden nasihat ve du226; almak isteyenlerle dolar taşardı. Yaşayışı ve her h226;li sünnet-i seniyyeye uygundu.

Vef226;tından üç sene önce müb226;rek m238;r226;c gecesinde talebeleri ile sohbet ederken, onlara kendisinin böyle müb226;rek bir gecede Rabbine kavuşacağı iş226;retini verdi. Gerçekten de bu konuşmadan üç sene sonra 1878 (H.1295) yılının m238;rac gecesinde vef226;t etti. Kabri Kayseri'de Hunad C226;mii şer238;fi içerisindedir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:49 PM
HARPUTLU İSHAK EFENDİ

Anadolu'da yetişen büyük vel238;lerden. Harput'un Percenç köyünde 1803 (H.1218) senesinde doğdu. Babasının ismi Abdullah Efendidir. İlk tahs238;lini Harput'ta yaptıktan sonra, ilim öğrenmek için İstanbul'a gitti. F226;tihC226;mii etr226;fındaki Sahn-ı Sem226;n Medreselerinde ders gördü. İstanbul'da uzun bir tahs238;l hay226;tından sonra ic226;zet, diploma aldı ve Harput'a döndü. Harput Meydan C226;mii Medresesinde ders verdi ve çok sayıda talebe yetiştirdi. Talebeleri üzerine çok titreyen Harputlu İshak Efendi; "Talebe, solmayan güle ve konuşan bülbüle benzer." buyururdu.

Harputlu İshak Efendi, Harput'ta iki sene kaldıktan sonraİstanbul'a giderek ilim öğrendiği medresede ders vermeye başladı. Sohbetlerinin tatlılığı ve ilminin yüksekliği ile kısa zamanda meşhur oldu. Zam226;nın sult226;nı Abdülaz238;z Han tarafından saraya d226;vet edildi. Sultan ona huzur hocalığını verdi. Sultan Abdülham238;d Han zam226;nında İstanbul p226;yeliği rütbesi verildi ve Evkaf Nez226;retinde büyük bir komisyona üye oldu. 1855'te ise D226;rülma226;rif hocalığına getirildi.

Hıristiyanların; "İsl226;miyet kılıç zoruyla yayıldı ve kab251;l ettirildi." iddi226;larını değişik delillerle çürüten Harputlu İshak Efendi; "Saldırmakla, öldürmekle bu yüce din yayılmadı. Bu devletleri ayakta tutan, yaşatan büyük ve başlıca kuvvet; 238;m226;n, ad226;let, doğruluk ve fed226;karlık kudretiydi. Ruslar, yüz yıldan beri istil226; ettikleri Kazan, Özbekistan, Kırım, Dağıstan ve Türkistan'da bulunan müslümanların küçük çocuklarından, en ihtiyarına kadar her ferd için senede birer altın almışlardır. Ayrıca askerlik yapmak, mekteplerde Türkçe konuşturmayıp, zorla Rusça öğretmek gibi çeşitli işkence ve zorlamalara rağmen bu kadar senedir Rusya'daki müslümanlardan kaç kişi hıristiyan olmuştur." buyurdu.

Yine protestanların; "Oruç tutmak gibi ağır bir yükü, insanlara yüklemek yerine, insanın yalnız bozuk, kötü niyetlerden ve b226;tıl düşüncelerden kendini uzaklaştırmasını herkese tavsiye ederiz." sözlerine ise; "Allah tarafından gönderilen hak d238;nin ahk226;mını insanlar değiştiremezler. Oruç, yalnız aç ve susuz kalmaktan ib226;ret değildir. Orucun b226;tın238; birçok hikmet ve faydaları vardır. İl226;h238; esaslar üzerine bin226; edilmiş olan bir farzı papazların ve hiçbir kimsenin tahrif etmeye, değiştirmeye sel226;hiyeti yoktur. Oruç z226;hir238; ve lüzumsuz amel değildir."

Harputlu İshakEfendi buyurdu ki: "Akıl s226;hibi olan herkesin açıkça gördüğü gibi, k226;in226;ta ibret nazarıyla bakıldığında, bütün işlerin ve hallerin, bir düzen içinde değişmeyen k226;nunlara bağlı olduğu görülür. O k226;nunları koyan ve aynı şekilde hıfz eden bir yaratıcının, y226;ni v226;cib-ül-vüc251;d olan Allahü te226;l226;nın l226;zım olduğu, aklı sel238;m s226;hibi kimseler tarafından hemen anlaşılır. İşte cen226;b-ı Hak, bu her şeyin ilk başlangıcı ve keyfiyeti, nasıl olduğu akıl ile anlaşılmayan ezel238; ve ebed238; olan mutlak yaratıcısıdır. O, bütün kem226;l226;tı ve üstünlükleri kendisinde toplamıştır."

Harputlu İshak Efendi, hastalanıp yatağa düşünce, talebeleri ve ziy226;retine gelenler çok üzüldüler. Onlara; "Neden üzülüyorsunuz dostlarım? Gören de sizi hiçbir şey bilmez sanır. Ölüm mümine hediyedir. Ölüm Hakk'a kavuşmaktır. Ölüm, f226;n238; 226;lemden göç etmektir. Ölüm yok olmak değildir. Bırakınız üzülmeyi ve ağlamayı. Ben seviniyorum, çünkü asıl vatanıma gidiyorum." buyurdu. 1891 (H.1309) senesinde İstanbul'da vef226;t etti. F226;tih C226;miinin kıble tarafındaki bahçeye defnedildi.

Harputlu İshak Efendi birçok eser yazmıştır. B226;zıları şunlardır: 1) 350ems-ül-Hakika, 2) Zübde-i İlm-i Kel226;m, 3) Es'ile ve Ecvibe-i Hikemiye, 4) Miftah-ül-Uy251;n, 5) Es'ile ve Ecvibe-i Mecmu226;t-ül-Kav226;id (4 cilt), 6) K226;şif-ül-Esrar, 7) Diy226;-ül-Kul251;b: Bu eser İhl226;s A.350. tarafından Cev226;b Veremedi ismiyle Türkçeye çevrilip bastırılmıştır.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
HASAN ADLÎ EFENDİ

İstanbul'un büyük vel238;lerinden. İsmi Hasan, babasınınki Muhammed'dir. Doğum t226;rihi belli değildir. Rumeli'de İştib kasabasında doğdu. KünyesiEbü'l-Mütekellim'dir. İlk tahs238;lini babasının yanında yaptı. Tahsil hay226;tına dev226;m etmek için İstanbul'a gitti. Zam226;nın meşh251;r 226;limlerinin sohbetlerine ve derslerine dev226;m etti. Z226;hir238; ilimleri Kem226;ledd238;n Taşköprüz226;de'den öğrendi. O devirde makam ve mevki bakımından rağbette olan k226;dılık ve müderrislik mesleğine ve makam s226;hibi olmaya çok arzulu idi.

Bir gece D226;v251;tpaşa semtinde bir arkadaşının evinde mis226;fir oldu. O gece rüy226;sında, başına toplanan kırk-elli siyah benizli k226;firin eziyet ettiğini gördü. Onların bu eziyetleri karşısında çok zor durumdaydı. Bağırıp çağırmasına rağmen kimse yardımına gelmeyip, nefesi kesileceği sırada, g226;yet n251;r226;n238; yüzlü bir z226;t çıktı ve; "Eğer içindeki makam mevkı s226;hibi olmak emellerini atarsan, bu kötü kimselerin elinden seni kurtarırım." dedi. Bu acılı girdaptan kurtarması için, o z226;tın sözünü kabul etti. O müb226;rek z226;t, o k226;firlerin üzerine yürüyüp, bırakın onu diye iş226;ret edince, bıraktılar. Fakat o z226;t gözden kayboldu. Hasan Efendi uykusundan uyandığında kalbinde mal, makam ve mevkı sevgisinin kaybolduğunu gördü. Sonra, sohbetlerini dinlemek için, rüy226;sında gördüğü o müb226;rek z226;tı aramaya başladı. Dost ve arkadaşlarına sorunca, Germiyanlı Y226;kup Efendiden bahsettiler.

Hasan Adl238;, dostlarının sözlerinin tesiriyle Germiyanlı Y226;kup Efendinin derg226;hına gitti. Öğle vakti yaklaştığı için, abdest alıp, bahçedeki kabirleri ziy226;ret ettikten sonra içeri girdi. Bu esn226;da vakarlı ve n251;r226;n238; yüzlü bir z226;t gelip, öğle namazını huş251; içerisinde kıldırdı. Du226;dan sonra, HasanAdli o z226;tın elini öptü. O z226;t ona, hoş geldin, nasılsın diye hal hatır sordu ve iltifatlarda bulundu. Biraz sonra Hasan Adl238;, kalbinin o z226;ta meylettiğini gördü ve b226;zı nas238;hatlarını dinledi. Rüy226;sından haberd226;r olduğunu anlayınca ona bağlanıp, talebesi oldu.

Hasan Adl238;, hocasının derg226;hında on beş sene hizmet etti. Bu müddet içerisinde tasavvuf yolunun edepleri ile edeplendi. Güzel ahl226;k ile süslendi. Pek ince sırlara v226;kıf oldu. Nefsinin arzu ve isteklerini kırmak için çeşitli riy226;zetler çekti. Hocası sohbet esn226;sında, Mısır'daki bir z226;viyede çektiği riy226;zetlerden sık sık bahsederdi. Bir ara Hasan Adl238; Efendinin kalbinde Mısır'a gitmek ve hocasının bulunduğu yerlerde riy226;zet çekmek isteği geldi. Fakat hocasından izin istemeye ces226;ret edemedi. Allahü te226;l226;nın izni ile hocası duruma v226;kıf oldu ve bir sohbet sırasında Hasan Adl238;'ye; "Gönlünüzden geçtiği üzere sa226;det ile Mısır'a gidiniz. C226;mi-ul-Ezher'de, gönüllerinde düny226; sevgisi olanlardan uzak dur. Gönül ehli olan vel238;lerle ber226;ber ol." diye tavsiyede bulunarak Mısır'a gitmesine izin verdi.

Hasan Adl238;, K226;hire'ye giderken, İskenderiye'ye uğradı. Buradaki kabirleri ve vel238;leri ziy226;ret ettikten sonra K226;hire'ye geçti. Hocasının tavsiyesi üzerine düny226; ehlinden uzak durdu. C226;mi-ul-Ezher'de birçok 226;lim ve vel238;nin sohbetinde bulundu. Bir müddet Mısır'da kaldıktan sonra hocasını çok özleyip, dönmeye karar verdi. Birkaç dervişle birlikte yola çıktı. Yolda parası bitti. Sıkıntı içinde Dimyat'a vardı. Dimyat'ta c226;mi ve büyük z226;tların kabirlerini ziy226;ret ettiği sırada, karşısına çıkan bir z226;t, bir kese verip kayboldu. Kesenin içinde bir mikd226;r para ve küçük bir k226;ğıt parçası vardı. K226;ğıtta bu sırrı kimseye söyleme diye yazılıydı. Dönüş yolculuğu sırasında Konya'ya da uğradı. BuradaCel226;ledd238;n-i R251;m238;'nin kabrini ziy226;ret ederek, ruh226;niyetinden istif226;de etti. Uzun bir yolculuktan sonra Üsküdar'a ulaştı. Sonunda hocasının derg226;hına vardı ve huz251;ra girip el öptü. Hocasının iltif226;tına kavuşan Hasan Adl238;, derslere dev226;m etti. Bu sırada pekçok hallere kavuştu.

Bir gün Hasan Adl238;, halveth226;nesinde tek başına otururken çeşitli memleketleri gezen bir z226;t yanına girdi. Bu sırada Hasan Adl238; Efendiye gezip gördüğü, ibret almaya değer yerleri g226;yet canlı bir şekilde anlattı. Bunun üzerine Hasan Adl238; Efendide onları görmek arzusu doğdu.Yatsı namazından sonra yanındaki mis226;firle ber226;ber hocasının sohbetine katıldı. Hocası sohbet esn226;sında bir ves238;le ile onlara, mis226;firin bahsettiği memleketleri gösterdi. Hasan Adl238; Efendinin bu manzara karşısında hocasına olan bağlılığı daha çok arttı.

Hasan Adl238; günlerini ib226;det, t226;at ve zikirle geçirirken bir gün hatırına; "Ne olaydı r251;h226;n238; varlıklar benim dediğimi yapaydı." diye geldi. Bu arada bir ves238;le ile hocasının huz251;runa gitti. Hocası konuşma sırasında; "Biz talebeliğimiz sırasında sizin kaldığınız odada kalırken r251;h226;n238; bir cem226;at gelip bize bir kese altın getirirdi. Biz kalbimizi esas maksaddan ayırmayıp, altınlara iltif226;t etmezdik. Bilhassa talebeye, m226;siv226; bağı ile bağlanmak yakışmaz. Onlar da m226;siv226;dandır." diyerek, Hasan Adl238; Efendinin kalbinden bozuk düşüncelerin gitmesini sağladı.

Hasan Adl238; Efendi, bir süre sonra hocasının terbiyesinde, kem226;le geldi. Hocasından hil226;fet ve ic226;zet aldıktan sonra, Balat Ferruh Kethüd226; z226;viyesi şeyhliğine t226;yin edildi. Burada talebe yetiştirmek ve insanlara doğru yolu anlatmakla meşg251;l oldu. Daha sonra 350eyh Hasan Efendinin vef226;tı üzerine Kocamustafapaşa Derg226;hına şeyh t226;yin edildi.

HasanAdl238;, 1617 (H.1026) senesinde İstanbul'da vef226;t etti. Kocamustafapaşa Z226;viyesine defnedildi. HasanAdl238; Efendinin Manzum Tergibat ve Müretteb D238;v226;nı vardır. Eserleri basılmamıştır.

CİN BEYİNE SEL194;M SÖYLE

Hasan Adl238; Efendi bir gün talebeleri ile giderken yolda bir kasabaya uğradı. Bu sırada birisi yanına gelip; "Efendim 226;ileme cin musallat oldu. Her gece hanımımı alıp götürüyor. Lutfedin de bu dertten kurtulayım." diye ric226;da bulundu. Hasan Adl238; Efendi; "Git cin beyine bizden sel226;m söyle. Bizim hatırımız için bu h226;tunu incitmesinler." dedi. HasanAdl238; oradan bir süre sonra ayrıldı. Birkaç ay sonra sey226;hat dönüşünde oraya yine uğradı. O şahıs, Hasan Adl238; Efendiyi görünce, ellerine kapanıp; "Efendim, himmetiniz ile o dertten kurtulduk. O gece gelip yine hanımımı alıp götürdüler. Fakat cin beyi kendilerine; "Bundan sonra o hanımı getirmeyin. O şeyhe bağışladık." diye emir vermiş. Ondan sonra öyle bir şey olmadı." dedi.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
HASAN BİN ALİ ASKERÎ

Bağd226;t'ta yaşamış olan evliy226;nın büyüklerinden. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem soyundan olup, seyyiddir. On iki im226;mın on birincisidir. İsmi, Hasan olup, künyesi, Eb251; Muhammed'dir. Zek238;, H226;lis ve Sir226;c lakaplarıyla bilinir. Samarra'da oturduğu El-Asker Mahallesine nisbetle El-Asker238; diye meşh251;rdur. İm226;m-ı Ali Nak238;'nin oğludur. Annesinin ismi S251;sen'dir. Babası annesine Had238;s ismini vermiştir. 846 (H.232) senesinde Med238;ne-i münevverede doğdu. 874 (H.261) senesinde Bağdat'ta vef226;t etti. Kabri Bağdat yakınlarındaki Samarra'da babasının türbesindedir.

Med238;ne-i münevverede düny226;ya gelen Hasan bin Ali Asker238;, babasının ik226;mete mecbur tutulduğu Samarra'ya iki yaşındayken geldi. Çocukluğu ve gençliği orada geçti. Daha çocukluğunda diğer çocuklardan farklı yaratılışta olduğu belliydi.

Behlül isminde bir kimse yoldan geçiyordu. Küçük yaşta olan Hasan bin Ali Asker238; de yolun kenarında oturmuş ağlıyordu. Behlül isimli kimse, onun diğer çocukların elindeki oyuncaklar için üzülüp ağladığını zannetti. Yanına yaklaşarak; "Çocukların ellerindeki oyuncaklardan sana da alayım." dedi. Hasan bin Ali Asker238; ona; "Ey akılsız kimse! Biz oyun oynamak için yaratılmadık." dedi. Behlül; "Niçin yaratıldık?" diye sorunca; "Biz ilim ve ib226;det için yaratıldık." dedi. Behlül; "Bu hus251;su nereden biliyorsun?" diye sorunca; "Sizi abes olarak, oyuncak olarak mı yarattık sanıyorsunuz. Bize dönmeyecek misiniz zan ediyorsunuz." me226;lindeki Mü'min251;n s251;resi 115. 226;yet-i ker238;mesini okudu.

Behlül bu küçük çocuğun sözlerine ve hareketlerine hayret etti ve kendisine nas238;hat etmesini istedi. Hasan bin Ali Asker238; b226;zı beyitler oku***** nas238;hatte bulundu. Fakat o sırada 226;niden fen226;laşıp bayıldı. Bir müddet sonra ayılıp kendine gelince, Behlül ona; "Sana ne oldu. Sen küçük ve günahsızsın." dedi. Hasan bin Ali Asker238;; "Ey Behlül; Annemi ateş yakarken gördüm. Büyük odunları tutuşturmak için küçük odunları yakıyordu. Ben de Cehennem'in küçük odunlarından olmaktan korkuyorum." diye cevap verdi.

Küçük yaştan 238;tib226;ren ilim tahs238;l etmeye başlayan Hasan bin Ali Asker238; zam226;nının 226;limlerinden akl238; ve nakl238; ilimleri tahs238;l etti. Farsça, Hintçe ve Türkçe lisanlarını öğrendi. Babası Ali Nak238; hazretlerinin hizmet ve sohbetlerinde bulunup tasavvuf yolunda ilerledi.Büyük 226;lim ve olgun bir vel238; olup insanlara İsl226;miyetin emir ve yasaklarını anlatmaya başladı.

Babasının vef226;tı üzerine onun yerine geçip altı yıl üç ay kadar İm226;met-i Kübr226; vaz238;fesini yürüttü. İnsanların düny226;da ve 226;hirette sa226;dete mutluluğa kavuşmaları için gayret etti. Birçok talebe yetiştirdi. Tasavvufa sayısız hizmetleri oldu. Güzel ahl226;kı ve hoş sohbetleriyle insanların gönüllerini fethetti.

Doğruları söylemesi sebebiyle b226;zı hasedçi ve çekemez kimselerin de kışkırtmalarıyla zam226;nın devlet adamlarıyla arası açıldı. Bu sebeple hapse atıldı. Hapish226;nede bulunduğu sırada birçok ker226;metleri görüldü.

Eb251; H226;şim D226;vud bin K226;sım el-C226;feri anlattı: "Hapish226;nedeydim. Ben, Hasan bin Muhammed, Muhammed bin İbr226;him el-Ömer238;'nin de bulunduğu beş altı kişilik bir grupla ber226;berdim. O sırada ansızın Eb251; Muhammed Hasan bin Ali Asker238; ve kardeşi C226;fer yanımıza geldiler. Onların gelişiyle biz rahatladık. Hapish226;nenin vaz238;felisi S226;lih bin Y251;suf'tu. Hapish226;nede yanımızda yabancı bir kimse de vardı. Hasan bin Ali Asker238; bize yönelerek gizlice buyurdu ki: "Eğer şu kimse olmasaydı, burada bulunanların, hangisinin ne zaman buradan kurtulacaklarını söylerdim. Bu kimse sizin hakkınızda hal238;feye bir mektup yazarak neler konuştuğunuzu, uygun olmayan hususları haber vermek istedi. Yazdığı mektup onun elbiseleri arasında gizlidir. O mektubu sizin bilemiyeceğiniz bir s251;rette hal238;feye ulaştırmak istiyor. Onun şerrinden sakınınız." buyurdu.

Eb251; H226;şim ve yanındakiler o kimsenin üzerini aradılar ve içerisinde uygun olmayan çeşitli hususların yazılı olduğu mektubu buldular ve elinden aldılar. Daha sonra da onun yanında bir şey konuşmaktan kaçındılar. Böylece Hasan bin Ali Asker238; hazretlerinin ker226;meti sebebiyle kötü bir durumdan kurtuldular."

Onu sevenlerden Îs226; bin Feth anlattı: "Biz hapish226;nedeyken Hasan bin Ali Asker238; yanımıza girdi. Bana buyurdu ki: "Ey Îs226;; Senin ömrün altmış beş yaşını bir ay iki gün geçti." Hak238;katen doğum t226;rihim yazılı olan k226;ğıda baktığım zaman onun dediği gibi olduğumu gördüm. Bana; "Senin çocuğun oldu mu?" diye sordu. Ben de; "Hayır olmadı." dedim. Ellerini açıp; "Allah'ım! Buna, kendisine kuvvet verecek hayırlı bir evl226;d ihs226;n eyle. Çocuk ne güzeldir." diye du226; etti. Ben; "Ey efendim! Senin evl226;dın var mı?" diye sordum. Buyurdu ki: "Allahü te226;l226;ya yemin ederim ki benim bir oğlum olacak ve yeryüzünü ad226;letle dolduracaktır. Fakat şu anda yoktur." buyurdu. Daha sonra onun Muhammed Mehd238; isminde 226;lim ve faz238;letli bir oğlu oldu.

İsm226;il bin Muhammed anlattı: Eb251; Muhammed Hasan bin Ali Asker238;'nin evinin kapısında oturdum. O kapıdan çıkınca kalkıp ona yönelerek, ihtiyaçlarımı bildirdim. İhtiyaç ve zar251;ret içinde olduğumu belirtip; "Vall226;h238; bir dirhemim dahi yoktur." dedim. Hasan bin Ali Asker238; hazretleri; "Sen yemin ederek bir dirhemin dahi olmadığını söylüyorsun ama filan yere gömdüğün iki yüz dinarın var. Bunu sana bir şey vermemek için söylemiyorum. L226;kin senin o iki yüz dinarı kaybedeceğinden korkuyorum." buyurdu ve bana yüz dinar verdi. Ben ona teşekkür ettim.Fakat içime gömdüğüm iki yüz dinarın kaybolma korkusu düştü. Onu gömdüğüm yere gidip araştırdım. Aynen duruyordu. Başka bir yere naklettim. Yerini kimse bilmiyordu.

Bir müddet sonra o dinarlara ihtiyacım olunca, almak için yerine gittiğimde gömdüğüm yerde bulamadım ve üzüldüm. Oğlum paranın yerini bulup, almış ve onu harcamış. Ben ise o iki yüz dinarın hiçbir faydasını göremedim. Hasan bin AliAsker238; hazretlerinin dediği gibi oldu.

Talebelerinden birisi şöyle nakletti: "Zindana düşmüştüm. Zindan çok dar ve ayağımdaki zincirler de çok ağırdı. İm226;m-ı Asker238; hazretlerine bir mektup yazarak sıkıntımı anlattım. Mektuba geçim sıkıntımın da olduğunu yazacaktım, fakat utandığım için yazamadım. İm226;m-ı Asker238; hazretleri, mektuba verdikleri cevapta; "Bu mektubu aldığın gün, öğle namazını evde kılacaksın." diye yazmış. Hak238;katen o gün öğle üzeri beni zindandan çıkarıp serbest bıraktılar.

Sevinç içinde evime geldim, namazımı kıldım. Kapım çalındı, kapıyı açtığımda İm226;m-ı Asker238; hazretlerinin hizmetçisi ile karşılaştım. Bana yüz altın ile bir mektup bıraktı. Mektubu açtığımda şunların yazılı olduğunu gördüm: "Ne zaman bir ihtiy226;cın olursa iste! İstediğin şeye, Allahü te226;l226;nın izniyle kavuşursun."

İm226;m'ı sevenlerden biri, başından geçen bir h226;diseyi şöyle anlatır: "İm226;m-ı Asker238; hazretlerine bir mektup yazarak b226;zı şeyler sordum. Bahar hummasından da soracaktım. Fakat unutmuştum. Daha sonra su226;llerimin cev226;bı geldi. Su226;llerin cev226;bından sonra şöyle yazmışlar: "Bu su226;llerle ber226;ber bahar hummasını da soracaktın, fakat unuttun. Onun cev226;bını da verelim. "Ey ateş! İbr226;him'in üzerine soğuk ve emin ol." 226;yet-i ker238;mesi yazılıp, hummalı hastanın boynuna asılırsa şif226; bulur." buyurdu. Dedikleri gibi yaptım. Hasta şif226; buldu."

Hal238;fe'nin huysuz bir atı vardı. Değil binmek, eyer bile vuramazlardı. Hal238;fe'nin hizmetçilerinden biri;"Bu atı İm226;m-ı Asker238; görsün. Ya bu at onu öldürür, veyahut at kullanılır h226;le gelir." dedi. İm226;m saraya çağrıldı. Sarayın bahçesine girince, doğruca o atın yanına gitti, ata elini sürünce hayvan terlemeye başladı. Sonra Hal238;fe, hazret-i İm226;mın yanına gelerek, t226;zimden sonra; "Efendim biz bu atı hiç kullanamıyoruz. Terbiye de edemedik. Buna bir eyer vurup eğitebilir misiniz?" dedi.İm226;m-ı Asker238; hazretleri atın yanına vardı, eyerini vurdu. Hal238;fe; "Bir de biner misiniz?" deyince, bindi. Sarayın bahçesinde koşturdu. At, en ufak bir serkeşlik yapmadı. Sonra attan inip hal238;fenin yanına gelerek; "Bundan daha iyisini görmedim." buyurdu. Hal238;fe çok hayret etti ve atı İm226;m-ı Asker238; hazretlerine hediye etti.

Hasan bin Ali Asker238; hazretleri ömrünü İsl226;miyeti öğrenmek, öğretmek ve yaşamak s251;retiyle geçirdi. Onun Nercis isimli hanımından Muhammed Mehd238; isminde bir oğlu düny226;ya geldi. Zam226;nının kutbu olan Muhammed Mehd238; yüksek bir vel238; idi. Hasan bin Ali Asker238; hazretleri 874 (H.261) senesi Reb238;ülevvel ayının sekizinci Cum226; günü Bağd226;t yakınındaki Samarra'da vef226;t etti.

Vef226;t haberi duyulunca, bütün Samarra halkı cen226;zesine koştu. Başta hal238;fe olmak üzere, devletin ileri gelenleri, kumandanlar, k226;dılar ve bütün halk onun cen226;ze namazında bulundular. Samarra'da babasının türbesinde kabrinin yanında defnedildi. Kabri, sevenleri tarafından ziy226;ret edilmektedir.

Hasan bin Ali Asker238; hazretlerinin vef226;tından sonra da ker226;metleri görülmüştür.

Harputlu bir şahıs memleketine gitmek üzere Erzurum'dan yola çıkmıştı. Kemah'a bağlı Nezkep köyünü gece geçmesi gerekiyordu. Burası eşkıy226;lar yatağı ve tehlikeli bir yerdi. Bir dereye geldiğinde adamcağız korkudan gözlerini kapayıp Hasan-ı Asker238; hazretlerinin r251;h226;niyetinden imd226;d diledi. "Siz işlerinizde şaşırıp kaldığınız zaman kabir ehlinden yardım taleb ediniz." had238;s-i şer238;finin m226;n226;sı tecelli etti. İm226;m Hasan-ı Asker238;'nin r251;h226;niyeti n251;r226;n238; bir şekilde karşısına çıkıp; "Korkma tehlikeli olan yerleri geçtin." diye müjdeledi. Ona gideceği istik226;meti gösterdi.

350ibr226;v238;, Hasan bin AliAsker238; hazretlerinin vef226;t ettikten sonraki ker226;metlerinden şunu nakletti: "1879 (H. 1296) senesinde Irak'ın kuzey taraflarındaki bir köyden Bağd226;t'a gitmek üzere yola çıktım. O köyde k226;dı olarak vaz238;fe yapıyordum. Benim için t226;yin edilen vakti tamamlamadan oradan ayrıldım. Bulunduğum köyde şiddetli bir kıtlık hüküm sürüyordu. Bir toplulukla birlikte Bağd226;t yakınlarındaki Samarra şehrine vardık. Orada bulunan Hasan bin Ali Asker238;'nin kabrini ziy226;ret etmek üzere kabr-i şer238;finin yanına vardık. Bu sırada benim üzerimde r251;h226;n238; bir hal meydana geldi. Böyle bir hal de Musul'da Y251;nus aleyhissel226;mın kabrini ziy226;ret ettiğim zaman olmuştu. Kur'226;n-ı ker238;mden okudum ve du226;da bulundum. Sev226;bını r251;huna bağışladım. Bende h226;sıl olan bu h226;lin Hasan bin AliAsker238; hazretlerinin ker226;meti olduğunu anladım."

PASTA YERİNE ET YE

Hasan bin Ali Asker238; hapish226;nede bulunduğu sırada oruç tutardı. O iftar ettiği zaman diğer arkadaşları da onunla birlikte yemek yerlerdi. Eb251; H226;şim de onunla birlikte oruç tutmaya başladı. Aradan bir müddet geçince zayıf düştü. Oradaki vaz238;feliden pasta istedi. Vaz238;felinin getirdiği pastayı alan Eb251; H226;şim boş bir kenara çekilerek yedi. Daha sonra her zamanki bulunduğu topluluğun arasına döndü. O topluluktan hiç kimse Eb251; H226;şim'in bir kenara çekilip yeyip içtiğini bilmiyordu. Hasan bin Ali Asker238; hazretleri Eb251; H226;şim'e tebessüm ederek yöneldi ve buyurdu ki: "Ey Eb251; H226;şim! Senin yeyip içmende bir mahz251;r yoktur. Kendini zayıf hissettiğin ve kuvvetlenmek istediğin zaman pasta yerine et ye. Çünkü pasta insanı kuvvetlendirmez." Eb251; H226;şim pasta yediğini kimsenin bilmediğini düşünerek, bunun Hasan bin Ali Asker238;'nin ker226;meti olduğunu anladı.

BİZİ BO350 ÇEVİRMEZ

Muhammed bin C226;fer isimli bir genç anlattı:

Geçim sıkıntısı içindeydik. Bir gün babam; "Oğlum gel İm226;m-ı Asker238; hazretlerine gidelim. Onun çok cömert olduğunu söylüyorlar. Bizi de boş çevirmez. Bir ihs226;nda bulunabilir." dedi. Ben de "Peki, baba sen onu hiç gördün mü?" deyince; babam: "Hayır" diye cevap verdi.

Daha sonra beraber yola çıkınca bana; "Beş yüz akçe verse, iki yüz akçesi ile elbise, iki yüz akçesi ile de un, geri kalanla da diğer ihtiyaçlarımızı alırız." dedi. Ben de; "Bana da üç yüz akçe verse, yüz akçe ile elbise, yüz akçe ile yiyecek ve yüz akçesi ile de merkep alıp, K251;histan tarafına gitsem." dedim.

İm226;m-ı Asker238; hazretlerinin kapısına geldiğimizde, kapıya birisi çıkarak, babamı ve beni ismimizle çağırdı ve içeri girdik. İm226;m-ı Asker238; hazretleri; "350imdiye kadar niçin gelmediniz?" diye sordu. Babam da; "Perişan h226;limizle yanınıza gelmeye utandık." dedi.

Ziy226;retten sonra çıkıp giderken, arkamızdan hizmetçi koşarak geldi ve bir kese babama vererek; "Bu kesede beş yüz akçe vardır. İki yüz akçesi ile elbise, iki yüzü ile un ve yüz akçesi ile çeşitli ihtiyaçlarınızı alırsınız." dedi. Sonra bana dönerek bir kese de bana verdi ve; "Bu kesede üç yüz akçe vardır. Yüz akçesi ile elbise, yüz akçesi ile yiyecek, yüz akçesi ile de bir merkep alırsın, yalnız K251;histan tarafına gitme." dedi. Sonra meydana gelen h226;diselerden, oraya gitmemin benim için iyi olmayacağını anladım.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
HASAN-I BASRÎ

T226;bi238;nin ve bu devirdeki evliy226;nın en büyüklerinden. İsmi, Hasan bin Ebi'l-Hasan Yes226;r'dır. Künyesi Eb251; Muhammed ve Eb251; Sa238;d'dir. Aslen Basralı olduğu için Basr238; ismiyle meşh251;r olmuştur. Babasının ismi, Fir251;z, Yes226;r veya C226;fer'dir. Annesininki ise, Hayre'dir. 641 (H.21) senesinde Med238;ne-i münevverede doğdu. 728 (H.110) senesinde Basra'da vef226;t etti.Kabri Basra'da S226;lihiyye adı verilen yerde olup sevenleri tarafından ziy226;ret edilmektedir.

Hasan-ı Basr238; hazretlerinin babası Basralıydı. Müslüman olmadan önce F238;r251;z ve Yes226;r isimleriyle anılıyordu. Müslüman olunca C226;fer ismini aldı. İsl226;m ordularının gittiği Meys226;n fethi sırasında esir düştü. Esh226;b-ı kir226;mdan Zeyd bin S226;bit el-Ens226;r238;'nin kölesi oldu. Annesi Hayre H226;tun ise Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımlarından Ümmü Seleme'nin (radıyallahü anh226http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/wink.gif c226;riyesi, hizmetçisiydi. Bu ikisi müslüman olmadan evlendiler. Hazret-i Ömer'in hal238;feliği sırasında 641 (H.21) senesinde bu evlilikten Hasan-ı Basr238; düny226;ya geldi. Doğduğunda teberrüken ad koymak üzere hazret-i Ömer'e götürdüler. Hazret-i Ömer onun güzel yüzünü görünce; "Adı Hasan (güzel) olsun." buyurdu. Böylece Hasan adı verildi.

H226;len müslüman olmamış olan bu 226;ile, Med238;ne'deV226;di'l-Kur226; denilen yerde oturuyordu. Annesi Hayre, Ümmü Seleme'nin (radıyallahü anh226http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/wink.gif evine gidip geliyor, onun hizmetini görüyordu. Küçük Hasan-ı Basr238;'yi de ber226;berinde götürüyordu. Annesi Ümmü Seleme'nin bir ihtiy226;cını görmek için dışarı çıktığında henüz bebek olan Hasan-ı Basr238; ağlıyor, hazret-i Ümmü Seleme de onu şefkat dolu kollarına alarak bağrına basıyor ve hatt226; onu emzirdiği oluyordu. Hazret-i Ümmü Seleme; "Y226; Rabb238;! Sen bu çocuğu 226;leme im226;m ve 194;demoğullarına uyulacak kimse kıl. Halk ona uysun, onun gittiği hak yolunu tutsun." diye du226; buyurdu. Hazret-i Ümmü Seleme ihtiyar olduğu halde bu müb226;rek çocuk sebebiyle Allahü te226;l226; onu emzirmesi için süt ihs226;n etmişti. Hasan-ı Basr238;'nin bütün hay226;tı boyunca, fikr238; yapısına ve yaşayışına tesir ederek mutluluğunu hazırlayacak olayların başta geleni belki de budur. Ondaki hikmet ve fes226;hatin sırrını bu h226;diseye bağlayanlar vardır.

Zamanla anne ve babası müslüman oldular ve kölelikten 226;z226;d edildiler. Böylece huzurlu ve mutlu bir 226;ilenin çocuğu olan Hasan-ı Basr238;'nin çocukluğu Med238;ne-i münevverede geçti. Bu sebepleArapçayı en iyi şekilde öğrendi. Hazret-i Ümmü Seleme'nin evine annesiyle birlikte gidip gelen Hasan-ı Basr238;, İsl226;m ahl226;kıyla yetişti. Çocuk yaşta Kur'226;n-ı ker238;mi ezberledi. İlk gençlik yılları Hazret-i Osman'ın hal238;feliği sırasında Hal238;fenin Mescid-i Neb238;de ir226;d ettiği bir hutbeyi dinledi.Hazret-i Osman'ın sohbetlerinde bulunup istif226;de etti. Bu yüce hal238;fenin 226;siler tarafından şeh238;d edilmesine ş226;hid oldu. Hasan-ı Basr238; bu sırada on dört-on beş yaşlarındaydı. Med238;ne-i münevverede bulunduğu sırada Esh226;b-ı kir226;mın ileri gelenlerini görüp onların sohbetlerinde bulundu. Yetmiş t226;nesi Bedir Harbine katılmış olan yüz otuz civ226;rında Sah226;be-i kir226;mdan (radıyallahü anhüm) ilim ve feyz alıp, had238;s-i şer238;f dinledi. Z226;hir238; ilimlerde yüksek derecelere yükseldi.

Hasan-ı Basr238; on beş, on altı yaşlarındayken 226;ilesiyle birlikte Med238;ne-i münevvereden ayrılarak zam226;nın önemli ilim merkezlerinden olan Basra'ya gitti.

Babasının memleketi olan Basra'ya yerleştikten sonra Abdullah bin Abb226;s, Enes bin M226;lik, Abdurrahm226;n binSem251;re, Sem251;re bin Cündeb, İy226;d bin Him226;r, Ma'kıl bin Yes226;r ve Esved bin Ser238; radıyallahü anhüm gibi sah226;bilerin ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulundu. Had238;s, tefs238;r, fıkıh ilimlerinde yüksek ilim s226;hibi oldu.

Bundan sonra Abdurrahm226;n ibniSem251;re komutasındaki orduyla Sicistan'a giden Hasan-ı Basr238; rahmetullahi aleyh, ilm238; çalışmalarının yanında fetih ordularına da katıldı. Yine İbn-i Ziy226;d, Horasan'a v226;li olunca onunla birlikte Horasan'a gitti. On sene kadar süren fa226;liyetleri sırasında birçok sah226;b238; ile görüştü. Onlardan ilim öğrendi ve riv226;yetlerde bulundu. Daha sonra Basra'ya dönüp orada bulunan sah226;b238;lerden ve T226;bi238;nin büyüklerinden ders almaya dev226;m etti. BöyleceEsh226;b-ı kir226;mın Peygamberimizden naklen bildirdiği 238;tik226;d, 238;m226;n, z226;hir ilimlerini iyice öğrendi ve yetişti.

Hasan-ı Basr238; hazretleri tasavvuf yoluna girmeden önce inci tic226;reti ile meşg251;l oldu. Bu yüzden Hasan-ı Lü'l251;238; diye anıldı. Tic226;ret için çeşitli yerlere gidiyordu. Tic226;retle uğraşıp zengin olmuştu. Bir def226;sında yine tic226;ret için Rum diy226;rına (Anadolu'ya) gitmek üzere yola çıktı. Uzun ve meşakkatli yolculuktan sonra Kayseriyye şehrine ulaştı. Vardıkları şehrin kapısında o diy226;rın hükümd226;rına kıymetli hediyeler vererek tic226;ret izni almak 226;detti. Hazırladıkları hediyeyi hükümd226;ra takdim etmesi için vezire götürdüler. Vezir; "Bugün bir tören var, yarın takdim edelim." dedi.

Hasan-ı Basr238; o gece vezirin konağında mis226;fir kaldı. Sabah olunca vezire kendilerinin de yapılacak törenleri takib etmek istediklerini bildirdi. Vezir kab251;l etti. Vezirle birlikte tören yerine geldiler. Gördükleri manzara şöyleydi: Büyük bir meydanın ortasında süslü bir çadır kurulmuştu. Çadır saf ipek ve ibrişimden, direkleri ise gümüş ve altındandı. Çadırın önünde parlak yumuşak şilteler, divanlar kurulmuştu. Bu şilteler iyi cins atlastan ve çeşitli memleketlerden getirilmiş n226;dide ve eşi bulunmayan kumaşlardan yapılmıştı. Çadırın içinde ise bir t226;but bulunuyordu. Hükümd226;rın ülkesinin ileri gelenleri, esnaf, çiftçi ve sanatk226;rları neleri varsa bütün malzemeleri ve 226;letleriyle meydanda hazırlanmışlardı. Askerler ise alaylar h226;linde meydanın ortasındaki süslü çadırın etr226;fında toplanmışlardı. Askerler belli bir makam üzerine n226;ralar attılar, meydanın bir yönüne doğru çekilip gittiler. Arkasından ülkenin ileri gelenleri, çiftçiler ve tic226;ret erb226;bı kimseler çadırın etr226;fında dönüp bağrıştılar. Sonra onlar da bir yöne çekilip gittiler. Arkasından o şehrin diğer insanları, atları üzerinde, mücevherlerle süslü civan yiğitler, feylosoflar, müneccimler, h226;kimler, doktorlar ellerinde mesleklerinin iş226;reti olan 226;letlerle çadırın etrafında çeşitli n226;melerle dönüp gittiler. Sonra vezir ve Kayser (hükümd226;r) ve onların yakın has adamları meydanın ortasına doğru ilerleyerek ortada kurulu süslü çadıra girdiler. Orada gerekli vaz238;feler yapıldıktan sonra herkes evine döndü. Hasan-ı Basr238; de vezirle birlikte vezirin evine döndü ve yapılan tören ile ilgili bilgi sordu. Vezir dedi ki: "Çadırın ortasındaki duran t226;but Rum Kayserinin oğlunun t226;butudur. O genç, son derece güzellik s226;hibi, kuvvetli ve heybetli idi. Bütün fenlerde ve ilimlerde bilmediği bir husus yoktu. Sil226;hşörlükte arkasını yere getiren bir er çıkmamıştı. Gökten gelen bir 226;fet ile kaz226;ya uğradı. Kendisine verilen bütün ilaçlar ve dev226;lar şif226; vermedi ve öldü. İşte her yıl bu günde o genci anmak için gördüğün bu törenler düzenlenir. Herkes onun tabutunun bulunduğu çadırın yanına varır "Herbirimiz senin uğruna canımızı fed226;ya hazırız, ama ne yazık ki elimizden bir şey gelmiyor. Bütün servetlerimizi, güzelliklerimizi, ilim ve hünerlerimizi emrine tahsis ettik, ama düny226; kurulalı beri insanlar zengin fakir ölümden kurtulmaya muvaffak olamamışlardır." derler. Vezir dev226;m ederek; "Ey tüccarbaşı! İşte bu m226;n226;yı anlamak için Kayser ve diğer devlet erk226;nı ve hükümd226;rın yakınları çadıra girip cen226;zeyi kucakla***** tesell238; bulmaya çalışırlar. Ellerinden bir şey gelmediğini ve 226;cizliklerini anla***** dağılırlar." dedi.

Bu h226;dise Hasan-ı Basr238;'ye çok tesir etti. Z226;ten düny226; malının makam ve güzelliklerinin geçici olduğunu bilen Hasan-ı Basr238; hazretleri bu hak238;kati yak238;nen kavradı ve tic226;reti bırakıp tam226;men 226;hirete yöneldi. Dönüşünde, şehre girer girmez elindeki malların hepsini fakirlere ve ihtiyaç s226;hiplerine dağıttı. Basra H226;kimi olan Muhsin Ali'den el alarak tasavvuf yoluna yöneldi. Tasavvuf yolunda kısa zamanda ilerleyip m226;nev238; derecelere yükseldi. Hiçbir zaman halktan bir şey kab251;l etmedi. Ancak hocası Muhsin Ali'nin izni ile v226;z edip, talebelerini yetiştirdi.

Hazret-i Ali, hal238;feliği sırasında şehir şehir dolaşıp, halkını bizzat ziy226;ret edip dertlerini dinlemeyi kendisine 226;det edinmişti. Nerede bir şeyh veya v226;iz görse veya duysa, giderek onu dinler, doğru yoldan ayrılanları edeplendirir, doğru olanları takdir ederdi. Bu şekilde gezerken yolu Basra'ya düştü. Devesinden inip orada üç gün kaldı.350ehri baştan başa gezerken bir mecliste Hasan-ı Basr238;'nin v226;z ettiğini gördü. Hemen meclisine d226;hil olup v226;zını dinledi ve beğendi. Sonra ona; "Ey Hasan! Zamanın h226;diselerini anlatan biri misin? Yoksa hak238;k238; gerçeği öğretmek isteyen bir kişi misin?" diye sordu. Hasan-ı Basr238;; "Res251;l-i ekremden bize ne ilim geldi ise onu yaymaya çalışıyoruz. Haberini doğru bulduğum ilmi halka söylemekten çekinmiyorum." dedi. Hazret-i Ali tebessüm ederek ona yöneldi ve tebrik etti. Daha sonra meclisten dışarı çıktı. Hasan-ı Basr238; hazretleri onun hazret-i Ali olduğunu anlayıp hemen kürsüden indi, eteğinden tutup müb226;rek ayaklarına yüzünü gözünü sürüp öptü. Sonra hazret-i Ali'den zikir telkini istedi. B226;bü't-Taşt denilen yerde bulunuyorlardı. Hazret-i Ali tasavvuf ile ilgili gizli sırları Hasan-ı Basr238;'ye burada anlattı.

SonraHasan-ı Basr238; ona b238;at etti. Hazret-i Ali ona ic226;zet vererek zikir telkiniyle ve insanlara İsl226;miyetin emir ve yasaklarını anlatmakla vaz238;felendirdi. Sonra tar238;kattaki ilk Hil226;fetn226;me'yi yazıp Hasan-ı Basr238;'ye verdi. Tar238;kat ehli arasında us251;l olan "İzinn226;me, ic226;zetn226;me" denilen yazılı k226;ğıt verme us251;lü hazret-i Ali'den kaldı.

Hasan-ı Basr238; hazretleri kavuştuğu bu m226;nev238; iltif226;t ve derecelerin verdiği zevkle kırk gün bir şey yiyip içmedi. Sonra irş226;d secc226;desine oturup, insanlara İsl226;miyetin emir ve yasaklarını anlatmaya dev226;m etti.

İlimde, riv226;yetlerine en çok başvurulan 226;limlerden ve faz238;let s226;hibi yüksek vel238;lerden oldu. İlim aldığı kaynağın sağlamlığı ve asr-ı sa226;dete yakınlığı sebebiyle ilimde çok yüksek seviyeye ulaştıktan sonra fetv226; vermeye ve talebe yetiştirmeye başladı. İlimdeki şöhreti, ahl226;kı, ders vermekteki üstünlüğü her tarafa yayıldı. Derslerine ve v226;zlarına pekçok insan toplanırdı. Hatt226; evi, sohbetinden istif226;de etmek için gelenlerle dolup taşardı.

İlim ve faz238;letlerinden istif226;de ettiği Esh226;b-ı kir226;m ile kendi içinde bulunduğu nesli kıyas ederek:

"Siz onları görseydiniz mecn251;n (deli) zannederdiniz. Onlar sizin iyilerinizi görseler; "Bunlar iyilik ve hayırdan nasipsiz kimselerdir.", kötülerinizi görseler; "Bunlar da müslüman mı?" derlerdi." buyurdu.

Allahü te226;l226;nın rız226;sına kavuşmanın yanında, düny226; ve düny226;dakilerin tam226;men boş olduğunu anlayan Hasan-ı Basr238; hazretleri, elinde bulunanları fakir ve ihtiyaç s226;hiplerine tasadduk etti. Tam226;men ilim ve ib226;detle meşg251;l oldu. Düny226;dan yüz çevirip z226;hid bir hayat yaşamaya dev226;m etti.

Hasan-ı Basr238; hazretleri, zam226;nının hal238;fesi Ömer bin Abdülaz238;z'e yazdığı mektupta da düny226;nın boş olduğunu şöyle anlattı:

"350üphesiz ki düny226;, geçip gidilecek bir konaktır. Ebed238; kalacak yer değildir. Düny226;da zenginlik ona dalmamaktır. Üzerinde yaşayanlar her an birer birer ölmektedir. Onu üstün tutan zillete, toplayan fakirliğe düşer. Düny226; zehir gibidir. Onu bilmeyen yer, o da onu hel226;k eder (öldürür). Düny226;da, yaralı olup da yarasını ted226;v238; ile uğraşan kimse gibi ol. Yaralı kimse yarasının azmasından korkarak perhiz yapar, daha şiddetli acıya düşmemek için çektiği acıya sabreder. Tuzakları süsler altında gizlenmiş olan şu gaflet düny226;sından sakın. Ona dalma! Bitmeyen arzularla gönüller çeken sözlerle süslenmiş, nicelerini aldatıp, kendine meftun etmiştir. Süslenmiş gelin gibidir. Gözler ona bakmakta, kalbler ona hayran, nefsler ona 226;şık, o ise 226;şıklarını hel226;k ediyor. Yaşayanlar ölenlerden, sonrakiler öncekilerden ibret almıyor. 194;rif olanlar bile bu hususta dalgındır. Ona düşkün olan, ondan düny226;lık elde eder. Fakat aşırı giden aldanır, 226;hirete gideceğini, dönüşünü unutur. Kalbi düny226;ya dalar ve ayağı kayar. Sonra da büyük bir pişmanlığa ve derin bir hasrete düşer.

Düny226;ya düşkün kimse, mur226;dına kavuşamaz. Bir gün olsun rahat nefes alamaz. Her gün, ayrı bir düşünce, keder getirir. Derken düny226;ya o kadar dalar, ömür biter de ecel bir gün onu yakalayıverir. Sonunda, azıksız 226;hiret yolculuğuna çıkmak zorunda kalır. İşte böyle duruma düşmekten sakın.

Ey müminlerin em238;ri! Düny226;dan kendini muh226;faza edebildiğin müddetçe, sevinçli ol. Yoksa, ne kadar üzülsen yeridir. Düny226; kimi sevindirirse, sonunda mutlaka beğenilmeyen bir şey vardır. Düny226;da sevinen aldanmıştır. Bugün faydalı görünen düny226; yarın zarar verir. Düny226;da, ümit, bel226; ber226;berdir. Düny226;da kalmanın sonu yok olmaya gider. Onun sevinci hüzün ile karışıktır. Düny226;da ne geleceği belli olmaz ki, beklenip tedbir alınsın. Düny226;daki arzular, yalancıdır. Emelleri boştur. Onun iyiliği kederdir. Eğer iyi düşünürse, 194;demoğlu, onda her an tehlike ile karşı karşıyadır. İnsan, rahatlık h226;linde de, mus238;bet zam226;nında da, tehlikeli durumlara düşmemeye gayret göstermelidir. İnsana öleceğini Allahü te226;l226; ve peygamberleri aleyhimüssel226;m, bildirmemiş olsa bile, düny226; onu uykudan mutlaka uyaracaktır. Bununla beraber, yine Allahü te226;l226;dan az226;b ile korkutan, Cennet ile müjdeleyen rehberler geldi. Allahü te226;l226;nın indinde düny226;nın zerre kadar kıymeti yoktur. Res251;lullah efendimize düny226; haz238;neleri arz olundu da, O kab251;l etmedi. Verilmiş olsaydı bile, Allahü te226;l226;nın nezdindekinden sivrisinek kanadı kadar bir şey eksilmezdi. Düny226;, imtih226;n için s226;lih ve ib226;det edenlerden alındı. Aldatmak için de, Allahü te226;l226;nın düşmanlarına verildi. Düny226; verilerek aldatılanlar, düny226;yı elde etmekle, ele geçirmekle, kendilerine ikr226;m edildiğini zannederler. Allahü te226;l226;nın, M251;s226; aleyhissel226;ma şöyle buyurduğu riv226;yet edilir: "Zenginliğin geldiğini gördüğün zaman, (Bu cez226;sı çabuklaştırılmış bir günah) de, fakirliğin geldiğini görürsen, (Hoş geldin ey s226;lihlerin şi226;rı, al226;meti) de, istersen rahatlık s226;hibini öv."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
devamı
Îs226; aleyhissel226;m; "Katığım açlık, şi226;rım korku, bineğim iki ayağım, elbisem yün, ışığım ay, yemeğim ve meyvem yerden bitenler. Yanımda hiçbir şey olmadan sabahlar ve akşamlarım. Yeryüzünde benden zengin kimse yoktur." buyurmuştur.

Hasan-ı Basr238; hazretlerinin Basra Mescidinde verdiği dersler büyük bir talebe topluluğu tarafından t226;kib edilirdi. İlmi, zühdü, konuşmasındaki fes226;hati ile herkes tarafından sevildi ve şöhreti her tarafa yayıldı. Hatt226; hal238;fe ve v226;liler onun ilminden istif226;de etmek için, adamlar veya mektuplar göndererek baş vurdular. Ömer bin Abdülaz238;z'in hal238;feliği zam226;nında, 226;limlere ve evliy226;ya büyük bir hürmeti olan Basra v226;lisi Adiyy bin Ert226;t, Hasan-ı Basr238;'yi Basra k226;dılığına getirdi. Devlet adamlarıyla olan mün226;sebeti bu şekilde artmış oldu.

Ad226;leti, takv226;sı ve hizmetleriyle meşh251;r Emev238; hal238;fesi Ömer bin Abdülaz238;z rahmetullahi aleyh, Hasan-ı Basr238;'ye mektup yazıp, 226;dil devlet reisinin nasıl olması gerektiğini kendisine yazmasını istemişti. Bu arzu üzerine Hasan-ı Basr238; rahmetullahi aleyh şu mektubu yazdı: "Ey Müminlerin em238;ri! Bilmiş ol ki, Allahü te226;l226; 226;dil devlet reisini, zulme, haksızlıklara m226;ni olucu, zayıflara yardımcı, darda kalanlara destek olarak yaratmıştır.

194;dil devlet reisi, kendi malını nasıl korur ve evl226;dına nasıl şefkatli davranırsa, tebaasına da öyle davranır. O bedendeki kalp gibidir. Uzuvlar onun iyi olmasıyla iyi olur. Bozulmasıyla da bozulur.

194;dil devlet reisi Allahü te226;l226;nın emirlerine uyar. O'na it226;at eder. Emrindeki tebaasını da Allahü te226;l226;ya it226;at etmeye sevk eder. Ey müminlerin em238;ri, saltanatta, s226;hibinin him226;yesine verdiği malı ve 226;ileyi darmadağın eden köle gibi olma! Allahü te226;l226; kötülüklerden sakınılması için cez226;lar emretti. Bunu uygulayacak olan (reis) suç işlerse yakışık olur mu?

Ey müminlerin em238;ri! Ölümü, ölüm 226;nında yakınlarının sana yapacakları yardımın azlığını ve ölümden sonrasını düşün. Ölüme ve ondan sonrasına hazırlık yap. İyi bil ki, şimdi bulunduğun makamdan başka, senin kabir denen başka bir makamın daha vardır. Orada uzun müddet kalacaksın. Dostların seni yalnız bırakacak ve tek başına kalacaksın. Kişinin kardeşinden, anasından, babasından, hanımından ve çocuklarından kaçacağı günde, sana yardımcı ve dost olacak şeyi hazırla. Kabirdekilerin diriltileceği, gizli şeylerin ortaya çıkarılacağı zamanı hatırla. Artık o zaman bütün sırlar açılmış olacaktır. Büyük küçük ne varsa hepsi amel defterine yazılmıştır.

Ey müminlerin em238;ri! 350u anda sen bir mühlet içindesin. Fırsat eldeyken ve ecel gelip, çatmadan, fırsat elden gitmeden Allahü te226;l226;nın kulları hakkında ad226;letle hüküm ver c226;hillerin hükmü ile hüküm verme! Onlar hakkında z226;limlerin tuttuğu yolu tutma! Böyle yaparsan hem kendi gün226;hını, hem de başka gün226;hları yüklenirsin... Senin fel226;ketine sebeb olan şeylerden istif226;de eden insanlar seni gaflete düşürmesin. Kendileri düny226; menfaatlerini elde etmek için seni 226;hirette kavuşacağın n238;metlerden uzaklaştırırlar. Bu günkü gücüne kuvvetine bakma, 226;hirette h226;linin ne olacağını düşün ve ona göre iş yap. Ölüm bir ağ gibi seni sarmış her an yaklaşmaktadır. Hesap vereceksin.

Ey müminlerin em238;ri! Sana şefkat edip, elimden gelen nas238;hatı yaptım. Bu mektubumu dostunu ted226;vi eden tabibin il226;cı gibi kab251;l et. O, dostunu şif226;ya kavuşturmak için acı il226;ç içirir.

Allah'ın sel226;mı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey müminlerin em238;ri."

Basra'da bulunduğu sırada evlenen Hasan-ı Basr238; hazretlerinin Sa238;d ve Abdullah isminde iki oğlu ile bir kızı oldu. Mütev226;z238; bir evde yaşadığı gibi evinden hiç mis226;firi eksik olmazdı. Tek başına yemek yediği görülmedi. Onun iki türlü meclisi vardı. Birincisi mütev226;zi ve ker***ten yapılmış olan evi, ikincisi ise mescidiydi. Mesciddeki meclisi um251;m238; olup ona herkes gelebiliyor ve orada her ilimden konuşulabiliyordu. Evindeki meclis ise hus251;siydi. Daha ziy226;de ihv226;n (kardeşler) ismini alanlar oraya gelebiliyordu. B226;zan evinin mis226;firlerle dolup taştığı da olurdu. Hatt226; öyle zamanlar olurdu ki, sabahın erken saatlerinde gelenler bir türlü evden ayrılmak istemezlerdi. Bir def226; oğlu onlara; "350eyhi biraz rahat bırakınız. Onu çok yordunuz. Z238;r226; daha bir şey yememiş ve içmemiştir." dedi. Hasan-ı Basr238; hazretleri oğlunun bu müd226;halesini uygun bulmayıp; "Sus. Allah'a yemin ederim ki, onları görmekten gözüme daha güzel gelen bir şey yoktur." diyerek oğlunu 238;k226;z etti.

Hasan-ı Basr238; hazretlerinin sohbetlerini cinn238;ler dahi dinlerdi. Talebelerinden birisi şöyle anlattı: "Bir gün sabah namazı vaktinden önce Hasan-ı Basr238; hazretlerinin devamlı olarak namaz kıldıkları mescide vardım. Mescid daha açılmamıştı. Kapının üzerinde kilit vardı. Beklemeye başladım. İçerideki büyük bir kalabalıktan yüksek 226;min sesleri geliyordu. Biraz sonra 350eyh hazretleri yalnız olarak dışarı çıktı. Ben büyük bir merakla 226;min seslerinin kimin tarafından söylendiğini sordum. 350eyh hazretleri bana; "Y226; Abdullah kimseye söyleme. Her gün cinler gelir, benden du226; etmemi isterler. Ben de du226; ederim, onlar "226;m238;n" derler." buyurdu.

Bir gün Hasan-ı Basr238; hazretlerine birisi gelip; "Filan kimse seni çekiştirdi, gıybet etti." deyince; "Sen o z226;tın evine niçin gitmiştin?" diye sordu. O şahıs; "Mis226;fir olarak d226;vet etmişti." dedi. Sonra, ne ikr226;m ettiğini sorunca; "Çeşitli yemekler ve meşrubat..." cevabını aldı ve buna karşı; "Bu kadar yemeği içinde sakladın da, bir çift sözü saklayamayıp bana mı getirdin?" dedi.

Daha sonra kendisinin aleyhinde konuşan bu kimseye, bir tabak t226;ze hurma ile birlikte özür dileyerek, şöyle haber gönderdi: "Duyduğuma göre sevaplarını, benim amel defterime geçirmişsin! İsterdim ki, karşılık vereyim! Kusura bakmayın! Bizim hediyemiz sizinki kadar çok olmadı."

İbn-i S238;r238;n ve 350226;b238; gibi z226;tlarla da görüşüp sohbet eden Hasan-ı Basr238; hazretleri pekçok talebe yetiştirdi. Onun yetiştirdiği z226;tlardan iki yüz otuz altısının isimleri kitaplara geçmiştir. Bunlardan altmış sekizinin had238;s riv226;yetleri Kütüb-i Sitte adı verilen meşh251;r had238;s-i şer238;f kitaplarında yer almaktadır.

Talebelerinin en meşhurları; Hasan-ı Basr238;'nin tefs238;rlerini nakleden Kat226;de, had238;steki riv226;yetlerini en iyi bilen Hiş226;m ibni Hassan, had238;s naklinde "hüccet" derecesine gelen Y251;nus bin Ubeyd, "Basra gençlerinin seyyidi" buyurduğu ve had238;ste hüccet derecesine yükselen talebesi Eyy251;b ibni Eb251; Tem238;me gibi kıymetli 226;limlerdir.

Basra'da Hasan-ı Basr238; hazretlerinin sohbetlerini dinleyen ve ondan istif226;de eden tasavvuf ehli arasında R226;biatü'l-Adviyye, M226;lik bin D238;n226;r, Hab238;b-i Acem238; gibi z226;tlar da vardır.

Esh226;b-ı kir226;mın, Peygamberimizden (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirdiği din bilgilerini ve doğru inanış olan Ehl-i sünnet 238;tik226;dını naklederek insanların hid226;yete kavuşmasına hizmet eden Hasan-ı Basr238; hazretlerinin konuşması, ilmi, vakarı, sük251;neti ve görünüşü Res251;lullah efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) çok benzerdi. Tasavvuf hakkında söylediği sözler, diğer evliy226;dan işitilmezdi."

Hasan-ı Basr238; hazretleri ver226; ve tev226;zu s226;hibiydi. Tev226;zu al226;meti olarak s251;f (yün) giyerdi. Buyurdu ki: "Bedir Harbine katılmış yetmiş kadar Sah226;biye yetiştim. Bunların s251;ftan başka bir şey giydiklerini görmedim. S251;f elbise giyen tev226;zu için giyerse, Allahü te226;l226; onun bas238;ret n251;runu artırır. Riy226; ve büyüklenmek maksadıyla giyerse, mancınıkla Cehennem'e atar."

194;limlerin ve ilmin faz238;letiyle ilgili olarak da buyurdu ki:

Kıy226;met günü şeh238;dlerin kanı 226;limlerin mürekkebi ile tartılacak, şeh238;dler diyecekler ki: "194;limler zamanlarının ışık kaynağıdır. Her 226;lim zam226;nının lambasıdır. İnsanlar 226;limler v226;sıtası ile aydınlanırlar."

Hak238;k238; fak238;h, düny226;ya kıymet vermeyip, 226;hirete rağbet eden, hat226;larını görebilen, Rabbine ib226;dette devamlı olan, şüphelilerden uzak duran, başkalarının bir şeyine zarar vermekten sakınan 226;lim kimsedir.

Gönlün ferah olup du226;nın makb251;l olmasını istersen, şu beş şeyi terk etme:

1) Düny226;ya har238;s olmayan, her işi Allah rız226;sı için yapan 226;limlerle ber226;ber ol.

2) Gece namazı kıl! Kaz226;ya kalmış namazlarını, geceleri de kaz226; ederek bir an önce öde! Farz namazı kaz226;ya kalan kimsenin, sünnet ve n226;file namazları kab251;l olmaz. Y226;ni sah238;h olsa da sevap verilmez. 194;limlerimiz buyuruyor ki, şeytan, müslümanları aldatmak için, farzları ehemmiyetsiz gösterip, sünnet ve n226;fileleri yapmaya sevk eder.

3) Tegann238; etmeden Kur'226;n-ı ker238;m oku.

4) Namazlarını tam olarak, vaktin geldiğini bilerek ve evvel vaktinde kıl.

5) Hel226;l ye. Hel226;l yiyenin du226;sı makbuldür. O halde hel226;li, haramı öğrenmek l226;zımdır.

Hasan-ı Basr238; hazretleri güzel ahl226;k s226;hibi ve cömertti. Maaşını alır almaz fakirlere dağıtırdı. Cimriliğin kötülüğünden bahsederdi. Cimri kimselerden birisinin vef226;tı sırasında yanında bulundu ve ona; "O para ve malları sana teşekkür etmeyeceklere bıraktın, şimdi özrünü kabul etmeyecek olan Allahü te226;l226;ya gidiyorsun." buyurdu. İsr226;f hakkında da; "Bir kimsenin malını nereden kazandığını öğrenmek istediğiniz zaman, onu nereye harcadığına bakınız. 350üphesiz hab238;s y226;ni hel226;l olmayan kazanç israfta harcanır." buyurdu. Cimri ile müsrif arasında orta yolu seçen bir kimse olan Hasan-ı Basr238; hazretlerinin; "Ey 194;demoğlu! Karnının üçte birine kadar ye, üçte birine kadar iç, üçte birini de düşünme ve teneffüs (solunum) için ayır." sözü tıp otoritelerini hayrete düşürecek m226;hiyettedir.

Hasan-ı Basr238; hazretleri Mekke-i mükerremede du226;nın kab251;l olduğu yerleri şöyle bildirdi: 1) Tavafta, 2) Mültezemde (Hacer-i esved ile K226;be-i muazzamanın kapısı arasındaki kısım), 3) Altın oluğun altında, 4) K226;be-i muazzamada ve onun içinde, 5) Zemzem kuyusunun yanında otururken ve Zemzem suyu içerken, 6) Saf226; ve Merve'de, 7) Saf226; ile Merve arasında, 8) Tav226;f edip iki rekat tav226;f namazı kıldıktan sonra Mak226;m-ı İbr226;him arkasında, 9) Arefe günü Arafat'ta, 10) Bayram gecesi güneş doğuncaya kadar Müzdelife'de, 11) Mina'da, 12) 350eytan taşlama 226;nında.

Bir sohbeti esn226;sında da buyurdu ki:

"Kalbin bozulması altı şeydendir: 1) Allahü te226;l226;nın rahmetini umarak, tövbeyi terk etmek, 2) İlmi ile amel etmemek, 3) Amelinde ihl226;s s226;hibi olmamak, 4) Allahü te226;l226;nın ihs226;n buyurduğu rızkı yiyip, şükür etmemek, 5) Allahü te226;l226;nın taksimine r226;zı olmamak, 6) Vef226;t edenleri kabrine defnedip, onlardan ibret almamak. Res251;l-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Kabir, 226;hiret konaklarının ilkidir. Ondan kurtulana, ondan sonrası daha hafif ve kolay, ondan kurtulamayana, ondan sonrası daha zor ve çetindir."

V226;z ve nas238;hatler öyle kamçılardı ki, onlarla kalplere vurulur. Nasıl gözümüzle gördüğümüz kamçılar bedene vurulduğu zaman tesir ederse, nas238;hatler de öyle kalbe tesir eder. Büyüklerden birisi şöyle buyurdu: "Ancak temiz bir kalpten çıkan nas238;hatler tesir eder. Çünkü kalpten gelerek yapılan nas238;hat kalbe gider. S226;dece dille yapılan nas238;hatler bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkar, tesirli olmaz. İlmiyle amel etmeyen 226;lim mum gibidir. İnsanları aydınlatır fakat kendisini yakıp bitirir."

Hasan-ı Basr238; hazretleri değişik zamanlardaki v226;z ve nas238;hatlerinde buyurdu ki:

"Bid'at s226;hibi ile oturup kalkmayınız. Çünkü o, kalbi hasta eder."

"Allahü te226;l226; hakkı için söylüyorum. Hiçbir kimse altın ve gümüşü ile Allahü te226;l226; katında az238;z olmadı. Altını ve gümüşü olmayan hiç bir kimse de Allahü te226;l226; katında bu sebeple zel238;l olmadı."

"Eğer insan gün226;hını küçük görürse, ona ehemmiyet vermez. O zaman o gün226;h büyük gün226;h h226;lini alır. Eğer insan gün226;hını büyük görür, onun için istiğf226;r eder, onu gizler ve tövbe ederse o gün226;h küçücük kalır."

"Müminin ahl226;kı, zenginlikte iktis226;d, genişlikte şükür, bel226; ve mus238;bet zam226;nında sabırdır."

Hasan-ı Basr238; hazretleri tövbenin şartlarına uygun olarak hem dil, hem de h226;l ile y226;ni günahları, haramı terk etmekle ve hak s226;hipleriyle hel226;llaşmakla yapılması l226;zım olduğunu belirtmiştir. 350artlarına uygun olmayan tövbenin tam tövbe olmadığını belirtmek için; "Bizim tövbemiz de tövbeye muhtaçtır." demektedir.

Bir kimse gelerek; "350imdi mün226;fık var mı?" diye sordu. "Eğer şimdiki mün226;fıklar, öldürülüp, cesetleri sokaklara atılsa, hiçbir yere çıkamazdınız." buyurdu.

Bir def226;sında da; "Allahü te226;l226;ya ve kullarına karşı edepli olmayan kimsenin ilmine 238;tib226;r edilmez. Bel226; ve mus238;betlere, insanlardan gelen sıkıntılara günahlardan sakınıp, farzları yerine getirmeyenin dindarlığı m251;teber değildir. Haramlardan ve şüphelilerden sakınmayanın Allahü te226;l226; katında bir mertebesi ve yakınlığı yoktur." buyurdu.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
devamı
Hasan-ı Basr238; hazretlerinin 350em'251;n adlı mec251;s238; bir komşusu vardı. Onun müslüman olması için Allahü te226;l226;ya geceleri niy226;z ederek ağlayıp yalvarırdı. Komşusu bir hastalığa tutuldu. Tutulduğu hastalıktan kurtulamayan mec251;s238; son derece halsiz düştü. Hasan-ı Basr238; onu ateşten korumak için yanına gitti. Sonra ona Kelime-i tevh238;di telk238;n etti. Allahü te226;l226;nın sıfatlarını açıkladı ve buyurdu ki:

"Ey 350em'251;n! 350u kadar müddetten beri ömür sürüp, rızkın için çalışıp didindin. Ama bu gayretlerin boşa çıkacaktır. Z238;r226; sen uzun yıllar ateşe taptın, gece ve gündüz yaratıcı sanarak ona secde eyledin ve küfründe ısr226;r ettin. Bu sebeple yerin ateş olacaktır. Ancak şimdiden sonra tövbe ederek "L226; il226;he illallah Muhammedün Res251;lullah" deyip, O'nu zikredip verdiği n238;metlere şükredici olmalısın ki, Hakk'ın derg226;hına vardığında kendine Cennet'i mek226;n bulasın." buyurdu. Mec251;s238; b226;zı bah226;neler ileri sürerek 238;m226;n etmek istemedi. Hasan-ı Basr238; hazretleri buyurdu ki: "Senin dediğin hususlar teferruattır. Asıl olan 238;m226;ndır. Îm226;nla şereflenenler Cehennem ateşine girseler bile el238;m az226;ba uğramazlar. Hatt226; Cehennem ateşi bile 238;m226;nı kuvvetli bu kişilere pek tesir etmez. Cehennem müminlere hit226;b ederek; "Gün226;ha müptel226; olanlara gün226;hları kadar az226;b olursa da sonra çok sevaplara kavuşurlar. Ama k226;firler ebed238;, sonsuz az226;b içinde nice bin türlü eziyete düçar olacaklardır. Hak te226;l226; müminleri düny226;da da ker226;met ehli kılıp, hak238;kati göstermek için peygamberlerin v226;risleri olarak onları kuvvetlendirmiştir. Eğer diğer ateşe tapanlar gibi acıklı bir az226;ba uğramak istemiyorsan, gel ikimiz elbiselerimizi çıkarıp yanan fırına girelim. Bakalım hangimizin bedenini ateşin alevleri yakmayacak." buyurdu.

Hasan-ı Basr238; orada yanan bir ateşin içine kollarını sıvayıp soktu ve; "Ey 350em'251;n! Ateş düny226; ve 226;hiret mahl251;kudur ve Hakk'ın emriyle yakar. Allah'ın emriyle ateşin miz226;cı su gibi, suyun miz226;cı ateş gibi olur." buyurarak kor h226;lindeki ateşten kollarını çekti. Fakat ellerinde en ufak bir yanma al226;meti görülmedi. Bu hal karşısında gönlü yumuşayan mec251;s238;, İsl226;ma meyletti ve; "Ey Hasan! Bütün sözlerin ve davranışların güzel. Fakat bu kadar telef edilmiş ömürden ve işlediğim kötülüklerden sonra affa ve merh226;mete l226;yık olur muyum? O Kel238;me-i tevh238;di söylemekle Cennet'e girip h251;rilere ve gılm226;na n226;il olabilir miyim?" dedi. Hasan-ı Basr238; hazretleri; "Evet." buyurdu. Mec251;s238;; "Ey Hasan! Eğer bana bir ahitn226;me yazıp bana kefil olursan, 238;m226;na gelirim. Yoksa korkarım." dedi. Hasan-ı Basr238; gereken temin226;tı vererek onun Kel238;me-i tevh238;d ile 238;m226;n etmesine ves238;le oldu. 350em'251;n Hakk'ın affına kavuştu. Sonra da vef226;t etti. İsteği üzerine ahidn226;me ile birlikte mez226;rına koyup defnettiler.

Hasan-ı Basr238; hazretleri evine döndüğünde kendi kendine yaptığına pişman oldu ve; "Ey 350eyh Hasan! Sen gayba hükmederek, küstahlıkta bulundun, ac226;ip sözler söyledin." dedi. Bu düşünceyle uykuya vardığında, rüy226;sında 350em'251;n'un yeni müslüman olmuş, n251;rlar ve ışıklara boyanmış başına kıymetli Cennet taşlarıyla süslenmiş bir t226;c, beline altın bir kemer kuşanmış bir halde Cennet'e doğru gittiğini gördü. 350em'251;n Hasan-ı Basr238;'ye yönelerek; "Allahü te226;l226; bir zengin p226;diş226;hmış. Kullarına lütfu büyük ve merh226;metinden bir damla içmekle benim gibi binlerce 226;s238;ler rahmetine gark olurmuş. Allah'ın yardımıyla bu 226;s238;nin günahları ve hat226;ları iyiliğe çevrilip Cennet-i 226;l226; bize nasip kılınmıştır." dedi ve; "Senin yazdığın o k226;ğıda ihtiyaç kalmadı. İşte k226;ğıdın." deyip Hasan-ı Basr238;'nin eline verdi. Sabahleyin uykudan uyanan Hasan-ı Basr238; hazretleri o k226;ğıdı elinde buldu.

Ömrünün son yılları hastalık ile geçti. Ölüm döşeğindeyken devamlı; "Biz Allah'ın kuluyuz ve (öldükten sonra) yine O'na döneceğiz, derler." me226;lindeki 226;yet-i ker238;meyi okumuştur. Vef226;t etmeden önce şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlu sıhhatli günlerinde ve hasta olduğu günlerde faydalı şeyler yapmış olsa (ömrünü iyi değerlendirse) ne iyi olur." bundan sonra da vasiyetini şöyle yazdırmıştır: "Hasan ibni Ebi'l-Hasan şeh226;det eder ki: Allahü te226;l226;dan başka il226;h yoktur. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem O'nun Res251;lüdür." dedikten sonra Mu226;z bin Cebel'den (radıyallahü anh) şu had238;s-i şerifi riv226;yet etti: "Bir kimse ölüm 226;nında sıdk ile kelime-i şeh226;det getirerek ölürse Cennet'e girer."

Evinde, yapraklı hurma dallarından dokunmuş bir divandan başka bir şey bulunmayan Hasan-ı Basr238; hazretleri ölüm hastalığı sırasında şu du226;yı okudu: "Allah'ım! Ben bineğimin eğerini bağladım, yaygısı toprak olan kabir yerine seferimin hazırlığını yaptım. Benden sonra bana nisbet edilenlerle beni mu226;heze etme (sorguya çekme). Allah'ım! Res251;lünden bana ulaşanı tebliğ ettim. Peygamberinin had238;sinin tasd238;k ettiği ile Kit226;bın olan Kur'226;n-ı ker238;mi tefs238;r ettim. 350u kadar var ki, ömrümün hes226;bından korkuyorum. Ömrümün hes226;bından korkuyorum."

Vef226;t etmeden az önce, bir müddet kendinden geçti ve tekrar ayıldı. Sonra da; "Beni Cennetlerden, pınarlardan ve güzel konaklardan uyandırdınız." buyurdu.

Normal fas238;h ve beliğ konuşma melekesini kaybetti. 728 (H. 110) senesi Receb ayının evvelinde bir Cum226; gecesi Kelime-i şeh226;det getirerek vef226;t etti. R251;hunu teslim ettiği anda seksen sekiz yaşındaydı. Cen226;zesini talebelerinden Eyy251;b ile Humeydü't-Tav238;l yıkadılar. Cum226; namazından sonra cen226;ze namazı kılındı. Bütün Basra halkı onun cen226;zesinde bulundu. Onun cen226;zesinde meşg251;l olmaları sebebiyle o gün ikindi namazı c226;mide cem226;atle kılınamadı. S226;lihiyye denilen yerde defnedildi. Kabri h226;len sevenleri tarafından ziy226;ret edilmektedir.

Pekçok 226;lim ve vel238; yetiştirmiş olan Hasan-ı Basr238; hazretlerinin tasavvuftaki yolunu dört hal238;fesi dev226;m ettirdi. Bu hal238;feleri, M226;lik bin D238;n226;r, Utbe-i Gul226;m, Eb251; H226;şim-i Mekk238; ve yerine vekil bırakmış olduğu Hab238;b-i Acem238;'dir. Hasan-ı Basr238;'nin hazret-i Ali'den aldığı tasavvuftaki yoluna daha sonra Edhemiyye ve Çeştiyye adları verilmiştir.

Îm226;nla ilgili meselelerde çeşitli bozuk ve sapık fırkaların ortaya çıkmaya başladığı bir devirde yaşayan ve birçok kıymetli eserler yazan Hasan-ı Basr238; hazretleri, Peygamber efendimizin ve O'nun Esh226;b-ı kir226;mının yolu olan Ehl-i sünnet yolunun savunuculuğunu yaptı. İlmiyle ve güzel ahl226;kıyla insanların bu düny226;da ve 226;hirette sa226;dete, mutluluğa kavuşabilmeleri için gayret etti.

Eserleri: 1) Tefs238;r-ul-Haseni'l-Basr238;: Bu kitabı bir bütün olarak zam226;nımıza kadar ulaşmamıştır. Ancak kaynak tefsir kitaplarında dağınık riv226;yetler h226;linde bulunmaktadır. 2) Kit226;bü'l-Hasen ibni Ebi'l-Hasen fil Aded: Kur'226;n-ı ker238;min 226;yetlerinin adedi ile ilgilidir. 3) Ris226;le f238; Fadlı Harami Mekketi'l-Mükerreme: Mekke'nin faz238;letine d226;irdir. 4) Ris226;le Abdi'l-Melik ibni Mervan il226; Hasen-il Basr238; ve Cev226;bihi Aleyha: Hal238;fe Abdülmelik'e yazılmış bir ris226;ledir. 5) Ris226;le Erbea ve Hamsin Far238;da: Elli dört farzı anlatan bir kitaptır. 6) Îm226;nda aranılacak elli faz238;let hakkında bir ris226;lesi, 7) El-İstigf226;r226;tu'l Munkıze Mine'n-N226;r (Bu kitabın bir adı da Err226;d-ı Hıfzıyye'dir.) İstigf226;r, y226;ni tövbe hakkındadır. Bunlardan başka eserlerinin de olduğu kaynaklarda bildirilmektedir.

SEN DE ÖLECEKSİN!

Bir gün Hasan-ı Basr238;'ye Ömer bin Abdülaz238;z,
Yazdı ki: "Nedir bana, mühim nas238;hatiniz?

Z238;r226; hükümdar oldum, bilcümle müslümana,
Muvaffak olmam için, tavsiyeniz ne bana?"

O da ona yazdı ki: "Y226; Em238;rel mümin238;n,
Çoktur mes251;liyeti, id226;re edenlerin.

350unu bil ki bir sultan, bedende kalp gibidir,
O iyi olur ise, milleti de iyidir.

Bozulur milleti de, bozulursa o sultan,
O halde sen kendine, dikkat eyle her zaman.

Gerçi bugün sultansın, tebana hükmedersin,
L226;kin bir gün sen dahi, ölüp kabre girersin!

350imdi hep sevdiklerin, yanındadır bu günde,
L226;kin yalnız kalırsın, kabire girdiğinde.

Bil ki imtihandasın, y226; Ömer sen şu anda,
Öyle amel eyle ki, kaybetme imtihanda.

Sana yazdıklarımın, il226;çtır her birisi.
Ve l226;kin kullanmazsan, hiç olmaz f226;idesi."

Hasan-ı Basr238; ona, başka bir mektubunda,
Buyurdu ki: "Bu düny226;, biter elbet sonunda,

Z238;r226; bu, bir konaktır, ölünce sona erer,
Ebed238; kalacak yer 226;hirettir y226; Ömer.

Düny226;yı üstün tutan, zel238;l olur 226;kıbet,
Z238;r226; Allah düny226;ya, bir zerre vermez kıymet.

Süslenmiş gelin gibi, cezbeder düny226; seni,
Ahmak olan kaptırır, düny226;ya kendisini.

Evet, gerçi düny226;lık, l226;zımdır her mümine,
L226;kin onun sevgisi, girmemeli kalbine.

Z238;r226; kalp, nazarg226;h-ı il226;h238;dir 226;şik226;r,
Düny226; muhabbetinin, orada ne işi var?

Düny226;yı seven kişi, düşer onun ardına,
Ve l226;kin hiç bir zaman, eremez mur226;dına.

Her gün ayrı düşünce, her gün ayrı bir keder,
Ona kim aldanırsa, ömrünü heder eder.

Halbuki düny226; benzer, insanın gölgesine,
Yakalamak istesen, o kaçar senden yine.

Sen düny226;dan kaçarsan, o gelir hep ardından,
Tecrübe edilmiştir, bu böyledir her zaman.

Y226; Ömer, bu insanlar, uyumaktadır, ancak,
Melekül mevt gelince, 226;niden uyanacak.

Hak te226;l226; düny226;ya, verseydi biraz kıymet,
Vermezdi k226;firlere, düny226;dan zerre n238;met.

Y226; Ömer peygamberler, 226;limler ve vel238;ler,
Ona aldanmamayı, nas238;hat eylediler.

Z238;r226; 226;hiret için yaratıldı bu insan,
Ve hesap verecektir, düny226;da yaptığından.

Hem dahi sonu yoktur, ebed238;dir 226;hiret
Orada iki yer var, ya Cehennem, ya Cennet.

İnsan sonsuzluk için, yaratıldı y226; Ömer,
Öyleyse buna göre, 226;hirete değer ver."

350EYTANIN VESVESESİ

Hasan-ı Basr238; hazretlerinin talebeleri şeytanın vesvesesinden şik226;yet ederek; "Y226; 350eyh! 350eytandan g226;yet incindik. Hep bizi yaramaz işlere teşvik ediyor. "Elinize geçen düny226;yı sıkı tutun, size l226;zım olacak." diyor ve bizi hayırdan alıkoyuyor." dediler. Hasan-ı Basr238; hazretleri gülümseyerek buyurdu ki: "350imdi buradaydı. O da sizden şik226;yet etti. Dedi ki: "350u 194;demoğullarına nas238;hat eyle de benim hakkıma tamah etmesinler. Kendi haklarına r226;zı olsunlar. Ne zaman ki Hak te226;l226; beni huz251;rundan kovdu, düny226;yı ve Cehennem'i bana mülk kıldı. Cennet'i ve kan226;ati ise onlara verdi. 350imdi bunlar kendi haklarını bıraktılar benim mülküme tamah ediyorlar. Ben de onların 238;m226;nlarını almayınca düny226;yı kendilerine vermiyorum." dedi. Eğer şeytanın vesvesesinden emin olmak isterseniz, düny226;yı terk edin ve endişesini gönüllerinizden çıkarın." Bu nas238;hatleri dinleyen talebeleri başlarını öne eğerek huz251;rundan ayrıldılar.

MADEM Kİ HEPİMİZ ÖLECEĞİZ...

Allah korkusu ile çok ağlardı. Bir def226;sında dostlarından birinin cen226;zesinde bulundu. Cen226;ze defnedilince kabir başında ağlayıp, çok göz yaşı döktü. Sonra orada bulunanlara şöyle dedi: "Ey müslümanlar! Kabir düny226; konaklarının sonu, 226;hiret menzilinin ilkidir. M226;dem ki hepimiz ölüp kabre gireceğiz, o halde nasıl zevk, saf226;ya dalıp, gezebiliriz. Îm226;n ehlinden olanlar kaygılı uyanır, kaygılı akşamlar. Bunlar iki korku arasındadır. Biri geçmiş bir günah ki, Allahü te226;l226; tarafından nasıl karşılanacağı belli değil. Biri kalan bir ömür ki, dev226;mı müddetince hangi tehlikelerle karşılaşılacağı belli değildir. Sonunda ölüme varacağını bilen, kıy226;mette kalkılacağına inanan, kalkınca Allah'ın huz251;runa çıkacağına k226;n238; olan kişiye gereken şey, üzüntü ve endişe içinde olmaktır." Orada bulunanlar bu sözlerinden dolayı ağladılar. Başka bir seferde de; "Eğer Kur'226;n-ı ker238;m okuyorsanız, düny226;da hüznünüz çok olsun, çokça ağlayasınız." buyurdu.

ANA BABAYA HİZMET

K226;be-i muazzamayı ziy226;ret ederken bir z226;tın, arkasında bir zenbille tav226;f ettiğini gördü. Hasan-ı Basr238; hazretleri o kimseye; "Kardeşim arkandaki yükü koyup öyle tav226;f etsen daha iyi olmaz mı?" buyurdu. O kimse; "Bu arkamdaki yük değil babamdır. Bunu 350am'dan yedi kere sırtımda getirip hac yaptırdım. Çünkü bana d238;nimi, 238;m226;nımı o öğretti. Beni İsl226;m ahl226;kı ile yetiştirdi." cevabını verdi. Sonra; Hasan-ı Basr238; hazretleri; "Kıy226;met gününe kadar böylece arkanda getirip, tav226;f eylesen, bir kere kalbini kırmakla bu yaptığın hizmet boşa gider ve yine bir def226; gönlünü yapsan bu kadar hizmete muk226;bil olur." buyurdu.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
HASAN CAN


Yavuz Sultan Sel238;m Hanın ned238;mi, sohbet arkadaşı ve vel238;. T226;cü't-Tev226;rih kitabının müellifi 350eyhülisl226;m Hoca S226;dedd238;n Efendinin babasıdır. 1490 (H.896) senesinde doğduğu tahmin edilmektedir. 1567 (H.974) senesinde Bursa'da vef226;t etti.

Hasan Can'ın babası İsfehanlı müezzin H226;fız Mehmed Efendi, onun babası da H226;fız Cem226;ledd238;n'dir. Babası, Akkoyunlu hükümd226;rı Y226;kub Hansın saray h226;fızı idi. Çok güzel sesi vardı. D226;v251;d238; sesiyle okuduğu Kur'226;n-ı ker238;m dillere destan olmuştu. Sultan Y226;kub'un vef226;tından sonra tahta geçen Rüstem Han da, H226;fız Mehmed Efendiye çok büyük yakınlık gösterdi ve onu sarayda tuttu.

Rüstem Hanın vef226;tından sonra, şehz226;deler arasındaki taht kavgaları sebebiyle devletin fetret devri başladı, parçalanıp yıkılmaya yüz tuttu. Bu sırada, babası 350eyh Haydar'dan kalan Hataylı tekkesinde şeyh olan 350226;h İsm226;il, etr226;fında toplanan müridleri ile 350irv226;n'a saldırdı. Esh226;b-ı kir226;m düşmanlığını il226;n edip, Ehl-i sünnet 238;tik226;dındaki birçok müslümanı öldürdü. 1502 senesinde, Tebriz'de Safev238; devletini kurdu. Hazret-i Eb251; Bekr ile hazret-i Ömer'e ve Esh226;b-ı kir226;mın daha birçoğuna dil uzatıp sövmeye başladı. C226;milerde namaz kılmayı yasak edip, minberleri yıktırdı. Tutup yakalattığı bütün Ehl-i sünnet 226;limlerini şeh238;d etti. Müslümanların mallarına, kadınlarına ve kızlarına saldırıp ellerinden aldı. Askerine dağıtarak, istedikleri gibi kullanmalarına izin verdi. Akla hay226;le gelmedik nice kötülükler yaptı.

Müslümanların bu perişan h226;lini haber alan Yavuz Sultan Sel238;m Han, 1514 senesinde, 350226;hın üzerine yürüyüp periş226;n etmeye karar verdi. Sultan Sel238;m Hanın İran üzerine yürüdüğü sıralarda, H226;fız Mehmed Efendi, Tebriz'de büyük 226;lim Molla Kem226;ledd238;n-i Erdeb238;l238;'nin hizmetinde bulunuyordu. Hasan Can burada vuk251; bulan bir konuşmayı şöyle nakletmektedir:

"Bir gün ikindi namazını şeyh ile birlikte cem226;atle kıldık. Namazdan sonra Amme (Nebe') s251;resi okundukta, 350eyh Erdeb238;l238; hazretleri babamı yanına çağırıp buyurdu ki: "Hak te226;l226;, sizi ve evl226;dınızı, bu büyük bel226;dan koruyacaktır. Çünkü sizler, H226;fız-ı Kur'226;n olup, Hakk'ın kel226;mını n226;zil olduğu gibi korumaktasınız." Bunun üzerine babam (H226;fız Mehmed Efendi), 350eyh Erdeb238;l238; hazretlerine; "Osmanlı Sultanı bu ülkeye ayak basmak üzeredir. Bu işin sonunun nereye varacağı görünüyor?" diye su226;l etti. 350eyh hazretleri de; "Bu gelen Sultan öyle bir z226;ttır ki, kendiliğinden buralara gelmez. Bu bedbahtı (350226;h İsm226;il'i) tedib etmek, cez226;landırmak için, Hak te226;l226; tarafından memur edilmiştir. Bütün evliy226;nın ruhları onunladır. Kendisi dahi, evliy226;lıkta rütbe ve makam s226;hibidir." diye cevap verdi. Babam dedi ki: "Cez226;landırmak için geliyor, buyurduğunuzdan anlaşılıyor ki, 350226;hı tepeleyip mağl251;b edecektir." 350eyh hazretleri buyurdu ki: "Allahü t226;l226; daha iyisini bilir ki, büyük bir bozgun var. Fakat 350226;h İsm226;il bu arada canını kurtaracaktır."

Neticede 350eyh hazretlerinin buyurduğu gibi Yavuz Sultan Sel238;m Han, Çaldıran zaferinde 350226;hı ve askerlerini büyük bir bozguna uğrattı. 350226;h İsm226;il periş226;n bir vaziyette, taht ve t226;cını bırakarak harb meydanından kaçtı. Az bir m226;iyetiyle canını zor kurtardı. Ehl-i sünnet düşmanı olan 350226;h İsm226;il'in zulmünden kurtulan müslümanlar, rahat bir nefes aldılar. Osmanlı Sult226;nı Tebr238;z'e gelince bütün 226;lim ve sanat s226;hibi olgun kimseleri huz251;runda topladı. Onlara pek ziy226;de al226;ka ve iltif226;t gösterdikten sonra; "Kur'226;n-ı ker238;m kır226;atinde ed226;sının güzelliği ve D226;v251;d238; sesi ile meşh251;r H226;fız Mehmed Y226;k251;b'u işitir idik. O da burada mıdır, yoksa vef226;t etmiş midir? Okuduğu Kur'226;n-ı ker238;mi dinlemek istiyoruz?" diye su226;l etti. Onun da hazır olduğunu haber verdiler. Kur'226;n-ı ker238;m til226;vetini dinleyince, hayranlığı bir kat daha arttı. Ona çok iltif226;t gösterdi. T226;zim ve hürmette hiç kus251;r etmedi. Dönüşte İstanbul'a götürdü ve yakın dostları arasına aldı. D226;im226; ber226;berinde bulundurur, sohbetlerinden ayırmazdı. Sultanın mus226;hibi, sohbet arkadaşı oldu. H226;fız Mehmed'in vef226;tından sonra da oğlu Hasan Can, Yavuz Sultan Sel238;m Hanın en yakın dostu, sırdaşı ve sohbet arkadaşı oldu.

Hasan Can anlatır: "Sultan Sel238;m Han, bir gün İran seferinde geçen bir h226;diseyi anlatırken demişti ki: "Biz, hiçbir sefere kendi görüş ve düşüncelerimizle karar vermedik. Görevlendirilmeden herhangi bir yere seferimiz olmamıştır." Bunun üzerine ben de, Kem226;ledd238;n-i Erdeb238;l238;'den işittiğim sözleri naklettim. Sözümü tasd238;k edip; "Molla Kem226;ledd238;n denilen bu z226;t nasıl bir kimsedir?" diye su226;l etti.Dedim ki: "Mevl226;n226; Cel226;ledd238;n-i Dev226;n238;'nin büyük ve en bilgili talebesi olup, din ve fen ilimlerindeki tahs238;lini tamamladıktan sonra, tasavvuf yoluna meyletti. Evliy226;lıkta yüksek derecelere kavuştu. Fen226; mertebelerine ulaşıp, 226;limlerin ve halktan herkesin kendisine inanıp bağlandığı ve çok talebesi bulunan bir tasavvuf ve m226;rifet ehli oldu. İb226;detle çok meşg251;l olur, bir an Allahü te226;l226;nın emir ve yasaklarına it226;atsizlik etmezdi. D226;im226; t226;at üzere bulunurdu. Tefs238;r ve had238;s ilimlerini müt226;laaya dev226;m ederdi. Tefs238;r-i Beyd226;v238;'yi ve Sah238;h-i Buh226;r238;yi yanından hiç ayırmazdı. İb226;det eşiğinden başını kaldırmazdı. 194;limler arasında bir mesele hakkında ihtil226;f zuh251;r edip çözmeye güçleri yetmezse, hemen ona başvururlar ve cev226;bını alırlardı."

Yine Hasan Can, ş226;nı yüce p226;diş226;hla aralarında geçen bir h226;diseyi şöyle nakletmektedir: "Merhum Cennet-mek226;n Sultan Sel238;m Han hazretlerinin 226;det-i şer238;flerinden biri de, çoğu gecelerini kitap okumakla geçirip, sabah namazına kadar uyumamalarıydı. Zaman zaman da ona okutup, kendileri dinlerlerdi. B226;zan da, devlet ve saltanat işlerinden söz ederlerdi. Bir gece uyku bastırıp, sıhhatim de bir parça bozuk olduğundan, yatağıma uzanıp uyuyakalmışım. Sabah namazı vaktinde uyanarak namazımı kıldıktan sonra, hemen Sult226;nın hizmetine koştum. "Bu gece hiç görünmedin, ne yapıyordun?" diye sordular. "Birkaç geceden beri uykusuz kaldığım için, bu gece gaflet bastırıp hizmetinizden uzak kaldım." diyerek cevap verip, özür diledim. Bunun üzerine buyurdular ki:

"Öyleyse şimdi anlat bakalım, bu gece nasıl bir rüy226; gördün?" "Anlatılacak değerde bir rüy226; görmedim." diye cevap verdim. Yine buyurdular ki: "Bu nasıl sözdür? İnsan bir gecenin tam226;mını uyku ile geçirsin de hiç rüy226; görmesin. Hayret doğrusu! Herh226;lde bir şeyler görülmüştür." Sonra üzerinde durmayıp, başka konularda bir süre sohbet ettikten sonra tekrar buyurdular ki: "Saçma şeyler söyleme Hasan Can! Herh226;lde bu gece bir rüy226; görülmüştür. Bunu benden gizleme!" Çok düşünmeme rağmen bir türlü rüy226; gördüğümü hatırlayamadım. Yem238;n ederek, anlatılmağa değer bir rüy226; görmediğimi söyledim. Müb226;rek başlarını sallayıp; "Tuhaf şey!" dediler. Tekrar tekrar rüy226;mdan sormaları çok garibime gitmişti. Sebebini de bir türlü anlayamadım. 350aşırıp kalmıştım.

Bir süre sonra, Kapı Ağasının oturduğu odaya bir iş için beni gönderdiler. Vardığımda gördüm ki, Haz238;ned226;rbaşı Mehmed Ağa, Kilercibaşı ve Saray Ağası ile töreleri üzere oturup konuşuyorlardı. Fakat Kapı Ağası Hasan Ağa düşünceli, şaşkın ve başını önüne eğmiş bir vaziyette gözü yaşlı oturuyordu. Gerçekten de o, az konuşur, s226;kin, iyi huylu ve geceleri teheccüd namazına kalkan kişilerden biriydi. Fakat bu h226;li, önceki davranışlarına hiç benzemiyordu. Bir yakını vef226;t etmiş sandım.

"Ağa hazretleri, geçmiş olsun! Kalbiniz gamlı, gözünüz yaşlı görülür. Sebebi ne ola?" dediğimde; "Hayır, böyle bir durumum yok!" diye h226;lini gizledi. Haz238;ned226;rbaşı dedi ki: "Kardeş! Ağa bu gece bir rüy226; görmüş. Daha o uykunun mahmurluğundadır." Ben de dedim ki: "Allah rız226;sı için söyleyin ki, devletl251; P226;diş226;hımız, elbette bir rüy226; görmüşsündür diye hiç durmadan beni şıkıştırdı durdu. Herh226;lde bu türlü ısr226;r edip durmaları sebepsiz yere değildir. Ona iyi bir armağan olur, anlatınız!" Hasan Ağa ise anlatmaktan kaçınıp duruyordu. Üzerinde bir utanç h226;li vardı. "Benim gibi yüzü kara günahk226;rın ne rüy226;sı ola ki, p226;diş226;h katında söylensin. Kerem edin, bana böyle bir teklifte bulunmayın!" diye anlatmaktan kaçınıyordu. Biz sıkıştırdıkça, Ağa, hay226;sı çok bir kişi olduğundan; "Kerem eyleyin, vaz geçin!" diye yalvarırdı. Sonunda Mehmed Ağa dedi ki: "Niçin söylemezsin? Daha önce bize anlattığında, p226;diş226;ha anlatmak için memur edildiğini söylemiştin ya! Gizlenmesi hıy226;net olmaz mı?" deyince, ç226;resiz kalıp, gizli kapaklı sırrın mührünü açıp dedi ki:

"Bu gece rüy226;mda, bu eşiğinde oturduğunuz kapıyı hızlı hızlı çaldılar. Ne haber vardır deyip kapıya koştum. Baktım ki, kapı biraz aralanmış dışarısı görünüyor, fakat bir adam sığacak kadar değildir. Bu aralıktan baktığımda gördüm ki, Harem d226;iresi, başlarında sarık bulunan Arab sim226;sında n251;r yüzlü kimselerle dolu. Ellerinde bayraklar, sil226;hlar ve başka 226;letler ile hazır vaziyette duruyorlardı. Kapı dibinde ise n251;r yüzlü dört kişi duruyordu. Onların ellerinde de birer sancak vardı. P226;diş226;hımızın sancağı, kapıyı çalanın elindeydi. O z226;t, bana dedi ki: "Biz neye geldik, bilir misiniz?" Ben de "Buyurun." dedim. Dedi ki: "O gördüğün kişiler, Res251;lullah efendimizin esh226;bıdır. Bizi dahi Res251;l-i ekrem efendimiz gönderip, Sultan Sel238;m H226;na sel226;m söyledi ve buyurdu ki: "Haremeyn'in (Mekke ve Med238;ne'nin) hizmeti kendisine verildi, kalkıp gelsin. Gördüğün bu dört kimsenin birisi Eb251; Bekr-i Sıdd238;k, diğeri Ömer-ül F226;r251;k ve bir diğeri deOsm226;n-ı Zinn251;reyn'dir. Seninle konuşan ben de, Ali bin Eb238; T226;lib'im. Bunu hemen varıp Sel238;m H226;na söyle!" dedi ve gözümün önünden yok olup gittiler.

Bana dehşetli bir h226;l oldu. Terler içinde kalıp, sabaha kadar öyle baygın bir vaziyette yatıp kalmışım. Oğullarım, teheccüd namazına alışageldiğim üzere kalkmadığımı görünce, hasta olduğumu sanmışlar. Sabah namazı vakti geçmek üzere iken gelip beni uyarmak için vüc251;duma ellerini sürdüklerinde görmüşler ki, suya düşüp ıslanmış gibi yatıyorum. Elbisemi değiştirmek için yenilerini getirip, o sırada beni uyandırmışlar. Aklım başıma gelince, acele gelip namaza yetiştim. Fakat aklım h226;l226; tam başımda değildi." diyerek, hem söylüyor, hem de ağlıyordu.

Ben, P226;diş226;hın buyurduğu hizmeti bitirdikten sonra, dönüp şerefli mak226;mına gelince, bu hizmeti sormadan, yine rüy226;mdan sorup buyurdular ki: "350u senin, bu gece sabaha kadar uyuyup, hiçbir rüy226; görmediğine şaşılır!" Bunun üzerine ben de: "P226;diş226;hım, rüy226;yı bu Hasan kulunuz görmedi ise de, bir başka Hasan kulunuz görmüş. Emriniz olursa arzedeyim." dedim. Emirleri üzerine Hasan Ağanın rüy226;sını aynen naklettim. Anlattıkça müb226;rek yüzü kızarmaya başladı ve nih226;yet dayanamayıp, müb226;rek gözlerinden yaşlar boşandı. Rüy226;yı tamamlayınca; "Demek ki, o dert s226;hibinin saf226;-i meşrebi, temiz bir h226;li varmış. Sen onu bize medhettikçe; "Z226;ten, ib226;det ederken gördüğün her kimseyi vel238; sanırsın zannederdik. Meğer sevmediğini medhetmez imişsin." diye buyurdular ve arkasından: "Ey HasanCan! Sana demez miyiz ki, biz, bir tarafa memur olunmadıkça hareket etmeyiz. Ecd226;dımızdan her biri evliy226;lıktan nas238;bini almışlardır. Herbirinin nice ker226;metleri vardır. İçlerinde, ancak biz onlara benzemedik." diyerek tev226;zuunu dile getirdi ve h226;lini gizlemeye çalıştı. Bu rüy226;dan sonra, Arabistan seferinin hazırlıklarına başlayıp, bütün tedbirlerini alıp, her türlü harp ted226;rikini temin ettikten sonra sefere karar verdi. Meşhur t226;rihçi Solakz226;de, bu konuda diyor ki: "P226;diş226;ha dahi o gece rüy226;sında, Hasan isminde bir şahıs v226;sıtasıyla kendisine bir hizmetin görülmesi tebliğ olunacağı haber verilmişti."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
devamı
Mısır'ın fetholunduğu günlerdi. Bir sabah, Yavuz Sultan Sel238;m Han, Hasan Can'a şöyle buyurdu: "Bu gece rüy226;da Muhammed Bedahş238;'yi gördüm. Yolculuk hazırlığında olup, bir beyaz kepenek giymiş, üstüne de bir ip kuşak bağlamıştı. Bu halde gelip, yolculuğa çıkacağını söyleyip bizimle ved226;laştı." P226;diş226;h bu sözleri söyler söylemez Hasan Can gençlik atılganlığı ile hemen rüy226;yı t226;bire girişti ve; "Vel238;lerin görünüşte çıkacakları yolculuk, 226;hiret seferi olmak gerektir. Eğer vef226;t etmemiş ise, yakında vef226;t edeceklerine iş226;rettir." dedi. Sultan Sel238;m Hanın bu cev226;ba c226;nı sıkıldı ve; "Rüy226;nın gerçekleşmesinin yormaya da bağlı olduğunu bilmez misin? Eğer 350eyhe bir hal olursa senin yorumuna bağlarız. Cez226;landırılmayı hak eyledin." dedi. Bu sözler üzerine Hasan Can rüy226;yı o şekilde t226;bir ettiğine çok üzüldü ve pişmanlık duydu.

Çok geçmeden Muhammed Bedahş238;'nin ölüm döşeğinde 350am'ın ileri gelenlerini toplayıp; Yavuz Sultan Sel238;m Hanın Allahü te226;l226; katında övülmüş olduğunu haber vererek, Arab diy226;rının fethiyle Hak te226;l226; katından vaz238;felendirildiğini, bilcümle evliy226;nın onun yardımcısı olduğunu bildirdi. Orada hazır olanlara ve olmayanlara, Sult226;nın emirlerine saygılı olmalarını tavsiye etmiş ve ayrıca; "Harameyn-i muhteremeyne (Mekke-i mükerreme ve Med238;ne-i münevvereye) hizmetleri ile başlara t226;c olan Sult226;na benden du226; ve sel226;mlarımı ve muhabbetlerimi iletirken, düny226;dan da sefer ettiğimi bildirin." diye vasiyette bulunmuştu. 350am v226;lisi derhal durumu Sultanın kapısına duyurdu.

Bu sırada Sult226;nın yanında hocası Hal238;m238; Çelebi Efendi ile Hasan Can bulunuyordu. Sultan hocasına dönerek; "350öyle bir rüy226; görmüştüm. Hasan Can da böyle yorumlamıştı. Çoğunlukla rüy226;nın gerçekleşmesi t226;birin şekline bağlıdır. 350imdi o vel238; z226;t, vef226;t etmiştir. Böyle olması t226;birden ileri gelmiştir. Siz hakem olun. Bu yönden cez226;landırılmaya hak kazanmadı mı? Bu şekilde t226;birin cez226;sı dayak değil mi?" dedi. Hal238;m238; Efendi ise Hasan Can'a bakıp; "Senden böyle acemi davranış beklemezdim. Atılganlık etmişsin." deyince,Hasan Can utancından başını öne eğip dedi ki: "Vef226;t günü ile rüy226;nın görüldüğü t226;rih tesbit edilsin. Eğer rüy226; daha önce ise ferm226;n devletlü P226;diş226;hımındır. Eğer iş aksi ise, gerçek budur ki, cez226;sı c226;ize, hediye ihs226;nıdır." Hal238;m238; Efendi bu sözleri doğru bulup, dedi ki: "HasanCan kulunuzun görüşü akla uygundur. Gerçekte de değerli katınızda hoş karşılanmalıdır." Başlara t226;c olan P226;diş226;h bundan sonra 350am'dan gelen mektubu gösterdi. Gördüğü rüy226;nın, Muhammed Bedahş238;'nin vef226;t ettiği geceye rastladığı meydana çıkınca, Hasan Can'a kıymetli bir hil'at, elbise ile, tam ayar iki yüz d238;n226;r altın ihs226;n buyurdu. Bunca lütfu Muhammed Bedahş238;'nin ker226;meti eseri bilen Hasan Can, şeyhin az238;z r251;huna du226;lar eyledi.

Hasan Can, Yavuz SultanSel238;m'in vef226;tını şöyle anlatmaktadır: "Sultan-ı Arab ve Acem, 1520 350226;b226;n ayında eski saltanat merkeziEdirne'ye gitmeyi kararlaştırıp, vezirler ve d238;v226;n erk226;nını önceden, ordu-yı hüm226;y251;na l226;zım olan pekçok ağırlıklar ve haz238;ne-i 226;mire ile yola çıkardılar. Ferhad Paşayı, ber226;ber gitmek üzere alıkoydular. Hareketten evvel, bir gün oturdukları köşkten çıkıp, sarayın eteğindeki bahçeye yürüyerek indiler. Gezintileri sırasında bir yokuşa çıkarken, ol d238;n-i İsl226;mın koruyucusu, sırtlarında hissettikleri bir acıdan rahatsız olup, bu zavallı hizmetçilerine hit226;b ederek; "Arkama g251;y226; bir diken batıp acıtır." buyurdular. Bu hak238;r dah238;: "Herh226;lde bahçedeki ağaçlardan düşüp gömleğe takılmış olmalı. Ferman buyurulursa görülsün." dedim. Buyurdular ki: "C226;izdir." O anda iskemleci, taşımakta olduğu yaldızlı kürsüyü getirdi. Sel238;m H226;n da, kürsü üzerine oturdu. Müb226;rek yakalarından elimi sokup her ne kadar araştırdımsa da, bir şey bulamadım. Müb226;rek arkaları g226;yet kıllı olduğu için, elimi sürmekle bir şey hissedemedim. Ayağa kalkıp bir miktar gittikten sonra, acıdan şik226;yetlerini tekrarladılar. Bu kere düğmelerini açıp baktım. Kılların arasından birdenbire gördüm ki, bir kıl başı kadar yer ağarıp, etr226;fı kırmızı olmuş. Üzerine dokununca; "İşte oldur." dediler. "Ne mak251;le nesnedir?" diye su226;l buyurdukta, bey226;n ettim. Buyurdular ki: "Bir parça sık!" Ben dah238; şeh226;det ve orta parmaklarımla kenarından yokladım. Parmaklarımın arası sertleşmiş büyük bir gudde ile doldu. İr226;demi kaybedip; "Sa226;detl251; P226;diş226;hım, bu büyük bir çıbandır. Henüz hamdır, olmadıkça zedelemek c226;iz değildir. Bir mün226;sip merhem koymak gerektir." dedim.

Meğer bu h226;diseden üç gün önce, bu bendelerinin, çıban eleminden rahatsız olup arka arkaya üç gün kendilerine hizmet şerefinden mahrum olduğum h226;tır-ı şer238;flerinde kalmış imiş. Bu sözlerime karşı lat238;fe olmak üzere: "Biz çelebi değiliz ki, bir küçük çıbandan ötürü cerrahlara mür226;caat edelim." dediler. Bu h226;lle Kasr-ı sa226;dete çıktılar. Ol geceyi acı ve ıstırap ile geçirdiler. Ertesi gün çıbanın olgunlaşması için hamama gittiler. Bu bendelerinin hazır bulunmadığını fırsat bilip, kendi tell226;kları olan Hasan adındaki hizmetçilerine iyice sıktırıp, çıbanı zedelemişler. Hamamdan geldikte ayaklarına kapandım. "Hasan Can, sözünle amel etmedik amma, kendimizi hel226;k ettik." buyurdular. M226;cer226;yı etraflıca anlatınca, aklım başımdan gitti. Zaman geçtikçe ol sert madde azıtıp, taştıkça taştı. P226;diş226;h, Edirne'ye gitmeye karar verdiğinden, geri bırakılmayıp, 350226;b226;n ayının ikinci günü Edirne'ye doğru yola çıktılar. Hastalığı gitgide şiddetlendi, ilaç kab251;l etmez bir h226;l aldı.

Çorlu yakınında Sırt köyü denilen yere inildi. Buraya indiklerinde, çıban öyle bir h226;l aldı ki, akıntısını vüc251;dundan def etmeye Sult226;nın iktid226;rı kalmadı. Ç226;resiz, o yerde ik226;met ve karar ihtiyar buyuruldu. Ve daha önce Edirne'ye varan erk226;ndan Vez238;r-i 226;zam P238;r238; Paşa ve Mustafa Paşa ve Beylerbeyi Ahmed Paşa, ordu-yı hüm226;y251;na d226;vet olundular. Bunlar gelince askerin içine bir şüphe düşmesin diye, işlerin 238;c226;bına göre d238;v226;n toplanıp, mansıplar dağıttılar ve terfi-i mer226;tib eylediler ve neş'eli görünerek, gizli kederlerini belli etmediler. Ve iki ay müddet, acılar içinde vakit geçirdiler.

Bu sırada asker arasında binbir türlü haber ş226;yi' olup, yersiz birtakım hareketler olacağı al226;metleri belirince, vez238;rler bana haber gönderip, Sultan için nasıl bir ç226;re gerektiği sorulunca, ben de; askerin müb226;rek yüzlerini görmeye hasret kaldıklarını kendilerine arz edip, yalvarıp, yakararak otağ-ı hüm226;y251;nun önüne çıkmalarını sağladım. Orada bir mikt226;r vekar içinde durup yüzünü gösterdikten ve sip226;hilerin hatırlarına düşen tereddüdü iz226;le ettikten sonra, geri dönerek yerlerine avdet buyurdular. Ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşayı, sır saklamaya iktid226;rı olmadığı için Edirne muh226;fızlığı beh226;nesiyle o tarafa yolladılar. Çıbana hiçbir il226;ç ve ihtim226;m k226;r etmediğinden, aynı sene 350evv226;lin dokuzuncu gecesinde r251;hunu teslim edip, bu elemli düny226;dan Cennet bahçelerine doğru uçup gittiler.

Hastalığı sırasında ona hizmet etmek şerefinden bir an mahr251;m olmadım. Geceleri sabahlara kadar, mum gibi için için yanarak karşılarında dururdum. Bir hizmeti olmadığı zaman, emr-i 226;lileri ile döşekleri yanında otururdum. K226;h müb226;rek elleri elimde, k226;h as238;l ayakları dizimde idi. Cerrahlar il226;ca giriştikleri sırada, k226;h omuzuma dayanır, k226;h cerrahların yaptıklarına bakmaya memur eder, ancak bana 238;tim226;d buyururlardı.

Vef226;tında Kur'226;n-ı ker238;m okumak ve Kelime-i şeh226;deti telkinde bulunmak vaz238;fesini yalnız ben gördüm. Son nefesine kadar bir an yanından ayrılmadım. Hatt226; son nefesini vereceği sırada, bu hak238;re hit226;b edip buyurdular ki: "Hasan Can, bu ne h226;ldir?" Ben hizmetçileri dah238; dedim ki: "Sult226;nım, Allahü te226;l226; ile olacak zamandır." Buyurdular ki: "Bizi bunca zamandan beri kimin ile bilirdin? Cen226;b-ı Hakk'a teveccühümüzde kus251;r mu gördün?" Ben dah238; dedim ki: "H226;ş226; ki, bir zaman Allahü te226;l226;nın adını anmayı unuttuğunuzu görmüş olam. L226;kin bu zaman başka zamanlara benzemediği için, ihtiy226;ten söylemeye ces226;ret eyledim."

Kısa bir an geçtikten sonra; "Y226;s238;n s251;resini oku!" diye ferm226;n buyurdular. Emr-i hüm226;y251;nları gereğince, Y226;s238;n s251;resini hatmettim. Benimle ber226;ber okudular. İkinci def226; okurken; "Sel226;mün kavlen min Rabbirrah238;m" 226;yetine geldiğim zaman gördüm ki, müb226;rek dudakları bu 226;yet-i ker238;meyi oku***** hareket eder ve o anda, önce sağ şeh226;det parmağını kaldırıp diğer müb226;rek parmaklarını sıkıp temiz r251;hunu teslim etti.

Eli elimdeydi. Müb226;rek bileğini tutmuş, nabzını dinliyordum. Nabzın durduğunu hissedince, o anda l226;zım olan hizmetleri yerine getirmek üzere ayağa kalktım. Hekimbaşı Ah238; Çelebi oradaydı. Benim yaptığıma bakıyordu. Ayağa kalktığımı görünce: "Henüz hayat b226;kidir. Ne için ayağa kalkarsınız?" diye beni oturtmaya kalkınca; "Bu eşiğe alnımı koyduğum andan bu 226;na kadar vel238; n238;metimin hizmetinden bir lahza yüz çevirmemişim. Bu sıralarda yapılacak iş budur. Tab238;blik etmenin zam226;nı geçti ve asıl cevher kaybolup gitti." dedim. Gerekli hizmetleri yerine getirdim."

K226;n251;n238; Sultan Süleym226;n döneminde Enderunda çeşitli dersler veren Hasan Can, 1567 (H.974) senesinde Bursa'da vef226;t etti. Kabri, Çelebi Sultan Mehmed türbesi önündedir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
HASAN EBÛ HAL194;VE EL-GAZZÎ

Kudüs'te yetişen evliy226;dan. İsmi Hasan, künyesi Eb251; Hal226;ve el-Gazz238;'dir. Gazze'de doğdu. Doğum t226;rihi kesin olarak bilinmemektedir. 1892 (H.1310) senesi öncesinde Kudüs'te vef226;t etti.

C226;miu Ker226;m226;t-il-Evliy226; kitabının s226;hibi büyük 226;lim Y251;suf Nebh226;n238; hazretleri anlatır: "O, Kudüs'te ik226;met eden müb226;rek bir z226;t idi. 1887 senesinden 238;tib226;ren kendisiyle birçok def226;lar görüşmelerim oldu. O zamanlar ben, Kudüs'te cez226; mahkemesi reisi idim. Hasan Eb251; Hal226;ve hazretleri Mescid-i Aks226; civ226;rındaki medresenin bir odasında kalırdı. Oturak olduğu için bir yere gidemez, namazlarını bile 238;m226; ile kılardı. O, bir gün bana; "Yedi sene kadar oluyor hep bu hal üzereyim. Bu h226;lime sebeb şu h226;disedir ve ben bunu biliyorum. Bir gün Allahü te226;l226;nın bir vel238;si yanıma gelmişti. 350urada durdu. 350u odanın kapısına iş226;ret ederek bana; "Burada otur ve şu kapıdan dışarı çıkma." dedi. O anda ben buraya oturtuldum ve bu hal üzere kaldım." Evliy226;nın sebebini ancak kendilerinin bildiği böyle tasarrufları çoktur."

Hasan Eb251; Hal226;ve hazretleri Kudüs'teki evliy226;nın büyüklerindendi. Çok ker226;metleri görüldü. Kaldığı yer, ziy226;retçiler ve sevenleri ile dolup taşardı. Gelenlerden her biri derdini anlatır, şik226;yetini söyler, düny226; ve 226;hiret mur226;dını ister, o da du226; edince hemen arzuları hallolurdu. Hasan Eb251; Hal226;ve'nin du226;sıyla birçok hastalar şif226; bulup, sıhhate kavuştu.

Y251;suf Nebh226;n238; hazretleri anlatır: "HasanEb251; Hal226;ve hazretleri bana hus251;s238; ilgi ve al226;ka gösterirdi. Birçok kimse gibi ben de bir derdimi kendisine anlattım. Kudüs'teki vaz238;femden memnun değildim. Bunun üzerine bana o bulunduğum vaz238;feden daha üstün bir vaz238;fe ile bir başka yere naklimin yapılacağını müjdeledi ve; "Bu gece uyumadan önce; "Y226; N251;r! Y226; N251;r!" diye çok oku ve uyuyuncaya kadar dev226;m et. Rüy226;nda bak ne göreceksin." buyurdu. Ben de buyurduğu gibi yaptım. Rüy226;mda başıma taşıdığım sarıktan daha büyük bir sarık konuldu. Aradan çok geçmeden Beyrut Mahkeme Reisliğine t226;yinim çıktı. Bu, HasanEb251; Hal226;ve hazretlerinin bir ker226;meti idi. O z226;t bana b226;zı sıkıntı ve dertlerin il226;cı olan şeylere d226;ir du226;lar öğretti. Birçok def226; bu du226;ları tecrübe edip sıkıntılardan kurtuldum. Bu du226;lar; "Allahümme salli al226; seyyidin226; Muhammedin el-Hab238;b el-Mahb251;b 350226;fil ilel ve Müferric-ül Kür251;b." Hasan Eb251; Hal226;ve hazretleri benim hocalarımdandı. K226;dir238; tar238;katına d226;ir bana ic226;zet, diploma verdi."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
HASAN HİLMİ EFENDİ

On dokuzuncu yüzyıl Anadolu vel238;lerinden. İsmi Hasan Hilmi olup, babasıAbdullahÜmm238;, dedesi Hasan Efendidir. 1825(H.1240) senesinde Kastamonu iline bağlı Azdavay ilçesinde doğdu. 1911 (H.1329) senesinde İstanbul'da vef226;t etti. Kabri, Süleym226;niye C226;mii bahçesindedir.

Ümm238; y226;ni okuma yazma bilmemesine rağmen gönül ehli vel238; bir z226;tın oğlu olan Hasan Hilmi Efendi, Kur'226;n-ı ker238;m okumayı, sarf, nahiv ve temel d238;n238; bilgileri memleketinin 226;limlerinden öğrendi. Ümm238; Abdullah Efendi oğlunu daha fazla ilim tahs238;l etmesi için İstanbul'a gönderdi. Mahm251;d Paşa Medresesine yerleşen HasanHilmi Efendi, fıkıh, tefs238;r, had238;s ve diğer ilimleri Nevşehirli Büyük Ahmed H226;zım Efendi ile Küçük Ahmed H226;zım Efendilerden okudu. Her iki hocası da ona ic226;zet verdiler. Bu sırada Ahmed bin Süleym226;n Erv226;d238;'nin İstanbul'a gelip Ayasofya C226;miinde iki sene okuttuğu had238;s derslerine Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238; ile birlikte dev226;m etti.

Hasan Hilmi Efendi, B226;b-ı 226;l238; karşısındaki F226;tıma SultanC226;mii müezzinliğine t226;lib oldu. Dersleri-

ne dev226;m ettiği medreseye de yakın olan bu c226;miyi kısa zamanda t226;mir ettirdi. Önceden pek cem226;ati bulunmayan bu c226;minin cem226;ati fazlalaştı. Genç yaşta gönüllü olarak t226;lib olduğu bu c226;minin baş müezzinliğine getirildi.

Bir Cum226; günü cem226;attan yaşlı bir z226;t, Hasan Hilmi Efendiye, Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238;'yi kasdederek; "Nerededir oğlum o p238;r-i za238;f?" diye sordu. Hasan HilmiEfendi; "Derg226;ha gitti biraz sonra gelir." cevabını verdi. Bu konuşmanın bitimini müte226;kip Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238; geldi. Yaşlı z226;t ona dönüp; "Hazret!O derg226;h nerededir? Bize göster. Gittiğin doğru yola biz de gitmek isteriz." deyince, Gümüşh226;nev238;; "Benim esas hocam ve feyiz pınarım burada değiller. Burada sohbet şeyhim Abdülfett226;h-ı Akr238; hazretleri var. O da nisbetini hocamın şeyhinden almıştır. Sizleri kendilerine takdim ve teslim edeyim." buyurdu. Sonra hep birlikte Abdülfett226;h Efendinin huz251;r-ı 226;l238;lerine çıkıp, ona talebe oldular. Böylece ilk olarakAbdülfett226;h-ı Akr238; hazretlerine talebe olan Hasan Hilmi Efendi, ondan feyz aldı. Sohbetlerinde bulunup tasavvuf yolunda ilerledi. Abdülfett226;h-ı Akr238; hazretlerinin vef226;tı üzerine Ahmed bin Süleym226;n el-Erv226;d238;'nin irş226;d, insanlara doğru yolu anlatma izni verdiği Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238;'ye bağlandı. Tasavvuf yolundaki ilerlemesini onun hizmet ve sohbetinde tamamladı. Tasavvuf yolunda olgunlaşıp insanlara İsl226;miyetin emir ve yasaklarını anlatma vakti gelince; "Henüz gerekli olgunluğa kavuşmadığı ve hil226;fete hak kazanmadığı" düşüncesiyle bir müddet Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238;'nin gözü önünden kaybolarak gizlenmeye çalıştı. Bu sırada karşılaştığı ve kendileri ile sohbet ettiği 226;lim ve vel238; z226;tlar onun yanlış hareket ettiği, bu takdirin kendine değil, hocasına 226;id olduğunu bey226;n ettiler. Gafletten kurtularak, hocasına dönmesini ve ona teslim olmasını tavsiye ettiler. Yaptıklarına pişman olan Hasan Hilmi Efendi, hocasının hizmetine dev226;m etti ve olgunluğa ulaştı. Hocası ona ic226;zet ve hil226;fet verdi.

Hasan Hilmi Efendi 1863 senesinde hocası Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238; ile birlikte Hicaz'a giderek hac vaz238;fesini yerine getirdi ve sevgili Peygamberimizin kabr-i şer238;flerini ziy226;ret etti. Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238;'nin ikinci haccı ve üç yıl müddetle Mısır'da kaldığı sırada hem en kıdemli hal238;fesi hem de sırdaşı olarak Hasan Hilmi Efendiyi yerine vekil t226;yin etti. İstanbul'da hocasının talebelerine ders verdi ve insanlara İsl226;miyetin emir ve yasaklarını anlatarak, düny226;da ve 226;hirette sa226;dete kavuşmaları için gayret etti.

Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238; Mısır dönüşünde talebelerini birbirlerine muhabbetle bağlı görünce hepsini toplayıp; "Ey Hasan Hilmi Efendi! Ey 350er238;f! Sizde let226;fet dolu feyz gördüğümden bütün kardeşlerimi sana ısmarladım." diyerek Hasan Hilmi Efendiye verilen hil226;fetin vek226;letten, as226;lete döndürüldüğünü il226;n etti.

Hasan Hilmi Efendi hocasının izni ile bir müddet Geyve'ye insanlara İsl226;miyetin emir ve yasaklarını anlatmak üzere gitti. Burada bir medrese inş226; ettirerek had238;s okuttu. Medresenin yanında yaptırdığı derg226;hta, insanlara Allahü te226;l226;nın rız226;sına ulaştıran yolun esaslarını anlattı. Ancak hocası Gümüşh226;nev238; hazretleri ihtiyarlığı ve zayıflığı sebebiyle vaz238;fesini yürütmekte güçlük çektiği için, Hasan Hilmi Efendiyi İstanbul'a d226;vet etti. Derg226;hını ona teslim etti. Talebelerine de kendi yerini HasanHilmi Efendiye bıraktığını bildirerek ona teslim ve t226;bi olmalarını istedi. Hasan Hilmi Efendi hocasının vekili olarak irş226;d hizmetlerini yürütüp, Nakşibendiyye yolunun gereklerini yerine getirdi. Böylece daha hocasının sağlığında vaz238;fesini üstlenen HasanHilmi Efendi, 1893 (H.1311) senesinde Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238;'nin vef226;tı üzerine bu vaz238;feyi asil olarak yürütmeye başladı.

Hocasının vef226;tından sonra on sekiz yıl fiilen ders okutan, İsl226;miyetin emir ve yasaklarını anlatan Hasan Hilmi Efendi, derg226;hında had238;s öğretti. Senede iki def226; hatmetmeyi us251;l h226;line getirdiği R226;m251;zü'l-Eh226;dis kit226;bını okuttu. Onun sohbetinde ve ilim meclisinde, Mehmed Z226;hidKevser238; başta olmak üzere Ezineli Mehmed Hul251;s238; Efendi gibi yüzlerce z226;t yetişti. Yetiştirdiği talebelere ic226;zet verdi.

Hasan Hilmi Efendi 1896 (H.1314) senesinde yerine Safranbolulu İsm226;il Nec226;t238; Efendiyi vek238;l bırakarak hacca gitti. Mekke-i mükerremeye giderek hac vaz238;fesini yerine getirdi. Hac esn226;sında başka İsl226;m memleketlerinden gelen 226;lim ve vel238;lerle karşılaşıp sohbette bulundu. Sonra Med238;ne-i münevvereye giderekPeygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem kabr-i şer238;flerini ziy226;retle şereflendi. Burada kaldığı sırada Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238; hazretlerinin talebelerinden H226;fız Ahmed Ziy226;üdd238;n Efendiye mis226;fir oldu. On sekiz gün Peygamber efendimizin Ravza-i mütahherasında halvet ederek m226;nev238; feyzlerinden istif226;de etti.

Med238;ne-i münevverede bulunduğu sırada on beş bin kuruşu fakirlere ve ihtiyaç s226;hiplerine dağıttı. Böylece pekçok kimsenin de du226;sını aldı. Vaz238;felerini tamamladıktan sonra İstanbul'a döndü.

İstanbul'da bulunduğu sırada her gün derg226;hına gelen yüzlerce kimseye v226;z ve nasihat ederek onların kurtuluşları için çalıştı.

Hayatı boyunca elli altı hal238;fe yetiştiren Hasan Hilmi Efendi, ömrünün son zamanlarında irş226;d hizmetlerini y226;ni talebe yetiştirmek ve insanlara İsl226;miyeti anlatmak fa226;liyetlerini yerine getiremez duruma gelince, Ahmed Ziy226;üdd238;n Gümüşh226;nev238;'nin hal238;felerinden Safranbolulu İsm226;il Nec226;ti Efendiyi yerine vek238;l t226;yin etti.

Ömrünün son günlerinde derg226;ha gelemez oldu.Hastalanıp yatağa düştüğü zaman hiçbir şey yiyip içemez oldu. Bu hastalığı sırasında talebelerine yazdığı vasiyetini bildiren ve onların Safranbolulu Nec226;ti Efendiye t226;bi olmalarını isteyen k226;ğıdı verdi. Vef226;tından bir gün önce saat 10.00 civ226;rında hastalığın şiddetinden kapanan gözlerini açarak, hanımına abdest almak ve giyinmek istediğini iş226;ret etti.Abdest aldıktan sonra, hırkasını giyindi. Sonra secc226;desine kapanarak, artık bu f226;ni 226;lemde Allahü te226;l226;dan ayrılığın ateşine dayanamadığını bildirerek du226; ve niy226;zda bulundu. Bir saat öylece secc226;dede kaldı. Daha sonra yatağına yatırdılar. Bütün gece süren Rabbine kavuşma isteği zevkinin verdiği vecd ve dalgınlık h226;linin ardından sabaha doğru gözlerini açtı. Yanında bulunanların mahz251;n bakışları arasında; "Benim Rahmet-i Rahm226;na kavuşma vaktim geldi. Bu r251;h artık Rabb-i Mec238;d238;ne kavuşmayı diler." dedikten sonra derinden bir "Allah" dedi. 10 350ubat 1911 (H.24 Safer 1329) Perşembe günü İstanbul'da vef226;t etti.

Vef226;tına hal238;felerinden K226;tip MustafaFevz238; Efendi tarafından şu beytle t226;rih düşürüldü.

"194;h Cen226;b-ı Hilm-i kutb-i zem226;n
Oldu bugün M251;cib-i d226;vet-i Rahm226;n."

Hasan Hilmi Efendinin cen226;ze namazı talebeleri ve sevenleri tarafından kılındıktan sonra Süleym226;niyeC226;mii bahçesinde defnedildi. Kabri sevenleri tarafından ziy226;ret edilmektedir.

Ahl226;k bakımından çok mazbut, tev226;z251;da üstün derece s226;hibi ve cömert bir z226;t olan Hasan Hilmi Efendi, zühd, takv226; ve t226;atta parmakla gösterilebilecek durumdaydı. Kendisine hizmet edenlere sanki bir arkadaş ve talebelerine karşı can yoldaşı gibi sam238;m238; bir davranış içinde bulunurdu. Orta boylu, ak sakallı, açık kaşlı, el226; gözlü, çekme burunlu, n251;r226;n238; yüzlü bir z226;t idi. Açık renkli elbise giymeyi tercih ederdi.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 12:50 PM
HASAN HÜS194;MEDDÎN U350194;KÎ

Evliy226;nın büyüklerinden ve Uş226;k238;lik tar238;katının kurucusu. İsmi Hasan, lakabı Hüs226;medd238;n'dir. 1475 (H.880) senesinde Buh226;r226;'da doğdu. Soyu hazret-i Hüseyin'e ulaşır. Hacı Teberrük isminde bir tüccarın oğludur. Anadolu'ya gelip, Uşak'ta yerleştiği için "Uş226;k238;" denildi.

Hüs226;medd238;n Uş226;k238;, ilk tahs238;lini babasının nez226;ret ve him226;yesinde tamamladı. Babasının vef226;tı üzerine tic226;retle meşg251;l olmaya başladı. Üzüntü içinde uyuduğu bir gece, rüy226;sında ona; "Boş yere tic226;retin zahmetini çekmek, hak238;kat ehli için zarar ve ziy226;ndır. Arzun 226;hiret tic226;reti, y226;ni Allahü te226;l226;ya kavuşmak olsun. G226;yen sonsuz serm226;yeyi elde etmek ise, düny226; mallarından yüz çevirip, Anadolu'nun güzel şehirlerinden Uşak'ta oturan Seyyid Ahmed-i Semerkand238; hazretlerine varıp teslim ol. Uzlet köşesine çekilip, d226;im226; Rabbin ile bulun!" denildi. İşte bu m226;nev238; iş226;retten ve almış olduğu emirden sonra kendinde bir başkalık hisseden Hüs226;medd238;n Uş226;k238; hazretleri, bir an önce bu z226;ta kavuşmak arzusu ile yanıp tutuşmaya başladı. Babasından m238;r226;s kalan bütün mallarını, servetini ve kurulu tic226;ret düzenini kardeşi Mahm251;d Çelebi'ye bağışlayıp, kalbinden düny226; sevgisini uzaklaştırdı. Durmadan içini yakan aşk ateşinin tesiri ile, yaya olarak Buh226;r226;'dan ayrılıp yola çıktı. Aylarca süren zahmetli ve meş226;kkatli yolculuklardan sonra,Erzincan vil226;yetine geldi. O sırada Erzincan'da bulunan Seyyid Ahmed-i Semerkand238; hazretleri ile karşılaşıp ona bağlanarak, s226;dık bir talebesi oldu. Sonra hocası ile birlikte Uşak'a giderek oraya yerleşti. Hak238;k238; rehber olan bu büyük 226;lime bağlılığının kuvveti s226;yesinde kem226;le kavuşup, evliy226;lığın yüksek derecelerine ulaştı. Seyyid Em238;r Semerkand238; hazretleri, kısa zamanda evliy226;lık mak226;mına yükselen Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238;'ye, aldığı m226;nev238; emir üzerine hil226;fetn226;me verdi.

Hocası Seyyid Ahmed-i Semerkand238;'nin 226;hirete irtih226;linden sonra, onun yerine geçti ve talebe yetiştirmeye başladı. Kısa zamanda ismi güneş gibi parladı ve şöhreti çok uzaklara yayıldı. O sırada devrin p226;diş226;hı, Sultan İkinci Sel238;m H226;n idi. P226;diş226;hın iki oğlundan biri olan 350ehz226;de Mur226;d, Manisa'da v226;li idi. 350ehz226;de Mur226;d, Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238; hazretlerine, kendisinin sult226;n olup olmayacağını anlamak üzere, bir mektupla hizmetçisiniUşak'a gönderdi. Uşak'a varan haberci, doğruca Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238;'ye giderek, huzura kab251;l edilmesini ric226; etti. Huz251;ra kab251;l edilen haberci, daha mektubu Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238; hazretlerine vermeden ve ziy226;reti hakkında bir şey söylemeden, Uş226;k238; hazretleri ona; "Git! 350ehz226;deye söyle! Hemen İstanbul'a hareket etsin. Filan gün saltanat tahtına oturacaktır." dedi. Haberci, hemen Manisa'ya dönerek müjdeyi 350ehz226;de'ye bildirdi. 350ehz226;de Mur226;d, vakit geçirmeden İstanbul'a hareket etti. Balıkesir'e geldiğinde, Vez238;r-i 226;zam Sokullu Mehmed Paşa'nın gönderdiği elçilerle karşılaştı. Elçiler, Sadr226;zamın mektubunu 350ehz226;de'ye verdiler. Mektubu okuyan 350ehz226;de, bu mektuptan babası Sultan İkinci Sel238;m'in vef226;t ettiğini, Sadr226;zamın ölüm haberini halktan sakladığını ve kendisini tahta çıkarmak üzere d226;vet ettiğini öğrendi. İstanbul'a giderek, Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238;'nin haber verdiği zamanda, Sultan Üçüncü Mur226;d H226;n n226;mıyla tahta geçti.

Bu h226;diseden sonra, Sultan Mur226;d H226;nın Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238; hazretlerine karşı sevgi ve hürmeti çoğaldı. Onun k226;mil bir z226;t olduğuna güveni bir kat daha ziy226;deleşti ve kendisini İstanbul'a d226;vet etti. Bunun üzerine Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238;, Uşak'tan ayrılıp, İstanbul'a geldiğinde; P226;diş226;h, erk226;nı ve büyük bir halk topluluğu tarafından hürmet ve t226;zim ile karşılandı. Aksaray civ226;rında oturması için Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238;'ye bir ev tahsis edildi. Bir müddet orada kalan Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238; hazretleri, P226;diş226;ha yakınlığından istif226;de etmek isteyenlerin verdiği sıkıntı yüzünden Uşak'a dönmeye karar verdi. Yol hazırlıklarının yapıldığını haber alan P226;diş226;h, bu büyük z226;tın İstanbul'da kalması için ric226;da bulundu. Uş226;k238; hazretleri, Sultan Üçüncü Mur226;d H226;nın ric226;sını kab251;l edip, İstanbul'da kalmağa karar verdi. P226;diş226;hın emriyle Kasımpaşa civ226;rında Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238;'nin adına bir derg226;h inş226; edildi. Burada uzun zaman kalarak, çok talebe yetiştirdi. Sohbetlerinde çok kimseler kem226;le geldi. Hil226;fet verdiği talebelerini Anadolu'nun çeşitli yerlerine, halka doğru yolu göstermeleri için gönderdi.

Hasan Uş226;k238; İstanbul'a geldiği zaman, evliy226;nın büyüklerinden Ümm238; Sin226;n hazretleriyle görüştü. Ümm238; Sin226;n ona Halvet238;lik tar238;katında hil226;fet verdi. 350eyh Ahmed-i Semerkand238; ise, ona "Kübreviyye" ve "N251;r-i Bahriyye" yolunun hil226;fetini vermişti. Hüs226;medd238;n Uş226;k238; de bu yolları birleştirerek Uş226;k238;lik tar238;katını kurdu.

350öyle anlatılır: "İnsanların kalabalığından rahatsız olanHüs226;medd238;n Uş226;k238;, P226;diş226;htan hacca gitmek ve Res251;lullah efendimizi ziy226;ret etmek için izin istedi. P226;diş226;h kendisine izin verdi. Sefere çıkmadan önce, oğlu Mustafa Efendiye hanımının h226;mile olduğunu söyleyerek; "Bizim bu f226;n238; 226;lemi terketmemiz yakındır. O sa226;detli oğlumun ismini Abdürrah238;m koy ve kendisinin ilim ve terbiyesi ile meşg251;l ol." diye vasiyette bulundu.

Hüs226;medd238;n Uş226;k238;, hac far238;zasını yerine getirip geri dönerken, Konya'da rahatsızlandı ve 1594 (H.1003) senesinde orada vef226;t etti.Cen226;ze namazı Konya'da kılındı. Vasiyeti üzerine İstanbul'a götürülmek üzere yola çıkarıldı. Konya v226;lisi, yola çıkmadan önce Hüs226;medd238;n Uş226;k238;'nin cesedinin kokmaması için il226;çlatmak istedi. Fakat oğulları ve talebeleri buna karşı çıkarak, Uş226;k238; hazretlerinin kokmıyacağını söylediler ve il226;çlatmadılar. Müb226;rek bedeni, hiç kokmadan İstanbul'a getirildi şimdiki kabrinin bulunduğu yere defnedildi.

350öyle anlatılır: "Kasımpaşa'da, Uş226;k238; hazretlerinin derg226;hı yakınlarında Ali Efendi isminde bir z226;t vardı. Ali Efendi misk satıcısı idi. Bir şey tartarken, hak geçmesin diye çok dikkat ederdi. Ali Efendi, hac far238;zasını yerine getirmek için Mekke-i mükerremeye gitmişti.Hacı olduktan sonra,Res251;l-i ekremin kabr-i şer238;fini ziy226;ret için Med238;ne-i münevvereye gitmek istedi. Fakat ayaklarındaki bir hastalıktan dolayı gidemedi. Bu duruma çok üzüldü. Bir gece rüy226;sındaPeygamber efendimizi gördü.Peygamber efendimiz ona; "Ağlama! Kasımpaşa'da evl226;dım Hüs226;medd238;n-i Uş226;k238;'nin kabrini ziy226;ret et, onu ziy226;ret etmek, beni ziy226;ret gibidir." buyurdu. Sonra İstanbul'a dönen Ali Efendi, hergün işe giderken Uş226;k238; hazretlerinin kabrini ziy226;ret etmeği kendisine vazife ve 226;det edinmişti. Vef226;t ederken bunu çocuklarına vasiyet etti."

Hüs226;medd238;n Uş226;k238;, çeşitli eserler yazdı. Bunlardan b226;zıları şunlardır: 1) Evr226;d-ı Keb238;r, 2) Hizb-üt-Tesb238;h, 3) Ahz226;b-ı Usb251;iye, 4) 350erhu Virdi Sett226;r.

MAHZURU İZ194;LE EDİNİZ

Bir zelzele yüzünden Hüs226;medd238;n Uş226;k238;'nin türbe ve derg226;hı har226;b olmuş ve çökmüştü. Kabir, sokak zemininden çok aşağı kaymıştı. Yağmur suları kabre doluyordu. Zam226;nın P226;diş226;hı Sultan İkinci Abdülham238;d H226;n bir gece rüy226;sında onu gördü. Uş226;k238; hazretleri sult226;na; "Kabrimdeki mahzuru iz226;le ediniz." dedi. Sultan uyanınca, hemen yakını Hacı Ali Paşayı huz251;runa çağırıp, rüy226;sını anlattı. SultanAbdülham238;d H226;n, derg226;hın yerini bilmiyordu. Hacı Ali Paşaya derg226;hın ve türbenin yerini bulmasını söyledi. Hacı Ali Paşa, Kasımpaşa'da derg226;hın ve türbenin yerini araştırarak, buldu. Derg226;hın zelzeleden ve su baskınından sonra yıkık ve dökük bir h226;lde olduğunu sult226;na bildirdi. Sult226;nın emri ile, derg226;h ve türbe yeniden yaptırılarak şimdikii h226;line getirildi.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:47 PM
HASAN SEKR DIMA350KÎ

350am'da yetişen evliy226;dan. İsmi Hasan Sekr Dımaşk238;'dir. 350am'da doğdu. Doğum t226;rihi bilinmemektedir. 1889 (H.1307) senesi Dımaşk'ta vef226;t etti. Dahdah kabristanlığına defnedildi.

Hasan Sekr Dımaşk238;, evliy226;nın büyüklerinden 350eyh Zeyd C226;fer238;'nin sohbetlerinde kem226;le geldi. İlim, edep ve güzel haller s226;hibi bir z226;t idi. Ker226;metleri görüldü. Kimseye kızmaz, herkese yumuşak mu226;melede bulunurdu.

Dımaşk'ta bir kısım insanlar onun ker226;met s226;hibi bir vel238; olduğuna inanmazlardı. Bir gün onu kır gezintisine çağırdılar. Hasan Sekr de onların d226;vetini kab251;l etti ve ber226;berce kırlara çıktılar. Bir müddet gezintiden sonra bir yere oturdular. İçlerinden Muhyidd238;n Eb251; Lübde kendisinden mutlaka bir ker226;met göstermesini ric226; etti. Hasan Sekr hazretleri de bu arzu üzerine; "Bana yüz kadar h226;lis olmayan gümüş parçacıklarından getiriniz." buyurdu. Hemen o küçük karışık parçalardan bulup verdiler. Hasan Sekr Dımaşk238; hazretleri besmele çekip o parçaları ağzına attı ve yuttu. Daha sonra oturdu. Ayağa kalktığında paltosu altından yüz kadar h226;lis altın lirası çıktı. Bu h226;le herkes şaştı. Altınları Muhyidd238;n Eb251; Lübde aldı. Oradakiler hep birlikte Hasan Sekr Dımaşk238;'den özür dileyip onun büyük bir vel238; olduğunu söylediler. Muhyidd238;n Eb251; Lübde aldığı o altınlarla tic226;ret yapıp 350am bölgesinin en zenginlerinden oldu.

Talebesi el-H226;c Ahmed Hamev238; anlatır: Otuz sene içinde hocamın birçok ker226;metlerini gördüm. İçlerinden benimle al226;kalı bir ker226;meti de şu idi: "Hanımım doğum yaptı. Bir erkek evl226;dım oldu. Ama çok geçmeden oğlum öldü. Annesi büyük bir üzüntü içerisinde ağlamaya başladı. Bu durumu hocam Hasan Sekr Dımaşk238; hazretleri öğrenince bize geldi ve ölen çocuğuma dokunup; "Hayır o ölmedi yaşayacak!" buyurdu. O esn226;da çocuk ağlamaya başladı. Allahü te226;l226; onun bereketine oğluma hayat vermişti. Oğlum, hocamın vef226;tına kadar yaşadı. Hocamın vef226;tından sonra o da vef226;t etti."

Yine Ahmed Hamev238; anlatır: "Hocamın ihtiy226;cı olan şeyleri alır, getirirdim. Hocam bana para vereceğinde elini duvarlardan birine uzatır. O sırada eline paralar dolar, o da bana verirdi. Bu h226;le def226;larca ş226;hid oldum."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:47 PM
HASAN SEZ194;Î

İsl226;m 226;limlerinden ve evliy226;nın büyüklerinden. İsmiHasan bin Ali, mahlası Sez226;238;'dir. Tasavvufta Gülşen238; yoluna mens251;b idi. 1669 (H.1080) yılında Gördes'de doğdu. 350ehrin bugünkü adı Korent olup, Yunanistan sınırları içinde kalmıştır. 1738 (H.1151) senesinde Edirne'de vef226;t etti.Kendi ismi ile anılan derg226;hının bahçesinde defnedildi.

Hasan Sez226;238;, on sekiz yaşına kadar doğum yeri olan Gördes'te kaldı. 1687 senesinde Venedikliler o beldeyi istil226; edince, gemi ile Gördes'ten İstanbul'a geldi. Yolculuk esn226;sında, Halvetiyye yolunun büyüklerinden biri ile tanışıp sohbetinde bulundu. Hasan Sez226;238;, genç ve yakışıklı olmakla, z226;hir238; güzelliğe s226;hib olduğu gibi, edeb ve ahl226;kının fevkal226;de olması ve çok iyi terbiye edilmesiyle b226;tın238; güzelliğe, kalb ve r251;h temizliğine s226;hib idi. Anlayış ve istid226;dının pekçok olması, ilerde yüksek ilm238; mertebelere yükseleceğini gösteriyordu.

İstanbul'dan Edirne'ye geçen HasanSez226;238; bir taraftan oradaki 226;limlerden z226;hir238; ilimleri tahs238;l ederken, diğer yandan kendisini tasavvuf yolunda yetiştirip, m226;nev238; terbiye verecek bir rehber aradı. Gemi yolculuğu esn226;sında tanıştığı z226;tın tesiri ve gördüğü bir rüy226;daki iş226;ret üzerine, 194;şık M251;s226; Derg226;hında bulunan 350eyh Muhammed Sırr238; Efendiye talebe olup bir müddet hizmetinde bulundu. Muhammed Sırr238;'nin vef226;tından sonra onun vek238;li olup, yerine geçen Muhammed La'l238; Fen226;238; Efendiye bağlandı. Muhammed La'l238; Efendi aslenKastamonulu olup, Edirne'de 350eyh 350üc226;' Z226;viyesinde talebe yetiştirmekle meşg251;l idi. Hasan Sez226;238;'ye derg226;hın vakıflarının ic226;rlarını toplamak vazifesi verildi. Bunun için Sez226;238;'ye; C226;b238; Dede Efendi de denilmiştir. Hasan Sez226;238; ondan mezun olup, Gülşen238; Veli DedeDerg226;hının şeyhi oldu. Buradaki vazifesi altı ayı dolunca, hocası Muhammed La'l238;'nin hal238;fesi olan Muhammed Hamdi Efendi vef226;t etti. Bunun üzerine Sez226;238; onun yerine geçti.

Hasan Sez226;238; Efendi bir gün talebeleriyle sohbet ederken kalp gözüyle hocası La'l238; Efendinin vef226;t ettiğini anlayıp, şiddetli üzüntüye kapıldı ve kendinden geçerek yere düştü. Bu esn226;da bir dişi kırıldı ve bu dişi bir tahtaya saplandı. Günümüzde de bu dişi, mihr226;bın sağ tarafında bulunmakta ve ziy226;ret edenler tarafından görülmektedir.

Hasan Sez226;238; Efendi bir araİstanbul'a gelmişti. Daha önce Edirne'de iken ismi her tarafta duyulmuş olduğundan, İstanbul'a gelince, birçok kimse onu görmek arzusu ile bulunduğu yere akın etti. Fakat o, tev226;zusunun çokluğundan, g226;yet s226;kin idi. Böyle gelip sohbette bulunanlardan b226;zılarının kalbine, HasanSez226;238;'yi tahmin ettikleri gibi bulamama düşüncesi geldi. O gece bu kimselerin herbiri, rüy226;larında, Res251;lullah efendimizi ziy226;ret için Med238;ne-i münevvereye gittiklerini, fakat kapıda HasanSez226;238;'nin bulunduğunu ve huz251;r-ı se226;dete girebilmek için onun yardımı gerektiğini gördüler. Ertesi gün rüy226;larını birbirine anlattıklarında, hepsinin aynı rüy226;yı gördükleri anlaşıldı. BöyleceHasan Sez226;238; hazretlerinin, Res251;lullah efendimizin v226;risi olan büyük 226;limlerden olduğunu yak238;nen anladılar.

Hasan Sez226;238; hazretleri daha sonra Mısır'a gitti. K226;hire'de, Gülşen238; Derg226;hında vaz238;fe yapan İbr226;him Çelebi tarafından, Gülşen238; tar238;katinde ikinci p238;r olarak kab251;l edildi.

Hasan Sez226;238; Efendi, g226;yet kib226;r, as238;l ve heybet s226;hibi, iyi ahl226;klı, çok zek238; ve yakışıklı bir z226;t idi. Edirne'deki derg226;hında 53 sene talebe yetiştirdi. Talebelerinin sayısının beş yüz bini bulduğu ve bunların yiyip içmelerinin bizzat kendisi tarafından karşılandığı bilinmektedir. İlme çok hizmet etti.Derg226;hın yanında bir sebzeci dükkanı vardı. Bir gün talebeleri ile sohbet ederken o dükkana bakarak şu şiiri söyledi:

Derd ile d226;im yanmakta bu dil
Aşkın n226;rına olmuşlar fitil
Perv226;ne-sıfat olmaya v226;sıl
350em'-i cem226;le s251;zana geldik.

Cismimiz bunda, canımız onda,
Gevherimizin aslı ol k226;nda
Sez226;238;, şimdi biz bu dükkanda,
Biraz eylenip seyr226;ne geldik.

Talebeleri önce bu sözlerin hikmetini anlayamamışlardı. Ancak çok geçmeden dükkanın yeri satın alınarak derg226;ha il226;ve olundu ve Sez226;238; Efendi vef226;t edince o yere defnolundu. Yerine oğlu Muhammed S226;dık Efendi geçti. Bundan sonra gelen torunları da, asırlar boyunca ilme hizmet etmişler, Edirne'de ilim ve feyz kaynağı olmuşlardır.

Hasan Sez226;238; Efendinin menkıbe ve ker226;metleri pekçoktur.

Riv226;yet edilir ki: Zam226;nın Edirne v226;lisi, adamlarından ikisine birer kese altın vererek; "Gidiniz. Bunların birini Güzelcebaba'daki derg226;hın şeyhi Enis Dede'ye, diğerini de Bostanpazarı'ndaki Hasan Sez226;238;'ye veriniz." dedi. Vazifeliler Enis Dede'ye gelip parayı vermek istediklerinde, Enis Dede; "Evl226;dım, v226;li paşaya sel226;mlarımı söyleyiniz. Biz bir şeyimiz kalmadığı zaman s226;hib olduklarımıza bakarız ve Rabbimize şükrederek ne kadar çok nimete kavuştuğumuzu anlarız. Siz lütfen bunu muht226;c birine veriniz. O zaman ben de memnun olurum." dedi. Bunun üzerine oradan ayrılan vazifeliler Hasan Sez226;238;'nin derg226;hına doğru yola çıktılar.

Bu sırada Sez226;238; Efendi derg226;hının esnafa olan borçları birikmiş olduğundan, b226;zı esnaf, alacaklarını istemek üzere derg226;ha gelmişlerdi. HasanSez226;238; alacaklıları iltif226;t ile karşılı*****; "Buyurunuz. Lütfen oturunuz. Paranız gelmek üzeredir." dedi. Hasan Sez226;238;'nin yanında para olmadığını bilen talebeleri bu alacaklıların sıkıştırmasından, bu sebeple hocalarının zor durumda kalacağından dolayı üzgün idiler. Az sonra v226;linin adamları geldiler. Hasan Sez226;238; onları görünce; "Nerede kaldınız evl226;tlarım. Bizleri beklettiniz. 350u altınları verin de alacaklıların hesaplarını kapatalım. Kendilerini bekletmeyelim." dedi. Oradakiler Sez226;238; hazretlerinin bu ker226;meti karşısında şaşa kaldılar. Hepsi onun talebesi oldular.

Hasan Sez226;238; hazretlerinin hay226;tında çok ker226;metleri görüldüğü gibi vef226;tından sonra da böyle fevkal226;de h226;lleri, ker226;metleri çok görülmüştür. Vef226;tından yüz sene kadar sonra, Kabrini su basmıştı. Derg226;hın bulunduğu yerdeki c226;minin hat238;bi rüy226;da birkaç def226; 238;k226;z olundu. Bunun üzerine, hürmetle ve hükümetin de m226;l251;m226;tı olarak, tasavvuf ehli z226;tların da huz251;runda, besmele ile kabir açıldı. Bu arada Hasan Sez226;238;'nin cesedi de göründü. Vef226;tından sonra aradan yüz küs251;r sene geçmiş olmasına rağmen, vüc251;du eskisi gibi duruyordu. Kabirden alınıp yan tarafta bir odaya kondu. Oraya konulduğu anda etrafı çok güzel bir koku kapladı. Kabir t226;mir edilip ve su basması önlendikten sonra tekrar aynı kabre defnolundu. Bu h226;li gören ve duyanların muhabbet ve bağlılıkları daha da arttı.

Sef238;net-ül-Evliy226; kitabının müellifi Hüseyin Vass226;f Halvet238; şöyle anlatır: "1906 senesinde Sez226;238; hazretlerinin türbesini ziy226;ret için Edirne'ye gitmiştim. Ziy226;ret esn226;sında duyduğum, hissettiğim m226;nev238; haz pek yüksekti. Başucundaki taşın üzerine kutubluk al226;meti olmak üzere siyah bir sarık sarılmıştı. Bu ziy226;retim m226;nev238; bir hava içerisinde geçti.

Edirne'ye daha sonraları birkaç def226; gittim. Son ziy226;retim 1922 senesinde oldu. Sez226;238; Efendinin güzel kokulu türbesini ziy226;retle şereflendim. O sıralarda türbeye bakmakla vazifeli olanlar her nasılsa düny226;ya düşkün kimseler olduğundan, onların al226;kasızlığı ve l226;kayd h226;lleri sebebiyle türbe bakımsız h226;ldeydi. İçeriyi örümcek ve tozlar kaplamıştı. Cildleri bozulmuş, sahifeleri eskimiş Kur'226;n-ı ker238;mler de ortalıkta duruyordu. Bu duruma çok üzüldüm. Hatt226; bir kimse içeriye kadar girmiş, sandukanın üzerinde örtülü bulunan değerli kumaşın yarısını keserek, götürüp satmıştı. Bunu öğrenince üzüntüm daha da arttı. Çok mahz251;n oldum. Böyle yüksek bir z226;tın türbesinin bu derece bakımsızlık içinde bulunması ne kadar acıydı. Mahall238; vakıfların bozulması ve derg226;ha bakanların geçim derdine düşmeleri, türbeye hizmeti aksatmıştı. Hemen türbeyi temizlemek için teşebbüse geçtim. Allahü te226;l226;nın izni ve yardımı ile türbeyi l226;yık olduğu h226;le getirdik."

Hasan Sez226;238; Efendi uzak bir yere gittiğinde oğullarına ve talebelerine yahut uzakta bulunan sevdiklerine mektuplar gönderir, onların d238;nin emir ve nehiylerini yerine getirmekte gayret ve şevklerini artırırdı.

Oğluna yazdığı bir mektuptan b226;zı kısımlar:

"Gözümün n251;ru evl226;dım. Her h226;linle seni cen226;b-ı Hakk'a em226;net ettim. Kalb gözün açık olsun. Mahl251;klara güzel ahl226;k ile mu226;mele edesin. Bütün amellerin en güzeli, güzel huylu olmaktır. Dili tatlı olanın dostu çok olur, buyrulmuştur. D226;im226; insanların aybını gizle. Kimsenin aybını yüzüne vurma. Gadab ve kızgınlığını yenmeye çalış. İhtiy226;rlara karşı hürmet et. Bir fakir gördüğün zaman, gücün yettiği kadar elinde bulunandan yardımda bulun. Bunlara ri226;yet edersen ömrün uzun olur, Hak te226;l226; her yerde seni az238;z eder.

D226;im226; affedici ol. Vasiyetlerimi tutarsan düny226;da rahat ve muhterem, 226;hirette de mükerrem olur ve rız226;mı kazanırsın. D226;im226; 238;tik226;dı düzgün, s226;lih kimselerle birlikte bulun. Düny226; f226;n238;dir. Ne sana kalır ne de başkasına. B226;k238; kalacak şey, Allahü te226;l226; için olan muhabbettir."

Başka bir talebesine yazdığı bir mektuptan:

"Allahü te226;l226; m226;nev238; n238;metlerden hisse almanı nas238;b eylesin. Sakın ha. Düny226; 238;tib226;rına aldanıp m226;nev238; yükselmeden geri kalmayasın. S251;ret ve görünüşe 238;tib226;r etmeyesin. Z238;r226; görünüşteki 238;tib226;r, olsa olsa su üzerinde meydana gelen dalgaya benzer. Su üzerindeki dalganın devamlı olması mümkün müdür ve ona bağlanıp kalmak akıl k226;rı mıdır? Hak te226;l226; m226;n226; 226;lemimizi ihy226; eylesin. Bize hid226;yet versin. Çeşitli yanlışlara düşerek, m226;neviy226;tımızın har226;b olmasından Allahü te226;l226;ya sığınırız."

Hasan Sez226;238; Efendi, ilim ve evliy226;lığı yanında çok kuvvetli şiir söyleme k226;biliyetine de s226;hip idi. Bu yönü ile kendisine, "Osmanlıların H226;fız-ı 350ir226;z238;'si" ünv226;nı verilmiştir. 350iirlerinin ekseriyetini il226;h238; aşk ve muhabbet ile söylemiştir.

Hasan Sez226;238; Efendinin Peygamber efendimiz için yazdığı bir şiiri:

Vüc251;dum mülkünün sult226;nı sensin.
Muhakkak c226;nımın c226;n226;nı sensin.
Sez226;238; v226;rını mahvetti şimdi,
Hemin mevc251;d olan ihs226;nı sensin.

***

Muhammed, ma'den-i sıdk u saf226;dır
Muhammed, menba'ı c251;d u at226;dır (aleyhissel226;m).

***

Hasan Sez226;238; Efendinin eserleri şunlardır:

1) D238;v226;n: Ekserisi tasavvuf238; m226;hiyette olmak üzere, çok güzel şiirlerinden tertib edilmiştir. 2) Mekt251;b226;t: Talebelerinden, devlet adamlarından, mevki ve ilim s226;hiplerinden ve başkalarından mühim şahsiyetlere yazdığı mektuplarının toplanmasından meydana gelmiştir. 3) Niy226;z238;-i Mısr238;'nin;

"Halk içre bir 226;y238;neyim. Herkes bakar bir an görür."

mısraı ile başlayan altı beytlik bir gazelinin şerhi.

GEYİK BOYNUZU

Riv226;yet edilir ki: Hasan Sez226;238; Efendi zam226;nında, Edirne'de, kötü yola düşmüş bir kadın vardı. Bir zaman bu kadın h226;lis226;ne olarak tövbe edip, eski h226;linden vazgeçti. S226;lih ameller işlemeye başladı. Fakat, uygunsuz kimseler tarafından tedirgin ediliyor, rahat bırakılmıyordu. Bu kadın HasanSez226;238;'ye gelerek yardım istedi. O da, kadına derg226;hta kadınlara mahsus kısımda kalabileceğini bildirince, bir oda tahsis edilip, kadın orada kalmaya, ib226;det ve t226;atla meşg251;l olmaya başladı.

Bu arada boş durmayan fitneciler, Hasan Sez226;238; hakkında çirkin iftir226;lar yaymaya başladılar. Daha da ileri giderek, bir gece derg226;hın kapısına geyik boynuzu astılar. O ise bu hallere sabrediyor kimseye bir şey demiyordu. Geyik boynuzunu derg226;hın içine aldırdı. Edirne vil226;yeti günlerce bu dedikodularla çalkalandı. Hasan Sez226;238; Efendi yine sabrediyor, hiç ses çıkarmıyordu.

Bu ş226;yi226;nın yayılmasından az zaman sonra, Edirne'de müthiş bir uyuz hastalığı peydah oldu. Hasan Sez226;238; hakkında her kim iftir226; ve dedikodu etmiş ise ve her kim bu dedikoduları dinleyip kab251;l etmiş ise, bu hastalığa yakalandı. Hastalık, bu sözlere adı karışmış olanlara yayılıyor, diğer insanlara bir şey olmuyordu. Hastalığa yakalananların bütün vüc251;tları yara bere içinde kaldı. Hiçbiri derdine ç226;re bulamadı.

Affı ve merhameti pekçok olan Hasan Sez226;238; hazretleri onların bu hastalık sebebiyle şiddetli acı ve sıkıntı çekmelerine dayanamadı. Müb226;rek kalbi tahammül edemeyip, bir gece kılık kıy226;fetini değiştirerek çarşıya çıktı. Kahvelerden birine girdi. Hiç kimse onu tanıyamadı. Uyuz olanlara yaklaşarak; "Sizin derdinizin il226;cı Hasan Sez226;238;'dedir." deyip oradan ayrıldı. Ertesi gün derg226;hın önü ana-baba gününe döndü. Hastalığa tutulan herkes ç226;re bulmak üm238;diyle derg226;ha koşuyordu. Hasan Sez226;238; Efendi, gelenlerden herbirine, onların derg226;hın kapısına astıkları geyik boynuzundan kazıyıp, toz h226;linde veriyordu. O tozu yarasına süren herkes Allahü te226;l226;nın izni ile şif226; buldu. Bu arada herkes hat226;sını anlayıp, yaptıkları iftir226; ve dedikodulara pişm226;n oldular, tövbe ettiler. Böyle bir dertten kurtulmuş olmanın verdiği sevinçle, bir sergi açıp üzerine para attılar. Toplanan paralarla derg226;hın kapısına bir çeşme yapıldı.

PEKİ ÖYLE OLSUN

Bir gün içkiye mübtel226; olan b226;zı gençler, torbalarına içki şişeleri ko*****, kıra içki içmeye gidiyorlardı. Giderken, Hasan Sez226;238;'nin derg226;hının önünden geçmeleri 238;c226;betti. Sez226;238; Efendi onları görerek; "Evl226;tlar, nereye gidiyorsunuz. Torbaların içindeki şişelerde ne var?" diye sordu. Gençler, m251;ziplik olsun diye ve h226;llerini gizlemek için gülerek; "Efendi baba! Kıra gezmeye gidiyoruz. 350işelerimizde de şerbet var." dediler. Hasan Sez226;238; tebessüm edip; "Peki öyle olsun." buyurdu. Gençler ayrılıp gittiler. Kıra vardıklarında sofralarını kurdular. 350işelerindeki içkiyi içmeye başladıklarında hepsi birden çok şaşırdı. Çünkü şişelerin içindeki içkilerin hepsi şerbet olmuştu. Sonra yolda Seza238; Efendi ile karşılaştıklarını ve konuşmalarını hatırladılar. Bu h226;lin, o büyük z226;tın bir ker226;meti olduğunu anlayıp, tövbe ettiler, artık bir daha içki içmediler.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:47 PM
H194;350İMÎ EMÎR OSMAN

Anadolu'da yetişen büyük vel238;lerden. 1513 (H.919) senesinde Sivas'ta doğdu. 1594 (H.1003) senesinde İstanbul'da vef226;t etti. İstanbul'un Kasımpaşa semtinde bulunan derg226;hının bahçesine defnedildi.

Küçük yaşta ilim öğrenmek için İstanbul'a geldi.Sahn-ı sem226;n medreselerinde ilim tahs238;l etti. Bu arada nerede bir tasavvuf büyüğünün adını duysa, hemen oraya gider, o z226;tın sohbetlerinde bulunurdu. Bu sırada bir gece, rüy226;sında hazret-i Ali'yi, elinde Zülfik226;r olduğu h226;lde gördü. Hazret-i Ali ona; "Oğlum! Umm226;n erlerini istersen, Vize'ye git. Orada bulursun." buyurdu. Osman Efendi uyanınca derhal yolculuk hazırlığı yaptı. Vize'ye gitmek için yola çıktı. (Vize, Kırklareli'nin bir kazasıdır). Vize'ye varması, güneşin doğma zam226;nına rastladı. Bu sırada, güneşin doğduğu taraftaki kırmızılığı seyreden birini gördü. Bu z226;t, Em238;r Osman'a; "Ey Em238;r! Eğer Ali'yi ister isen işte Ali benim. Fakat şimdi süv226;r238; değilim." buyurdu. Bunun üzerine Em238;r Osman rüy226;sını hatırla*****; "Fakat efendim, rüy226;da gördüğüm zaman onun Zülfik226;rı vardı" deyince, o z226;t belindeki kemere bağlı bulunan tesbihi çekmesi ile tesbih Allahü te226;l226;nın izni ile Zülfik226;r şeklini aldı. "İşte evl226;dım! Bizim Zülfik226;r'ımız budur" dedi. O sırada Em238;r Osman düşüp bayıldı. Kendine geldikten sonra, o müb226;rek z226;tın hizmetine girdi. Bu z226;t, 350eyh Al226;üdd238;n Ali Efendi idi.

H226;şim238; Em238;r Osman, 350eyh Al226;üdd238;n Ali Efendinin derg226;hında uzun bir zaman kalarak tasavvuf yolunun edeblerini öğrenmek için gayret gösterdi. Bu arada, 350eyh Gazanfer Efendinin ker238;mesi ile evlendi. 350eyh Ali Efendi vef226;t edince, Gazanfer Efendi, hal238;fesi olarak onun yerine geçti. Gazanfer Efendinin vef226;tından sonra, Em238;r Efendi İstanbul'a gitti. N251;redd238;nz226;de derg226;hında mis226;fir kaldı. N251;redd238;nz226;de'nin talebeleri her sabah gördükleri rüy226;ları hocalarına anlatırlardı. Em238;r Osman Efendinin hiç rüy226; anlatmaması diğer talebe arasında hayret mevzuu olmuştu. Bu sözlerin yaygınlaştığı bir sırada, Em238;r Osman Efendi rüy226;sında Fahr-i 226;lem efendimizi gördü. Peygamber efendimiz müb226;rek ellerinde bulunan yeşil renkli üç yapraklı t226;ze ayvayı, N251;redd238;nz226;de'ye verilmek üzere verdiler. Sabah olunca N251;redd238;nz226;de; "Ey Em238;r" Sen hiç rüy226; görmez misin? Z238;r226; t226;bir için bize mür226;caat etmiyorsun" dedi. O zaman Em238;r Osman Efendi, rüy226;da N251;redd238;nz226;de için verilen üç yapraklı ayvayı hırkasının altından çıkarıp; "Efendim! İşte fak238;rinizin rüy226;sı" diyerek ayvayı takdim etti. Bunun üzerine N251;redd238;nz226;de; "Ey Em238;r! Artık senin bize ihtiy226;cın kalmadı. İki arslan bir postta olmaz. Var artık kendi postuna s226;hib ol" diyerek ic226;zet verdi. Em238;r Osman Efendi bu emre u*****, Kasımpaşa'daki derg226;hını inş226; ettirdi. Burada Hak t226;liplerine ve ilim öğrenmek istiyenlere ders verdi.

Em238;r Osman Efendinin manz251;m bir T226;r238;katn226;me'si vardır. 350iirlerindeH226;şim238; mahlasını kullanmıştır. Ayrıca küçük bir d238;v226;nı da vardır.

H226;şim238; Emir Osman Efendinin şiir şeklinde söylediği nasihat dolu sözlerinden b226;zıları ise şu şekildedir:

194;kıl isen rızk için gerd251;n-ı d251;na eğme ser,
194;sy226;b-226;s226; yürü var ekmeğin taştan çıkar.

"Aklı başında bir insan isen, bir lokma ekmek için alçak dünyaya baş eğip muhtac olma. Git, değirmen gibi, sen de ekmeğini taştan çıkar. Alnının teriyle kazan ve kimseye minnet etme!"

Y251;suf dah238; olsan düşürürler seni ç226;ha,
Ebn226;-yı zam226;nın işi ihv226;na cef226;dır.

"Zam226;nımızın insanlarının işi gücü d226;im226; halka, yakınlarına ve kardeşlerine kötülük ve eziyet çektirmekten ib226;rettir. Hatt226; kusursuz ve en iyi kalbli bir insan bile olsan seni de hazret-i Y251;suf gibi kuyuya atmaya kalkışırlar."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:47 PM
H194;TİM-İ ESAM


Evliy226;nın büyüklerinden. Adı H226;tim bin Anv226;n bin Y251;suf el-Esam, künyesi Eb251; Abdurrahm226;n'dır. Belh'te doğmuştur. Doğum t226;rihi belli değildir. H226;tim-i Esam, 350ak238;k-i Belh238;'nin talebesi, Ahmed-i Hadraveyh'in hocasıdır. 852 (H.237) senesinde Belh'in bir nahiyesi olan M226;hcer'de vef226;t etmiştir.

Kendisine "Esam" (sağır) denilmesinin sebebi şudur: "Birisi onunla konuşurken kazayla yellendi. H226;tim-i Esam o şahıs utanmasın diye;"Yüksek sesle konuş, ancak yüksek sesle konuşulanları duyabiliyorum" dedi ve bu h226;lini o kişinin ölümüne kadar kırk yıl sürdürdü. Bu yüzden ona Esam denilmiştir.

194;kıl b226;liğ olduğu andan 238;tib226;ren, 350ak238;k-i Belh238;'nin sohbetlerine dev226;m etti. Onun talebesi oldu. 350ak238;k-i Belh238;'den İsl226;m ilimlerini öğrenerek 226;lim oldu.

Bir gün 350ak238;k-i Belh238;, H226;tim-i Esam'a sordu: "Ne kadar zamandır buraya geliyor, beni dinliyorsun?" "Otuz üç sene." "Bu kadar zaman içinde benden ne öğrendin, neler istif226;de ettin?" "Sekiz şey istif226;de ettim." dedi. 350ak238;k, bunu duyunca; "Yazıklar olsun sana ey H226;tim! Bütün zam226;nımı sana harcadım, senin ise, sekiz şeyden fazla istif226;den olmamış." diye çok üzüldü. H226;tim; "Ey hocam, doğrusunu istiyorsan, böyledir. Bundan fazlasını z226;ten istemem. Bana bu kadar yetişir. Çünkü, düny226;da ve 226;hirette fel226;ketlerden kurtulup ebed238; sa226;dete kavuşmanın, bu sekiz bilgi ile olacağını iyi biliyorum." dedi. Hocası; "Söyle bunları ben de anlayayım." buyurunca;

H226;tim; "Ey hocam! Birincisi, insanlara baktım, herkes bir şeyi seçmiş, onu sevmiş gördüm ve bu sevgilerin çoğu, onlara ölüm yatağına kadar, b226;zıları öldüğü vakte kadar, b226;zıları da mezara girinceye kadar, arkadaşlık ediyor ve sonra onları yalnız ve zavallı olarak bırakıp ayrılıyorlar. Onunla ber226;ber kimse mezara girmiyor, dert ortağı olmuyor. Bu h226;li görünce, düşündüm ve kendime dedim ki, düny226;da öyle dost seçmeliyim ki, mezara benimle gelsin, bana orada arkadaşlık etsin. Aradım, taradım, Allahü te226;l226;ya yapılan ib226;detlerden başka, böyle s226;dık bir sevgili bulunmadığını gördüm. Dost olarak onları seçtim ve onlara sarıldım." dedi.

350ak238;k, bunu duyunca, çok güzel yapmışsın y226; H226;tim, çok doğru söylüyorsun, ikinci faydayı da söyle, anlıyayım dedi.

H226;tim dedi ki: Ey hocam! İkinci faydam; insanlara baktım, herkesi, arz251;ları, keyifleri peşinde koşuyor, nefsin istekleri arkasında yürüyor gördüm ve şu 226;yet-i ker238;meyi düşündüm: "Allahü te226;l226;dan korkarak nefslerine uymayanlar, elbette Cennet'e gideceklerdir". Çok düşündüm. Kur'226;n-ı ker238;min baştan başa doğru olduğunu, bilgilerimle, tecrübelerimle, aklımla, vicd226;nımla anladım ve t226;m inandım. Nefsimi düşman bilerek, ona aldanmamaya, uymamaya karar verdim ve müc226;deleye başladım. Nefsimin arzu ve isteklerini yapmadım. Nih226;yet teslim olarak, ib226;detlerden kaçan o nefsin, şimdi Allahü te226;l226;ya it226;ata koştuğunu, isteklerden vazgeçtiğini gördüm. 350ak238;k bunları işitince, Allahü te226;l226; sana iyilikler versin, ne güzel yapmışsın, üçüncü faydayı da söyle dinleyeyim dedi.

H226;tim dedi ki, üçüncü faydam, insanların h226;line baktım, herkes düny226;da bir sıkıntıya girmiş, böylece düny226;lık toplamağa uğraşıyorlar gördüm, sonra şu 226;yet-i ker238;meyi düşündüm: "Düny226; malından, sarıldığınız, sakladığınız her şey, yanınızda kalmıyacak, sizden ayrılacaktır. Ancak Allah rız226;sı için yaptığınız iyilikler ve ib226;detler sizinle beraber kalacaktır." Düny226; için topladıklarımı, Allah yolunda harcadım, fukar226;ya dağıttım. Y226;ni b226;k238; kalmaları için, Allahü te226;l226;ya ödünç verdim. 350ak238;k bu sözleri işitince, ne güzel yapmışsın ve ne güzel söylüyorsun y226; H226;tim, dördüncü faydayı da söyle dinliyeyim dedi.

H226;tim dedi ki, dördüncü faydam; insanlara baktım, herkesin başkalarını beğenmediğini gördüm. Buna sebeb, birbirlerine hased etmeleri, birbirlerinin mevkilerine, mallarına ve ilimlerine göz dikmeleri olduğunu anladım ve şu 226;yet-i ker238;meye dikkat ettim: "Düny226;daki madd238;, m226;nev238; bütün rızıklarını aralarında taksim ettik." Herkesin ilim, mal, rütbe, evl226;d gibi rızıklarının, düny226; yaratılmadan evvel, ezelde taksim edildiğini, kimsenin elinde bir şey olmadığını ve çalışmağı, sebeblere yapışmayı emrettiğinden, O'na it226;at etmiş olmak için, çalışmak l226;zım geldiğini ve hased etmenin büyük zararlarından başka, z226;ten lüzumsuz olduğunu anladım ve Allahü te226;l226;nın ezelde yaptığı taksime ve çalışınca Rabbimin gönderdiğine r226;zı oldum. Bütün müslümanlarla sulh üzere olup herkesi sevdim ve sevildim. 350ak238;k bunları işitince, ne iyi yapmışsın ve ne iyi söylüyorsun; beşinci faydayı da söyle dinliyeyim y226; H226;tim! dedi.

H226;tim dedi ki: Beşinci faydam; insanlara baktım, birçoklarının insanlık şerefini, kıymetini, 226;mir, müdür olmakta, insanların kendilerine muht226;c olduklarını ve karşılarında eğildiklerini görmekte zannettiklerini ve bununla iftih226;r ettiklerini, öğündüklerini gördüm. B226;zıları da, kıymet ve şeref, çok mal ve evl226;d ile olur sanarak, bunlarla iftih226;r ediyorlar. Bir kısmı da insanlık şerefi, malı, parayı, insanların hoşuna gidecek, herkesi eğlendirecek yerlere sarfetmektir sanarak, Allahü te226;l226;nın emrettiği yerlere ve emrettiği şekilde harc edemiyorlar ve bununla öğünüyorlar gördüm ve şu 226;yet-i ker238;meyi düşündüm: "En şerefliniz ve en kıymetliniz, Allahü te226;l226;dan çok korkanınızdır." İnsanların yanıldıklarını, aldandıklarını anladım ve takv226;ya sarıldım. Rabbimin affına ve ihs226;nlarına kavuşmak için, O'ndan korkarak d238;nin dışına çıkmadım, haramlardan kaçtım. 350ak238;k bunları işitince, ne güzel söylüyorsun y226; H226;tim, altıncı faydanı da söyle dedi.

H226;tim dedi ki, altıncı faydam; insanlara baktım, birbirlerinin mallarına, mevkilerine ve ilimlerine göz dikerek, fırka fırka, parti parti ayrılarak, birbirlerine düşmanlık ettiklerini gördüm ve şu 226;yet-i ker238;meyi düşündüm: "Sizin düşmanınız şeytandır. Y226;ni sizi, Allah yolundan, müslümanlıktan ayırmak için uğraşanlardır. Bunları düşman biliniz!" Kur'226;n-ı ker238;min doğru söylediğini bildim. 350eytanı ve onun gibi müslümanlarla uğraşanları düşman bilip, sözlerine aldanmadım, onlara uymadım. Onların tapındıklarına tapmadım. Allahü te226;l226;nın emirlerine it226;at ettim. Ehl-i sünnet 226;limlerinin gösterdiği yoldan ayrılmadım. Kurtuluş yolunun, doğru yolun, yalnız Ehl-i sünnet yolu olduğuna inandım. Nitekim, Allahü te226;l226; me226;len; "Ey 194;demoğulları! 350eytana tapmayınız. O sizin en belli düşmanınızdır, diye sizden söz almadım mı idi, bana it226;at, ib226;det ediniz! Kurtuluş yolu, ancak budur." buyuruyor. Onun için müslümanları aldatmağa uğraşanları dinlemedim. Muhammed aleyhissel226;mın yolunu gösteren Ehl-i sünnet 226;limlerinin kitaplarından ayrılmadım deyince, 350ak238;k; ne güzel yapmışsın ve ne güzel söylüyorsun, yedinci faydayı da söyle dedi.

H226;tim dedi ki, yedinci faydam; insanlara baktım, gördüm ki, herkes yiyip içmek, para kazanmak için uğraşıyor. Bu yüzden har226;m ve şüpheli şeyleri de alıyorlar ve zillete, hak226;retlere katlanıyorlar. 350u 226;yet-i ker238;meyi düşündüm: "Allahü te226;l226; tarafından rızkı gönderilmeyen yeryüzünde bir canlı yoktur." Kur'226;n-ı ker238;min Allah kel226;mı olduğunu ve elbette doğru olduğunu ve o canlılardan biri olduğumu bildim. Rızkımı göndereceğine söz verdiğine, elbette göndereceğine güvenerek, O'nun emrettiği gibi çalıştım deyince, 350ak238;k, ne iyi yapmışsın ve ne iyi söylüyorsun, sekizinci faydayı da söyle! dedi.

H226;tim, dedi ki, sekizinci faydam; insanlara baktım, herkesin, bir kimseye veya bir şeye güvendiğini, sırtını ona dayadığını gördüm. B226;zıları altınlarına, mal ve mülküne, b226;zıları sanatına ve kazancına, b226;zıları mevki ve rütbelerine, b226;zıları da kendi gibi bir insana güveniyor. Sonra şu 226;yet-i ker238;meyi düşündüm: "Allahü te226;l226;, yalnız kendisine güvenenlerin her zaman imd226;dına yetişir." Her zaman ve her işimde yalnız Allahü te226;l226;ya güvendim. O emrettiği için çalıştım, sebeplere yapıştım. Fakat yalnız O'na güvendim. O'ndan istedim ve O'ndan bekledim.

350ak238;k bu sözleri işitince, y226; H226;tim, Allahü te226;l226;, her işinde imd226;dına yetişsin! hazret-i M251;s226;'nın Tevr226;t'ına, hazret-i Îs226;'nın İnciline, hazret-i D226;v251;d'un Zeb251;r'una ve hazret-i Muhammed aleyhissel226;mın Kur'226;n-ı ker238;mine baktım. Bu dört kitabın bu sekiz temel üzerinde bulunduğunu gördüm. Bu sekiz es226;sı ezberleyip bunlara uyanlar, hayatlarını bunların üzerine kuranlar, bu dört kitaba uymuş, emirlerini yapmış olurlar dedi.

Birgün Belh'deki meclisinde; "Y226; Rabb238;! Bu meclistekilerden bugün kim günah işlemiş, kimin defteri siyah olmuş, kim günaha ces226;ret etmiş ise onu bağışla" dedi. Orada mezar açıp, devamlı kefenleri soyan birisi vardı. Gece olunca, eskisi gibi kabristana gitti. Bir mezarı açarken mezarın içinden, "Utanmaz mısın ki, Esam'ın huz251;runda bağışlandın ve şimdi aynı günahı işlersin." sesini duydu. Kalktı ve H226;tim'in huz251;runa geldi. Başından geçenleri anlattı ve tövbe etti.

Muhammed R226;z238; anlatır: "Senelerce H226;tim-i Esam'ın hizmetinde bulundum. S226;dece bir kere h226;riç, hiç kızdığını görmedim. O da, pazardan geçerken bir bakkal talebesini yakalamış; "Malımı alıp yedin, parasını ver." diyordu. H226;tim bunu görünce; "Ey Efendi! Biraz yardımcı ol, borcunu ödemesi için biraz mühlet tanı." dedi. Fakat bakkal "Olmaz" diye dayattı. Bunun üzerine çok üzülen H226;tim-i Esam, yanında taşıdığı havlusunu yere vurdu. Bir anda pazarın ortası altınla doldu. H226;tim-i Esam, bakkala; "Alacağın ne kadarsa onu al, fazlasını alma, sonra elin kurur." dedi. Bakkal alacağını aldı. Fakat para hırsından biraz daha almaya kalkınca eli kurudu ve çolak oldu.

Birisi H226;tim-i Esam'a; "Nasıl namaz kılarsın?" diye sordu. O da şöyle buyurdu:

"Namaz vakti gelince temiz bir kalb ile niyet ederek abdest alırım. Abdest uzuvlarımı yıkar, kalben de tövbe ederim. Sonra c226;miye giderim. Mescid-i Har226;m'ı gözümün önüne getirir, Mak226;m-ı İbr226;him'i iki kaş arasında tutar, Cennet'i sağımda, Cehennem'i solumda, Sıratı ayaklarımın altında, can alıcı meleği arkamda düşünür, kalbimi Allahü te226;l226;ya ısmarlar, sonra t226;zimle Allahü ekber der, hürmetle kıyam, heybetle kır226;at, tev226;zuyla rük251;, tazarr251; ile (kendini alçaltarak) secde, hilm ile cül251;s (tehiyyattaki oturuş), şükürle sel226;mı yerine getiririm. Benim namazım böyledir."

H226;tim-i Es226;m israf konusunda çok titiz idi. Bir 226;limin çok israf ettiğini duydu. Onun evine giderek; "Ben Acemli bir kimseyim, bana d238;nimi öğret." dedi. "Önce ne öğrenmek istiyorsun?" diye sorunca, H226;tim-i Es226;m; "Bana abdest almayı öğret." dedi. O z226;t bütün uzuvlarını sırayla ve üç defa yıkadı. Abdesti tamamlayınca H226;tim-i Esam; "Ben senin huz251;runda bir abdest alayım da, benim yanlışlarımı düzelt." dedi. H226;tim-i Esam abdest alırken kollarına gelince dörder def226; yıkadı. Bunun üzerine o z226;t; "Suyu israf ettin." deyince, H226;tim-i Esam "Ben nerede israf ettim?" dedi. O z226;t da; "Kolunu üç kere yıkayacağın yerde dört def226; yıkadın." dedi. H226;tim-i Esam da; "Ben bir avuç suyu israf ettim. Sen ise çok ve güzel şeyleri israf ediyorsun." dedi. O z226;t anladı ki H226;tim-i Esam d238;n238; bilgi öğrenmeye değil, ders vermeye gelmiş. Evine girdi ve kırk gün kimsenin yüzüne bakmadı.

Nükteli ve hikmetli sözler söyleyen Allah dostu H226;tim-i Esam buyurdu ki:

"Düny226; için üzülmen kötü, 226;hiret için üzülmen iyidir."

"Tövbe; gafletten uyanmak, günahı hatırlamak, Allahü te226;l226;nın lütfunu, hükmünü zikretmektir."

"Tövbek226;r dört şeyi yapar: Lis226;nını gıybetten, yalandan, hasedden, boş sözden korur. Kötü arkadaşlardan ayrılır. Günahını hatırladığı zaman, Allahü te226;l226;dan hay226; eder. Ölüme hazırlanır. Böyle olup da Allah'ın rız226;sı dışında iş yapmayan kimseyi, Allahü te226;l226; sever. 350eytandan korur ve Cehennem'den emin kılar."

"Her söz için doğruluk, her doğruluk için iş, her iş için de sabır gerekir."

H226;tim-i Esam hazretlerine; "Bizden bir kimse nasıl ve ne zaman düny226;ya ibret gözü ile bakanlardan olabiliriz?" diye sorduklarında; "Düny226;da her şeyin sonunun harap, herkesin gideceği yerin de toprak olduğunu gördüğümüz zaman! Bir kimsenin evinden veya yakınından bir cen226;ze çıkar da o kimse bundan ibret almazsa, ona ne ilmin, ne hikmetin, ne de v226;z ve nas238;hatın bir faydası olur."

"Ey kul! Allahü te226;l226;ya isy226;n ettikleri için insanlara buğzettiğin halde, kendin Allahü te226;l226;ya isy226;n edince, kendi nefsine buğzetmeyişin sende ins226;fın olmayışındandır."

Bir kimse H226;tim-i Esam hazretlerinden nas238;hat istedi. Bu kimseye nas238;hat olarak şöyle buyurdu: "Eğer dost istersen Allahü te226;l226; k226;fi, yol arkadaşı istersen Kir226;men k226;tib238;n melekleri yeter. Eğer arkadaş istersen, Kur'226;n-ı ker238;m yeter. Eğer iş istersen, Allahü te226;l226;ya ib226;det etmek yeter. Eğer v226;z, nas238;hat istersen, ölüm yeter. Eğer bu söylediklerimi kabullenmemiş isen sana Cehennem yeter." buyurdu.

"Dilinle doğru söylemeye ve gözünle (haramdan sakınıp, 226;leme) ibret nazarı ile bakmaya dikkat et! Allahü te226;l226;ya sığınarak kendine s226;hib ol."

Bir z226;ta H226;tim-i Esam; "Nasılsınız." dedi. O da; "Sel226;met ve 226;fiyetteyim." deyince, buyurdu ki: "Sel226;met ancak Sırat köprüsünü geçtikten sonra olur. 194;fiyet ise Cennet'te bulunmandır."

"Eğer sizde şu üç şey varsa ne 226;l226;! 350226;yet bu üç şey sizde yoksa, h226;liniz harap, ç226;resiz Cehennem'de yanarsınız. Birincisi, elinizden kaçmış olan geçmiş günlerinizin hasreti içinde olmayınız. Çünkü geçmiş günlerinizde yapmış olduğunuz ib226;detlere ne il226;vede bulunabilirsiniz, ne de günahlar için bir bah226;ne ve m226;zeret bulabilirsiniz. 350226;yet bugün geçmiş günleriniz için m226;zeret aramakla meşg251;l olursanız bugünün hakkını ne zaman ödeyeceksiniz. Bugün dünü düşünmek dünü z226;yi etmek olmaz mı? İkincisi; bu günü gan238;met bilip çalışmak mümkün olduğu kadar t226;at ve ib226;det yapmak, haksızlık yapılmış olan hasımları hoşnut etmek. Üçüncüsü; acab226; yarın kurtulacak mıyım yoksa mahv mı olacağım diye korkup endişelenmek."

"350u üç halde iken seni ölümün yakalamasından sakın! Kibir, hırs ve böbürlenme halleri. Çünkü Allahü te226;l226; kibirlenen kimseye en miskin kimseden gelen bir zillete düşürmeden, gururlanan kimseyi aç ve susuz bırakmadan, yemek istediği bir şeyin boğazından geçmesine m226;ni olmadan, hırslı kimseyi de idr226;r ve nec226;setin içinde bırakmadan bu düny226;dan ayırmaz."

"Beş türlü kalp vardır. Kalp vardır ölüdür, kalp vardır hastadır, kalp vardır g226;fildir, kalp vardır mühürlüdür, kalp vardır sapasağlamdır. K226;firin kalbi ölüdür. Günahk226;rın kalbi hastadır. Nas238;bsiz kimsenin kalbi g226;fildir. Kalbimizde perde vardır diyerek fen226; iş yapanın kalbi de mühürlüdür. Allahü te226;l226;dan korkup d226;im226; ib226;dette bulunan kimsenin kalbi de sağlam olan kalptir."

"İnsanlara ilim öğretip, insanlar ondan öğrendikleri ilim ile amel ettikleri halde kendisi amel etmeyen kimse, kıy226;met günü pişmanlığı en çok olan kimsedir."

"Dört şey olmadan, dört şeyi iddi226; eden yalancıdır. 1) Allahü te226;l226;nın haram kıldığı şeylerden sakınmadan, Allahü te226;l226;yı sevdiğini iddi226; eden, 2) Fakirleri yoksulları aşağı görerek, Res251;lullah efendimizi sevdiğini iddi226; eden, 3) Elinden geldiği halde fakirlere sadaka vermeyerek, Cennet'i sevdiğini iddi226; eden, 4) Günahlardan sakınmadığı halde, Cehennem ateşinden korktuğunu iddi226; eden yalan söylemiştir."

Cimri birinin hastalandığı zaman sadaka dağıttığını görünce; "Allah'ım bu kulunun hastalığını dev226;m ettir. Çünkü bunun böyle sadaka dağıtması, kendi günahları için keff226;ret, fakirler için de daha faydalı olmaktadır." diye du226; etti.

"350u üç halde kendine dikkat etmeyi vaz238;fe bil: Bir iş yaptığında Allahü te226;l226;nın seni gördüğünü aklından çıkarma. Bir şey söylediğin zaman, Allahü te226;l226;nın duyduğunu hiç unutma. Sük251;t ettiğin zaman da Allahü te226;l226;nın senin halini ve nasıl sük251;t ettiğini bildiğini d226;im226; hatırında tut."

GÜZEL KILINAN NAMAZ

Reb226;h bin el-Hirev238; şöyle anlatır: Îs226; bin Y251;suf, bir mecliste konuşan H226;tim-i Esam'a uğradı ve şöyle sordu: "Ey H226;tim! Sen namazını güzel kılıyor musun?" H226;tim, "Evet" dedi. O; "Nasıl kılıyorsun?" diye sordu. H226;tim şöyle buyurdu: "Emre uyuyorum, korku ile yürüyorum, niyetle giriyorum, büyük bilip tekbir alıyorum, tertil ve tefekkürle okuyorum, huş251; ile rük251; ediyorum, tev226;zu ile secde ediyorum, tam teşehhüd içinde oturuyorum, sünnete göre sel226;m veriyorum ve sel226;mı Allah'a h226;s kılarak veriyorum. Namazımın kab251;l olunmayacağından korkarak, korkuyla nefsime dönüyorum. Ölene kadar onu muh226;faza ediciyim." Bunun üzerine Îs226; bin Y251;suf; "Sen namazını güzel kılıyorsun." buyurdu.

ÜÇ 350ARTIM VAR

350öyle naklederler: "Birisi bir gün H226;tim-i Esam'ı evine d226;vet etmişti. Fakat kab251;l etmedi. Isr226;r edince ona: "Gelirim ama üç şartım var. Nereye istersem oraya otururum. İstediğimi yerim. Ne dersem onu yapacaksınız." dedi. Adam kab251;l etti. H226;tim-i Esamd226;vet edenin evine gitti ve ayakkabıların konulduğu yere oturdu. Senin yerin orası değil dediklerinde, "Ben önceden şart koştum." dedi. Sofra gelince, yanında getirdiği ekmeği çıkarıp yedi. Efendim buradan yiyin dediklerinde; "Ben ne istersem onu yerim diye şart koşmuştum." dedi. Sofra kalktıktan sonra hizmetçiye; "Demir tavayı ateşte kızdır getir." dedi. Hizmetçi söyleneni yaptı. H226;tim-i Esam demir tavanın içine ayağını koydu ve; "Somun yedim." dedi. Sonra oradakilere;"Yarın kıy226;met günü yaptığınız her işten ve yediğiniz her şeyden Allahü te226;l226;nın sizden hesap soracağına inanıyor musunuz?" diye sorunca, oradakiler "Evet." dediler. "Diyelim ki, burası Arasat meydanı, her biriniz sırayla gelip şu tavaya ayağınızı ko*****, burada yediklerinizin hes226;bını veriniz." dedi. Bunun üzerine oradakiler; "Buna gücümüz yetmez." dediler. "Yarın kıy226;met günü Allahü te226;l226;ya nasıl cevap vereceksiniz. Arasat meydanının kızgın zemini üzerinde nasıl duracaksınız? Halbuki Allahü te226;l226; me226;len; "Her n238;metin şükründen muhakkak sorulacaksınız." (Tek226;sür s251;resi: 8) buyurmaktadır." dedi. Bunun üzerine orada bulunanların hepsi ağlamaya başladılar."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:48 PM
HATTAT H194;FIZ OSMAN EFENDİ

Osmanlı Devletinde yetişen 226;lim, vel238; ve büyük hattatlardan. 1642 (H.1052) senesinde İstanbul'da doğdu. Babası, HasekiC226;miinin müezzini Ali Efendi idi. Zam226;nının hat üst226;dı olması sebebiyle, ilm238; yönden çok hattatlığı ile meşh251;r oldu. Osmanlı Devletinin en meşh251;r hatt226;dı 350eyh Hamdullah Efendiden yüz sene sonra gelip, onun gibi yeni bir çığır açtığı için; "350eyh-i s226;n238;" (İkinci şeyh) n226;mıyla anıldı. 1698 (H.1110) senesinde İstanbul'da vef226;t edip, müd226;vimi olduğu Kocamustafapaşa'daki Sünbül Efendi Derg226;hı bahçesinde defnedildi.

Küçük yaşta, Allahü te226;l226;nın yüce kitabı Kur'226;n-ı ker238;mi ezberleyen Osman Efendi, H226;fız Osman n226;mıyla anılmaya başlandı.Küçücük yaşındaKur'226;n-ı ker238;me saygısı ve edebi ile dikkatleri çekti.Sadr226;zam Köprülüz226;de F226;zıl Mustafa Paşa tarafından him226;ye edildi. Kur'226;n-ı ker238;m yazısına istid226;t ve hevesi dikkate alınarak, hat ustalarından Derviş Ali Efendiden ders alması temin edildi. Derviş Ali Efendi kendisinin yaşlılık devresinde olması sebebiyle böyle k226;biliyetli bir talebeyi oyalamak istemedi. Kendi talebelerinin ileri gelenlerinden olan Suyolcuz226;de Eyy251;blu Mustafa Efendiye hav226;le etti. Suyolcuz226;de'den, akl226;m-ı sitte adı verilen; sülüs, nesih, muhakkak, reyh226;n238;, tevk238; ve rik'a adındaki altı çeşit yazı şeklini öğrendiğine d226;ir ic226;zet aldı. Bu sırada on sekiz yaşındaydı. 1659 (H.1070) senesinde 350eyh Hamdullah'ın yazı stilini zam226;nında en iyi bilen hattat Nefesz226;deİsm226;il Efendiye talebe oldu. Yeniden "Elif-be"den başladı. 350eyh Hamdullah'ın yazı üsl251;bunun bütün inceliklerine v226;kıf oldu. Yazıları 350eyh Hamdullah'ın yazılarına o kadar benzerdi ki, işin mütehassısı olan kimseler bile, imz226;sız yazıların kime 226;it olduğunu ayırt edemezlerdi.

H226;fız Osman, kırk yaşına kadar 350eyh Hamdullah'ın us251;lünde yazı yazmaya dev226;m etti. 1679 (H.1090) senesinde sülüs ve nesihte kendi us251;lünde eserler vermeye başladı. 350eyh Hamdullah'ın yedinci asır hattatlarından Y226;kut-ül-Musta'sım238;'yi unutturduğu gibi, H226;fız Osman'ın ünü de beş sene gibi kısa bir süre içerisinde 350eyh Hamdullah'ı insanların zihninden sildi. Hat'tan (güzel yazıdan) bahsedilen her yerde H226;fız Osman akla gelirdi. Devrin ileri gelen hattatlarındanAğakapılı İsm226;il Ağa, H226;fız Osman Efendinin üstünlüğünü kab251;l ederek; "Hüsn-i hattı biz bildik, Osman Efendi yazdı" derdi. Zam226;nın p226;diş226;hı Sultan İkinci Mustafa Hana 1694 senesinde hat dersleri vermeye başladı. H226;fız Osman Efendi, P226;diş226;hın arzu ettiği yazıları yazar, P226;diş226;h da o yazıları takl238;d ederdi. H226;fız Osman Efendi yazı yazarken, P226;diş226;h hokkasını tutardı.Sultan Üçüncü Ahmed H226;n da, H226;fız Osman'ın hat dersi verdiği talebeleri arasındaydı.

Sünbül Efendi derg226;hı şeyhlerinden Seyyid Al226;edd238;n Efendiden aldığı ilim ve feyzle, kalbini tasfiye ve nefsini tezkiye eden H226;fız Osman Efendi, ilim ve ib226;dette zühd ve takv226;da çok ilerlemişti. H226;l ve hareketlerini, ahl226;k ve tabiatını Allahü te226;l226;nın emrine, Res251;l-i ekremin sünnet-i şer238;fine uydurmakta büyük mes226;feler katetmişti. Her hafta Cum226; günleri Sünbül Efendi derg226;hına gider, dervişlere zikr esn226;sında nez226;ret eder, onlara yol gösterirdi. Zikr esn226;sında kendisinden geçer, koynuna koyduğu varaklar h226;lindeki yazılar, ortalığa yayılırdı. Üzerinde fevkal226;de güzellikte yazılar bulunan bu varaklar, orada bulunanlar tarafından toplanır, daha sonraH226;fız Osman'ın müs226;desiyle arzu edenlere dağıtılırdı. İhtiy226;cı olan dervişler, kendisine verilen varakı satarak ihtiy226;cını görür, ihtiy226;cı olmayan da bereketlenmek için o varakı saklar, evinin en güzel köşesine asardı.

H226;fız Osman Efendi, g226;yet mütev226;z238; ve cömertti. Allahü te226;l226;nın bir kulunu memnun etmekten bir müslümanın işini görüp, du226;sını almaktan çok hoşlanırdı. Meşk (Hat) dersi almak için gelen hevesli ve istid226;tlı olan herkesle ilgilenirdi. Pazar ve Çarşamba günleri um251;m238; ders yapardı.Bir gününü zenginlere, bir gününü de fakirlere ayırmıştı.Cum226; günleriSünbül Efendi Derg226;hına giderken evinden erken vakitte çıkar, yolu üstünde, elindeki yazısını tash238;h ettirmek için bekleyen talebelerle tek tek ilgilenirdi. Bekliyeni gördüğünde hemen atından iner, yol üstündeki bir taşa oturur, gerekli düzeltmeyi yapardı. Talebelerinin özürlerini kab251;l eder, onları sıkıntıya sokmazdı. Birgün talebelerinden biri peşi sıra geldi. T226;kib edildiğini anlayanH226;fızOsman Efendi, dönüp ona ne arzu ettiğini sordu. O da, rahatsızlığı sebebiyle birkaç gündür dersine gelemediğini, meşkini tash238;h ettirmek için de fırsat bulamadığını söyledi. OsmanEfendi, tal****** özrünü kab251;l edip, hemen atından indi. Yol üstünde bir taşa oturup, gerekli tash238;hi yaparak tal****** gönlünü ve hayır du226;sını aldı.

H226;fız Osman Efendinin bu h226;lleri p226;diş226;h hocası olduktan sonra da değişmedi. Aynı tev226;zu ve aynı alçak gönüllülüğü dev226;m etti. Eline geçen malı Allah yolunda, fakir fukar226;ya harceder, kendisi eski h226;linde dev226;m ederdi.

H226;fız Osman Efendi, vakitlerini bir an boş geçirmez, ya ilim öğrenmekle, ya ib226;det etmekle, ya ilim öğretmekle, veya hat dersleri vermekle geçirirdi. Elinin alışkanlığının bozulmaması için hergün mutlak226; yazardı. Hacca giderken de her konaklayışta yazı yazmış, el alışkanlığının bozumamasına çok dikkat etmiştir.

Ömrünün sonuna doğru hastalanıp felç h226;li v226;ki oldu. P226;diş226;h bizzat ilgilenip, kendi doktorlarını gönderdi. Yapılan ted226;vi neticesi, Allahü te226;l226;nın izniyle nisb238; şif226; bulup üç sene daha yaşadı. Meşk çalışmalarına ara vermeden, hastalığında bile dev226;m etti.

Vef226;t etmeden önce, en son dersini Yedikuleli Em238;r Efendiye verdi. Em238;r Efendinin İm226;m-ı Zeynel226;bid238;n hazretlerinin bir şiirinden; "Ve eykane enneh251; yevm-el-fir226;k" (O, onun ayrılık günü olduğunu kat'238; olarak bildi) mısra'ı üzerindeki hat çalışmasını tash238;h edip, düzeltti. İki saat sonra vef226;t eyledi. Sünbül Efendi Derg226;hı bahçesinde defnine müte226;kib im226;m efendi telk238;n vermek için kalkınca, orada bulunan zam226;nın evliy226;sından Sip226;hi Mehmed Dede, hemen müd226;hale edip; "Hacı Efendi, zahmet çekme! Merh251;mun işi çoktan tamam oldu. R251;hu illiyy238;ne yükseldi. Hak te226;l226; şef226;atini müyesser eyleye!" dedi.

Kırk sene boyunca durup dinlenmeden çalışan H226;fız Osman Efendi; yirmi beş Mıshaf-ı şer238;f, çok sayıda En'226;m-ı şer238;f, Del226;il-i hayr226;t, yazı kıt'aları, karalamalar, murakka'lar yazdı. Bir gece rüy226;sında Res251;l-i ekrem efendimizi görmekle şereflenerek aldığı emir üzerine, ilk def226; levha şeklinde Hilye-i se226;det'i yazdı. Bu hilyelerde Res251;l-i ekremin şem226;il-i şer238;flerini, müb226;rek yüzlerinin şekillerini, hazret-i Ali'nin riv226;yetine göre t226;rif etti.Asırlarca elden ele duvardan duvara dolaşan Hilye-i se226;det levhaları, cem226;l-i Res251;lullaha 226;şık insanların yetişmesine ves238;le oldu. O'nun müb226;rek şem226;il-i şer238;flerini geceleri rüy226;larında, gündüzleri 226;şik226;re gören bu müb226;rek insanlar, H226;fız Osman Efendiye binlerce du226;lar gönderdiler.

Hattat Osman Efendi, özenerek, bütün ustalığını kullanarak ş226;nına l226;yık edeb ve saygıya ri226;yet ederek yazmış olduğu Mıshaf-ı şer238;fleri; zam226;nın en usta nakkaş ve tezhibçilerine teslim ederdi. Onlar da aynı edeb ve saygı içerisinde vazifelerini icr226; ederler, asırlara m226;l olacak, binlerce müslüman tarafından kopye edilip yazılacak, milyonlarca müslüman tarafından okunacak ş226;heserler vüc251;da getirdi. H226;fız Osman Efendinin eserlerini, yeğeni Bayrampaşa türbed226;rı H226;fız Mehmed Çelebi ve Ahdeb Hasan Çelebi gibi tezhib ustaları süslerlerdi. İstanbul'un, zam226;nın hil226;fet merkezi olması sebebiye, H226;fız Osman hattı ile basılan Kur'226;n-ı ker238;mler bütün düny226;ya yayıldı. H226;fız Osman Efendi de bütün düny226;da rahmetle anıldı.

Birçok talebe yetiştiren H226;fız OsmanEfendi, hiçbir talebesinden ücret almaz, bilakis talebesinin k226;ğıt ve kalem ihtiy226;cını da kendisi ted226;rik yoluna giderdi. Kendisinden ic226;zet alan talebe, tam bir ahl226;k ve edeb num251;nesi olarak mez251;n olurdu. H226;fız Osman Efendinin, elli civ226;rında talebesi kitaplarda kaydedilmiştir. Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi,Anb226;r238;z226;de Derviş Ali Efendi, Hasan Üsküd226;r238;, Bursalı Mehmed Efendi, Kürtz226;de Bursalı İbr226;him, Derviş Mehmed Kevkek ve Y251;suf-i R251;m238;, H226;fız Osman Efendinin ileri gelen talebeleri arasındadır.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:48 PM
HAY194;T BİN KAYS EL-HARR194;NÎ

Harr226;n'da yetişen evliy226;nın büyüklerinden, 226;riflerin ileri gelenlerinden. Nesebi; Hay226;t bin Kays bin Kahh226;l bin Sultan el-Ens226;r238; el-Harr226;n238;'dir. Urfa'ya bağlı Harr226;n kazasında doğup yetiştiği için "Harr226;n238;" nisbeti ve "350eyh-ül-Kıdve" lakabı ile meşh251;r oldu. Doğum t226;rihi hakkında, kaynaklarda bir bilgiye rastlanamamıştır. Ömrünün 50 senesine yakınını Harr226;n'da geçirmiş büyük bir vel238;dir. İnsanlar ve b226;zı sultanlar, onu ziy226;ret edip du226;sını alırlar, onunla ber226;ber olmakla bereketlenirlerdi.Yüksek h226;llerin ve ker226;metlerin s226;hibi olup, ehliyeti, ihl226;sı, iffeti yanında, d238;nine çok bağlı bir z226;t idi. Cömertliğiyle meşh251;rdur. 1185 (H.581) yılında orada vef226;t etti. Harr226;n'ın dışına defnedildi. Kabri, ziy226;retçilere açıktır.

Hay226;t bin Kays hazretleri büyük himmet s226;hibi olup, yüksek makamlara kavuşmuştu. Keşf ve ker226;metleri, açık ve meydanda bir z226;t idi.Allahü te226;l226;ya yakınlık derecesi bakımından yüksek bir mevkide bulunuyordu. Hak238;kat ilimlerinde derin bilgisi vardı. Sayısız ker226;metleri yanında, hikmetlerle dolu, yüksek hak238;katleri açıklayan sözleri çoktur. İlimde ve tar238;katta o kadar yükselmişti ki, himmet ve tasarrufları "Yed-i Beyz226;"ya benzetilirdi.Yed-i Beyz226;, M251;s226; aleyhissel226;mın m251;cize olarak gösterdiği beyaz ve parlak olan sağ eli olup, istediği vakit yakasına sokup çıkardıkça, güneş gibi bir il226;h238; nur parlamaya başlardı. Düşmanları bu n251;r-i il226;h238;yi görünce, kaçıp dağılırlardı. Bu t226;bir, mec226;z olarak, ker226;met ve h226;rikul226;de h226;ller ve meziyetler hakkında da kullanılırdı. O, her yönden ilim ve h226;l s226;hiplerine ışık tutmuş ve kendisine ilim, h226;l ve zühd yönünden reislik verilmiştir. Bu hususlarda, pek çok vel238; kendi talebelerinin terbiyesini ona hav226;le etmişler ve onun s226;yesinde nice kimse makam ve h226;l s226;hibi olmuştu. Ondan sayısız kimse ders ve feyz almıştı. Yetiştirip mez251;n ettiği talebelerinin sayısı da hayli kalabalıktır. Yetiştirmiş olduğu ta-

lebeler, karanlık bir gecede parlayan yıldızlar mis226;l238;, seçilmiş ve ker226;met ehli z226;tlardır.

Evliy226;nın büyüklerinden birçoğu, onun h226;llerini beğenip, söylediklerini tekrar etmişler ve birçok 226;lim de, onun büyüklüğünü her ves238;le ile dile getirmiştir. 194;lim ve c226;hil, herkes ondan istif226;de etmiş, Harr226;n halkının başı sıkıştığında ona başvurulmuştur. Mesel226; Harr226;n Ovasında, b226;zan günlerce suyun damlası bulunmaz olurdu. Halk, bunun ç226;resini bulmuştu. Hemen Hay226;t bin Kays hazretlerine koşar, onun du226;sını alır, du226;sının himmet ve bereketiyle yağmur yağar, halk susuzluktan kurtulurdu. Bu hususta onun yardımları saymakla bitirilemez. Sultan N251;redd238;n Zeng238; onu ziy226;ret edip, hıristiyanlara karşı yaptığı cih226;dda azim ve gayretini kuvvetlendirince, onun muvaffak olması için du226; ederdi. Sultan Sel226;hadd238;n-i Eyy251;b238; de ziy226;ret eder, ondan du226; isterdi. Du226;sını alarak yaptığı harbi kazanırdı.

Hay226;t bin Kays el-Harr226;n238; hazretlerinin oğlu Eb251; Hafs Ömer şöyle anlatır: 350eyh Zag238;b er-Rah226;b238;, babamın ziy226;retine gelmişti. Babam ise, sabah namazından sonra evinin kapısında oturmuş, kendi işi ile meşg251;l oluyordu. Zag238;b er-Rah226;b238; gelip kapının diğer tarafına oturdu. Babam, onunla hiç konuşmadı. 350eyh Zag238;b, buna alındı ve içinden: "T226; Rah226;be'den geldim de, bana hiç iltif226;t edip konuşmadı. Hiç böyle olur mu?" diye düşündü. Babam ona hemen şöyle seslendi: "Benim hakkımda kalbinden geçirdiğin şu 238;tir226;zından dolayı, sana bir zarar geleceğinden korkuyorum. Bunun dış 226;z226;larında mı, yoksa iç 226;z226;larında mı meydana gelmesini istersin?" O da: "Dış 226;z226;larımda olsun!" deyince, babam elini uzattı, o 226;nda gözlerinden bir t226;nesinin şekli ve yeri değişip rahatsızlandı. Adam kalkıp hürmet gösterdi ve oradan ayrıldı ve memleketi olan Rah226;be'ye döndü. Birkaç sene sonra, kendisine bir yerde tes226;düf ettiğimde, gözünün iyileşmiş olduğunu gördüm. Sebebini sorunca: "Bir zikir halkasına iştir226;k ettim. Orada babanızın talebelerinden biri ile görüştüm. Ellerini hasta gözüme koyunca, hemen iyileşip eski h226;line döndü." diye cevap verdi. O gün, baban benim gözüme parmağı ile iş226;ret ettiği zaman kalb gözüm açılmış, onun feyzi ile birçok gar238;b şeyler görmüştüm."

Harr226;n'da bir c226;mi yapılıp, sıra mihr226;ba gelince, kıble hus251;sunda Hay226;t bin Kays hazretleri ile c226;miyi yapan z226;t arasında ihtil226;f çıktı. Sonunda Hay226;t bin Kays ustaya: "Önüne bak, kıbleyi göreceksin!" buyurdu. O z226;t da, önüne baktığında K226;be'yi karşısında gördü ve düşüp bayıldı.

Bir gün, Hay226;t bin Kays hazretleri ile ber226;berindekiler, yolculuğa çıkmışlardı. Yorulunca, bir yerde dinlenmek istediler. Ümm-i G226;yl226;n denilen bir ağacın altında istirahate çekildiler. Bir aralık hizmetçisi, Hay226;t bin Kays'a; "Ben, hurma yemek istiyorum!" deyince; ona: "350u ağacı salla, hurma düşer ve yersin!" buyurdu. Hizmetçi; "Bu ağaç Ümm-i G226;yl226;n denilen bir ağaçtır, hurma ağacı değildir." dedi. Hay226;t bin Kays hazretleri, "Ben sana o ağacı salla diyorum." deyince, hizmetçi ağacı sallamak zorunda kaldı. Ağacı sallayınca, misk gibi yaş hurma dökülüverdi. Dökülen hurmaları yediler, doydular ve sonra kalkıp gittiler.

S226;lih bin G226;nim bin Ya'l226; isimli bir z226;t: "Güzel bir günde, Yemen'den Hind Denizine bir sefere çıkmıştı. Gemi denizin ortasına gelince, şiddetli esen fırtına ve dalgaları tutuldu. Gemi hasara uğrayıp delindi ve battı. Salih bin G226;nim, bir tahta parçasına tutunarak, kimsenin yaşamadığı bomboş bir adaya ulaştı. Çok gezdiği h226;lde hiç kimseyi göremedi. Orada bir mescid görüp, içeriye girdi. Mescidde bulunan dört kişi, kıbleye yönelmiş, t226;at ve zikir ile meşg251;l idi. Sel226;mlaştıktan sonra h226;lini hatırını sordular. O da, soranların h226;llerini müş226;hedeye dev226;m etti. Yatsı namazı vaktinde, Hay226;t bin Kays hazretleri içeriye girdi. Onların yanına yaklaşıp sel226;m verdi. Namaz kılmak için öne doğru geçti. Onu im226;m yapıp, yatsıyı cem226;atle kıldılar. Sabaha kadar ib226;det, t226;at ve zikir ile meşg251;l oldular. Sabah namazı da kılındı. Namazdan sonra, Hay226;t bin Kays hazretlerinin; "Ey tövbe edenlerin sevgilisi! Ey 226;riflerin neşe, sevinç kaynağı! Ey 226;bidlerin gözbebeği! Ey yalnızların dostu! Ey sığınanların sığınağı ve ey ümidini kesenlerin dayanağı! Ey sıdd238;kların kalblerinin kendisine meylettiği ve sevgililerinin kalblerinin kendisiyle dost olduğu ve korkanların himmetinin kendisine bağlandığı yüce Rabbim!" diye mün226;c226;tta bulunup, yalvardığını işitti. Sonra ağladı. O sırada etr226;fı aydınlatan nurlar gördü. Onlar sebebiyle, ayın on dördündeki parlaklık gibi her taraf aydınlanmıştı. Sonra Hay226;t bin Kays mescidden: "Sevenin, sevgiliye gitmesi, büyük bir iştir. Çünkü, kalbte korkulardan meydana gelen dehşetli üzüntü vardır. Ey sevgili! Ben ıssız çölleri yürüyerek katediyorum. Karşılaştığım bütün ovalar ve dağlar, beni hep sana gönderiyor" m226;n226;sındaki beyitleri söyleyerek çıkıp gitti. Orada bulunanlar, S226;lih bin G226;nim'e: "Bu z226;ta t226;bi ol!" dediklerinde, peşine takıldı. Yer ve gök, denizler ve dağlar, sahr226;lar, onun ayağı altında dürülüyordu. O, her adımını atışında, "Y226; Rabb238;! Hay226;t'a hayat ver!" diyordu. Az zaman sonra, bir anda yeryüzü katlanıp, hemen Harr226;n'a geldiler. Oradakiler henüz sabah namazını kılıyorlardı."

Eb251; Abdullah el-Kureş238; diyor ki: "Vef226;tlarından sonra kabirde, hayatlarındaki gibi ker226;metleri ve tasarrufları devam eden dört evliy226; gördüm. Bunlar: Ma'r251;f-i Kerh238;, Seyyid Abdülk226;dir-i Geyl226;n238;, Ukayl-i Münbec238; ve Hay226;t bin Kays el-Harr226;n238; hazretleridir."

Hikmetlerle dolu, kalblere tesir eden sözlerinden b226;zıları şunlardır:

"Kalbinde, Allah korkusu bulundurmak ve sıdd238;klerin h226;lleri ile h226;llenmek isteyen kimse, her işinde sünnet-i seniyyeye yapışmalı, onu mutlaka yerine getirmeli ve hel226;l lokma yemelidir. İnsanın meleklik sıfatından mahr251;m olması; haram yemesi ve Allahü te226;l226;nın yarattıklarına eziyet etmesi sebebiyledir."

"Kalb yumuşaklığını, Allah adamı olan evliy226;nın sohbetlerine dev226;m etmekte aramalıdır. Kalb n251;runu da, sohbete olan gayreti dev226;m ettirmede aramalıdır."

"S226;dık tal****** al226;meti şudur: Bir 226;n bile, Rabbini zikretmekten, O'nu hatırlamaktan ayrılmamalı ve O'nun hakkını gözeterek, farz ve sünnetlere dev226;m etmeli, düny226;nın geçici zevklerinin sevgisini kalbe sokmayıp atmalı ve kalbinde d226;im226; cen226;b-ı Hakk'ın sevgisini bulundurmalıdır"

"Haramlardan sakın ve düny226;ya düşkün olma. Zühde, ib226;det etmek niyetiyle sarılmalı, yoksa kendisinin zühd s226;hibi olduğunu gösterip, düny226;lıklara kavuşmak için onu ves238;le etmemelidir."

"Muhabbet, y226;ni Allahü te226;l226;yı sevmek, m226;rifetin (y226;ni O'nu tanımanın) ve Hakk'a giden yolun en büyük niş226;nıdır. B226;k238;, sonsuz var olan sevgiliye, muhabbet ile kavuşulur."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:49 PM
HAYREDDÎN HALİL BİN K194;SIM

Kastamonu-Küre'de medfun 226;lim ve vel238;lerin büyüklerinden. Ataları, Moğolların İsl226;m ülkelerini istil226;sıyla Anadolu'ya gelmiş ve Kastamonu'ya yerleşmiştir. Hayredd238;n'in babasının adı K226;sım, dedesinin adı ise Hacı Saf226; idi.Doğum t226;rihi bilinmemektedir. 1475 (H.879) senesinde vef226;t etti.

İlk öğrenimini memleketinde yaptıktan sonra Bursa'ya gitti. Bir müddet Molla İbn-i Beş238;r'den ilim öğrendi. Bursa'dan Edirne'ye geldi. Burada Molla Hüsrev'in kardeşinden ilim öğrendi. Fahredd238;n Acem238;'den de tefs238;r ve had238;s ilimlerini tahs238;l etti. Edirne'den Bursa'ya gitti. Sult226;niyye Medresesi müderrisi olan 350emsedd238;n Fen226;r238;'nin oğlu Y251;suf B226;l238;'den de bir müddet ilim öğrendi. SonraMolla Muhammed Yeg226;n'ın yanına gitti. Bu z226;tın sohbetlerinde ve hizmetinde bulundu. Burada faz238;leti, güzel ahl226;kı ve ilmi ile meşh251;r oldu.O zaman Kastamonu beyi olan Candaroğlu İsm226;il Bey, Taşköprü kasabasında Muzafferiyye Medresesini yaptırmıştı. Molla Yeg226;n'dan yaptırdığı medreseye talebesinden birini müderris göndermesini istedi. Muhammed Molla Yeg226;n da, Muzafferiyye Medresesine Molla Hayredd238;n Halil'i müderris olarak gönderdi. İsm226;il Bey, Hayredd238;n Halil'e günde 30 akçe maaş tahsis etti. Ayrıca Küre'de çıkarılan bakır m226;deninden de 50 akçelik tahsis226;t ayırdı. Hayredd238;n Halil, burada bir müddet rahat ve huzur içinde talebe yetiştirdi. Molla Hayredd238;n'in Taşköprü'deki medreseye müderris t226;yin edilmesinden sonra bu 226;ile Taşköprüz226;de diye anılmaya başlandı. F226;tih Sultan Mehmed Han, Candaroğulları beyliğini Osmanlı topraklarına katınca, Küre'deki gelirini alamaz oldu. F226;tih, İstanbul'da Sahn-ı Sem226;n Medreselerini yaptırdığı sırada, P226;diş226;hın hocası bulunan Hoca Hayredd238;n, Molla Hayredd238;n'i öğerek kendisinden ilim tahsil ettiğini bildirmişti. Bunun üzerine Sultan Mehmed Han da onu bu medreselerden birine müderris t226;yin etti. Fakat kabul etmeyince, F226;tih, Hayredd238;n Halil'i Taşköprü'deki Muzafferiyye Medresesi müderrisliğinden azletti. Bundan maksadı, Molla Halil'e İstanbul'da Sahn-ı Sem226;n Medresesinin müderrisliğini kab251;l ettirmekti. Hayredd238;n Halil hazretleri madd238; bakımdan sıkıntıya düşmesine rağmen, vazife istemedi. Taşköprü ileri gelenleri, MollaHalil'in sıkıntı yüzünden İstanbul'a gitmek için yola çıkamadığını zannedip, aralarında on bin akçe topladılar ve; "Bununla yol ihtiy226;cını giderirsin" demek istediler. Fakat o, bunların hiçbirini kab251;l etmedi. "Bana Allahü te226;l226;dan başkasından bir şey istemek uygun değildir." dedi.

Daha sonra Küre kasabası halkı Taşköprü'ye geldi. Bir hayli yalvardıktan sonra, Hayredd238;n Halil'i kasabalarına götürdüler. Burada her Cum226; günü v226;z ve nasihat ederdi. İnsanlara, Allahü te226;l226;nın d238;nini öğretirdi. Vef226;t edinceye kadar burada kaldı. Cen226;zesi, v226;z ettiği Hızır Efendi C226;miinin avlusuna defnedildi.

MollaHayredd238;n Halil, kırk sene Taşköprü'de Muzafferiyye Medresesinde müderrislik yaptı. Bel226;gat, us251;l, tefs238;r, had238;s ve fıkıh ilimlerinde büyük bir 226;lim idi. İsl226;miyete çok bağlı, hel226;l ve haram olduğu bilinmeyen şüpheli şeylerden sakınmakta pek dikkatliydi. Temiz kalpli olup, temiz giyinirdi. Faydasız işlerden, gıybetten, dedi-kodudan ve boş sözlerden uzak dururdu. Mescidde çok Kur'226;n-ı ker238;m okur ve 238;tik226;f yapardı. Çok n226;file namaz kılar ve devamlı oruç tutardı.

Hocaz226;de'den nakledilir: Mevl226;n226; Hayredd238;n Halil, Bursa'da Sult226;niyye Medresesinde görevli iken, dersleri çok güzel ve tatlı anlatırdı. Ben bile ders saatini bekler, onun anlatışını dinlemekten zevk alırdım. Eğer yaşı benden çok genç olmasaydı, ondan ders almak isterdim."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:49 PM
HAYR-ÜN-NESS194;C

Evliy226;nın büyüklerinden. Babasının ismi İsm226;il'dir. Hayrünness226;c lakabı ile meşh251;r olup ismi Muhammed, künyesi Ebü'l-Hasan'dır. Aslen, Samarr226; şehrinden olup, Bağd226;t'ta ik226;met ederdi. Sırr238;-yi Sek226;t238;'nin talebesi, Cüneyd-i Bağd226;d238; ve Ebü'l-Hüseyin N251;r238;'nin akr226;nı idi.Eb251; Hamza Bağd226;d238; ve başka z226;tlarla görüşüp sohbet etti. Ebü'l-Abb226;s ibni At226;, Eb251; Muhammed Cer238;r238; ve başka z226;tlar kendisinden ilim öğrendiler. İbr226;him-i Havv226;s, Eb251; Bekr 350ibl238; ve başka birçok z226;tlar, bunun meclisinde tövbe etti. Eb251; Bekr 350ibl238;'yi yetiştirmesi, lüzumlu ilimleri öğretmesi için Cüneyd-i Bağd226;d238;'ye gönderdi. İnsanlara v226;z ve nas238;hat ederdi. Allahü te226;l226;nın emir ve yasaklarını anlatırdı. Güler yüzlü ve tatlı sözlü idi. Güzel ahl226;kı ile herkesin kalbine tesir ederdi. Hilmi, yumuşaklığı, haram ve şüphelilerden sakınması, nefsinin arzularına muh226;lefet etmesi, 226;limlere ve evliy226;ya olan muhabbet ve bağlılığı, hep onlardan anlatması mükemmeldi. Sözleri çok tesirliydi. Ker226;metleri, nas238;hatleri, hikmetli sözleri meşh251;rdur. 933 (H.322) senesinde 120 yaşında vef226;t etti.

Hayr-ı Ness226;c diye isimlendirilmesine sebeb olan h226;dise şöyle nakledilir: Muhammed bin İsm226;il, hacca gitmek üzere memleketinden ayrıldı. K251;fe'ye geldiğinde şehrin kapısında biri kendisini gördü. Bu kimsenin Hayr isminde bir kölesi vardı. Bu köle efendisinden kaçıp gitmişti. Bu kimse K251;fe şehrinin kapısında karşılaştığı Muhammed bin İsm226;il'i kaçan kölesi Hayr'a benzetip: "Ey kaçak! Sen benim kölem olan Hayr'sın. Benden kaçtın ha! Çabuk gel buraya!" dedi. O ise hayretler içerisinde kaldı. Ne olduğunu anlayamamıştı. İnsanlar etrafına toplanmaya başladılar. O kimseye dönerek: "Vallahi bu senin kölen Hayr'dır." dediler. Köle s226;hibi bunu alıp, diğer kölelerini çalıştırdığı yere götürdü. Orası kumaş dokunan bir atölye idi. Bez dokuyan kimseye ness226;c denirdi. Muhammed bin İsm226;il'i bir tezg226;hın başına oturtup, "Önceki yaptığın işine devam et!" dediler. Bu işi ilk defa gördüğü h226;lde, senelerdir sanki o işi yapıyormuş gibi çalışmaya başladı. Günler ve aylar böyle geçti. "Y226; Hayr!" diye çağırılırsa, "Efendim, buyurun!" diye cevap verir, "Ben sizin köleniz Hayr değilim, başka bir kimseyim." demezdi. Bir gece kalkıp abdest aldı, namaz kıldı ve "Y226; Rabb238;! Benim h226;lim sana m226;l251;mdur. Beni buradan kurtar." diye du226; etti. İşin s226;hibi Hayr'ın edebini, çok ib226;det ettiğini yakından t226;kib ediyordu. Ertesi günü, iş s226;hibi baktığında, bu hizmetçinin, kaçıp gitmiş olan Hayr ismindeki köleye hiç benzemediğini gördü. Yanına çağırıp: "Sen benim kölem olan Hayr değilsin. Ben yanılmışım. Kusurumu affet, hakkını hel226;l et. İstediğin yere gidebilirsin, serbestsin." dedi. Muhammed bin İsm226;il, Mekke'ye gidip bir müddet kaldı. Evliy226;lık yolunda yüksek derecelere kavuştu. Öyle ki, Cüneyd-i Bağd226;d238;; "Hayr, hayırlımızdır." buyururdu. Hayr-ı Ness226;c hazretleri kendisine (Hayr) ismi ile hit226;b edilmesinden hoşlanır, "Müslüman bir kimsenin verdiği ismi değiştirmek iyi olmaz." diye söylerdi. Bundan sonra Hayr-ı Ness226;c diye meşh251;r oldu.

Nafakasını temin etmek için b226;zan dokumacılık yapardı. Sık sık da Dicle Nehri s226;hiline gidip, s226;kin bir yerde ib226;det ve t226;atle meşg251;l olurdu. Orada kendisine bez dokutanlardan bir kadın, "Bunun ücretini getirdiğimde, sizi bulamazsam ne yapayım?" diye sordu. O da, kadına: "Dicleye atıver?" buyurdu. Kadın bildirdiği günde borcu olan parayı getirdi, kendisini orada bulamadı, önceki emir üzerine, getirdiği parayı nehire attı. Bir müddet sonra Hayr-ı Ness226;c geldiğinde, balıklar ağızlarında kadının attığı paralarla çıkıp kendisine teslim ettiler.

Hayr-ı Ness226;c buyurdu ki:

"Bel226;lara sabır, yiğit kişilerin Allah'tan gelen her şeye rız226; göstermek ise, kerem s226;hiplerinin (evliy226;nın) ahl226;kıdır."

"Allahü te226;l226;nın az226;bından korkmak, kamçı gibidir, edebsizliği ahl226;k edinenleri bu kamçı ile terbiye ederler. 194;z226;ların kötü bir şey işlemeleri, kalbin gafletindendir."

"Yapılan amelin maksada ulaştığının al226;meti, o amelde acz ve kusurdan başka bir şey görmemektir."

"Düny226;nın ne değerde olduğunu idr226;k eden, 226;hiretten nasibini alır. Düny226;ya düşkün olmak, insanın kalbini öldürür."

"İhl226;s, amelin kab251;lüne vesile olan güzel düşünce (niyet) dir."

350U ANDA NAMAZ VAKTİDİR

Ebü'l-Hüseyin M226;lik şöyle anlatıyor: "Hayr-ı Ness226;c vef226;t ettiği zaman yanında idim. Akşam namazı vaktiydi. Vef226;t edeceği zaman kapıya doğru iş226;ret ederek: "Allahü te226;l226; sana, benim canımı almayı, bana da namaz kılmayı emretti. 350u anda namaz vaktidir. Ben, bana emrolunanı yapayım. Ondan sonra da sen, sana emrolunanı yaparsın." buyurdu. O zaman biz, Hayr-ı Ness226;c'ın Azr226;il aleyhissel226;m ile konuştuğunu anladık. Sonra abdest alıp, namazını kıldı. Yatağına uzandı, gözlerini kapadı ve Kelime-i şeh226;det getirip r251;hunu teslim etti. Vef226;tından sonra kendisini rüy226;da görüp: "Allahü te226;l226; sana nasıl mu226;mele eyledi?" diye sordular. "Bana bundan sormayın, fakat ben, haramlarla ve günahlarla dolu alçak düny226;dan kurtulup rahata kavuştum." buyurdu.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:49 PM
HIFNÎ (Hafn226;v238http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/wink.gif

Mısır'ın meşh251;r vel238;lerinden. İsmi Muhammed bin S226;lim bin Ahmed Hıfn238; (Hafn226;v238http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/wink.gif'dir. Lakabı 350emsedd238;n Ebü'l-Mek226;rim Halvet238; el-Mısr238; eş-350226;fi238;'dir. 1690 (H.1101) senesinde Mısır'da Belb238;s beldesinin Hıfne kasabasında doğdu. Doğduğu yere Hafn226; da denilmiştir. 1767 (H.1181)de K226;hire'de vef226;t etti.Asrının ilmiyle amel eden büyük 226;limi ve meşh251;r bir vel238;si idi. İlim tahs238;line başlayacak çağa gelince, önce Kur'226;n-ı ker238;mi ve b226;zı ana metinleri ezberledi. Sonra babası onu K226;hire'ye gönderdi. Orada on dört sene ilim tahs238;li yaptı. Zam226;nının en meşhur 226;limlerinden ders aldı. Ders aldığı hocaları ona ders ve fetv226; vermesi hus251;sunda ic226;zet verdiler. Tefs238;r, had238;s, fıkıh ve diğer ilimlerde zam226;nının seçkin 226;limlerinden oldu. Kendilerinden ilim öğrendiği ve ic226;zet aldığı hocaları; 350eyh Ahmed Haly238;f238;, 350eyh Muhammed D238;rb238;, Abdurra251;f Bişb238;ş238;, 350eyh Ahmed el-Melv238;, 350eyh Muhammed Sag238;r'dir. En meşhur hocası ise; 350eyh Muhammed Bed238;r238; Dimy226;t238; olup, bu hocasından tefs238;r, had238;s ilimlerine d226;ir ders aldı. Ondan İm226;m-ı Gaz226;l238;'nin İhy226;u Ul251;midd238;n adlı kıymetli eserini, Sah238;h-i Buh226;r238;'yi, Sah238;h-i Müslim'i, Sünen-i Eb251; D226;v251;d'u, Sünen-i Nes226;238;'yi, Sünen-i İbn-i M226;ce'yi, İm226;m-ı M226;lik'in Muvatt226; adlı had238;s kitabını, İm226;m-ı 350226;fi238;'nin Müsned'ini, Taber226;n238;'nin Mu'cem-il-Keb238;r adlı eserini, yine Mu'cem-ül-Evsat ve Mu'cem-üs-Sag238;r'ini okudu. İbn-i Hibb226;n'ın Sah238;h'ini, H226;kim'in Müstedrek'ini, Eb251; Nuaym'ın Hilye'sini ve diğer eserleri de okudu. İlimde ems226;llerini çok geçip, yüksek seviyelere ulaştı. Ders vermeye, ilim öğretmeye başlayınca en seçkin talebeler onun derslerinde toplandı. Pekçok kimse ondan ilim öğrenip ic226;zet aldı.

Otuz yaşından sonra tasavvuf yoluna girdi.Mukri' lakabıyla bilinen 350eyh Ahmed 350226;zil238; Magrib238;'den ilim ve edeb öğrendi. Hocasının verdiği günlük vaz238;feleri yerine getirdi.Tasavvufta en meşhur hocası 1721 senesinde 350am'dan Mısır'a gelen Seyyid Mustafa Bekr238; ile görüştü. Tanışmasına onun talebelerinden Seyyid AbdullahSelf238;t238; ves238;le oldu. Huz251;runa varınca sel226;m verip edeple oturdu. Seyyid Bekr238; de ona dikkatlice nazar etti. Konuşma olmadan bir müddet bakıştılar. Aralarında bir muhabbet bağı meyd226;na geldi. Kalpleri birbirine bağlandı. SeyyidBekr238;, kendisine bir talebe geldiğinde önce ona istih226;re yapmasını emrederdi. Muhammed Hıfn238;'ye bir şey buyurmadı. Bu h226;li onu sevdiğine, onu talebe olarak kab251;l ettiğine ve kalblerinin birbirlerine iyice bağlandığına al226;met idi. Daha sonra Seyyid Bekr238;'nin sohbetlerinde yetişti. Verdiği dersleri yaptı. Nefsiyle müc226;dele etti. Onun ısl226;hına çalıştı. Bir gece rüy226;sında Seyyid Bekr238; ile 350eyh Ahmed 350226;zil238;'yi birlikte gördü. Birbirleriyle kendisi hakkında konuşuyorlardı. Daha sonra bu rüy226;sını SeyyidBekr238;'ye anlattı. O da; "Bu senin bize bağlanmana al226;mettir. Bu b226;tın238; bir yakınlıktır. Nasıl ki Selm226;n-ı F226;ris238; ve Süheyb-i R251;m238; ehl-i beytten sayıldılar. Sizin de bizimle yakınlığınız buna benzer." buyurdu.

Muhammed Hıfn238;, Seyyid Mustafa Bekr238;'nin en üstün talebelerinden oldu. Zam226;nının büyükleri arasına girdi. Çok ker226;metleri görüldü. Talebelerinden All226;me 350eyh Hasan 350emmet Mısr238;, onun ker226;metlerini ihtiv226; eden bir eser yazdı ve bunları kitabının altıncı bölümünde bildirdi. Üstün h226;llerinden ve ker226;metlerinden b226;zıları şunlardır:

"Hocam Muhammed Hıfn238; gönülden geçen şeyleri bilirdi. Bir gün kalbimden bir şey geçirdim. Sonra da huz251;runa vardım. Hocam bana içimden geçenleri söyleyiverdi. Yaptığım fakat kimsenin bilmediği işlerden de haber verirdi. Bir gün beni eve gönderdi ve; "Benden önce eve git." buyurdu. Giderken yolda arkadaşlarımla karşılaştım. Onlar bana; "Hazret-i Hüseyin'in kabrini ziy226;rete gidelim." dediler. Ben de hocamın sözünü söyledim. O zaman; "Hocan biraz gecikir. O eve gelmeden önce ziy226;retimizi yapar döneriz." dediler. Onlara uyup Hüseyn238; Mescidine gittik. Orada ziy226;retimizi yaptık. Sonra Hocamızın evine döndük. Onun henüz eve dönmediğini öğrenince sevindim. Bu sebepten de Allahü te226;l226;ya hamd ettim. Daha sonra hocam eve geldi. Kapıyı açtım. Hocam neşeyle bana nazar ederek; "Nerede idin?" buyurdu. Ben de; "Burada idim efendim." dedim. O tekrar; "Doğruluk en güzelidir, nerede idin?" buyurdu. O zaman başımdan geçenleri anlattım. Bana; "Hocana karşı yalan söylemekten çok sakın!" buyurdu. O zamandan beri yalandan çok korkarım.

Bir gün huz251;runa vardığımda çok sıkıntılı idi ve üzüntülü bir h226;li vardı. Sebebini sorduğumda; "Hacıların şu anda büyük bir tehlike karşısında olduğunu hissediyorum. İçlerinde talebelerimden b226;zıları da bulunuyor" dedi. Aradan bir zaman geçti. Biz o vakti tesbit ettik. Sonra hacılardan haber alınca, tam o günlerde bir tehlike ile karşılaştıklarını, fakat yollarını değiştirince, kurtulduklarını söylediler.

Muhammed Hıfn238;, bir gün 226;lim bir z226;tla yolda giderken, karşılarına kendisinin vel238; olduğunu iddi226; eden biri çıktı ve; "Siz ikiniz önümüzdeki Cum226; gününde vef226;t edersiniz." dedi. O zaman Hıfn238;; "Yemin ederim ki sen yalancısın." buyurdu. Yanındaki 226;lim, o adamın sözleri tesirinde kalıp ölümden korktu ve; "Efendim ona yalancı demeyiniz, doğru olabilir." dedi. Hıfn238; o zaman; "Bu Cum226; geçtiği gibi sonraki Cum226;lar da geçecek. H226;l226; bu adamın söylediğine inanıyor musun?" dedi. Hakikaten Cum226;lar gelip geçti. O zaman Hıfn238; bu 226;lime; "Bu adam yalancının biridir. Sözümüze h226;l226; inanmadın mı?" buyurdu. O 226;lim; "350imdi inandım." dedi. Hıfn238;; "O kendisinin vel238; olduğunu iddi226; eden, fakat aslında işleri eşkıy226;lık olan biridir. Allahü te226;l226;nın farz kıldıklarını yerine getirmez. Ne oruç tutar, ne namaz kılar. Sözleri dinden çıkmış bir zavallı olduğunu gösteriyor." buyurdu.

350eyh Hasan Adev238; dedi ki: Muhammed Hıfn238;'nin aynı zamanda çeşitli yerlerde görüldüğünü çok kimseler bildirdi. Kim kendisini ves238;le edip yardım istese, Allahü te226;l226;nın izniyle hemen onun yardımına koşardı. 350eyh Hasan Seb238;n238; ve talebeleri onun bu h226;linden haber verdiler.

Bir geminin yelkeni deniz ortasında yırtıldı. Gemi olduğu yerde dönmeye başladı. Gemidekiler bir gün bir gece böyle kaldılar. Çok sıkıntılı oldu. Tayfalardan birisi rüy226;sında Hıfn238; hazretlerini gördü. Ona; "Yırtık falan yerdedir." diyerek yerini t226;rif etti. O zaman tayfa uyandı. Rüy226;sını gidip kaptana anlattı. Ber226;berce gidip oraya baktılar. Buyurulduğu gibi idi. Orasını t226;mir edince geminin dönmesi durdu. Bu def226; gemiyi sürükleyecek rüzg226;r kesildi. Gemide, Hıfn238;'yi sevenlerden birisi vardı. O gece rüy226;da ona; "Sabahleyin inş226;allah sefer müyesser olur. Rüzg226;r eser." buyurdular. O kişi sabahleyin rüy226;sını kaptana anlattı. Kaptan rüzg226;rın eseceğine pek ihtim226;l vermedi. O da; "Sen hareket emri ver. Rüzg226;r eser." dedi. Az sonra da Allahü te226;l226; onlara çok tatlı, tam arzu ettikleri bir rüzg226;r gönderdi.

Nil Nehrinin suları b226;zı seneler azalırdı. İnsanlar bu sebebten kuraklık sıkıntısı çekerlerdi. Yine böyle bir senede, sevdikleri Muhammed Hıfn238;'ye gelip durumu arzettiler. O da F226;tiha-i şer238;feyi okudu. O gece nehrin suları Allahü te226;l226;nın izniyle çoğaldı. İnsanlar kuraklık sıkıntısından kurtuldular.

MuhammedHıfn238;, Seyyid Ahmed Bedev238; için tertiplenen bir mevlid cemiyetinde idi. Sevenlerinden birisi, tam on sekiz senedir konuşamıyordu. Yakınları onu alıp Muhammed Hıfn238; hazretlerine getirdiler. "Mur226;dımız bunun konuşması için himmetinizi istemektir." diyerek du226; talebinde bulundular. O da; "Bu öyle bir şeydir ki, ancak Allahü te226;l226;nın kudretiyle olur." buyurdu. Onlar du226; istemekte ısr226;r ettiler. Bunun üzerine; "O h226;lde şimdi doğruca Seyyid Ahmed Bedev238;'nin kabrine gidiniz. Gece orada kalsın ve uyusun. Sabahleyin bana getirin." buyurdu. Sabahleyin onu getirdiler. Konuşamayan kişiye; "350imdi L226; il226;he illallah kelime-i tayyibesini söyle." diye üç def226; buyurdu. Allahü te226;l226;nın izni ve keremi ile o kişi konuşmaya başladı.

Muhammed Hıfn238; çok heybetli bir z226;t idi. İnsanların eziyet ve sıkıntılarına sabrederdi. B226;zan da sert olarak nazar ederdi. Böyle nazar ettiği kimselerin çeşitli cez226;lara uğradıkları görüldü.

350eyh Ahmed Fev238;, rüy226;sında Res251;lullah'ı gördü. Res251;lullah efendimiz kendisine; "Allahü te226;l226;, Muhammed Hıfn238;'ye zam226;nındaki sevdiklerine şef226;at etme izni verdi." buyurdu.Hasan 350emme der ki: "K226;hire'ye geldiğimde bu menkıbeyi duydum. Bunu bir türlü kab251;l edemiyordum. Hocası Seyyid Bekr238; de onun asrında yaşamış idi. O gece bir rüy226; gördüm. Sanki kıy226;met kopmuş ve insanlar mahşer yerinde toplanmıştı ve insanlar hesaba çekiliyordu. Hocamın başında bir t226;c vardı. Hocası Seyyid Bekr238; ve sevdikleri de arkasında duruyordu. Sanki ondan şef226;at bekliyorlardı. Koşarak ona gittim. Ellerine sarıldım. Bana; "Asrımda yaşamış sevdiklerimize bak. 350imdi git onları arkamda bir saf yap." buyurdu. Çok kalabalık idiler. Bir yardımcı ile buyurduğunu yaptım. Daha sonra günün korku ve telaşıyla huz251;runa gittim ve ağlamaya başladım. Bana niçin ağladığımı sordu. Sonra beni göğsüne bastırdı ve yeşil cübbesiyle örttü. Sonra da; "Korkma, üzülme! Biz bu kapıdan gireriz." buyurup, Cennet kapısını iş226;ret etti."

Muhammed Hıfn238; hazretlerinin eserleri şunlardır: Es-Semer226;t-ül-Behiyye f238; Esm226;i Esh226;b-ı Bedriyye, H226;şiyetün al226; 350erh-il-Eşm251;n238;, Enfesü Nef226;238;s-üd-Dürer, H226;şiyetün al226; 350erh-il-Hemziyye li İbn-i Hacer Heytem238;, H226;şiyetün fi'l-His226;b, H226;şiye al226; 350erh-i Ris226;let-il-Ad251;d, H226;şiye al226; C226;m238;-is-Sag238;r lis-Süy251;t238;, Ris226;le fi't-Takl238;d fi'l-Füru'.

NASIL KURTULDU?

350eyh Ali Miyeh238; anlatır: "Seyyid Abdürrahm226;n Ayder251;s238;, K226;hire'ye geldiğinde, Muhammed Hıfn238;'yi ziy226;ret etti. Aralarındaki muhabbet bağı çok kuvvetli idi. Ayder251;s238;'nin evime teşriflerini çok arzu ederdim. Fakat kendimi çok aşağı gördüğümden, benim gibi aşağı bir kimsenin evine böyle müb226;rek bir z226;tı d226;vet etmekten hay226; ediyordum. Nih226;yet bu arzumu Hıfn238;'ye arzettim. Buyurdu ki: "İnş226;allah o sana gelecek. Arzu ederse fakirler yemeği olan ser238;d (tirid) den yer. Onu çağırma, kendine de fazla ikr226;mda bulunma." dedi. Ben de sözüne uydum. Hic226;z'a sefer arzumdan da vazgeçtim. Çok geçmeden Ayder251;s238; evimi teşrif etti. Ona; "Efendim size s226;dece ser238;d (tirid) hazırlayacağım." dedim. "Olur." buyurup bizimle sohbete başladı. Üst226;d Hıfn238;'nin faz238;letlerinden bahsetti. Ayder251;s238; bir ara; "350imdi onun Malta adasındaki çok garip bir h226;disesini anlatayım." deyip şunları anlattı: "Malta'daki müslümanlardan bir esir orada bir mescide uğradı. İçerideki zikri işitip, onlara; "Hangi z226;tın bildirdiği vazifeleri okuyorsunuz?" dedi. Onlar da; "350eyh Muhammed Hıfn238;'nin" dediler. O kişi o zaman; "Y226; Rabb238;! Bu z226;t için senden istiyorum. Eğer bu z226;t evliy226; ise esirlikten kurtulmamı nas238;b et." diye yalvardı. Akşam olduğunda esiri yine zindana kapadılar. Esir o gece bir rüy226; gördü. Rüy226;sında bir z226;t kendisine eğerli ve sefere hazır bir at getirdi; "Buna bin ve sür." buyurdu. O da ona binip sürdü. Deniz kenarına kadar geldi. İskenderiye'ye gitmek üzere bir gemi bulup, atı ile birlikte ona bindi. Gemi, İskenderiyye limanına vardı. Adadaki esir z226;t karaya çıktı. O esn226;da uykudan uyandı ve kendisini İskenderiyye'de buldu. Boynunda zindanda taktıkları zincir bukağı yoktu. Doğruca 350eyh Muhammed Hıfn238;'nin huz251;runa gidip, başından geçenleri haber verdi. O da tebessüm buyurdu."

YOLUNU NİÇİN KAYBETTİ?

350eyh Muhammed Mün238;r anlatır: "Bir zaman Muhammed Hıfn238;'yi ziy226;ret için K226;hire'ye gittim. Talebeleri beni huz251;runa götürdüler. Sohbetlerini dinledim. Onun yanında kaldım. Nih226;yet geri dönmek için izin istedim. İzin verince yanından ayrıldım. Bulak'a geldim. Sonra onun yanında bir şey unuttuğum hatırıma geldi. Bir talebemi ona gönderdim. Talebem oraya varınca Hıfn238; onu kapıda karşılayıp niye geldiğini sormuş. O da unuttuğum eşy226;yı söylemiş ve almış. Daha sonra Hıfn238; ona oruçlu olup olmadığını sormuş. O da oruçlu olduğunu söyleyince, ona; "Yavrum bilhassa bu günlerde oruç sana meşakkatli olur. Üstelik sen mis226;firsin. Orucun da n226;filedir. Sen ift226;r et öyle git." demiş. Talebem onun sözüne ehemmiyet vermeden yola koyulmuş. Yolda hıyar satan birini görmüş. Ondan bir mikd226;r hıyar almış. Oruçlu olduğunu unutup yolda giderken yemeğe başlamış. O esn226;da kendisini çölde bulmuş. 350aşkınlıkla; "Sübh226;nallah, sanki Tih Çölündeyim, buralar da neresidir? Ben neredeyim? Bulak şehri nerede kaldı? diye hayretler içine düşmüş. Birisi ile karşılaşıp ona Bulak yolunu sormuş. O da böyle bir şehir bilmediğini söyleyince bir başkasına sormuş aynı cev226;bı almış. Korkudan ve o yerlerin meşakkatinden b238;t226;b h226;le düşmüş. Sonra bu h226;linin sebebi kendisi olduğunu anla*****, Hıfn238; hazretleri benim orucumu açarak gitmemi söylemişti. Onu dinlemedim. Emrine karşı geldim. Günah işledim. Ey Hıfn238; hazretleri imd226;dıma yetiş. Ben ne yaparım? diyerek ağlamaya başlamış. Kesin olarak söz verip; "Bundan sonra Allahü te226;l226;nın sevgili kullarına muh226;lefet etmeyeceğim." demiş. O anda kendini hıyar aldığı z226;tın karşısında görmüş. Talebem sonra da Bulak şehrine geldi. Gecikme sebebini sorduğumda başından geçen h226;diseyi bana böylece bildirdi."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:49 PM
HIZIR ÇELEBİ (Hızır Bey)


Osmanlı evliy226; ve 226;limlerinin büyüklerinden. İsmi, Hızır Çelebi bin Cel226;ledd238;n'dir. Nasredd238;n Hoca'nın torunlarındandır. 1407 (H.810) senesi Reb238;'ul-evvel ayının birinde Eskişehir'e bağlı Sivrihisar kasabasında doğdu. 1458 (H.863) senesinde İstanbul'da vef226;t etti. Vef226; ile Zeyrek arasında, Unkapanı'na giden cadde kenarında defnedildi.

Küçük yaşta babasından ilim tahs238;l etti. Sonra MollaYeg226;n'a talebe olup, akl238; ve nakl238; ilimleri tamamladı ve kızıyla evlenip d226;m226;dı oldu. İbn-i Cezer238;'den kır226;at ilmini öğrendi.

Hızır Bey, zek226;sının kuvveti ve çalışmasının çokluğu sebebiyle, birçok d238;n238; ve fenn238; ilimlerde derin 226;lim oldu. Memleketi olan Sivrihisar'da k226;dılık ve müderrislik yaptı. Çok ince bilgilere v226;kıf olup, Fen226;r238;'den sonra eşi yoktu.

Hızır Çelebi, Bursa'daki Sult226;niye Medresesinde pekçok öğrenci yetiştirdi. Mevl226;n226; Muslihüdd238;n Kastal226;n238;, Mevl226;n226; AliArab238;, Hocaz226;de ve Hay226;l238; Ahmed Efendi gibi meşh251;r 226;limler ondan ilim ve feyz alarak yetişti. Sonra onlar da pekçok öğrenci yetiştirmiş ve eserler vermişlerdir.

Bursa'daki B226;yez238;d Medresesinde de görev yapan Hızır Bey, oradan İnegöl'e k226;dı oldu. Nih226;yet Edirne'ye gelerek yeniden eğitim ve öğretim hay226;tına döndü. Bu arada Yanbolu k226;dılığında bulunduğu da belirtilmektedir.

Öte yandan Osmanlı p226;diş226;hı Sultan Mehmed, uzun zamandır yaptığı hazırlıkları tamamla***** İstanbul'u kuşatmış ve günlerce süren muh226;sara sonunda 29 Mayıs 1453'te Peygamber efendimizin müjdesine mazhar olarak şehri fethetmişti. Fetihten bir gün sonra P226;diş226;hın Otağ-ı Hüm226;y251;nunda bütün ileri gelen ümer226; ve ulem226; toplanmışlardı. F226;tih Sultan Mehmed fetihle ilgili son bilgileri alıp gerekli emir ve fermanları verdikten sonra, Hızır Çelebi'ye dönerek; "İstanbul k226;dısına hüküm odur ki..." dedi. Bu fermanla F226;tih, Hızır Beyi, İmparatorluğun en önemli vaz238;felerinden birine t226;yin ediyor ve ona olan güvenini en üst derecede gösteriyordu.

Hızır Beyin İstanbul k226;dılığı uzun sürmedi. İstanbul'un fetih t226;rihi olan 1453'ten vef226;t ettiği 1458 yılına kadar 5-6 yıllık bir süre ile bu önemli vaz238;feyi yerine getirdi. Ancak bu kısa sürede gösterdiği icr226;atı ile çok başarılı oldu. Bu başarı da Hızır Beyin unutulmaz Türk vel238;leri ve 226;limleri arasında sayılmasında büyük rol oynadı. Ad226;leti ile ilgili menkıbeleri günümüze kadar geldi. 350öyle ki:

O zamanda k226;dılar bugünkü belediye reislerinin yaptıkları işleri de yaparlardı. Çünkü o zamanlar, nüfus ne kadar kalabalık olursa olsun, insanların mahkeme ile işleri az olurdu. Kimse kimseye kötülük düşünmez, komşu komşusunun hakkına ri226;yet ederdi. Nitekim F226;tih'in, İstanbul'un fethinden önce tebd238;l-i kıy226;fetle Edirne bedesteninde dolaşırken başından geçen h226;dise meşh251;rdur. F226;tih Sultan Mehmed Han, bir sabah vakti, tebd238;l-i kıy226;fetle alış-verişe çıktı. Yanında halk kıy226;fetindeki vezirinden başka kimse yoktu. Girdiği dükkandan iki okka yağ istedi. Onu aldıktan sonra, beş okka da bal vermesini söyledi. Dükkan s226;hibi; "Efendim, ben siftahımı yaptım, balı da komşudan alın, o da siftah etsin." dedi. Öbür dükkana gittiler. Oradan da ikinci bir şey alamadılar. Böyle kaç dükk226;nı dolaştılar, hiçbirinden ikinci bir şey alamadılar. Hızır Bey, komşunun değil hakkına, komşuya karşı ihs226;na bu kadar ri226;yetk226;r olan böyle bir milletin k226;dısı idi.

Böyle sultana, böyle k226;dı.

Hızır Bey, İstanbul k226;dısı ve belediye başkanı olarak vazifeye başladıktan bir müddet sonra, bir hıristiyan m238;m226;r geldi. Hızır Beyi buldu. K226;dı efendiye h226;lini arzedip, p226;diş226;h F226;tih Sultan Mehmed H226;ndan şik226;yetçi olduğunu söyledi. O zamanlar, Avrupa ülkelerinde değil kralı mahkemeye vermek, aleyhinde konuşmak bile, bir insanın kendi hay226;tından olması demekti. O günlerde, İspanya'da hıristiyanlar, binlerce müslümanı; kadın, ihtiyar, çocuk demeden kılıçtan geçirmekteydi. Bir hıristiyan ise, bir müslüman devletinde, o devletin k226;dısına, devletin p226;diş226;hını şik226;yet edebilme hakkını kendisinde bulabiliyordu.

Hızır Bey, hıristiyan m238;m226;rı dinledi. F226;tih Sultan Mehmed H226;n, bugünkü Ayasofya C226;miinden daha yüksek kubbeye ve daha üstün m238;m226;r238; hus251;siyetlere s226;hip bir c226;mi yaptırmak istemiş ve o hıristiyan m238;m226;r da bu işe t226;lib olmuştu. Ama bir hıristiyan olarak, müslümanların, meşh251;r Ayasofya kilisesinden daha üstün hus251;siyetleri h226;iz bir esere s226;hib olmalarına gönlü r226;zı olmamıştı. Bu g226;yesini gerçekleştirebilmek için de, böyle bir c226;miyi kendisinin yapabileceğini söyleyerek işe t226;lib oldu. C226;minin inş226;atı başladı. Mısır'dan binbir zahmetle getirilmiş sütunların yüksekliklerini kısa tutmuş, dolayısıyle kubbenin yüksekliği de Ayasofya'dan alçak olmuştu. İnş226;atın bitmesine yakın ziy226;rete giden F226;tih Sultan Mehmed H226;n, sütunların kasıtlı olarak küçültülüp, meşh251;r Ayasofya'dan daha üstün bir bin226;nın yapılmaması gayreti güdüldüğünü anladı. Bu h226;le çok hiddetlendi. Hıristiyan m238;m226;rın cez226;landırılmasını emretti. Emir yerine getirildi. Eli kesildi. Yüzlerce kilometreden binbir emekle gelen mermer sütunlar, hıristiyan gayreti ile kısaltılmış, Sultanın emri ve iyi niyeti ayaklar altına alınmıştı.Üstelik devletin k226;nun ve niz226;mına uymak karşılığında zımm238;lik hakkı bahşedilmiş olmasına rağmen, böyle bir yola tevessül etmişti. Bir m238;m226;r için el, her şeyden daha fazla lüzumluydu. Ama m226;lesef, düşünmeden işlediği bir suça diyet olmuş, elsiz kalmıştı. İki çocuğu bir hanımı vardı. Müslümanların h226;lini, Osmanlıların ad226;letini bilenler; "Bu işte bir acelelik var, müslümanlar bu işi yapanı suçlu bulurlar, hele onların 226;dil k226;dıları, p226;diş226;hın bile gözünün yaşına bakmaz cez226;sını verirler." dediler. Hıristiyan m238;m226;r pek inanmadıysa da, ısr226;rlar karşısında dayanamayıp k226;dıya gitmeye karar verdi. İşte onun için, Hızır Beyin huz251;runda bulunmaktaydı. Bütün bunları, 226;dil Osmanlı'nın 226;dil k226;dısına tek tek anlattı. Hızır Bey, tam bir sük251;netle h226;diseyi dinledi. Daha sonra soruşturup, meseleye v226;kıf oldu. 350226;hidlerle ber226;ber, F226;tih Sultan Mehmed H226;nı, imparatorların, kralların, beylerin taht ve mülkleri, iki dudağı arasından çıkacak bir çift söze bağlı olan Osmanlı p226;diş226;hını mahkemeye d226;vet etti. Bildirilen saatte mahkeme teşk238;l edildi. O sırada, F226;tih Sultan Mehmed H226;n da geldi. Eli kesilen hıristiyan m238;m226;r ayakta duruyor, ürkek ürkek etr226;fını seyrediyordu. Böyle bir mahkemeyi ilk def226; görüyordu. Çünkü onların bildiği, güçlü olanın h226;kim olmasıydı ve gücü yetene her şey mübahtı. Köhne Bizans, zayıf olan herkesin ezildiği, güçsüzün elinden ekmeğini kapanın kahraman olduğu, mahkemelerin değil suçluya cez226; vermek, zulüm gören m226;s251;mu cez226;landırdığı bir yerdi. Böyle bir toplumdan gelen bir kimse, Osmanlının 226;dil id226;resini hay226;l bile edemezdi. İstanbul F226;tihi Sultan Mehmed H226;n, mahkeme salonu olarak kullanılan yere girince, baş köşede bulunan yere oturmak arzusuyla o tarafa doğru yöneldi. P226;diş226;hın bu h226;lini gören k226;dı Hızır Bey, hiç çekinmeden; "Oturma begüm!.. Hasmınla yüzleşmek üzere, mahkeme huz251;runda ayakta dur!" dedi. Sultan, sözü ikiletmeden söylenilen yere geçti. Mahkemenin p226;diş226;hı HızırBeydi. Çünkü Hızır Beyin şahsında, İsl226;miyetin 226;dil hükümleri karşısında bulunmaktaydı. Hızır Bey; "Sen, Mur226;d oğlu Mehmed! Bu zımm238;nin elini kestirdin mi?" deyip söze başladı. Mahkeme neticesinde; "Sen, Mur226;d oğlu Mehmed! Mahkeme edilmeden bu zımm238;nin elini kestirdiğin için kısas olunacaksın! Senin elin de onunki gibi kesilecek! Eğer zımm238;yi r226;zı edebilirsen, ölünceye kadar onun ve çoluk-çocuğunun ma238;şetini temin etmek karşılığında elini kesilmekten kurtarabilirsin!" dedi. Herkesle birlikte P226;diş226;h da tam bir sük251;net içerisinde kararı dinledi. Hıristiyan m238;m226;r, bu ulv238; karar karşısında daha fazla dayanamadı. Ağla***** P226;diş226;hın ellerine kapandı. Ölünceye kadar ma238;şetini temin etmek karşılığında anlaştılar. Z226;limleri bile ağlatacak böyle bir ad226;letin, ancak hak bir d238;nin mensupları tarafından icr226; edilebileceğini düşünen hıristiyan m238;m226;r, 226;ile efr226;dı ile birlikte müslüman olmakla şereflendi. O da yüce İsl226;m d238;ninin yayılması için gayret eden kimseler arasına katıldı. Bu mahkemeden birkaç gün sonra, F226;tih Sultan Mehmed H226;n, K226;dı Hızır Beyi ziy226;ret etti. Mahkeme esn226;sında gösterdiği ad226;lete teşekkür edip; "Eğer bana, bir suçlu gibi değil de, bir p226;diş226;h gibi mu226;mele etseydin, seni şu kılıcımla parçalardım." dedi. Hızır Bey de, P226;diş226;ha mahkeme esn226;sındaki h226;l ve hareketleri için teşekkür ettikten sonra; "Eğer p226;diş226;hlığına güvenip, d238;nin emri olan hükmüme karşı gelseydin, seni bu arslanlara parçalattırırdım." dedi ve paltosunun iki eteğini çekti. Bakanlar, Hızır Beyin eteği altındaki iki arslanın sert bakışlarını gördüler. "Böyle sultana, böyle k226;dı." demekten kendilerini alamadılar.

Hızır Çelebi'nin; Ahmed, Sinan ve Y226;k251;b adlarında üç oğlu vardı. AhmedPaşa, Bursa müftülüğünde, Y226;k251;b Paşa, Bursa ve İstanbul medreseleri müderrisliğinde, Sinan Paşa da F226;tih Sultan Mehmed'in hocalığı vaz238;felerinde bulunmuş olup, hepsi zek226;ları, ilim ve irfanları ile tem226;yüz etmiş üstün kimse idiler.

Hızır Beyin güzel ahl226;kı, zühd ve takv226;sı da, ilmi gibi yüksekti. Arap, Fars ve Türk edebiy226;tında da geniş bilgi s226;hibi olup, ş226;irliği de vardı. Her üç dilde de kıymetli şiirler yazdı. Ak226;ide d226;ir meşh251;r Kas238;de-i N251;niyye'yi nazmetti. Beyitler h226;linde yazılan kas238;denin her beytinin ikinci mısrası Arapça "nun" (N) harfi ile bittiği için N251;niyye diye isimlendirilmiştir.

Hızır Bey, Kas238;de-i N251;niyye'nin her beytinde İsl226;m ak226;idinin, 238;tik226;d bilgilerinin bir meselesini dile getirdi. Kas238;de-i N251;niyye, talebesi Molla Hay226;l238; ve diğer 226;limler tarafından şerh olundu. Hızır Beyin ayrıca İc226;letü'l-Leyleteyn adlı güzel bir kas238;desi ile diğer b226;zı eserleri de vardır. Arapça, Farsça ve Türkçe şiirleri de olup şu beyt onundur.

Vermiş sab226; benefşeye peyg226;m-ı zülf-i y226;r,

Ol lezzetin hev226;sı dim226;gındadır dah238;.

İstanbul'un Anadolu yakasında, Molla Hızır Beyin geniş ar226;zisi bulunduğu için, buraya Kadıköyü (Kadıköy) ismi verilmiştir.

Edebiy226;tımızda meşhur bir us251;l önemli b226;zı olaylarla ilgili t226;rih düşürme geleneği idi. Ancak Hızır Beye gelinceye kadar mısralarla terkip hatt226; ebced harfleri zikredilmek s251;reti ile t226;rih düşürülmekte idi. Hızır Bey ise kıt'anın son kelimesi ile t226;rih düşürme sanatını keşfetmiş, bu husus kendisinden sonra bir gelenek h226;lini almıştır. Nitekim İstanbul'un fethine düşürdüğü t226;rih bu geleneğe çok güzel bir mis226;l teşkil etmektedir.

"Feth-i İstanbul'a nusret bulmadılar evvel251;n,

Feth idüb Sult226;n Mehmed kıldı t226;r238;h "194;hir251;n".

Beytin son kelimesi "226;hir251;n" ebced us251;lüyle hesaplandığında İstanbul'un fetih t226;rihi olan Hicr238; 857 senesi elde edilmektedir. Bu da M238;l226;d238; takvimle 1453 yılına tek226;bül etmektedir.

ÜLKEMDE BU ADAMA CEV194;B VERECEK BİR 194;LİM YOK MU?

F226;tih Sultan Mehmed Han tahta geçtiği ilk günlerden 238;tib226;ren fırsat buldukça sarayda çeşitli 226;limleri toplayıp onlarla ilm238; sohbetler yapıyordu. Bu toplantılara zaman zaman orada bulunan yabancı ilim adamları da iştir226;k ediyordu. Yine böyle bir ilim meclisi teşkil edildiğinde, Kuzey Afrika ülkelerinden birinden gelen ve gizli ilimlerde mah226;ret s226;hibi bir 226;lim de katılmıştı. O 226;lim, Sult226;nın katında Türk 226;limlerini, sorduğu zor ve çözülmesi güç sorularla epeyce bunalttı. Onları cevap veremez gördükçe de yeni yeni sorular yöneltti ve üstünlük gösterisinde bulundu. Osmanlı ulem226;sının böyle acz içinde kalması, cih226;n p226;diş226;hı olan F226;tih'i son derece rahatsız etti. Bütün beyleri, paşaları ve vezirleri toplayıp; "Ülkemde bu adama cevap verecek bir 226;lim yok mudur? Çabuk olun, araştırın ve bana derhal müsbet bir cevap getirin!" dedi. Vatan topraklarını iyi bilen vezirler, düşündüler ve Sivrihisar Medresesinde görev yapan Hızır Beyi hatırladılar. F226;tih'e; "Sult226;nım! Ülkemizde Hızır Bey adında değerli bir 226;limimiz var, emir buyurursanız, haberci gönderip buraya çağıralım." dediler. Sultan, "Durmayın, kim varsa derhal d226;vet edin, hemen gelsin." buyurdu. Bunun üzerine, Hızır Beyi çağırmak üzere Sivrihisar'a üç kişilik bir heyet gönderdiler. Hızır Bey, bu heyetle Edirne'ye geldi. Hızır Bey, o zaman daha otuz yaşlarında ve asker kıy226;fetinde bulunduğundan, yaş ve kıy226;feti, meşh251;r 226;limlere meydan okuyan z226;tın alay edercesine gülmesine sebeb oldu.

Onun bu tavrı üzerine Hızır Çelebi; "Gereksiz yere gülenler, hoşa gidenlerden sayılmaz. Soracağın her ne ise hemen bildir. Sözün gelişi beni de başarısızlığa uğrayacaklardan biri say." Bunun üzerine mis226;fir 226;lim, p226;diş226;hın huz251;runda ve kendinden son derece emin bir şekilde Hızır Çelebiye sorularını yöneltti. O sorarken Hızır Çelebi mütev226;zi bir şekilde önüne bakıp gülümseyerek notlarını tuttu. Sonra sorulan su226;llerin hepsine teker teker ve g226;yet güzel cevaplar verdi. Çözülecek hiç bir meseleyi ortada bırakmadı. Mis226;fir 226;lim hiç beklemediği bu durum karşısında bir hayli şaşırdı ve tedirgin oldu.

Sonra soru sorma sırası Hızır Beye geldi. F226;tih Sultan Mehmed'den izin istedikten sonra o 226;lime dönerek on altı değişik ilimden çözümü güç birer mesele sordu. Mis226;firin bu konulardan haberi bulunmadığından dili tutuldu ve pekçok ilim adamının ortasında utanç içinde kaldı. Sonra; "Hızır Bey, İsl226;m 226;leminde benzeri pek az bulunan ilim adamlarınızdan biridir. Kendisinde öylesine bir h226;fıza ve zek226; var ki, karşısında durmak mümkün değildir." diye itirafta bulundu.

Kerem ve ihs226;n s226;hibi yüce P226;diş226;h sonuçtan çok memnun oldu. Sevinç ve heyec226;nından yerinden kalkıp yeniden oturdu. Hızır Beyi har226;retle tebrik ederek; "Yüzümüzü ak eyledin. Cen226;b-ı Hak da iki cih226;nda senin yüzünü ak eyleyip, ilmini ve fazlını arttırsın." dedi. Sonra sırtındaki kürkü çıkarıp, Hızır Beyin sırtına geçirdi. Yine bu memnuniyetinin karşılığı olarak Hızır Beyi atalarının inş226; ettiği Bursa'daki Sult226;niye Medresesi müderrisliğine t226;yin etti.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:49 PM
HİD194;YETULLAH ERBİLÎ

İsl226;m 226;limi ve büyük vel238;lerden. Ehl-i sünnet 226;limlerinin ve evliy226;nın en yükseklerinden olan Mevl226;n226; H226;lid-i Bağd226;d238; hazretlerinin hal238;felerindendir. Irak'ta bulunan 350ehrez251;r beldesine yakın Erb238;l beldesinden idi. On dokuzuncu asırda yaşamıştır.

Önceleri ümm238; idi. Sonra ker226;metler s226;hibi, fir226;seti ve ileri görüşlülüğü çok kuvvetli olan Mevl226;n226; H226;lid-i Bağd226;d238; hazretlerinin huz251;runa vardı ve sohbetlerinin tatlılığını görerek, bir daha yanından ayrılmadı. Devamlı şeyhin hizmetinde bulunup tasavvuf yolunda ilerledi. Nefsini kötü huylardan ve çirkin sıfatlardan temizledi. Ancak Hid226;yetullah Erbil238; akl238; ve nakl238; ilimlerden hiç tahs238;l görmemişti. Bu ilim dallarında bir bilgisi yoktu.

Bir gün Mevl226;n226; H226;lid-i Bağd226;d238; hazretleri ona; "Senin üzerine öyle bir vakit gelecektir ki, o vakitte akl238; ve nakl238; ilimlerin okutulmasında muht226;c olacaksın. 350226;yet okutmaz isen seni yurdundan çıkarırlar." dedikten sonra her bir kitabın özellikle ilk sayfasını okumasını emir buyurdu. Hocasının emrine u***** akl238; ve nakl238; ilimleri tahs238;l etti. Bundan sonra özellikle ince konuların işlendiği kitapların okutulması konusunda kendisine ic226;zet verildi.

Mevl226;n226; H226;lid-i Bağd226;d238; hazretlerinin vef226;tından epeyce sonra sözünün sırrı açıklık kazandı. Osmanlı v226;lilerinden Mahm251;d Paşa, Erb238;l ve civ226;rına varınca, hak238;katte ilim ile meşg251;l olmayan, görünüş olarak o mevkilerde bulunan im226;m ve şeyhlerin hepsinden şehri terketmelerini istedi. Bunun üzerine Hid226;yetullah Erbil238; hazretleri akl238; ve nakl238; ilimleri tahkikli bir şekilde okutmaya başladı. Mevl226;n226; H226;lid hazretlerinden aldığı ilim ve m226;rifetleri talebelerine büyük bir sabırla anlattı. Onların gönüllerinde hak238;kat bahçelerinin güzel meyvelerinin olgunlaşması için uğraştı. Bütün ilim 226;şıkları huz251;runa koşarak, ondan istif226;deye başladılar. Gelenler; "Biz bu zam226;na kadar bu z226;tın böyle bir ilme s226;hib olduğunu bilmiyorduk. Halbuki ilim ve edeb s226;hiplerinden kadri yüce bir 226;limmiş." diyerek hayretlerini bildirdiler.

Sonra, Mahm251;d Paşa da onun yüksekliğini daha iyi anlayıp, huz251;runa, sohbetlerine koşmuş ve du226;larını istirh226;m etmiştir.

Ömrünün sonuna kadar insanlara doğru yolu göstermek ve ders vermekle meşg251;l olan Hid226;yetullah Erbil238; hazretleri, vef226;t ettiğinde Bağd226;t'ta medf251;n 226;limlerin sult226;nı, büyük vel238; Mevl226;n226; 350eyh Yahy226; Mervez238; H226;lid238;'nin yanına defnedildi.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:49 PM
HİMMET EFENDİ

On yedinci yüzyıl Anadolu vel238;lerinden. Bolu'nun Gice köyünden Hacı Ali Merdan adlı bir z226;tın oğludur. Dökmeciler mahallesinde doğdu. Doğum t226;rihi belli değildir. Memleketine nisbetle Bolulu Himmet Efendi diye meşh251;r oldu. 1683 (H.1095) senesinde İstanbul'da vef226;t etti. Kabri, Üsküdar'da Bezciz226;de Efendi türbesinde, hocasının yanındadır.

Küçük yaşından 238;tib226;ren ilim öğrenmeye başlayan Himmet Efendi, ilk tahs238;lini memleketi olan Bolu'da gördü. 1609 (H.1018) senesinde İstanbul'a gelerek ilim tahs238;line dev226;m etti. Zam226;nının us251;lüne göre Zeyrekz226;de Seyyid Y251;nus Efendinin ilim meclisinde bulunup, akl238; ve nakl238; ilimleri tahs238;l etti ve ondan ic226;zet aldı. İlimde yüksek dereceye ulaştıktan sonra, kırk akçe yevmiye (gündelik) ile müderris olmaya hak kazandı. Fakat o medresede ilim okutmaktan ziy226;de tasavvuf yoluna yönelmeyi tercih etti. Bir gün medresenin odasında gezinirken, başını önüne eğip; "Ey Himmet! 350imdi müderris olacağını farz edelim. Mertebeleri yavaş yavaş geçerek, k226;dıasker ve nih226;yet şeyhülisl226;m oldun. Ondan sonra olacağın hiçtir. Bu kadar debdebeden sonra o neticeye ulaşmaktansa, şimdiden hiç olmaya baksana." diyerek odadan dışarı çıktı ve kapısını kapadı. Bir Allah adamının sohbetinde ve hizmetinde bulunup m226;nev238; yolda ilerlemeye karar verdi. Yolda giderken Halvetiyye tar238;katının büyüklerinden ve Uşş226;k238;liğin kurucusu olan Hüs226;medd238;n Uşş226;k238;'ye rastladı. Hüs226;medd238;n Efendi, Allahü te226;l226;nın kalbine verdiği keşf kuvveti ile, Himmet Efendinin h226;lini anladı. Ondaki k226;biliyeti görüp; "Oğlum Himmet aradığın bizdedir." buyurdu. Bunun üzerine Himmet Efendi, Hüs226;medd238;n Uşş226;k238;'ye bağlanarak, talebesi oldu. Uzun süre müc226;hede ve riy226;zet çektikten sonra, Hüs226;medd238;n Uşş226;k238;'den hil226;fet aldı. Hocasının izni ile memleketine gitti. Memleketinde Bayr226;miyye yolu büyüklerinden Bolulu Ahmed Efendi ile sohbet etti. Bir süreAhmed Efendinin hizmetinde bulunarak Bayram238; tar238;katı üzerine sül251;kunu tamamla***** ondan da hil226;fet aldı. Uşş226;k238;lik ve Bayram238;lik tar238;katlarının sırlarını birleştirdi.

Himmet Efendi, başında Bayram238; t226;cı olduğu halde İstanbul'a gitti. Bir gün ilk şeyhi Hüs226;medd238;n Uşş226;k238; ile karşılaştı. Himmet Efendi, başka bir hocaya bağlanmış diye ilk hocasının kalbine bir şey gelmemesi için yanındaki abdest havlusu ile derhal t226;cını örtmek istedi. Hüs226;medd238;n Efendi bu duruma v226;kıf bir vel238; olduğundan ve Himmet Efendide tecell238; eden Rabb226;n238; m226;rifet n251;rlarını gördüğünden; "Oğlum Himmet! Bayram238; tar238;katı da, bizim yolumuz da senin ictih226;dın olsun." buyurdu. Himmet Efendi, bundan sonra Bayram238; tar238;katının Himmet238; kolunun kurucusu kab251;l edildi.

Himmet Efendi, İstanbul'a geldikten sonra Sultan Dördüncü Mehmed Han devri Defterd226;rlarından İbr226;him Efendinin Yenibahçe yakınlarında Nakkaş Paşa C226;mii bitişiğinde yaptırdığı derg226;hta talebe yetiştirmeye başladı. M226;nev238; olgunluklara s226;hib olan Himmet Efendi, pekçok kimsenin tasavvuf yolunda ilerleyip Allahü te226;l226;nın rız226;sına kavuşması için gayret etti. 1641 (H.1051) senesinden 238;tib226;ren K226;sım Paşa C226;mii kürsüsünden insanlara v226;z ve nas238;hat ederek onlara düny226;da ve 226;hirette sa226;dete, kurtuluşa ermenin yollarını ve sırlarını anlattı. Bir müddet sonra K226;sım Paşa C226;mii v226;izliğini oğlu 350eyh Abdullah Efendiye bıraktı. Kendisi derg226;hında ib226;det t226;at ve talebe yetiştirmekle meşg251;l oldu. Sonra oğluHalil Paşa C226;mii v226;izliğine gönderilince, Himmet Efendi tekrar K226;sım Paşa C226;miinde v226;z ve nas238;hat etmeye başladı. Bu v226;zları esn226;sında İsl226;m d238;ninin emir ve yasaklarını anlatırken hikmetli sözler ve söylediği beyitlerle insanların gönlünü ferahlandırdı. Bir v226;zı sırasında söylediği beyti şöyledir:

Azığın var mı yola gitmeye
Döşeğin hazır mı varıp yatmaya
Ejderler gibi dem çekip yutmaya
Yerler ağzın açtı haberin var mı?

İnsanların günahlardan sakınması gerektiğini anlatırken de şu beyti okudu:

M226;siyet yükünü aldın boynuna,
Hiç ölüm korkusu gelmez aynına
Felek birkaç arşın bezi eğnine
Yakasız don biçti haberin var mı?

Düny226; hay226;tının geçici ve düny226; n238;metlerinin vef226;sız olduğunu anlatırken de şu beyti söyledi:

Derviş Himmet senden evvel gelenler,
Kimisi kul, kimi sultan olanlar,
Düny226; benim mülküm deyip yelenler
Ecel c226;mın içti haberin var mı?

Himmet Efendi Bezciz226;de Muhyidd238;n Efendi ile hocası Hüs226;medd238;n Efendinin vef226;tı üzerine Üsküdar Divitçiler Derg226;hı postnişinliğine getirildi. Aynı zamanda Molla C226;miinde v226;z verdi. 350226;b226;niyye ve Bayr226;miyyenin birleştirilmesinden meydana çıkan Himmetiyye yolunun esaslarını anlattı. Talebelerine ve sevenlerine şu beyitleri oku***** Allahü te226;l226;nın rız226;sına kavuşmak için O'nu ve O'nun sevdiklerini sevmek gerektiğini açıkladı. 350iirlerinde hem aruz hem de hece veznini kullandı. Bu yönü ile 17. yüzyıl Türk Tekke edebiy226;tında mühim bir yeri vardır.

Sonra kendi isteğiyle Üsküdar'daki Paşa C226;mi-i şer238;finde v226;z etmeye dev226;m etti. Bu c226;mideki vazifesi sırasında, 1683 (H.1095) senesi Safer ayının on altıncı Salı günü vefat etti.

Cen226;zesi, Üsküdar'daBezciz226;de Muhammed Efendi türbesine defnedildi.

Himmet Efendi zühd s226;hibi olup düny226;ya ve düny226;nın içindekilere meyletmezdi. V226;zlarında tefs238;r ve had238;s 226;limlerinin bildirdikleri hususlardan nakiller yaparak insanların istif226;de edebilecekleri seviyede konuşurdu. Yüksek haller ve ker226;metler s226;hibi faz238;letli bir z226;t olup, onun yanına gelen her kişi m226;nev238; zevk ve k226;biliyetine göre sözlerinden ve hallerinden istif226;de ederdi.

Himmed Efendinin yolu oğulları ve torunları tarafından dev226;m ettirildi. 350iirlerinde daha çok Y251;nus Emre'nin tesiri görülen Himmet Efendi, çeşitli konulara d226;ir eserler yazmıştır. Eserlerinden b226;zıları şunlardır:

1) Manz251;me-i Mi'r226;ciye, 2) Tar238;katn226;me, 3) Zübdet-üd-Dek226;ik: Bu eserleri Dağıstanlı H226;fız Muhammed Efendi tercüme etti. Tertip ettiği bir d238;v226;nı, o zaman meydana gelen büyük bir yangında yanmıştır. H226;fız Muhammed Uşş226;k238;lere 226;it olanları toplayıp birkaç cüz meydana getirmiştir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:50 PM
HOCA S194;DEDDÎN EFENDİ


Yirmi ikinci Osmanlı şeyhülisl226;mı. Hoca Efendi diye ün kazanan k226;mil bir ilim adamı, devrindeki ulem226;nın kutbu ve vel238;. İsmi, S226;dedd238;n'dir. Büyük babası H226;fız Mehmed, Bayındır ümer226;sından Sofu Halil'in yakınlarından idi. Yavuz Sultan Sel238;m Han, Ehl-i sünnet yolunun düşmanı 350ah İsm226;il'i bozguna uğrattığı zaman, İranlı 226;lim ve sanatk226;rlar arasında Tebriz'den İstanbul'a getirildi. Çok geçmeden p226;diş226;hın teveccüh ve 238;tim226;dına mazhar olan H226;fız Mehmed, "H226;fız-ı mahs251;s-ı sult226;n238;" sıfatı ile Mısır seferine iştir226;k etti. Oğlu HasanCan ise Yavuz Sultan Sel238;m'in has ned238;mi ve yakını oldu. Sult226;nın vef226;tına kadar yanından ayrılmadı. Onun oğlu S226;dedd238;n Efendi 1536 (H.943) yılında K226;n251;n238; Sultan Süleym226;n devrinde İstanbul'da düny226;ya geldi. 1599 (H.1008) senesinde vef226;t etti.

S226;dedd238;n Efendi, küçük yaştan 238;tib226;ren ilim tahs238;line başladı. Gençliğinde; Müderris Karamanlı Mehmed ve 350eyhülisl226;m Ebüssü'251;d Efendi ile zam226;nın diğer büyük 226;limlerinden ilim öğrendi. Yirmi yaşında iken, yardımcı müderris olarak İstanbul'da Mur226;d Paşa Medresesinde ders vermeye başladı. Sonra Erba'238;n p226;yesi denilen ilmiye rütbesini alıp, Bursa'da Yıldırım Medresesine t226;yin oldu. Bir yıl sonra da, ilmiyeye 226;it olan H226;ric rütbesine yükseldi. Bu sırada yirmi dokuz yaşındaydı. 1570 senesinde Mahm251;d Beyin başka bir yere t226;yini ile boşalan Bursa Sult226;niye Medresesine, 1572 senesinde ise, Sahn-ı sem226;n müderrisliğine getirildi. 1573 senesi Mayıs ayında İbr226;him Efendinin vef226;tı üzerine, 350ehz226;de Mur226;d'ın hocalığına t226;yin edildi.Bu sebeple Hoca Efendi diye anılmaya başladı. 350ehz226;de Mur226;d tahta çıkmak üzere Manisa'dan İstanbul'a gelirken, S226;dedd238;n Efendi de ber226;berinde idi. O zaman Sultan Mur226;d'ın özengi ağası olan Tiry226;k238; G226;zi Hasan Paşanın naklettiğine göre, şehz226;de yolculuk sırasında yanında göremediği Hoca Efendiyi sordu. Yanındakiler onun bindiği atın ham olması dolayısıyla biraz geride kaldığını söylediler. Bunun üzerine Sultan Mur226;d derhal kendi yedek atlarından birini altın işlemeli eğer ve süslü takımlarla donatarak ona gönderdi ve yetişinceye kadar bekledi." S226;dedd238;n Efendiye bundan sonra H226;ce-i sult226;n238; (sultan hocası) ve Re238;s-ül-ulem226; ünv226;nları verildi. Devletin iç ve dış siy226;setine yardımcı oldu.

Üçüncü Mehmed Han tahta çıktığı zaman (1595) kendi hocası olan Nev226;l238; Efendi, vef226;t etmiş bulunuyordu. Böylece p226;diş226;h hocalığı mak226;mı yine S226;dedd238;n Efendide kaldı. İki sult226;na hocalık yaptığı için kendisine C226;miü'r-riy226;seteyn denildi. Aynı ünv226;nı şeyhülisl226;mlar arasında bir de, Erzurumlu Seyyid Hacı Feyzullah Efendi almıştır.

Bu sırada Osmanlı Devleti Avusturya ile harp h226;linde bulunuyordu. 1595 senesinde başlayan savaşlarda iki taraf da ağır kayıplar vermişti. Estergon, İbrail ve Kili kaleleri düşman eline düşmüştü. Bu sebeple Sultan Üçüncü Mehmed Han, hocası S226;dedd238;n Efendinin tavsiyesiyle bizz226;t Avusturya seferine çıktı.K226;n251;n238; SultanSüleym226;n H226;nın vef226;tından 30 yıl geçtiği h226;lde, hiçbir p226;diş226;h ordusuna bizz226;t başkomutanlık etmemişti. 21 Haziran 1596 t226;rihinde yanında Hoca S226;dedd238;n Efendi de olduğu h226;lde, 100.000 kişilik bir ordu ile İstanbul'dan hareket eden Sultan Üçüncü Mehmed, Ösek kalesine ulaştı. RumeliBeylerbeyi Sokulluz226;de Hasan Paşa ile, Kırım kuvvetleri de Ösek kalesi önünde, Sultan ile birleştiler. Ösek'de bir d238;v226;n toplandı. D238;v226;nda b226;zı vezirler, Tuna v226;disinden ilerleyip Viyana'yı muh226;sara etme teklifinde bulundular. Hoca S226;dedd238;n Efendi; "Bu doğru bir düşünce değildir. Viyana merhum K226;n251;n238; zam226;nında da kuşatıldı. Fakat düşman Almanya içlerine çekilip gitti. Bizimle karşılaşmadı.Viyana'yı almak da mümkün olmadı.350imdi Viyana'ya gittiğinizde düşman yine memleketin içine çekilerek, bizimle karşılaşmayacaktır. Biz Viyana'yı kuşatırken, onun müttefikleri bizi arkamızdan çevirerek çekilme yolumuzu kapatacaklardır. Müşkül durumlara düşmemiz mümkündür. Bu yüzden ben, Viyana'yı değil, Tisa NehrindenEğri kalesine gidilmesini ve buranın zaptını teklif ederim. Eğri kalesi alınırsaAvusturya ileRomanya'nın yardım yolları elimize geçecek, birbirinden ayrılan ve yardım alamayan düşmanları, birer birer dize getirmek mümkün olacaktır." dedi.

Hoca S226;dedd238;n Efendinin fikirlerine çok güvenen Sultan, bu fikri derhal kab251;l etti. Eğri kalesi, 20 gün süren muh226;saradan sonra zabt edildi. Kale muh226;fazasına Anadolu Beylerbeyi Lala Mehmed Paşayı bırakan Sultan, ordusuyla Haçova denilen yere geldi. Osmanlı Ordusu Haçova'ya geldiği zaman, burada İmparatorun kardeşi Arşidük Maksimilyan'ın kuvvetleriyle karşılaştı. Alman, Macar ve diğer devlet ve milletlerden toplanmış büyük bir ordu vardı.

Ordu, Haçova'ya vardığı zaman, düşmana karşı nasıl hareket edileceğini görüşmek maksadı ile bir d238;v226;n toplandı. Hocasının isteğiyle savaşa çıkan Sultan, araba sarsıntısından ve yolun meşakkatlerinden çok rahatsız oldu. Sultan toplanan d238;v226;nda resmen, sadr226;zamı bırakıp, İstanbul'a dönmek istediğini açıkladı. B226;zı vezirler de Sult226;nı desteklediler. Bu duruma şiddetle karşı çıkan Hoca S226;dedd238;n Efendi; "350evketlü sult226;nımızın savaş zorluklarından rahatsız olduğunu biliriz. Unutmamalı ki, savaşın zorluklarından biz ve bütün ordu rahatsızdır. Savaşın meşakkatlerine katlanmadan zafer kazanmak nerede görülmüştür. Bu iş vezirlerin işi değildir. Bir kale fethetmekle d226;v226;ya halledilmiş nazarı ile bakmak, kalenin imd226;dına gelen küff226;rın başını ezmeden geri dönmek, yılanın kuyruğuna basıp önünden kaçmak demektir. Kur'226;n-ı ker238;mde me226;len; "Düşmanlarınız aman dileyip silahlarını terkedinceye kadar onlarla savaşınız. Düşmana sırtınızı çevirmeyiniz." buyrulur. Düşman aman dilememiş, sil226;hını terk etmemiştir. Düşmanla karşılaşmadan ona sırtımızı çevirirsek yarın hes226;p günündeAllahü te226;l226;nın huz251;runa ne yüzle çıkarız. Bir Osmanlı sult226;nının bir sebeb olmadan ve düşmanı imh226; etmeden, gaz226; meydanını terk etmesi, şimdiye kadar görülmemiştir. Ecd226;dımızın ruhları bizi ayıplar. Din düşmanları ile savaşmak muhakkak l226;zımdır. D238;ni ve devleti müd226;faa etmek, onun ş226;nını ve şerefini göklerden ayaklar altına düşürmemek için savaşmak üzerimize farzdır. Bu uğurda can verinceye kadar hepimizin savaşması, sult226;nın değil, Allahü te226;l226;nın emridir. Z226;ten biz onları yok etmezsek, onlar bizim üzerimize gelip bizi yok edecekler." diyerek Sult226;nın dönmesine m226;ni oldu.

Ertesi sabah iki tarafın kuvvetleri harp vaziyeti alıp birbirine yanaştı.Osmanlı ordusunun merkezinde sultan vardı. Başının üzerinde sancak dalgalanıyordu. Sult226;nın sağında vezirler, solunda kadıaskerler ile Hoca S226;dedd238;n Efendi bulunmakta idi. Sol kolda Anadolu, Karaman, Halep, Maraş Ey226;letleri beylerbeyleri, sağ kolda Rumeli ve Temeşv226;r beylerbeylerinin kuvvetleri vardı.

Muh226;r****** başlamasıyla birlikte düşman birlikleri P226;diş226;hın bulunduğu merkez kısma saldırdılar. P226;diş226;h, otağına çekilerek, sırtına Peygamber efendimizin hırka-i şer238;fini giyip, eline mızrağını aldı. Sağ koldaki Rumeli Beylerbeyi HasanPaşanın kuvvetleri dağıldı. Böylece düşman kuvveti ordunun içine daldı.Yağmaya başladı. Düşman, Türk ceph226;ne sandıklarının üzerine çıkmıştı. Vaziyet tehlikeli bir h226;l almıştı. Bu durumu bizzat seyreden Sultan Mehmed H226;n, yanında bulunan Hoca S226;dedd238;n Efendiye; "Efendi şimdiden sonra ne yapmamız gerek?" diye sorunca, met226;netini kaybetmeyen Hoca Efendi; "Sult226;nım l226;zım olan, yerinizde sebat ve karar etmektir. Cengin h226;li budur. Ecd226;dınız zam226;nında olan muh226;rebeler çoğunlukla böyle v226;ki olmuştur. Res251;lullah efendimizin m251;cizeleri ile inş226;allahü te226;l226; fırsat ve nusret ehl-i İsl226;mındır. Hatırınızı hoş tutun." dedi.

Artık panik başlamış ve düşman kuvvetleri çadırlar arasına kadar girmiş, ordug226;hı zaptetmişti. Düşmanın böyle çadırlar arasına girdiğini gören seyis, aşçı, deveci, katırcı, karakollukçu denilen hizmetçi grubu, bu çadırları zapteden düşman üzerine kazma, kürek, balta ve odun gibi şeylerle hücuma geçerken, aynı zamanda, "Düşman kaçıyor." diye bağırarak, askerleri geri döndürmeyi başardılar. Bu sırada ön kol kumandanı Çağalaz226;de de, gizlendiği pusudan çıkarak süv226;rileriyle hücuma geçti. Osmanlı ordusunun sağ kolunu bozmuş olan yirmi bin düşmanı, bataklıklara sokarak imh226; etti. Bu heng226;mede, Sultan Üçüncü Mehmed H226;n dimdik atının üzerinde, Hoca Efendiyi de onun yanı başında atının gemlerini tutmuş gören akıncılar ve Kırım atlıları, zaferi kazandığını sanan düşmana korkunç bir darbe indirdiler. Düşmanın elli bin kadarı öldürüldü. Böylece kaybedilmiş sayılan Haçova savaşı büyük bir zaferle net238;celendi. On bin duka altın ile ber226;ber, Alman toplarının büyük bir çoğunluğu ele geçti.

T226;rihçi Hammer bu savaş için; "Hoca S226;dedd238;n'in ces226;ret ve tesiriyle kazanılan Haçova savaşı, Mohaç ve Çaldıran savaşı ile muk226;yese edilen parlak zaferdir." demektedir.

Hoca S226;dedd238;n Efendi, Eğri seferinden dönüşünden sonra kendisini daha çok ilme ve eğitim işlerine verdi. Devrinde bütün ulem226;nın 226;det226; "Kutbu" h226;line geldi. Onun talebeleri de meşh251;r oldular. Bütün talebeleri onun irf226;n halkasından olmakla övünüyorlardı. Mevl226;n226; Ali Nak238;b, Molla Ali, Seyyid K226;sım Gub226;r238; ve Azmiz226;de, Hoca S226;dedd238;n Efendinin yetiştirdiği talebelerin meşh251;rlarındandır.

Sultan Üçüncü Mehmed H226;n, 350eyhülisl226;m Bostanz226;de Mehmed Efendinin vef226;tı üzerine 1598 senesinde, S226;dedd238;n Efendiyi şeyhülisl226;mlık mak226;mına getirdi.HocaS226;dedd238;n Efendi bir yıl sekiz ay şeyhülisl226;mlık yaptı. Bu sırada müslüman halkın işlerini hiç ihm226;l etmedi ve hakkıyla yerine getirdi. Gerekli fetv226;ları hazırlamakta büyük mah226;ret gösterdi. Her Cum226; müslümanların dertlerini dinlerdi. Herkesin lis226;nına göre, Türkçe, Farsça ve Arabça verdiği cevaplarla halkı memn251;n ederdi. Bu çalışma ve hareketleriyle halk arasında, hocası Ebüssü'251;d Efendiyi hatırlattığı söylenirdi. Devrin ş226;irlerinden C226;mi Çelebi onu şöyle medheder:

Bu yakınlarda cih226;na, iki müft238; geldi,
Tuttu 226;lemi, her birisinin fazlü edebi.
"Kimdir?" diye su226;l eylersen onları sen,
Birisi "Hoca Çelebi", biri "Hoca Efendi".

Devrin 226;rifleri, hocası Ebüssü'251;d Efendi ile Hoca S226;dedd238;n Efendiyi bir ayar tutarlardı. Ebüssü'251;d hazretleri de gençliğinde "Hoca Çelebi" namıyla meşh251;rdu.

Hoca S226;dedd238;n Efendinin diğer kardeşleri de kendisi gibi 226;lim idi. Hoca Efendinin v226;lidesine; "Senin çocukların bu şerefe ne ile kavuştu?" diye sorulduğunda v226;lidesi: "Ben hiç birisini abdestsiz emzirmedim. Hepsinin ak238;kasını kestim. Ayrıca her Cum226; günü, her biri adına bir koç kesip fakirlere sadaka dağıtırdım." demiştir.

1599 senesinde merhum Üçüncü Mur226;d Hanın vef226;tının dördüncü yılı dolayısıyla AyasofyaC226;mii şer238;finde hatim ve mevlid du226;sı okunacaktı. Hoca S226;dedd238;n Efendi c226;miye gitmek üzere evinde abdest tazelerken fen226;laştı. Öyle olduğu halde c226;miye gitti. Du226; biterken r251;hunu teslim etti. T226;butu sonradan şeyhülisl226;m ve kazaskerliğe yükselecek olan dört 226;lim oğlu taşıdı. F226;tih C226;miinde kılınan cen226;ze namazından sonra Eyy251;b Sultan'da yaptırmış olduğu D226;rü'l-kurr226; bahçesine defnedildi. 12 Rebiülevvel 1599 senesinde vef226;t ettiğinde 63 yaşında idi. Sevgili Peygamberimizin vef226;t gün ve yaşlarında, o da Hakk'ın rahmetine kavuşmuştu.

Hoca S226;dedd238;n Efendi kendi devrine kadar, Osmanlı sultanları zam226;nında vuk251; bulan olayları, yetişen 226;limlerin ve büyük z226;tların hayatlarını anlatan T226;c-üt-Tev226;rih adlı eseri yazmıştır. İki cild olan bu eserine HocaT226;rihi denilmiştir. Sel238;mn226;me, T226;rih-i Tem238;m238;'ye takriz, Sadr-üş-350er238;a adlı esere h226;şiye yazdı. Bundan başka; Ris226;le-i Kuşeyr238; Tercümesi, Behçet-ül-Esr226;r, Semer226;t-ül-Edv226;r ve Mir'at-ül-Ahb226;r adlı eserleri vardır. Ayrıca L226;r238;'nin Farsça t226;rihini ve Em226;l238; Kas238;desi'ni aynı vezinle Türkçeye tercüme etmiştir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:50 PM
HOCAZ194;DE


F226;tih Sultan Mehmed devri Osmanlı 226;limlerinin en büyüklerinden. İsmi Mustafa bin Y251;suf bin S226;lih, künyesi Hocaz226;de'dir. Bursa'da doğdu. Doğum t226;rihi bilinmemektedir. 1488 (H.893) senesinde Bursa'da vef226;t etti.

Babası, tic226;retle meşg251;l olan büyük servet s226;hibi bir tüccar idi. 194;ilesi ve çocukları son derece bolluk ve refah içindeydi. Hocaz226;de, babasının mesleğini terk edip ilim öğrenmeye yöneldi. Babası bu isteğine r226;zı olmadı. Bu yüzden babasının gözünden düştü. Kardeşlerine harcamaları için bol bol para verirken, Mustafa'ya günde bir akçe verirdi. Bu sebeple onlar bolluk ve n238;metler içerisinde yaşadığı halde, küçük Mustafa sıkıntı ve yokluk içinde ilim tahs238;line dev226;m etti. Kitap almaya bile parası yoktu. Babası ona hiç yardım etmiyordu. Buna rağmen o, zor bir geçim içinde de olsa günlerini ilim yolunda koşturmak ve bilgi dağarcığını genişletme gayreti içerisindeydi. Elbiseleri yırtık ve yamalı idi, ama güzel huyla bezenmiş üstün olgunluğuyla gün gibi parıldamaktaydı.

Bir gün babası ve kardeşleriyle birlikte Emir Sultan hazretlerinin talebelerinden 350eyh Vel238; 350emsüdd238;n'in konağına gitmişlerdi. 350eyh hazretleri; "Bunlar kim-

lerdir?" diye sorunca, babası; "Oğullarımdır." dedi. Sonra iyi giyimli ve neşeli çocukların yanında sefil giyimli ve üzüntülü bir halde duran Mustafa'ya bakarak; "Ya bu kimdir?" diye sordu. Babası; "O da oğlumdur." cev226;bını verince, 350eyh hazretleri onun bu tutumunu beğenmedi. "Neden çocuklarına eşit şekilde davranmıyorsun?" diye sordu. Babası; "Bu benim işimi bıraktı, tic226;r238; işlerimle ilgilenmiyor, başka bir yol tuttu. Onun için bunu gözümden çıkarmışım." diye cevapladı.

350eyh 350emsüdd238;n, elbette bu çocuğun yaptığı doğrudur diye pekçok nasihatler ettiyse de, Hoca Y251;suf kab251;l etmedi. Onlar giderlerken Mustafa'yı yanına çağırıp tatlı nas238;hatlerle yüreğinde yumaklaşan kırgınlıkları giderdi ve; "Bu perişan h226;line bakıp sakın ilim yolundan ayrılma, çünkü doğrusu senin yaptığındır. Babanın düşündüğü doğru değildir. Bu yolda bütün iyi hasletleri, güzellikleri ve kem226;l226;tı kendinde toplamak vardır. İlmin şerefi seni öyle bir mertebeye ulaştıracak ki, baban, mak226;mının yüceliğinden şaşıracak, kardeşlerin de kapında hizmetine duracaklardır." diye teselli etti.

Bu nas238;hatler MollaMustafa'nın okuma ve ilim öğrenme aşkını kat kat artırdı. İçi bu arzu ve hevesle doldu. Kitap almaya parası olmadığından en ucuz k226;ğıtlardan alarak derslerini kendi eliyle yazıp çalıştı. K226;dı Ayasuluğ'dan us251;l, me226;n238; ve bey226;n ilimlerini okudu ve onun hizmetinde bulundu. Daha sonraHızır Bey bin Cel226;l'in hizmetinde yetişip, ondan akl238; ve nakl238; ilimleri öğrendi. Hızır Bey bin Cel226;l onun olgunluğuna ve diğer talebeleri arasındaki üstünlüğüne bakarak muidliğe, asistanlığa getirdi. Hızır Bey Çelebinin derslerine devamla ilimdeki üstünlüğü daha da arttı. Hızır Bey onu çok sever ve iltifat ederdi. Hatt226; kendisine sorulan b226;zı su226;ller için "Akl-ı sel238;me mür226;caat ediniz." diyerek Hocaz226;de'ye hav226;le ederdi. Sonra Sultana onun ilimdeki üstünlüğünden bahsederek ona bir medresede görev verilmesini istedi. Böylece Hocaz226;de, Kestel k226;dılığına t226;yin edildi. Daha sonraBursa'da Esediyye Medresesi müderrisliğine getirildi. Bu medresede altı sene ilim öğretti. Bu müddet içinde 350erh-i Mevakıf'ı baştan sona kadar inceleyip ezberledi. Ancak parasızlıktan bir türlü kurtulup rahata kavuşamadığı için ev işlerini de kendisi görüyordu.

Sultan Mehmed Han (F226;tih) Osmanlı tahtına oturup da onun 226;limlere muhabbeti ve lütf-ı ihs226;nı ün salınca ve çevresine zam226;nının meşhur 226;limlerini toplayınca, Hocaz226;de de onun yanında olmak şerefini kazanmak istedi. Ne var ki yolculuk masraflarını karşılayacak parası olmadığından bir türlü yola çıkma ces226;retini bulamıyordu. Bu sırada derslerine katılan bir tal****** sekiz yüz akçesi olduğunu öğrenince, bu parayı ödünç alıp yola çıktı. Talebe de yanında ve hizmetinde idi. Oraya öyle bir zamanda vardı ki, p226;diş226;hın otağı İstanbul'danEdirne'ye gidiyordu.P226;diş226;h-ı 226;lem, bir yanında Molla Seyyid Ali, diğer yanında Molla Zeyrek olduğu halde ilm238; konularda mün226;zara yaparak ilerliyordu. Vezir Mahm251;d Paşa, Hocaz226;de'yi görünce; "Hoş geldin. Ben de seni P226;diş226;ha anlatmıştım. Gel hemen onunla görüş." diyerek önüne düşüp P226;diş226;hın yanına yaklaştılar. Hocaz226;de hükümd226;rı sel226;mlayıp elini öptü. Mahm251;d Paşa onun Hocaz226;de olduğunu bildirerek ilmini övdü. Hocaz226;de bundan sonra Molla Seyyid Ali'nin yanında at sürerek sohbete katıldı. Zaman zaman en ince meselelerde görüşlerini açıklayıp ilimdeki üstünlüğünü ortaya koydu. Bir müddet sonra Seyyid Ali ve MollaZeyrek P226;diş226;hın yanından ayrıldılar. Hocaz226;de ise uzun bir süre P226;diş226;hla yan yana sohbete dev226;m etti. Bu sohbet dolayısı ile Molla Seyyid Ali ve Molla Zeyrek'e P226;diş226;hın ihs226;nları geldiği haldeHocaz226;de'ye bir pul bile verilmedi. Bu bakımdan Hocaz226;de gönlü kırık olarak üzüntü içerisine düştü. Onun h226;line v226;kıf olan talebesi, hakkında ileri geri konuşmaya ve hizmetini görmemeye başladı. Mola verildiği bir gün Hocaz226;de atını kendisi timar ettikten sonra bir ağacın gölgesinde dinlenmekteydi. O sırada derg226;h-ı 226;l238; kapıcılarından üç kapıcının, Hocaz226;de'nin çadırı nerededir? diye sorarak geldiklerini gördü. Kimileri Hocaz226;de şu ağaç altında oturan eski giysili kişidir diye mollayı iş226;ret ediyorlardı. Ancak kapıcılar onun da herkes gibi bir çadır ve çardağı olacağını düşünerek bu söze 238;tib226;r etmediler. Hatt226; birkaç kişiyi bizimle alay etme, aradığımız kimseyi 226;lemlere gölge olan P226;diş226;h istiyor, diyerek azarladılar. Ancak her kime sordularsa, hep orası gösterilince, mecburen Molla'nın yanına gelip sel226;m verdiler. "Hocaz226;de siz misiniz?" diye sordular. Evet cev226;bını alınca, hürmetle eğilip elini öptüler ve Devletlü P226;diş226;ha hoca oldunuz deyip tebrik ettiler. Hocaz226;de onların sözlerini, davranışlarını alaya yorarak önce inanmadı. Fakat o sırada P226;diş226;h konakçılarının hızla gelip büyük bir çadır kurduklarını gördü. Ayrıca birkaç at ve katır, binek, yatak ve değerli giysiler ile on bin akçe para da getirdiklerini öğrenince şüphesi kalmadı. Onlar cins atlardan birini hemen koşumlarla donatıp yanına getirdiler ve buyurun yüce P226;diş226;h sizi bekler dediler.

İş böyle gelişince, Hocaz226;de o bin türlü naz ve saygısızca davranan uykucu tal****** yanına vardı ve uyandırmak istedi. Fakat o eski huysuzluğu ile sözünü sakınmayıp; "Bir parça istirahata bırakmaz mısın?" diye bağırdı.Talebe, bin bir ısrardan sonra gözünü açtı ve büyük bir devlete erişmiş olan Molla'nın hemen ayaklarına kapanıp özürler dilemeye başladı. Hocaz226;de onu teselli ederek P226;diş226;hın ihs226;nından ona olan borcunu fazlasıyla ödedi ve gönül rahatlığı ile p226;diş226;hın mutlu katına varıp elini öptü. P226;diş226;h, Hocaz226;de'den sarfla ilgili İzz238; adlı eseri okudu. Zaman geçtikçe Hocaz226;de'nin P226;dişah katında değeri gittikçe arttı. Bu durum b226;zı kimselerin hasedine yol açtı. Hatt226; F226;tih Sultan MehmedHan Edirne'de bulunduğu sırada, Vezir Mahm251;d Paşa, Hocaz226;de'nin kazasker olmak istediğini Sultana bildirdi. Sultan da; "Bizi sohbetinden mahr251;m etmek mi istiyor?" diyerek üzüldü. Ancak, daha sonra onu Edirne'ye kazasker t226;yin etti.

Hocaz226;de'nin babasına, oğlunun kazasker olduğu haberi ulaşınca önce inanmadı. Daha sonra haber yaygınlaşınca inandı. Diğer oğullarıyla birlikte oğlunu ziy226;ret etmek için, Bursa'dan Edirne'ye gitmek üzere yola çıktı. Babasının gelmekte olduğu haberini duyan Hocaz226;de, babasını 226;limlerden ve Edirne eşr226;fından bir toplulukla karşıladı. Baba-oğul kucaklaştılar. Babası Hocaz226;de'den özür dileyip eski kusurlarının affını isteyince; "Olsun, siz öyle yapmasaydınız, biz böyle olmazdık." diyerek, babasına güzel mu226;melede bulundu. Babası için çok güzel bir ziy226;fet hazırladı. Ziy226;fet sofrasına babasıyla ber226;ber oturdu. Diğer ileri gelenler ve 226;limler rütbelerine göre oturunca, kardeşlerine sofrada yer kalmayıp, fakirlik ve ihtiyaç h226;linde olmadıkları halde, hizmetçilerle birlikte ayakta kaldılar. Bu ves238;leyle, ilim ehline verilen önem ortaya çıktı. Molla bu h226;li görünce, Vel238; 350emsedd238;n'in sözlerini hatırladı.Cen226;b-ı Hakk'a şükretti.

Hocaz226;de bir müddet sonra F226;tih Sultan Mehmed tarafından Bursa Sultaniye Medresesine, daha sonra da İstanbul'daki Sahn-ı Sem226;n Medresesine müderris t226;yin edildi. İstanbul'da F226;tih Sultan Mehmed'in emriyle Teh226;füt-ül-Fel226;sife adlı eseri yazdı. Sonra Edirne k226;dılığı ve İstanbul müft238;liği yaptı. İznik müft238;liğine ve müderrisliğine t226;yin edildi. F226;tih SultanMehmed vef226;t edinceye kadar İznik'te kaldı. Sultan İkinci B226;yez238;d tahta geçince, İstanbul'a geldi. Bursa Sult226;niye Medresesine müderris t226;yin edildi. Orada iki ayağı ve sağ eli felç oldu. Sol eliyle yazı yazabiliyordu. Bu halde, Sultan İkinci B226;yez238;d'in emriyle 350erh-i Mev226;kıf adlı esere bir h226;şiye yazdı. 1488 (H.893) senesinde vef226;t eden Hocaz226;de, Bursa'da Emir Sultan medreseleri karşısına defnedildi.

İlme rağbeti fevkal226;de olup, ilim öğrenmek için, gençliğinde servet n238;metinden mahrum olmayı göze aldığı gibi, sonraları da, bir makamda bulunmaktan daha çok müderrislikle iftih226;r ederdi. Belki ilim öğrenmek ve öğretmeye engel olur düşüncesiyle, mevki ve mak226;mı zorla kab251;l ederdi.

Molla Ali T251;s238;, Acem diy226;rına gittiği zaman, Ali Kuşcu ile karşılaştı.Ali T251;s238;, Ali Kuşçu'ya; "Nereye gidiyorsun?" dedi. O da; "Rum diy226;rına gidiyorum." dedi. Ali T251;s238; ona; "Orada Hocaz226;de ile olan mün226;sebetine dikkat et." dedi. Ali Kuşçu İstanbul'a geldiği zaman, Hocaz226;de'nin de içinde bulunduğu 226;limler onu karşıladılar. AliKuşçu sohbet sırasında, denizde görmüş olduğu med-cez238;r h226;disesini anlattı.Hocaz226;de, med-cez238;r h226;disesinin sebebini açıkladı.Sohbet dev226;m etti. Konu, T238;m251;r Hanın huz251;runda Seyy238;d 350er238;f Cürc226;n238; ile S226;dedd238;n Teft226;z226;n238;'nin karşılıklı mün226;zarasına gelince, Ali Kuşçu, Teft226;z226;n238; tarafını tercih etti. Hocaz226;de ise; "Ben bu konuyu tahkik ettim, Seyyid 350er238;f Cürc226;n238;'nin haklı olduğu kan226;atine vardım." dedi. Ali Kuşçu, Hocaz226;de'nin yazdığı hususları müt226;laa etti ve haklı olduğunu anladı. Yine F226;tih Sultan Mehmed, Ali Kuşçu'ya; "Hocaz226;de'yi nasıl buldunuz?" diye sorunca, Ali Kuşçu; "Rum'da ve Acem'de ems226;li yok." cev226;bını verdi. P226;diş226;h da; "Arap'ta dahi eşi yoktur." diyerek onun ilimdeki üstünlüğünü iş226;ret etti.

Molla Abdurrahm226;n binMüeyyed, Cel226;lüdd238;n ed-Dev226;n238;'nin hizmetine kavuşunca, Cel226;lüdd238;n ed-Dev226;n238; ona; "Hangi hediye ile geldin?" dedi. O da; "Hocaz226;de'nin Teh226;füt-ül-Fel226;sife adlı kitabıyla geldim." dedi. Cel226;lüdd238;n ed-Dev226;n238; o kitabı müt226;laa edince; "Bu konuda bir kitap yazmak istiyordum. Eğer bu kitabı görmeden o kitabı yazsaydım, bu kitabın yanında sönük kalırdı." dedi.

Hocaz226;de'nin, Teh226;füt-ül-Fel226;sife adlı meşh251;r eserinden başka, H226;şiye-i 350erh-i Mev226;kıf, H226;şiye-i 350erh-i Hid226;yet-ül-Hikme, 350erhu Tev226;li-ul-Env226;r, 350erh-ul-İzzi fit-Tasr238;f, H226;şiyetü alet-Telv238;h fil-Us251;l gibi birçok kıymetli eserleri de vardır.

Hocaz226;de en iyi bildiği meselelerde dahi fetv226; kitaplarını karıştırmadan cevap vermezdi. Hatt226; bir günde aynı konu iki def226; sorulsa yine kit226;ba başvurup açıklamasını öyle yapardı. Yanında duran talebeleri b226;zan; "Efendim daha yeni kit226;ba bakmıştınız. Bu def226; da bakmadan cevap veremez miydiniz." diye sorduklarında; "Eğer ilmime güvenip bakmasam, gönül tenbelliğe alışır." derdi.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:50 PM
HUCVÎRÎ

Büyük vel238;lerden. İsmi Ali olup, babasınınki ise Osman'dır. El-Cull226;b238;, El-Hucv238;r238;, El-Gaznev238; nisbeleri vardır. Künyesi Ebü'l-Hasan'dır. Seyyid olup hazret-i Ali'nin onuncu batından torunudur. Daf226; Genc-i Bahş diye de anılır. Sultan Gazneli Mahm251;d zam226;nında 1009 (H.400) senesinde Gazne'de doğdu. Doğum ve vef226;tı için başka t226;rihler de riv226;yet edilmektedir. Gazne'de doğduğu için Gaznev238;, bu şehrin Cüll226;b ve Hucvir isimli mahallelerinde ik226;met edip yetiştiği için Cüll226;b238; ve Hucv238;r238; denilmiştir. Ömrünün sonunda L226;hor şehrinde yerleşip, vef226;tına kadar orada kaldı.Bunun için L226;hor238; de denildi. 1072 (H.465) senesinde L226;hor'da vefat etti.

Babası SeyyidOsman bin Eb238; Ali, diğer dedeleri gibi herkes tarafından sevilen, hürmet edilen, 226;lim ve vel238; bir z226;t idi. Muhterem annesi de s226;liha ve Allahü te226;l226;dan korkan, haramlardan sakınan bir h226;tun idi. BöyleceHucv238;r238;, haram ve şüphelilerden çok sakınan ve kıymetli bir 226;ilenin evl226;dı olarak, ihtim226;m ile büyütüldü. Öğrenilmesi l226;zım olan ilk ilmi, tasavvufa 226;it hak238;katleri ve incelikleri babasından öğrendi. Bundan sonra Eb251; Fadl Muhammed bin Hasan Hutl238;'ye talebe oldu. Onun yanında, fıkıh, tefs238;r, had238;s ve başka ilimleri ve tasavvufun inceliklerini öğrendi.Ayrıca Eb251; Abb226;s Ahmed Sekk226;n238;, Eb251; K226;sım Ali Cürc226;n238;, H226;ce Eb251; Ahmed Muzaffer ve birçok 226;limin sohbetinde bulunup, onlardan ilim öğrendi.

Sonra uzun seyahatler yaparak İsl226;m memleketlerini dolaştı. S251;riye, Türkistan, Kazvin, Hindistan, Irak, Huzistan (İran'ın bir ey226;leti), F226;ris, 350am, 194;zerbaycan, Gürcistan, Horasan ile M226;ver226;ünnehr ve başka yerlere gitti. Gittiği yerlerdeki bütün vel238; z226;tlarla görüşüp sohbet etti.Vef226;t etmiş büyük 226;limlerin de kabirlerini ziy226;ret edip, çok şeylere kavuştu. S251;riye'ye gittiğinde 350am'da Bil226;l-i Habeş238;'nin kabrini ziy226;ret edip, orada bir mikd226;r istirahat etti. İstir226;hat ederken birara uykuya daldı. Rüy226;sındaPeygamber efendimizi gördü. Yanında İm226;m-ı 194;zam Eb251; Han238;fe vardı. Bu rüy226;dan, İm226;m-ı 194;zamın ve mezhebinin üstünlüğünü anladı. Bu seyahatlerle ilmi ve anlayışı daha çok genişledi. Bir kısmı kendisinden önce yaşamış, bir kısmı da zam226;nında bulunmuş olan beş yüze yakın vel238;nin h226;l tercümeleri ile sözlerini eserlerinde yazdı. Nakil ve riv226;yet hus251;sundaki ilminin çokluğu ve kitablarında yazdığı fıkh238; bilgilerden, onun fıkıh bilgisindeki üstünlüğü anlaşılmaktadır. Arab238; ve F226;ris238; lisanlarını, birinden diğerine tercüme yapabilecek derecede, g226;yet mükemmel bilirdi.

Tefs238;r ilmi yönünden 226;yetlerin m226;n226;sını anlama kudreti ve her bir 226;yette gizli derin m226;n226;ları ve g226;yeleri tesbitteki meh226;reti çok güzeldi. Keşf-ül-Mahc251;b adlı eserinde, iki yüz otuz altı 226;yet-i ker238;menin me226;li şer238;fleriyle konulara açıklık getirmiştir. Had238;s ilminde de söz s226;hibi olanHucv238;r238;, aynı eserinde konuları açıklamak g226;yesiyle, yüz otuz sekiz had238;s-i şer238;f riv226;yet etti. Bu eserinde birçok tasavvuf büyüğünün sözlerini nakletmiştir. Fıkıh ilmini Hanef238; mezhebine göre tahsil etmiştir. Çok iyi fıkıh tahsili gören Hucv238;r238;, eserinde; namaz, oruç, zek226;t ve hac gibi fıkh238; konuları açık bir şekilde anlatmıştır.

Zam226;nında tasavvuf çok yanlış anlaşılmaktaydı. Hucv238;r238;, tasavvufun m226;hiyetini açık açık anlatmak ve tasavvufun nazar238; ve amel238; kısmını açıklamak, tasavvuf238; esaslardan herbirini 226;yet-i ker238;me ve had238;s-i şer238;fle açıkla*****, d238;n238; emirlerin içinde saklı tasavvuf238; m226;n226;ları denkleştirmek için çalıştı. Böylece tasavvufa s251;f238;lere kötülük yapan sahte mutasavvıflara karşı, bu alanda eserler yazdı.

Hucv238;r238;'de d226;im226; hak238;katı arayan bir zek226;, doğruyu bulmaya çalışan bir zihin, her alanda serbestçe düşünebilen bir akıl, sıhhatli ve doğru sonuçlara ulaşabilen bir muh226;keme, fikirlerini ve hislerini rahatça açıklayabilmesini sağlayan ilm238; bir olgunluk ve meden238; bir ces226;ret mevcud idi.

Hucv238;r238; uzun seyahatleri tamamladıktan sonra, hocasının iş226;reti üzerine L226;hor şehrine geldi. 350ehrin batı tarafında bulunan Reva Nehri kıyısında yerleşip, orada bir mescid yaptırdı. Nakledildiğine göre bu mescidin inş226;ası dev226;m ederken, b226;zıları mihr226;bın güneye fazla dönülmüş olarak yerleştirildiğini söyleyip 238;tir226;z ettiler. Bunları toplayıp, mescide götürdü. "Bu mihr226;ba uygun olarak kıbleye dönünüz. Başınızı kaldırıp bakınız. Bakalım K226;be-i muazzama yönünde bir yanlışlık var mı?" buyurdu. Onlar da emredildiği şekilde hareket ederek, başlarını kaldırıp baktıkları zaman, Allahü te226;l226;nın izniyle aradaki perde kalktı. Mescidin kıble istik226;metinde, tam karşılarında K226;be'yi gördüler. Bunun üzerine 238;tir226;zlarından vazgeçip, kendisinden özür dilediler. Evliy226;ya 238;tir226;z edilmeyeceğini daha iyi anladılar. Hucv238;r238; hazretleri burada bir yandan t226;liblere ilim öğretiyor, bir yandan da kitap yazıyordu. Binlerce talebe yetiştirdi. Oranın halkından bir çoğunun müslüman olmalarına ves238;le oldu. Hay226;tının sonuna kadar burada hizmet etti. Vef226;t edince, mescidinin yakınında bir yere defnedildi. Sultan Gazneli Mahm251;d'un oğlu Sultan İbr226;him Gaznev238;, kabri üzerine mükemmel bir türbe yaptırdı. Kabri ziy226;ret edilmekte, sevenler istif226;de etmektedirler. Pakistan'da her yıl, bir hafta müddetle, Hucv238;r238; hazretlerini anma mer226;simleri düzenlenmektedir.

Ali Hucv238;r238;, herkese karşı merhametli, cömert, eli açık bir z226;t idi. İhtiy226;cı olanlara çok yardım ederdi.

Ali Hucv238;r238; birçok eser yazmıştır. B226;zıları şunlardır: 1) Keşf-ül-Mahc251;b: Hucv238;r238;'nin en önemli eseri budur. Farsça yazılan ilk tasavvuf238; eserlerinden biri ve şüphesiz en önemlisidir. Bu eser hakkındaMollaC226;mi hazretleri Nefeh226;t-ül-Üns kitabında; "Ali bin Osman Hucv238;r238;'nin Keşf-ül-Mahc251;b'u tasavvuf ilmi konusunda yazılmış meşh251;r ve kıymetli eserlerdendir" demektedir. D226;r226; 350ik251;h, Sef238;net-ül-Evliy226; adlı eserinde; "Keşf-ül-Mahc251;b meşh251;r bir eserdir. Hiçbir kimse ona 238;tir226;z edemez. Fars dili ile tasavvuf sahasında onun gibi değerli bir eser yazılmamıştır" demektedir.

2) Kit226;b f238; 350erh-i Kel226;m-il-Hall226;c: Hall226;c-ı Mens251;r ile ilgili bir eserdir. Hucv238;r238; bu eseri gençlik yıllarında Hall226;c-ı Mens251;r'a bağlı olduğundan, onunla ilgili olarak yazmıştır. 3) Kit226;b-ül-Bey226;n li Ehl-il-İy226;n: Tasavvufla ilgilenmeye başladığı ilk yıllarda yazdığı bu eserde, tasavvuf238; konuları şerhetmiştir. 4) Kit226;b-ül-Fen226; vel-Bek226;, 5) Kit226;bu Bahr-il-Kul251;b, 6) Es226;r-ül-Hırak vel-Mülevven226;t, 7) Kit226;b-ül-Îm226;n, 8) Er-Ri226;ye bi Huk251;killahi te226;l226;, 9) Sev226;kıb-ül-Ahb226;r, 10) Keşf-ül-Esr226;r, 11) Minh226;d-üd-D238;n, 12) D238;v226;n. Son iki eseri, Hucv238;r238; daha hayatta iken kaybolmuştur.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:50 PM
HUZEYFETÜ'L-MER'194;350Î

Sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllarda yaşamış meşhur vel238;lerden. İsmi, Huzeyfe, lakabı S226;düdd238;n'dir. Babasının ismi, Kat226;de'dir. 350am civ226;rında bulunan Mer'226;ş denilen şehirden olduğu için Mer'226;ş238; nisbesiyle meşhur olmuştur. İbr226;him bin Edhem hazretlerinin talebelerindendir. Doğum t226;rihi bilinmemektedir. 822 (H.207) senesinde vef226;t etti.

Zam226;nının 226;limlerinden ilim tahs238;l etti. Akl238; ve nakl238; ilimlerde yüksek 226;lim oldu. Birçok vel238;nin sohbetlerinde bulundu. Hızır aleyhissel226;mın iş226;retiyle İbr226;him bin Edhem hazretlerinin huz251;runa gitti. Büyük vel238; İbr226;him bin Edhem hazretlerinin hizmetinde ve sohbetinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerledi. Altı ayda kem226;l ve olgunluk derecesine ulaştı. İbr226;him bin Edhem hazretleri ona tasavvuf yolunda hırka giydirdi.

Huzeyfet-ül-Mer'226;ş238;, İbr226;him bin Edhem hazretlerine hizmet ettiği sırada birisi gelip ona hizmet etme sebebini sorunca, olup bitenleri şöyle anlattı: "Mekke-i mükerremeye giderken çok acıkmıştık. K251;fe'ye gelince açlıktan yürüyemez oldum." İbr226;him bin Edhem hazretleri; "Açlıktan kuvvetsiz mi kaldın?" buyurunca; "Evet" dedim. İbr226;him bin Edhem hazretleri hokka, kalem, k226;ğıt istedi. Bulup getirdim. Besmeleyle birlikte; "Her halde sana güvenilen Rabbim! Her şeyi veren sensin. Sana her an hamd ve şükür ederim. Seni bir an unutmam. Aç, susuz ve çıplak kaldım. İlk üçü benim vaz238;femdir, elbette yaparım. Son üçünü sen söz verdin. Senden bekliyorum." yazıp bana verdi ve; "Dışarı git ve Allahü te226;l226;dan başka kimseden bir şey umma ve ilk karşılaştığın kimseye bu k226;ğıdı ver." buyurdu. Dışarı çıkınca, deve üstünde biri ile karşılaştım. K226;ğıdı ona verdim. O kimse k226;ğıdı okuyup ağlamaya başladı. "Bunu kim yazdı?" dedi. Ben de; "C226;mide birisi yazdı." dedim. O kimse bir kese altın verdi. İçinde altmış din226;r vardı. O kimseyi sorunca; "O nasr226;n238;dir y226;ni hıristiyandır" dediler. İbr226;him bin Edhem'e gelip olanları anlattım. İbr226;him bin Edhem; "Keseye elini sürme. S226;hibi şimdi gelir." buyurdu. Az zaman sonra nasr226;n238; geldi. İbr226;him bin Edhem'in ayaklarına düşüp, elini öptü ve müslüman oldu."

Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; hazretleri insanlara İsl226;miyetin emir ve yasaklarını anlatıp onların düny226; ve 226;hirette kurtuluşu için çalıştı. Abdullah bin Hubeyk, M251;s226; bin el-Muall238;, Y251;suf bin Esb226;t, Bişr-i H226;f238;, Feyz bin İshak, İbn-i Ebidderd226;, Nebh226;n bin El-Mugallis gibi z226;tlarla görüşüp karşılıklı sohbetlerde bulundu. Haram ve şüphelilerden sakınıp, nefsin istediklerini yapmamak, istemediklerini yapmak s251;retiyle Allahü te226;l226;nın rız226;sına kavuşmak için çalıştı. Çok az yemek yiyerek nefsini tezkiye etti. "Kalp ehlinin gıd226;sı ve ruhlarının kuvveti, Kelime-i tayyibe olan L226; il226;he ill226;llahtır." buyurarak Allahü te226;l226;nın ismini zikretti.

Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; hazretleri mümkün olduğu kadar insanlardan uzak dururdu. "Yapılan iyi ameller arasında insanın evine kapanıp kalmasından ve böylece Allahü te226;l226;ya ib226;det etmesinden daha iyisi olacağını bilmiyorum." buyururdu.

Abdullah bin Hubeyk'e buyurdu ki: "Dört hus251;sa y226;ni gözüne, diline, kalbine ve nefsinin isteklerine dikkat et. Gözün ile harama bakma, kalbinde olandan başka bir şeyi konuşma. Kalbinde müslümanlara karşı kin, hased gibi kötü hisler bulundurma. Nefsinin hev226;sına y226;ni isteklerine uyma."

M251;s226; bin el-Muall238;'ye buyurdu ki: "Y226; M251;s226;! Eğer sende üç haslet, güzel huy varsa, Allahü te226;l226;nın yarattığı her hayırda nas238;bin vardır. Amellerini Allahü te226;l226;nın rız226;sına kavuşmak için yapmak, kendin için sevdiğini kardeşin için de sevmek, yiyeceklerin hel226;linden olmasına dikkat etmek."

Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; hazretlerinin ikr226;m ve ihs226;nları boldu. Fakir ve muhtaçların ihtiyaçlarını giderirdi. Mümkün olduğu kadar kimseden bir şey kab251;l etmezdi. Bilhassa düşük ahl226;klı kimselerin hediyelerini almaktan insanları sakındırırdı. O; "Günahkarların ve ahl226;kı bozuk kimselerin hediyelerini kab251;l etmeyiniz. Eğer kab251;l ederseniz, sizin onların kötü fiillerine ve ahl226;ksız hareketlerine r226;zı olduğunuz zannedilir." buyururdu.

İbn-i Ebi'd-Derd226; rahmetullahi aleyh, Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238;'ye gelerek; "Bana nas238;hat et." dedi. Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; buyurdu ki: "Yediğin lokmanın nereden geldiğine dikkat et. Nefsinin isteklerine u***** İsl226;miyetin ruhsat, kolaylık taraflarını sana tavsiye eden kimseyle oturma. Eğer Allahü te226;l226;ya gizli olarak ib226;det edersen, istesen de, istemesen de kalbin düzelir."

Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; buyurdu ki:

"Otururken, sam238;m238; olmayan, yapmacık hareketler yapacağımdan korktuğum için, bir arkadaşımla oturmak istemiyorum."

"İhl226;s, kulun içi ile dışının aynı olmasıdır."

BİLMEDİĞİM İÇİN AĞLIYORUM

Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; hazretleri Allahü te226;l226;dan olan korkusu sebebiyle çok ağlardı. Böyle bir zamanda yanına gelen birisi ona dedi ki: "Bu derece ağlayıp sızlamana, ızdırap çekmene sebep nedir? Yoksa Allahü te226;l226;nın Rah238;m, çok merh226;metli, Ker238;m ve Gaf251;r olduğunu bilmiyor musun?" dedi. Bunun üzerine Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; hazretleri; "Allahü te226;l226;; "Bir fırka Cennet'te, bir fırka Cehennem'dedir." buyuruyor. Ben bu iki fırkanın acaba hangisindeyim, bunu bilmediğim için http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/cry_smile.gif." dedi. Soran; "M226;dem ki, sen daha kendi h226;lini bilmiyorsun, nasıl olur da başkalarına yol gösterirsin?" dedi. Bu sözü duyan Huzeyfet-ül-Mer'226;ş238; hazretleri, çok m226;n226;lar if226;de eden bu sözün tesiriyle düşüp bayıldı. Kendine gelince, "Ey Huzeyfe! Biz seni dost edindik, kıy226;met günü seni Cennetliklerden olarak haşredeceğiz." diyen bir ses duydu. Bu sesi, o mecliste bulunup da henüz müslüman olmayan üç yüz kişi duyup müslüman olmuşlardır.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:50 PM
HÜBEYRET-ÜL-BASRÎ

Çeştiyye yolunun büyüklerinden. Z226;hir238; ve b226;tın238; ilimler s226;hibi bir vel238; idi. Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; hazretlerinin hal238;felerinin ileri gelenlerindendir. Künyesi Em238;rüdd238;n olup, hakkındaki bilgiler çok azdır. H226;ce Hübeyret-ül-Basr238; diye bilinir. 900 (H.287) yılında vef226;t etti.

On yedi yaşında Kur'226;n-ı ker238;mi ezberledi. Birçok 226;limden din ve 226;let, yardımcı ilimleri tahsil etti. Kur'226;n-ı ker238;mi çok okur, çok ib226;det ve çok du226; eder, Allah aşkından devamlı ağlardı. Bir gün du226; edip ağlarken, g226;ipten bir ses işitti: "Ey Hübeyr! Seni affedip, bağışladık. Git, Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238;'nin hizmetinde bulun!" denildi. Hemen yollara düşüp, Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; hazretlerinin yanına giderek, talebeleri arasına katıldı. Bir seneye varmadan hocasına hal238;fe oldu. Artık gözü hiçbir düny226; lezzetini görmüyordu. O kadar şiddetli ağlardı ki, görenler h226;line acır; "Artık bu hayattan geçmiş, hemen ölür." derlerdi. Birçok talebe yetiştirip, insanları Cehennem ateşinden kurtarmak için çalıştı. Talebeleri arasında bir çok vel238; vardı. Bunlardan en meşh251;ru Uluvv-i D238;never238; hazretleridir.

Hocası Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; ile bir beldeye gittiklerinde, başlarından geçen h226;diseyi şöyle anlatır:

Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238; hazretleri, kendisini karşılamak için toplanan halkı görünce, Allah korkusundan ağlamaya başladı. Yanına biri gelip; "Ey üst226;d! Niçin bu kadar ağlayıp sızlayıp, sıkıntı çekmektesin? Yoksa Allahü te226;l226;nın, Rah238;m, Ker238;m, Gaf251;r olduğunu bilmiyor musun?" dedi. Huzeyfe hazretleri de; "Allahü te226;l226;, bir fırka Cennet'te, bir fırka Cehennem'dedir buyuruyor. Ben acab226;, bunların hangisindeyim. Bunu bilmediğim için http://www.forumsitesi.info/forumx/images/smilies/cry_smile.gif." buyurdu. Soran kimse; "Senin kendinin ne olduğundan haberin yok, nasıl başkalarına yol gösterirsin?" dedi. Huzeyfetü'l-Mer'226;ş238;, bu söz üzerine kendinden geçip bayıldı. Kendine geldiği zaman orada bulunan herkesin duyduğu, g226;ibten bir ses geldi: Ses; "Ey Huzeyfe! Biz seni dost edindik, kıy226;met günü seni Cennetlikler arasına koyacağız." diyordu. Bu müjdeyle orada bulunan üç yüz kadar k226;fir müslüman olup, Huzeyfe hazretlerine talebe oldular.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:51 PM
HÜS194;MEDDÎN MÜLT194;NÎ

Hindistan'da yetişen evliy226;nın büyüklerinden. Doğum t226;rihi belli değildir. Niz226;müdd238;n-i Evliy226;nın sohbetlerinde bulunarak yetişti. İsl226;miyetin emirlerini yerine getirmekte, hocasına olan muhabbet ve bağlılıkta, diğer arkadaşlarından ilerideydi. H226;ce hazretleri bu talebesi hakkında; "Dehli, onun him226;yesindedir" buyururdu.

Gönlü her 226;n Allahü te226;l226; ile olan Hüs226;medd238;n Mült226;n238;, başka şeylerle pek ilgilenmezdi. Düşüncesi yalnız bu olduğundan, kendinden geçmiş h226;lde bulunurdu.

Hüs226;medd238;n Mült226;n238; bir gün, omuzunda secc226;desi ile bir yerden geçiyordu. Bir ara secc226;desi omuzundan düştü. Fakat o bunu farkedemedi. Bunu gören birisi, ik226;z etmek maksadıyla, "350eyh! 350eyh!" diye seslendi. O ise, kendisinde şeyhlik sıfatı görmediği için, bu sesin kendisine hit226;b ettiğini dah238; düşünmemişti. Nih226;yet o kimse, koşarak arkasından yetişti. "Kaç def226;dır size sesleniyorum, duymadınız mı?" dedi. Buna cev226;ben: "Sesinizi duydum. Fakat kendimde şeyhlik sıfatı görmediğim için cevap vermedim. Kus251;ra bakmayın. Al226;kanız, 238;k226;zınız için teşekkür ederim." dedi.

"Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, Ehl-i sünnet 238;tik226;dında olmak, haramlardan sakınmak ve ib226;detlerde gevşeklik göstermemek şarttır." k226;idesini çok iyi bilen Hüs226;medd238;n Mült226;n238;, her h226;linin d238;ne uygun olmasına çok dikkat ederdi. Haramlarla birlikte şüphelilerden de uzak durur, devamlı ihtiyatlı hareket ederdi. Fıkha 226;it mevz251;larda Hid226;ye ve Pezdev238;'nin us251;lünü, tasavvufda da K251;t-ül-Kul251;b ve İhy226;-ül-Ul251;m isimli eserleri sanki ezbere bilirdi.

Hüs226;medd238;n Mült226;n238; hazretlerinin hocası H226;ce Niz226;müdd238;n-i Evliy226;, bu yüksek talebesine bir nas238;hatinde buyurdu ki: "Evliy226;lık yolunda bulunanların meşg251;liyeti şu altı şeydir: 1) Nefsin arzularını kırıp, kötülüklerini yok etmek. 2) Devamlı abdestli bulunmak. Tam226;men uyku bastırmadıkça uyumamak ve uyanınca derh226;l abdest almak. 3) Çok oruç tutmak. 4) Söylediği bütün sözler doğru olmak. Hak te226;l226;nın zikri olmayan sözü söylemeyip sük251;t etmek. 5) Kendisini, m226;nev238; olarak terbiye edip yetiştiren hocasını düşünmek, ona bağlılığı devamlı artması ve devamlı olarak Allahü te226;l226;yı zikretmek. Yaptığı bütün işlerinde O'nun rız226;sını düşünmek. 6) Hak te226;l226;yı düşünmekten başka her h226;tırayı, kalbe gelen düşünceyi söküp atmak."

Hüs226;medd238;n Mült226;n238;, H226;ce Niz226;müdd238;n-i Evliy226;'dan ic226;zet ve hil226;fet almakla şereflendiği zaman, hocasından nas238;hat etmesini istedi. O da üç def226;; "Düny226;yı terk, düny226;yı terk, düny226;yı terk." buyurdu. Sonra da; "Kırda bir yere gidip orada yalnız kalmayı tercih etme! 350ehirde insanlar arasında bulun ki, senden istif226;de etsinler ve insanlardan bir şey bekleme." dedi.

Bundan sonra Gücer226;t (Ahmed226;b226;d) beldesine giden Hüs226;medd238;n Mült226;n238;, orada insanlara doğru yolu göstermekle meşg251;l olup,1334 (H.735) senesinde bu şehirde vef226;t etti. Kabri orada tanınmakta ve ziy226;ret edilmektedir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:51 PM
HÜS194;MEDDÎN NAK350Î


İstanbul evliy226;sından. İstanbul'da Aksaray semtinde Ebekadın mahallesinde 1770 (H.1184) senesinde doğdu. Babası, D238;v226;n-ı hüm226;y251;n d226;hiliyye, içişleri kalemi serhalifesi Seyyid Muhammed Fehim Efendidir.

Dört yaşında mektebe başladı. Zek238; olduğu için kısa zamandaKur'226;n-ı ker238;mi eberledi. Dokuz yaşlarında h226;fızlığını tamamlayıp zam226;nın meşhur kır226;at 226;limi Meş226;yıhil-kurr226; Y251;sufz226;de el-Hac H226;fız S226;lih Efendinin huz251;runda Kur'226;n-ı ker238;mi ezberden yedi saatte okudu. Bundan sonra F226;tih Sultan MehmedC226;miinde ilim tahs238;line başlayıp, Kastamonulu Ömer Efendiden sarf ilmi öğrenmeye başladı. Bu sırada babası vef226;t etti. Babasından kalan m238;r226;sdan hiç mal almayıp kendini ilme verdi. Tahs238;lini tamamladıktan sonra, Eyüp Sultan'daki Zal Mahm251;d Paşa C226;mii yanındaki medresenin bir odasına yerleşti. Konev238; Ali Efendiden had238;s us251;lü ilmini öğrendi ve Sah238;h-i Buh226;r238;'yi okudu. Kuru Seb238;lli Es'ad Efendiden tefs238;r ilmini öğrendi ve K226;dı Beyd226;v238; tefs238;rini okudu. O devirde İdris köşkü denilen yerdeki H226;tuniyye Tekkesi şeyhi ve tar238;kat-i aliyye-i Nakşibendiyye şeyhlerinden Ahıskalı Hacı Sel238;m Efendiden d238;n238; yüksek ilimleri okuyup ic226;zet aldı.Sonra Bursa'ya gitti. Bursalı H226;ce Muhammed Em238;n Efendinin derslerinde ve sohbetlerinde bulundu.Derg226;hın im226;mlığını yaptı. Bu hocasının yanında tasavvufta bir hayli yol katetti. Onun vef226;tı üzerine m226;nev238; iş226;retiyle tekrar İstanbul'a dönüp Eyüp Sultan semtinde H226;tuniyye Tekkesinin şeyhi H226;ceSel238;m Efendinin sohbetlerine dev226;m etti. Ondan F226;ris238; öğrendi. Tasavvufa d226;ir olan Mesnev238;-i 350er238;f ve Fus251;s-ul-Hikem kitaplarını okudu. Bunun da vef226;tından sonra Yenikapı dışındaki Merkez Efendi Derg226;hına gitti. Burada Mesnev238; okumakla meşg251;l oldu. Bir müddet kaldıktan sonra Kocamustafapaşa Derg226;hına gidip Mesnev238; okudu.

1831 (H.1247) senesinde Tüccarbaşı Hacı Mahm251;d Efendi ile hacca gitti.İstanbul'a dönüşünde kendi talebelerinden Sünbüliye tar238;katı şeyhi Hacı Muhammed S251;f238; EfendininYedikule civ226;rındaki Hacı Evhadüdd238;n Derg226;hına yerleşip bir müddet orada kaldı.

Bu medresede Mesnev238;, Sah238;h-i Buh226;r238;, K226;dıBeyd226;v238; Tefs238;ri, Mes226;b238;h-i 350er238;f ve 350ir'at-ül-İsl226;m, Del226;il-i Hayr226;t kitaplarını okuttu. Son olarak Eyüp Sultanciv226;rındaki H226;tuniyye Derg226;hına yerleşip ömrünün sonuna kadar burada kaldı. Bu sırada tefs238;r, had238;s dersleri verdi. On sene müddetle ilim öğretip, insanlara rehberlik yaptı.

Az yer, az içerdi. Diğer zamanlarında sebze ile yetinirdi. Yemelerine bu s251;rette dikkat ettiğinden sıhhatleri d226;im226; 238;tid226;l üzere olur, vücudlarında hastalık pek seyrek görülürdü. Hüs226;medd238;n Efendi ilmini tamamlayıp, ic226;zetini alıp, müderris olarak artık mühim bir mevkı s226;hibi olmak kendisine pek kolay iken buna rağbet etmeyip, m226;nev238; olgunluklar kazanmayı tercih edip, Eyüp'te bulunan Z226;l Mahm251;d Paşa Medresesinde bir hücrede yerleşip garib226;ne yaşamayı tercih etmiştir. Talebeliğinde bir taraftan d238;n238; ilimleri öğrenirken, zengin bir 226;ilenin çocuğu olmasına rağmen son derece sabır ve kan226;at içinde nefsiyle müc226;dele üzere yaşamıştır. 96 senelik ömrünü ya bir medrese odasında, y226;hut derg226;h odasında yalnız başına geçirmiştir.

Ömrünün sonuna kadar her verdiği dersden, v226;z u nas238;hatlerinden dolayı kimseden bir ücret almamış, bunları sırf Allahü te226;l226;nın rız226;sı için yapmış, insanları d238;nen, ahl226;ken ve amel bakımından aydınlatmıştır. Ahl226;kında, 226;detlerinde, söz ve işlerinde, insanlara mu226;melelerinde yapmacıktan, riy226; ve gösterişten uzak kalmıştır. Vakitlerinin çoğunu gece kaldığı odasında geçirmekle ber226;ber, bey, dilenci kim olursa olsun herkesle görüşür, s226;de ve açık sohbet eder ve herkese eşit mu226;melede bulunurdu. Sohbetlerinden kimse sıkılmaz, bilakis lezzet alırlardı. Lat238;feleri, sünnet-i seniyye d226;hilinde olurdu. Rahat konuşur kimseden çekinmezdi.

Talebelerinden birisi anlatır: Bir Cum226; gecesi Mesnev238;'den ertesi günkü derse bakıyordum. Bir yeri anlayamamıştım. Çok uğraştığım halde halledemedim. 194;ciz kalarak, bakalım hocam yarın burayı nasıl açıklayacak diye kapadım. Ertesi gün derse gittim. Ders sırasında sıra o beytin açıklamasına geldi. İçimden dikkatlice dinliyeyim de kavrıyayım dedim. Hocam beyti g226;yet güzel açıkladı. Açıklamasının sonunda bana dönerek; "Artık yapabilir misin?" buyurdu.

Çok cömert ve güzel ahl226;klı idi. Yanında, altın, gümüş ile toprak ve saksı parçası eşitti. Allahü te226;l226;nın rız226;sından başka bir şey düşünmezdi. Sözlerinde hal ve işlerinde tevekkül s226;hibiydi.Halktan biriymiş gibi görünürdü. Sünnet-i seniyyeye de bağlılıkta çok gayret gösterirdi. Talebelerine ve sevenlerine de böyle olmalarını tavsiye ederdi. N226;file ib226;det de çok yapardı, fakat n226;fileleri insanlardan gizlerdi.

1863 (H.1280) senesinde hastalandı. Fıtır Bayramı günü güneş batmasından sonra vef226;t etti. Cen226;ze namazı Eyüp C226;miinde kılındı. Kabri, ders verdiği c226;minin doğusunda bulunan min226;renin bitişiğindedir. Cennetmek226;n Abdülaz238;z Hanın arzusu üzerine kabrinin etr226;fına mermer çerçeveli bir sed ve üzerine, baş ve ayak taraflarına iki mermer sütun güzel bir şebeke konmuştur. Kabrinde bir heybet ve n251;r226;niyet vardır. Ziy226;retçilerin gönlünde m226;nev238; bir ferahlık h226;sıl eder. Gidecekleri yere çoğunlukla v226;sıtaya binmeden yürüyerek giderdi. Mesel226; Yedikule'denEyüp'e ve Gümüşsuyu'na kadar yürüyerek gelir giderdi. O zaman yetmiş yaşlarını geçmişti. Doksan altı yaşına kadar, öğretmek ve öğrenmekle meşg251;l oldu. 350eyh Mustafa Vahy238; Efendi bir eserinde onun hakkında; "Doksan altı yaşına kadar öğretmek ve öğrenmekle meşg251;l olup, "Beşikten mezara kadar ilim tahs238;l ediniz." had238;s-i şer238;finin sırrına mazhar oldu." demiştir.

Eser yazmaya rağbet etmemiştir. Bununla ber226;ber üç eserinden bahsedilmiştir. Bunlar: 1) Mesnev238;-i 350er238;f'in ilk beyti üzerine ince m226;n226;ları bildiren bir ris226;le, 2) Buh226;r238; üzerine Arapça bir şerhi, 3) İm226;m-ı Tirmiz238;'nin derlediği 350em226;il-i 350er238;f-i Nebeviyye Tercümesi'dir.

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:51 PM
HÜS194;MEDDÎN P194;RİS194; BELHÎ


Al226;edd238;n-i Att226;r hazretlerinin yüksek talebelerinden ve hal238;felerinden. Mevl226;n226; Hüs226;medd238;n de denilmektedir. Hal tercümesi hakkında fazla bilgi bulunmayan Hüs226;medd238;n P226;ris226;, dokuzuncu asrın ikinci yarısında vef226;t etti. Kabri Belh şehrindedir.

H226;ce Hüs226;medd238;n, önceleri 350226;h-ıNakşibend Beh226;edd238;n-i Buh226;r238; hazretlerinin talebelerindendi. 350226;h-ı Nakşibend, bunun m226;nev238; terbiye ve yetişmesini H226;ce Al226;edd238;n-i Att226;r'a bırakınca, artık Al226;edd238;n-i Att226;r'ın derslerine dev226;m etti. O büyük z226;tın huzur ve sohbetinde bulunmakla kem226;le gelip, zam226;nının vel238;lerinden oldu.

D238;nimizin emir ve yasaklarına ri226;yet etmekte son derece gayretli ve titizdi. Haramlardan çok sakınmakla birlikte, şüphelileri de terkederdi. Teheccüd, işrak ve duh226; namazlarını hiç terketmezdi. Çok ker226;metleri görülmüştür.

H226;ce Ubeydullah-i Ahr226;r hazretleri şöyle anlatır: "Bir zaman hocam Y226;k251;b-i Çerh238;'nin sohbetinde bulunmak üzere yanına gidiyordum. Belh'te Hüs226;medd238;n P226;ris226;'ya rastladım. BanaNakşibendiyye yolunu kendilerinden öğrenmem ve benimsemem için telkinde bulundular. Mevl226;n226; Y226;kub'un hizmetine erişmek niyetinde olduğum için kabul etmedim. Israrda dev226;m ettiler. İçim çekmedi. Nih226;yet; "Öyleyse r226;zı olun da size bu tar238;katın hus251;s238; yolunu göstereyim. 350226;yet b226;zı t226;lipler bu yolda terbiye edilmek için size başvuracak olursa, her şey mal251;munuz olsun..." dediler.

Oradan ayrılıp Taşkend'e geldiğimde, bu yolda bulunmak arzusunda olan b226;zı kimseler yanıma gelerek, bu yolun hus251;siyetlerini anlatmamı istediler. Ben de, H226;ceHüs226;medd238;n'in bana anlattıklarını onlara anlattım. Böylece Belh şehrinde H226;ceHüs226;medd238;n'in bana bu yolun hus251;siyetlerini ısrarla anlatmasındaki hikmet meydana çıkmış oldu. Bu h226;lin, onun bir ker226;meti olduğunu anladım."

Yine Ubeydullah-i Ahr226;r hazretleri anlatır: "Hüs226;medd238;n P226;ris226; zam226;nını iyi değerlendirir ve hiç bir 226;nını boşa geçirmezdi.Sabah namazından ikindiye kadar insanlara nas238;hat eder, onların su226;llerine cevap verirdi. İkindi namazından sonra hus251;s238; odasına çekilir, sabaha kadar ib226;det ve t226;atla meşg251;l olurdu."

Mevl226;n226; Hüs226;medd238;n P226;ris226; Belh238; buyurdu ki: "Yemeğe ve her hayırlı işe başlarken Besmele okumak l226;zımdır. Terk olunmamalıdır. Her hayırlı işe Besmele ile başlamak, gafleti giderip, Allahü te226;l226;yı hatırlamaya ves238;ledir."

O ŞiMDi AsKeR
26-09-2007, 06:52 PM
HÜSEYİN BİN AHMED EL-MÛSULÎ

On beşinci yüzyılda Suriye ve Irak'ta yaşamış vel238;lerden. İsmi, Hüseyin bin Ahmed bin Hüseyin'dir. Aslen Haleb'li olduğu halde M251;sul'a gelip yerleştiği için M251;sul238; diye anıldı. İbn-i At226;n238; diye meşh251;r olmuştur. Doğum t226;rihi bilinmemektedir.

Haleb'de düny226;ya gelen Hüseyin bin Ahmed hazretleri, küçük yaştan 238;tib226;ren ilim tahs238;l etti. Zam226;nındaki 226;lim ve vel238;lerin ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulundu. M251;sul'a gelip orada yerleşti. Z226;hir238; ve b226;tın238; ilimlerde yüksek bir 226;lim ve tasavvuf yolunda olgun bir vel238; oldu. Bilhassa 350226;fi238; fıkhında 226;lim idi. İnsanlaraAllahü te226;l226;nın emir ve yasaklarını anlattı. Onların düny226; ve 226;hirette sa226;det ve mutluluğa kavuşmaları için gayret etti. Birçok ker226;metleri görüldü. Ömrünün sonuna doğru hac ib226;detini yerine getirmek üzere Hicaz'a gitti. Med238;ne-i münevverede sevgili Peygamberimizin kabr-i şer238;flerini ziy226;retle, feyizlerinden istif226;de etti. Mekke-i mükerremeye gidip hac vaz238;fesini yerine getirdi. 1506 (H.912) senesinde Mekke-i mükerremede vef226;t edip orada defnedildi.

İbn-i Hanbel238; onun vef226;tından sonra gördüğü bir ker226;metini şöyle anlattı:

"Ben, Hüseyin bin Ahmed ile birlikte hacca gitmiştim. Mekke-i mükerremeye vardıktan sonra, Arafat'ta vakfeye durmuştuk. Beni yanına çağırıp; "Ben ömrümün sonuna geldim. Bu müb226;rek topraklardan gitmek istemiyorum. Sana vasiyetlerimi bildireyim." buyurdu. Az zaman sonra da vef226;t etti. L226;kin o sene Mekke-i mükerremede çok su sıkıntısı vardı. Onun cen226;zesini yıkamak için suyu nereden bulurum diye düşünürken, yanıma yüksek sesle konuşan birisi geldi ve; "Hüseyin bin Ahmed vef226;t mı etti?" dedi. Ben; "Evet." deyince; "Neden bu kadar düşünceli duruyorsun?" diye sordu. Ben; "Yalnızım ve su sıkıntısı da var. Onun tech238;z ve tekf238;nini yalnız nasıl yaparım ve gasli için suyu nereden bulurum?" dedim. O zaman bana; "Sen burada bekle ve ayrılma." deyip gitti. Aradan biraz zaman geçince, bir de baktım, o kimse, ellerinde birer testi su ve kefen bulunan bir toplulukla ber226;ber geldi. Yanıma gelir gelmez hazretin cen226;zesini yıkamaya başladılar. Yakın bir kabristana kabrini kazıp, ber226;berce defnettik. Bana hepsi t226;ziyette bulunup yanımdan ayrıldılar. Onların kim olduklarını ve nereden geldiklerini bilmiyordum.

Birkaç gece sonra, Hüseyin bin Ahmed hazretlerini rüy226;mda beyaz elbiseler içinde, bağ ve bahçeler arasında sevinçli bir şekilde gördüm. Bana; "Allahü te226;l226;nın rahmeti senin üzerine olsun. Sen beni s226;lih kimselerle birlikte çok güzel tech238;z ve tekf238;n ettin." buyurdu."