Maxbilişim Hosting Hizmetleri

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Osmanlı Mimarisi


whisk.
09-12-2007, 12:38 PM
İstanbul'un Fethi'nden Sonra Şehrin İmarına Bir Bakış ve Osmanlı Su Tesisleri *

Şarki Roma'nın son mukavemeti kırılmış, başşehrin zaptı üzerinden üç gün geçmişti. Artık zafer şenlikleri bitmiş, Okmeydanı'nda ganaim pay edilmiş, asker çadırlarına çekilmişti. Vali Karıştıran Süleyman Beyin devriyeleri ise, şehirde kol geziyordu.

Civar hükümdarlara, sultanlara Molla Gürani ve Hoca Kerimi inşalariyle gönderilen fetihnamelerde, elli dört gün ve gece muharebe edildikten sonra «Cemaziyelevvel'in 20 ci günü suphusadık vaktinde yani alles-sabah tan yeri ağarmaya başladığı vakitte, hücuma mübaderet olunup, meşrak tarafında güneşin zuhurundan yani tulûu şemsten evvel, feth-i-kal'eye muvaffakiyet hâsıl olmuş olduğu» ilân olundu.

Artık Kostantiniye «İstanbul» olmuştu. Müneccimbaşının tarihinde denildiği gibi: «Kal'enin münhedim olan mahallerini termim hususu Subaşı Karıştıran Beye havale buyurul-du ve etrafda olan ümeraya vilâyetlerinde olan sanayi ehli hırf tavaifinden birer mikdar İstanbul'a irsal etmeleri babında evamiri âliye sudur eyledi.» Anavatandan gelenler, büyük şehirde geldikleri yerlerin hâlâ adlarını taşıyan semtleri kurmağa başladılar.

Parlak güneşli bir yaz sabahı Davutpaşa sahrasında günlerden beri toplanan Türk ordusu Balkanları aşmak üzere Edirne yoluna düştü.

Şarki Roma İmparatorluğu na son vermekle, yeni bir kurun açan Büyük Türk Hakanını, Bizans'ın zaptından sonra da yine ordusunun başında harp meydanlarında görürüz. Bu uzun harp yıllarında her sonbahar mevsimi büyük şehrin muhteşem kapılarından zafer, neş'esi ve süruru ile bir giriş yapan Türk Hanı denizlerin, ağaçlıkların ortasında camileri, sarayları, kaleleri, çeşme ve şadırvanlariyle bir se-rab bulutu içinde onun büyüyüşünü görmek zevk ve gururunu tadıyordu.

Bizans şehrinin yıkıntıları üzerinde camileri, sarayları, çarşıları yle, artık füsunkâr bir temaşa zevki veren İstanbul'un bu büyüyüşüne ait pekaz yazı vardır. Fatih'in muasırı müelliflerden, Dursun Bey Tarih-i-Ebül-feth'inde bu hususta diyor ki:

«Sultan Ebülfeth âlim ve âkil ve tasarruf atı cüz'iyyatta mahir ve kâmil akvali zineti hikmetle hâli ve efali ziver, nısfet ve maadeletle mütehalli Padişahtı. Cihangiri ve cihanküşayî mertebelerini ki âlâyi meratibi salta-natdır. Camidi ve evsafı sahası nesa-yimi esharla etrafı âlem meyadinin-de müsabaka ederdi...»

«Çün nazarı ibretle İstanbul'un üzerine baktı. Aynı ferasetle gördi ki, âb-ı havası ve etrafı dilküşası ve dağ ve rağı ve sahrası bir sureti hasnadır ki, desti meşataai emnüarayîş virmedüğünden ve âyini dinî seyyidülmür-selin tezyin etmediğinden zülfü pür-çini dilberi nazenin gibi müşevveşül hâl ve perişan kalmıştı. Ve illâ bir kal'ai azra ve memleketi zibadır ki, seyyahanı etraf ve tavvafanı âfâk ve eknaf her mahkeme ve her mahfilde lera yahluku misleha şahadetine îman mugallaza zammederler her varid ki, ol menbai ruhanî ve murabbaı amal ve amaniye yetişür ve ol mesrah nazar rahatı ve matrahi mefarişi istira-hati görür. Nesiyye mevudu dârülhû-lud nakdi vakt buldum sanır ve bağı iremiki didei namahremden nikahı tevaridedir. Muayene, müşahede etmiş gihi olur.

whisk.
09-12-2007, 12:38 PM
Bu cümlei cemâl ve arayişle aka-limü herrübahr makdlidine miftah olmağa dahi kabil ve münasib buldu hu maaniki beyan olundu icah etti ve gendü zatından bu muhabbet hadis oldu ki, anı taht edine ve ol makamı hurremi mazharı ahkâmı saltanat ve haht ede. Lâbüd tamiri levazimine suru' etti. Evvelâ vüzera ve ümerasına ve kullarına ilâm ve ilân etti ki min ba't tahtım İstanbul'dur. Ve bunun tasdiki ve tekidi içün iki berre iki hahre bakar yer ihtiyar edip tabayi girdarı murabba-uladla' divan feleki devvar gibi üstü-varı bünyad ettirdi. Ba'zini seraper-dei haremi hâs ve ba'zı gendü istira-hati ve havas ve gilmân rahatıçün mülayim ve matbu' saraylar ve köşkler tertip etti. Ve emin ve dindar hace seralarla mahfuz kıldı. Ve ba'zini ca-yegâhı şeriri tahtı divançün vaz'ı münasib verdi ve bir canibin şikârkâhı hâs edinüp envai vuhuşla meşhun etti. Kahkah Veşhidi hatır içün anlarınla tığ bazı kemend endazi yüzlerin gösterirdi ve buyurdu ki keferenin uruş haviyesinden ve devri büyutu âliyesinden âm ve hâs her kim ihti-rarile gelüp sakin olursa, Tutduklu tutdoğu o mülkü ola bu terğible bay ve yoksuldan her taraftan dökülüp geldiler. Evler ve saraylar tutdular. İllâ şol kavimi kavvamı bilâd anlarınla mutasavvırdir ki, anlar müte-mevvil hacelerdir, istiğnaların sehe-bile terki vatan ihtiyar etmediler. Amma çon bu emrin mütemmimi anlardır. Hükmü cihan mutai nefad buldu ki her şehirden, her memleketten bir miktarı mâdud adla meşhur hocalar geldiler. Hallerine münasip evler ihsan edüp temlik etti ve anla-rınçün âli hezzazistan ve çarşular ve hazargâhlar ve âyende ve revende içün vâsih kervansaraylar yaptırdı. Çün bu rağbetle tavayifi enam müte-kessir oldu. Yerleşti...»

"Amma su müzayakası tevsiinde tafahhus buyurdu. Meğer İstanbul'un mamurluğu halinde altı yedi günlük yoldan su gelmiş, eski kahrizler bulundu ki, dağlar ciğerlerin delüp ge-çürmüşler ve ka'rızemine muvazi derelerden takbertak kemer berkemer yonma ruham hamla tarsif edüp üzerinden bir nehir akıtmışlar. Amma havadisi rüzigâr ve savarifü leylü ne-harla harap ve yebab olmuş. Ana meherei mühendisin getirdüp kal' olmuş taklarını ve hasf olmuş yerlerini meremmet ve tecdid belki tarsis ve tekid ettiler. Ve hu kahrizin etrafında nice sular bulunup asla ilhak edüp bir nehr gazir kamu yaylak suyunu getürüp şehre akıttı...»

«Tab'ı pâdişâh gibi selis ve zülfü bütan gihi müselsel bir su ki letafeti havayı dositan gibi safa bahş ve azu-beti lütfü teşneganı hun alûde ateşini vıutfi heyeti ceryanı suhanı münşi gibi dilpezir ve harekei seyyelanı dem'i dem âlûüesi gihi gazir. Bunun gibi suyu sarayı firdevs asasına ve hamamoAa ve mahallâta taksim etti. Ve hir mülayim yerde bir kemerde kırkçeşme etti. Ve ol yerde Ayasofya kârnamesi resminde bir ulu cami bün-yad etti ki camii sanayii Ayasofyaya cami' olduğundan gayrı tasarrufatı müteahhirin üzre nevi şivei taze ve hüsnü bi'-endaze bulub nuraniyyette mucizei yedibeyzası zahirdir...»

Fatih devrinin Bizanslı tarihçisi Kritovulos da 1451 den 1467 yılma kadar Büyük Türk Hanının cihangirane harekâtı hakkında, eski Yunan tarihçilerinin üslûbunda, daha çok tafsilâtlı bilgiler verir.

Tarihinin muhtelif kısımlarında şehrin imar ve tanzimi için müverrih Kritovulos diyor ki:

«Erkan-ı-devleti ve zati şahaneleri nezdinde haiz-i-nüjuz ve itibar olan ve servet-i-cesimeye malik bulunan zevatı nezdine celbederek, şehir dahilinde çarşılar ve hanlar ve dükkânlar ve hamamlar ve muhteşem haneler, camiler ve mabedler inşa etmelerine müsaade ve herkesin servet ve kuvveti derecesinde, şehri tezyin edecek mebani-i-cesime vücude getirmelerine irade eyledi. Kendisi dahi şehrin ortasında ve mürteji bir noktasında cesamet ve kıymet cihetiyle, emsaline faik bir cami inşa ettirmek için, bir mahal intihap ederek derununa konulacak sütunların ve ahçar-ı-mute-berenin vesair malzeme-i inşaiyesinin tehi ve tedarik edilmesini ferman eyledi. Bundan maada Bizansın denize uzanmış bir mahalli ferah fezasında muhteşem ve emsaline nisbetle mutantan bir sarâyi âli vücuda getirilmesini ve safaini harbiyenın erzak ve mühimmat ve eşyasını vesaire âlât-ı harbiyeyi muhafaza için ambarlar inşasını, hülâsa menafi-i-umu-vnyeyi temine ve şehri tezyine hadim olacak müessesatın serian ikmalini irade eyleyerek bu hususta sahibi ihtisas olan hünerveranı inşaata nazır tayin eyledi. Padişah hazretleri vücuda getirilecek meban-ı-nefise ve cesime ile şehre mamuriyet-i-sdbıkasını iade etmek ve ilim ve fen erbabını ve servet ve sağman eshabını cem ederek burasını gıpta ferman-ı-cihan olacak bir hale getirmek istedi.»

whisk.
09-12-2007, 12:39 PM
Fatih'in Arnavutluktan dönüşünden sonra İstanbul'da geçirdiği yıllar için Kristovulos şunları ilâve ediyor:

«Padişah hazretleri İstanbula eski şan ve şöhretini iade için civar me-malik ahalisini ve hünerveranı ve erbabı sanatı makam saltanat-ı seniye-de cem eyliyordu. Diğer taraftan dahi intihap gerdesi olan zevatın tahtı nezaretinde olarak şehir dahilinde bir çok mebani-i-âliye ve cesime inşasına çalışıyordu. Evvelce şeref sadır olan ir ade-i-seniy eleri mucibince şehrin mutena mevkiinde bir cami ve ferah feza mahallinde bir saray-ı-âli inşasına mübaşeret olunduğundan Padişah hazretleri gerek bunları ve gerek me-bani-i-sairenin inşaatı üzerine muktedir zevatı nasbeylediği halde bununla iktifa etmiyerek bizzat teftiş ve tezyinleri için icabeden mevadı tedarik eylerdi.»

Trabzon fethinden dönen Fatih'in yine şehrin imarı ile meşgul olduğunu görüyoruz:

«Padişah hazretleri payitahtın u-muru idaresine ve şehrin iskân ve tezyin ve imarına kemafissabık itina ve ihtimam ile şehir dahilinde maabid ve çarşı ve tersane ve temaşahane gibi müessesat-ı-nafia inşa ettirdiği gibi, diğer taraftan dahi fazıl ve irfani-le şöhret bulan zevatı İstanbula celb eyleyerek makam hükümetlerini merkezi ilim ve fen haline getirmeğe çalışırdı. Ve bu yoldaki mak-sad-ı-ulvinin sahayı husule irsali için hiç bir fedakârlıktan çekinmez ve hiçbir masraftan sakınmaz idi. Velhasıl bıemsal olan İstanbul şehrinin letafet-i tabiiyye ve ehemmiyeti mevkiiyesi ile mütenasip surette na-il-i-ümran ve terakki olması için bezl-i-gayret ederdi."

Macaristandan ve yaz mevsiminin bitmesinde İstanbula avdet eden, İkinci Sultan Mehmed yine başşehrin imariyle meşgul oluyordu: «Padişah Hazretleri kış mevsimini İstanbul'da imrar eyleyerek şehrin iskân ve tezyini ve sarayın inşasiyle iştigal eyledi. Saray cesameti ve tertip ve ihtişamı itibariyle İstanbulun mebanii atikasına tefevvuk eyliyordu. Bu bi-nai muhteşemin her tarafı kemali dikkat ve ihtimamla işlenmiş nukuş vesaire gibi sanayi-i-nefîsenin âsâr-ı-bediası ile süslenmiş idi. Hülâsa altın ve gümüşün ve mücellâ rengârenk taşların ve mermerlerin, iltima-ı şaşaa-darları altında bu saray-ı-âli bir mec-mua-i nefaset ve bedai teşkil ediyordu. Muallâ kubbe ve kümbetleri dahi haricen kurşunla tezyin olunmuştu. Methalini teşkil eden büyük kapıları ve fırın ve hamamları geçtikten sonra, yüksek burçları harem ve selâmlık dairelerini ziyafet ve yatak salonlarını ve devair-i saireyi ihtiva eyleyen asıl saraya girilirdi. Sarayın, civarındaki mebaninin etrafına bir de sur inşa edilmişti. Bundan maada sarayın etrafında vasii meyva ve çiçek bahçeleri tarh vs tesis kılınmıştı. Bu bahçelerin zümridin çimenleri üzerinde berrak sular cereyan, ilhanı lâtif kuşlar cevelân ederdi ve hayva-nat-ı-ehliye ve vahşiye beslenirdi. Hülâsa her türlü vesair zevk ve sürür bu bahçelerde izhar ve ibzal edilmişti. »

Kritovulos ikinci kitabında diyor ki: «Şehrin vasatında ve hemen sarayın kurbinde haricen surlarla takviye ve tahkim ve dahilen güzel ve şeffaf taşlarla sakf-ı-tezyin edilmiş, cesîm bir çarşı ve kebir hamamlar vücude getirildi. Bundan maada cetvel küşadile şehre su isalesi ve daha buna mümasil şehrin ve sekenesinin defi ihtiyacına hadim tesisatı nafia meydana getirilmesini emir ve irade eyledi.»

Kritovulos yine aynı kitabda şunları ilâve ediyor:

«Padişah Hazretleri İstanbul'da aram ederek, şehrin sekenesinin tezyidine ve memleketin ümran ve tezyinine ve umuru nafianın serian ihzar ve ikmaline çalışırdı. Bu cümleden olarak İstanbul'un her tarafında cesim hamam, han, çarşı ve misafirhaneler, bina ve şehre su isale ettirmiş ve vâsi bahçeler vücude getirmişti.»

Bursa'mn cazip yeşillikleri içinde parlak çinilerle süslü saraylarda, Meric'in serin sularının kıyılarında, dil-nişin kasırlarda, heybetli mehterlerin kapısında nöbet vurduğu süslü geniş çadırlarda günler geçirmiş büyük Türk cihangirine Bizans'ın etrafını dar ve rutubetli sokakları saran, harap ve perişan sarayları, kasvetli ve hüzünlü geldi. Birkaç günden beri artık üzerinde büyük zaferinin neşeli rüzgârları esen yeni başşehrinde, kendine hâs bir saray yapılmasını istedi. Beyaz atının üzerinden seyrettiği denizlere, Anavatanın açık penbe ufukları üzerinde yer yer yükselmiş eflâtun tepeleri gören kapitolun geniş sahasını beğendi. Şarkî Roma ka-pitolunun üzerinde ilk Türk sarayı bu suretle kuruldu. Bizans'ta Romalı imparatorların saltanatları müddetin-ce dinî, sosyal bir çok binalar kurulmuştur. Bunların büyük bir kısmını isyan ve yangınlar harap etti.

Bizans saraylarının içinde en kıymetlisini Ayasofya'dan Ahırkapı'ya kadar inen geniş bir sahaya yayılmış bulunan Büyük Saray teşkil ediyordu. Kartal sarayı, Patrik sarayı ve diğer parçalardan toplanan saray, bilhassa İmparatorluğun ilk yüz yıllarında bir çok neşeli ve ihtişamlı günlerin hâdisatma sahne olan bu saraylar, son yıllarında ise harap olmağa yüz tutmuş bu binalar rağbet ve önemini kaybetmiye başlamıştı. Komnen-ler'e, Anjlar'a ve nihayet Paleologlar'a mensup Kayserler zamanında değişen zevk ve görüşlerle, istilâlarla, yangınlarla tahribe uğramış, bu sanatlı yapıların ihya ve tamirine gidilmek lüzumu hissedilmemişti. Manuel Com-nen'in İğrikapı'da yaptırmış olduğu Blaquerne sarayı ile civarrndaki Heb-demon (Takire sarayı) Kostantin Pürfüronge'nin tamirinden sonra Şarkî Roma İmparatorlarına son ikametgâh olmuştu. Fetih senelerine ait yazılar bize her iki sarayın da fazla bir harabiye uğramadan Türkle'in eline geçtiği düşüncesini veriyor. Fakat buhurdanlarında tüten günnüklerin koku ve is sinmiş, gölgelli pencerelerinden sızan loş aydınlıklarda, mazinin esrarlı bir hayal gibi titreştiği bu binalar, Büyük Fatih'in gönlünü saracak bir yer olamazdı. Bugünkü kalmış harabelerinden de anlaışlacağı gibi, bu yapıların hiç bir fevkalâdeliği yoktu.

Fatih, zaferinden sonra kısa bir müddet şehirde kaldı. Bu geçen birkaç haftalık ikamet günlerini şurada veya burada geçirdiğine dair bir iddiada bulunmak fazla mübalâğalı bir görüş olur. Belki de o zafer günlerinin mesut ve ışıklı gecelerini ordusunun başında, geniş Hünkâr çadırında geçirmiştir.

Romalı Kostantin'in Bizans'a yerleşmesinden çok evvel Akrepol gibi, Kapitol de, bu yüksek tepede, etrafını saran sur içinde bir takım binalar bulunuyordu. Romalılarla, Kapitol olarak burası ayrıca tekrar bir kıymet aldı. Bugünkü Üniversite merkez sitesinin yerinde bundan yetmişbeş, seksen sene evvel bazı askerî yapıların inşası sırasında kazılardan bir takım kıymetli ziynet eşyalariyle Ro-ma'nın muhtelif senelerine ait binlerce meskukâtın çıktığını bildirirler. Fakat Kapitolde, fetih senelerine te-kaddüm eden yıllarda o eski revnaklı, o hükümran günlerinden çoktan uzaklarda kalmış bulunuyordu.

Rum müelliflerinin sözlerine bakılırsa, Forum-Tauri'de bulunan harap yapıların taşları Fatih'in bu ilk sarayının yapısında kullanıldı. Hükümdar 1468 yıllarına kadar burada ikamet etti. «Haber-i-Sahih» de bu husus için deniliyor ki: «Hazreti Fatih hidamat-ı-harbiyeden harap kalan birkaç hisarın tamiratını ve hâlen ekser halkın lisanında Eski Saray tâbiri ile yâd olunan şimdiki Bab-ı-seraskerî'nin yerine başlattırdığı sarayın itmamını İstanbul muhafızı tayin buyurdukları Süleyman Bey namı zata tefviz buyurmuşlardı."

Bu Eski Saray için Feth-i-Celil-i-Kostantiniye'de me'haz zikredilmeden: «İstanbul ve Karadeniz tarafına ve Galata ve Halice nazır bir mürtefi ve havadar mahallinde «Puzantin» Kayser binası bir dir-i-kâdîm mevcut ve bunun cevanib-i-erbası sur misal bir divan istivar ile muhat idi. Ebül-feth Hazretleri ol dirin yerine 858 senesinde Eski Sarayın inşasına suru' edip 862 de itmamı müyesser olmuştur.» denilmektedir.

Fatih harp meydanlarından dönüşünde kış aylarını bir zaman burada geçirdi. Fakat yeni başşehrin daha çok cazip ve füsunkâr köşeleri vardı. Boğaziçinin lâcivert parlak bil-lûrlu ve aydınlık şadumanı içinde âdeta seraplaşan bir güzellikte, terü taze parıldıyan Sarayburnu Hükümdarın gönlünü aldı. «Saray-ı-atik» gözden düştü. Burada yepyeni bir Türk sarayı daha "Sar ay-ı-cedid-i-âmire" kuruldu.

Dursun Bey'in tarihinde bu yeni saray için şu güzel methiyeyi buluyoruz:

«İzdiyadı mevadı saltanatı iktiza-sınca iradet-i-âliye bu ki müteallik oldu ki gendü vaz'ı muhtarı üzre bir yeni saray ihdas ede. Pes Galata mukabilinde olan zaviye-i kal'a-i Kostantiniye'de bir müşerref yer ki Hazreti Ebu Eyyub-ül-Ensarî aleyh-i rahmet-ül-bâri mezarına ve iskeleye ve Tophaneye ve mabere ve teman limana ve berreyn ve bahreyne müşerreftir ihtiyar etti. Cezebat ihsanile Arap ve Acem ve Rum'dan mahir mimarlar ve mühendisler getürüp gendü âkili kâmili mimarînin irşadile az müddet içinde ol makamı hoş ve hür-rem üzerinde bir sarayı âli envai se-nayile hâli ve semt-i nakıstan hâli surete geldi. Her köşkü nigârhane-i çin, her kasrı riski huldü berin, her sahanı fezayı hoş hava ve cenandan nişan, her çeşmesi âb-ı-hızır ki nehri kevser andan revan, her sakfı nazarı ukaladan âliter ve her ferşi kubbe-i sevabıdden hâliter reyi hiretmenden gibi ruşen ruyi dostan gibi dafi'i hüzün tezyin âyini saltanatla müzeyyen

Saray ı âli ki anın muslini hiç
Ne Kısra gördü, ne Kayser, ne Fağfur
Yapıldı adl-ü bezi erkânı üzre
Anınla oldu İstanbul mamur

ve bu saray-ı dilküşaya yine bir sur çekdirüb Frenkgi ve Türkî müdevver ve müselles ve enva'ı evzaı lâtife ile müsan'na bergazlerle ve dergâh ka-pularla bir güzel kal'a düzetdi ve kal'anın sur ile saray dıvarının arasını bağ ve bostan ve bağçe ve gülistan eyledi. Cabeca çeşmeler ve havuzlar ve suhbetgâhlar tertib etti. Bir ravzaki peyvendi drahtanı ve

ukudu ankudu ânabı şahsar tobaya ve heyeti süreyyaya numunedir ve lezzeti fevakihi bağ-ı Firdevsin nehri aselinden çaşenidir. Ve havayı mutedil ki itidal teneffüsü nesiminden he-mişe âsâr. Evrakı gül ve riydhın üzerinde mastur ve muayene kılınır. Fe-zayiki mucaverei envai reyahından gubarı misk akın ve haki anberriz olmuştur ve her şahı şeceri ken ve şah nev aruz seheridir göya tuti se-naha şahçün enva simarla dükkânı şekerriz bezemiştir.»

Osmanlı İmparatorluğunun son vak'anüyisi Abdurrahman Şeref Bey 1911 de Topkapı sarayı için yayınladığı bir tedkikinde Yeni Saray için diyor ki:

«Saray içi tâbir ettiğimiz yerde Kayaseri-i-Rûm'un saray nevnden bir binaları yok idi. Gerek Yeni Saray ve gerek suru muhitin kısmı berrisini Fatih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Binaenaleyh Ata Beyin Rum müverrihinden aldığı malûmat muhte-melül tarafının birinci parçası doğru değildir. Sebebi bina olarak Âli tarihinin gösterdiği mütalâatı sureti aharla teyid eder.

Fıkralara başka tarihlerde de tesadüf olunduğundan Eski sarayın terki için Sarayburnunun cazibe-i-leta-feti- mevkiiyyesine bazı mülahazat ve esbabı maneviyye dahi munzam olduğu istidlal olunur. Fatih Hazretlerinin yaptırdığı saray bir daire ol-mayub yekdiğerinden munfasıl birkaç daire ve köşk tarzında ve maatte-ferruat hayli cesamette olduğuna ve ebniyeleri ve sed ve şükûfezar ve havuz misillû teferruatı sairesi birer birer ve sekiz on senede itmam kılındığına hükmetmek zarurîdir.»

whisk.
09-12-2007, 12:40 PM
Yeni saray kapıları, camisi ve diğer müştemilâtiyle Sarayburnu'nun dekorunu tamamiyle değiştirmişti. Bu arada Topkapı sarayının bugünkü Hazine dairesi uçurumlu kaymış bir toprak üzerinde sağlam temelleri yükselen ve Boğazın mavi rüzgârlı göğsüne açılmış sütunlu mermer te-rasiyle Türk Hükümdarı için muhteşem bir dinlenme köşesi teşkil ediyordu.

Bu güzel saray parçası hiçbir zaman Şarkî Roma İmparatorluğuna bağlanamaz. Belki burada ilk Akropolün temellerinin üzerinde mermer sutunlariyle bir mabed kurulmuş olabilir. Bugün bile Akdenizde kurşunî adalar üzerinde tesadüf edilen mermer sütunlarda kuşak taşları kalmış, Yunan mabed harabelerine benzerleri burada da, Marmaranm masmavi göğü altında bembeyaz dikili kalmış olabilirlerdi. Şarkî Roma daha ziyade Kapitole dönmüş son Kayserler devrinde, burada, yıkık kemerleri üzerinde rüzgârların ıslık sesi dolaşan harabelerden başka bir şey kalmamıştı. Bugünkü bu güzel saray parçasından Bizans'a bağlanacak acaba hangi hususiyet vardır? Dikkat edilirse etrafile ne tatlı bir bağlılığı görülür. Bizanslı müelliflere uyan batılı yazarların Havariun Kilisesi yeridir, diye çırpındıkları harabeler üzerinde heybetli camii ile zamanının üniversitesini ve klinikleriyle muhteşem bir medeniyet sitesi kuran II. Mehmed'in mimarlarından ve sanat ehlinden, sultanları için böyle bir sarayın yapısını esirgiyecekleri ümit edilebilir mi? Bu arada Saray burnu, Türk yapıları kompozisyonu içinde Çinili Köşk ise Türk mimar ve sanatkârının neler yaratabileceğine ayrıca şahane bir örnek değil midir?

Bu zarif Türk eserinde sütunlar narin, kemerler ahenkli, binanın iç ve dışını kaplıyan, nazarları okşıyan renkli çiniler ve yazılar ise sonsuz güzellikler ve hülyalarla doludur.

Türk tarihinin o muhteşem ve parlak devrinin bu güzel eseri, Türk sanatının nefis bir heykeli gibi kalpleri derin bir vecd içinde bırakır. İşlemeli sütunların kubbe ve revak-ları arasındaki aydınlık ve gölgelerin akisli oyunları, çinilerden pırıltılı inikaslarla burasını daimî bir ay aydınlığı içinde bırakır. Mimarisindeki inceliği, o âdeta şiirleşmiş işçiliği ile bu saray, İstanbulun yeşil sinesinde ilk açan Türk zevkinin, Türk sanatının en güzel ve en renkli çiçeklerinden biridir.

Bizans'ın kaba iri taşları, yassı tuğlaları ve battal sutunlu yapıları arasında, bu güzel sırça saray başka bir âleme, başka bir medeniyete, başka düşünce ve görüşlere ait olduğu ne çabuk anlaşılır. Türkler İstanbul'u yalnız kendi yaptıkları binalariyle değiştirmekle, güzelleştirmekle kalmamışlar, Bizanslıların hantal ve köhne yapılarına kendi zevk ve düşüncelerinden bir çok şeyler de ser-piştirmişlerdir. Bugünkü Ayasofya'-yı güzelleştiren, ona renk ve gölge, tatlı aydınlıklar veren, nihayet onu asırlardan beri ayakta tutan, Türklerin onun üzerine ve etrafına oturttuğu sanat eserlerinin tesiridir. Onları üzerinden ve etrafından alın, ortaya çıkacak iri, kaba ve kaim duvarlariyle hantal bir bina değil midir? Tabiatın güzelliklerini gören ve onu msaseden, Türk'ün sakin ve düşünceli ruhu onu yapıları üzerinde aynı sükûn ve asudelik içinde büyük bir sanat kudretiyle abideleştirmiştir. Çinili köşk (Sırça saray) narin işlemeli sütunları bir dantela gibi kıvrılan kemerleriyle ne bir Acem sana-tmm, ne de bir Arap işçiliğinin eseridir.

O, Marmara'nın sahillerinde, Sa-rayburnunun ağaçları altında Boğaz içinden gelip püfür, püfür esen rüzgarlarila gözü göğsü serinlenen Türk mimarlarının yeni geldiği bu güzel muhit içinde, bulutsuz masmavi bir semanın lâcivert billur keskin sırça parçaları gibi, güneşin akislerinin sularda çırpındığı, kırılıp döküldüğü, denizlerin kenarında aldığı ilhamlarla yarattığı tamamen kendisine ait devrinin bir sanat harikasıdır.

Sene 869. Zeytin, defne, yabani sakız ağaçlarının yeşil yaprakları üzerinde, güneşin akisleri bir buğu halinde tüllendiği, kalın surların burç ve baruları arasından süzülen rüzgârların, böcek vızıltılarını kuş cıvıltılarına karıştırdığı günlerden bir gün, Türk mimar ve ustaları ziya ve aydınlık içinde yüzen Akrepolün tenha harabeleri karşısında, sultanlarının hükmile yeni bir Türk sarayının daha temellerini atmağa başlıyorlardı. Hikâyeleri yazılmamış, hâtıraları çoktan kaybolmuş, Akrepolden, Sasaybur-nu'ndan, yeşillikler içinde ayakta birkaç beyaz mermer sütunla, portikleri devrilmiş mabed harabeleri kalmıştı. Hipodromda renkli yarış arabaları arkasından bahislere tutuşup kudu-ran Şarkî Roma'nm son yolcuları, Akrepolün metruk fundalıklarla örülmüş yollarını artık çoktan çiğnemez olmuşlardı. Boğaziçinin bütün tazeliklerini, serinliklerini, ağaçların içinde kümelendikleri yeşil kuytuluklarında, beyaz yıkık taş harabelerin ufak hücreleri içinde unutulmuş gibi kalan son rahipler, Büyük Kostantin'-den evvel Trakyalıların Akrepolinden garip bekçiler olarak kalmışlardı.

Fatih'in Sarayburnu'ndaki, Yeni sarayı tek bir binadan ibaret değildi. Müteaddit dairelerden terekküp ediyordu. O devirlerde bir büyük Beyin kendi istirahatini ve maiyetinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek bütün tertibatı topluyordu.

Yeni Sarayın sahibi, zaferlerle ülkesinin hudutları, daima kudretli bir kartalın kanatları gibi açılan muhteşem bir Handı.

Sultanın sarayının etrafında, bir Matbağ-ı âmire ve bir Harem-i Hümayun dairesiyle, Hâs ahırlar, Zülüflü baltacılar. Akağalar koğuşları toplanmıştı.

Topkapı sarayının inşası ile beraber, etrafı da eski Akrepolün bütün yeşil yamaçlarını içine alan, geniş bir sur, Kalâ-i Sultani'le çevrildi. Bugünkü Gülhane'nin yanından,- İshak Paşa yokuşunu tırmanan kaim bir sur duvarı, Ayasofya'nm önüne doğru yükseldi. Burada muhteşem bir Bab-ı-Hümayun açık bırakıldıktan sonra Halice doğru inerken tekrar saray içinden bir kapı araladıktan sonra, sur keskin bir kıvrımla denize doğru iniyor, Demirkapı civarında eski Bizans duvarı ile birleşiyordu. Sultaniye surunun ve sarayın büyük ve muhteşem kapısı olan Bab-ı-Hümayunun üzerinde, Padişahın şahsına mahsus bir de ufak köşk yaptırıldı.

Türk Hakanının sarayın etrafına çevirttiği beyaz sur duvarları içinde, eski Akrepolün sahasında köhne St. İrene kilisesinden başka geçmişe ait hiçbir yapı yoktu. Her şey yeniden yapılmıştı. Zeytin ağaçları, taflan ve servilerin gölgesindeki beyaz kırmızı çiçekli zakkumların arasında, kurşun damları güneşin aksile mat bir parıltı yapan sakıtların altındaki, bütün yapıların hepsi Türklere aitti. Bu bina toplulukları içinde zaman zaman yükselen nöbet havalarını, denizden esen rüzgârlar, günün beş vaktinde Ağalar camimin minaresinden akseden müezzinin sesinin ihtizazlarını da dağıtırdı.

Sarayın inşasına Künh-ül-ahbar'-da Âli 866 tarih olarak verirse de, Fatih'in yaptırdığı sur ve Bâb-ı-Hüma yunun yapısı 883 Ramazanında bitmiştir. İ. Hakkı Konyalı da "Yeni sa-ray'ın inşasına 869 da Hicret yılının son aylarında (İkinci Teşrinde) başlanmış, bütün teferruatta ve «Yeni kale» denilen sur ile ve Tak kapısı da beraber 883 Hicret yılı Ramazanında, 14 yıl içinde tamamlandığını» söylüyor.

Topkapı sarayı Hazine Kütphane-sinde üstad Osman'ın minakari resimleriyle süslü Hünername'de Sa-rayiçinin tafsilâtlı bir resmi bulunuyor.

Fotoğrafını burada ilk defa yayınladığım bu resimde, Topkapı sarayının bazı kısımlarının, meselâ Arzdi-vanhanesi, Babıâli, Bstancılar odası gibi adları da kaydedilmiştir. Sarayın büyük topluluğu dışında, sur içinde ve ağaçların arasında ise diğer iki bina görülmektedir. Bunlardan biri Dursun Bey'in: «Bu bahçe içinde tavr-ı-Ekâsire üzere bir Sırça sarayı canfezay sahan dilküşay, havası ferah ve terah vezay ki surha mümerrid min kavarir güya ki andan nişandır...» diye tarif ettiği Çinili Köşk, diğeri de yine meşhur müverrihimizin: «ve anın mukabilinde de tavr-ı-Osmanî üzere fenni hendeseyi cami' bir kasr ki acayibi asırdandır istibna buyurdu. Çün bu cennet ve kusur bi kusur sureti itmam buldu...» dediği saraydır.

Fatih'in bu iki güzel sarayından bugün yalnız Çinili Köşk kalmıştır. Diğeri ise bilmediğimiz bir zamanda yıkılmıştır. Bu kasrın yeri için Ab-durrahman Şeref Bey: "Şimdiki Mü-ze-i Hümayun binai cedidinin yerinde olduğunu, şimal ucunun temelleri İnafr olunurken çıkan eski temeli enkazından ve çinilerden anlaşılmakta» olduğunu bildirmektedir.

Üstad Osman'ın resminde Saray-içi'nin ağaçları arasında bulunan her iki köşkün önünde renk ve aydınlıklarının parlak gölgelerinin akisleri, sularında harelenen büyük ve muhteşem bir havuz görülmektedir. Yüksek bir duvarla çevrili bu geniş havuz süslü ve ziynetli bu Türk saraylarına ayrıca bir ferahlık ve ihtişam vermekte imiş. Sarayiçi'nde, muhtelif tarih kitablarında ismi geçen, Fatih'in ' yaptırmış olduğu havuzlardan birinin de bu olduğu anlaşılmaktadır.

Fatih'in mimarları bu nefîs Türk sarayının önünü, yeni yollarından gelen sulardan dolan, güzel bir havuzla süslemeyi ihmal etmemişler.

Sırça sarayın çinilerindeki sanat üstünlüğü derecesinde, duvarlarını süsliyen yazılarda, bir ahenk ve işlenişinde ayrıca temayüz görülür. Bun-1 lar lâcivert atlas bir kumaş üzerinde • nakşedilmiş bir su taşı kadar süslü ve zariftir. Fakat ne tuhaf bir tecellidir ki İbrahim Hakkı Konyalı'ya gelinceye kadar bu yazıları okuyan bulunmamış ve Türk hissiyatının tecellisine güzel bir ma'kes olmuş bu satırları bazı bilginlerimizin yanlış tefsirleri yüzünden bu güzel Türk sara-1 yının üzerinde bir İran, bir Arap ya- i pı havası estirilmek istenilmiştir. İlk defa İbrahim Hakkı Konyalı tarafından âdeta muğlak bir problem halinde çözülen bu satırların tercümesinin asîl ve vakur havasında Fatih devrinin Nişancı Mehmed Paşa veasire gibi büyük Türk bilginlerinin yazı ve tefekkür hissiyatı ile ne kadar iyi bir uygunluk görülür.

İbrahim Hakkı Konyalı Türk tarihine büyük bir hizmeti olan, Arapça ı kitabeyi şöyle tercüme ediyor: |

«Felek kadar yüksek olan bu kasrın yapısı öyle kurulmuştur ki, fazla yüceliğinden sanki elini cevzanın kemerine (beline) atmıştır. Onun sahasının en alçak yeri «ferkadan» burcunun tepesine «Zühal» in sakfına şeref verir. Zümrüdin kubbesi parlak gökler gibi yıldızdan kitabeleriyîe ziynet bulmuştur. Firuze gibi olan zemini de çeşit çeşit çiçeklerle ve bukalemun nakışlariyle muhalled olan cennet bağlarını andırır.

Hakanlık devlet ve izzetinin kuvvetiyle ve Tanrının yüksek himmeti yümnü bereketiyle bu bina 877 yılı Rebiyülâhirinin sonlarında itmam şerefine mazhar oldu ki yapılar daima yapanın himmtini hikâye ederler.

Senin kapının içi nimetlerle dolu olan cennetin önüdür. Senin haremin fcâbe gibi muhterem olmuştur. Senin kurulduğun yerin letafet-i havası çürümüş kemiklere adetâ can verir. Bu kasrın önü kerametinden dolayı mülk erbabının «hükümdarlarının» kıblesi, eşiğinin kutlu oluşundan dolayı din ehlinin kıblegâhı, yücelik güneşinin doğduğu ve murad sabahının parladığı yer, göğün göz nuru, yeryüzünün ziynetidir.»

Kanunî'nin torunu III. Murad, Sırça sarayın bir odasına Topkapı sarayı için getirttiği Halkalı suyundan muhteşem bir çeşme yaptırdı. Çeşmenin âyine taşını çiçekler içinde diğer Türk çeşmelerindeki kuş kabartmalarından daha çok büyük güzel bir tavus kuşu şekli süslüyordu. Bu taşın sağ ve solunda çift satirli altışar sıradan iki mermer kitabe bulunuyor.

Sağdaki kitabe:

Hazreti Hakan-i âlem Han Murad-i Kâmiran
Pak tab-u-saf-dil ser çeşme-i sultaniyan
Emr edüb Sırça saray içre bu âlî çeşmeler
Hak-i pay-i devletine can gibi oldu revan
Ol şeh-i âlem ki bu ayn-il-hayat-i candan
Hızır veş bin bin yaşar etdikçe dayim nûş-i can
Cilveler eyler safa ile kenar-i âbda
Ma-i kevser nûş eder güya ki tavûs-i cihan
Böyle her yerden akıtmaz idi hak-i payine
Olmasa Bahri eğer ki san'atinde pehlivan
Selsebil-i asa görüp Asarî-i dai o dem
Dedi bir tarih ki ser-i çeşme-i şâh-ı cihan

Soldaki kitabe :

Çeşmelerden kim lebaleb pür ola bu hav-zi cân
Cuş eder dil meyi edüb akar ana ruh-i revan
Kılsa devlete bu cay-i izzetde ol şeh nişin
Burc-i âb-ı gûyiya menzil eder şems-i cihan
Taht-i devlet sadr-i izzet kasr-i rij'at cây-i hâs
Hak mübarek eyleyüb gelsün o şâh-i Kâmiran
Su gibi evsaf-ı şâh-ı ezber etmişdir meğer
Ağz açub çeşmeler elhân ile okur revan
Katre-i cûdiyle nola bendesin ihya ede
Zindedir çün âb-ı lûtfiyle o şahın ins-ü-cân
Seyr edüb Asari-i da dedi ilhanla
Tarihini pâk-i ra'nâ çeşme-i Şâh-ı cihan

Vaktiyle Türk saraylarını gezmiş ecnebi müelliflerden hangisini açarsanız açın, hepsinin kaleminden Türk saray bahçelerinin yeşilliklerinin tazeliklerini, geniş sebze bahçelerinin zengin ve çeşitli meyvalarını, çiçek bahçelerinin rengârenk tarhlarını ve bütün bu yeşillik kümeleri içinde sık sık rastlanan, mermerden bir biblo gibi parıldıyan çeşmelerinin, içinde günün aydınlıklarını loşlukta bir ayna sathı gibi parıldatan ve sularının rengi vakit vakit değişen havuzlarının zevkli anlatışlarını bulursunuz:

whisk.
09-12-2007, 12:40 PM
Petit de la croix: «Sarayın geniş bahçelerinde karışık olarak dikilmiş serviler, şimşir, defne ve mersin ağaçları tabiî bulvarlar teşkil ederler. Bu bulvarların boyunca çiçekler dikilmiştir.»

Tavernier de: «Bulvarların arasında birçok bostanlar, bağlar ve nefis meyva ağaçları bulunur. Burada büyük miktarda çilek ve ağaç çileği ve iri kavun ve hıyar yetiştirilir. Bahçedeki çeşmelerin muhtelif renklerde mermer kurnaları vardır. Çeşmelerin yanlarında birer küçük sehpa vardır ki Padişah gezmeğe çıktığı vakit ü-zerlerine kıymetli halı ve dibalar serilir. Bu esnada fıskiyeler açılır ve Padişahla beraber bulunan Prenses çok defa bundan çok haşlanır.» der.

Fatih tarafından ilk defa tarh ve tanzim edilmiş Topkapı sarayının bahçelerinden, sonradan Fatih'in torunları ve Lâle devrinin padişahları zamanında daima revnaklı ve neşeli günlerin bâd-ı süruru durmadan estiği görülür.

Bugünkü Üniversite merkez binası sahasında geniş bir surette yayılmış bulunan Eski Saray'ın suyu yukarda işaret etmiş olduğumuz gibi Fatih camii suyundan temin edilmişti. Şehrin üçüncü ve dördüncü tepelerine de Kırkçeşme suları yükselemediğinden buradaki yapılara da Fatih suyu şebekesi uzanıyordu. Romalılar zamanında Kapitolun su haznesi olan Nymphoeum maximum sarnıcına su akıtan ve çok eski bir tarihi olduğu muhakkak olan Valens su kemeri de, tamir ve ihya edilerek Fatih su şebekesi üzerinde önemli bir yer almıştır. Süheyl Ünver'in neşretmiş olduğu Bayazıt suyuna ait bir hari-t&da ise Bayazıt suyunun Bozdağan kemerine indikten sonra Eski Saray yakınma vardığını ve Eski Saray'ın Beyazıt kubbesinden müteaddit kollara ayrıldığı görülüyor. Saraya bir yol çizilmemiş olmakla beraher bu arada Eski Saray'a da bu sudan Verilmiş olduğu şüphesizdir.

Yeni Saray'a ise daha zengin ve mebzul su yolları iniyordu. 993 tarihli ve su nazırı mimar Davut Ağa'nm III. Murad'a isteği üzere yapıp takdim etmiş olduğu, saraya ait, renkli su haritası da, bir takım kaynaklardan bir kemere kadar olan sahaya münhasır kalmaktadır. Kemer için: «Büyük kemerdir ki merhum Sultan Mehmed-i Hân-ı tâbe sera hazretlerinin zamanından beri saray-ı âmireleri suyu üstünden câridir.» yazılmıştır. Haritada ismi geçen yerlerin Süleymaniye suyunun katmalarının çıktığı yerler olması dolayısiyle, bu haritanın Süleymaniye suyuna ait olması çok muhtemeldir.

Çinili Köşk'teki III. Murad'm süslü ve güzel çeşmesi de bize bu şebeke suyunun tâ Topkapı Sarayı'na kadar aktığına ayrı bir işarettir.

Topkapı sarayının daire ve bahçelerinde kısa bir dolaşmamız, Fatih II. Mehmed'den sonra diğer bir çok Osmanlı hükümdarlarının Topkapı Sarayına ve müştemilâtına su temini yolundaki çalışmalarını bildirir. Dinî bir yapıya, bir hayrata, çeşme ve hamam vesaire gibi sosyal tesislere su temin etmek, buraya kadar uzanan, ya başlı başına bir şebeke kurmakla veyahut zaten mevcut bir su yoluna bir kaynak, bir katma bularak ilâve etmekle ancak kabil olurdu ve sonra bu bulunan veya katılan su miktarları üzerinden yeni hayrata su ayırtmak mümkün olurdu. Bundan dolayı ^ sarayın bütün çeşme ve diğer su tesisi üzerindeki kitabelerin muhtelif hükümdarların isimlerini taşıdığı görülür. Bunlar da şehir haricinde ekserisi mevcut şebekeye bağlanmış şöhretli katmalardır. Topkapı Sarayı'-nm su tesisleri üzerinde en çok isim bırakmış padişahlar arasında III. Mu-rad'dan başka, III. Ahmed, III. Mustafa, I. Mahmud ve II. Mahmud temayüz ederler. Esasen bu isimlerin İstanbul'un su tarihinde şöhretli namları ve büyük emekleri vardır.

Topkapı müzesinde bulunan ve İzzet Kumbaracıların İstanbul Sebilleri kitabında yayınladığı biri I. Ahmed, diğeri II. Mahmud devrine ait haritalar her iki hükümdar zamanında Yeni Saray'a su verilmiş olduğunu bildiren kıymetli dokümanlar oluyor. 1016 tarihini taşıyan harita, surlardan itibaren saraya kadar olan Sultan Ahmed suyuna ait şehir içi şebekesini işaretlendirmektedir. Edir-nekapıdaki kubbeden başlıyan su yolu Karagümrük, Küçük Karaman tarikiyle Haddehane yakınında, bir taraftan Fatih'e, diğer taraftan Emir Buharî'ye kollar vererek Bozdoğan kemerine gelmektedir. Yalnız bu haritada dikkati çeken bir nokta da, Sinan'ın tamir etmiş olduğu Valens kemerinin zelzele dloayısiyle harap olan Şehzade camii ile beraber ona yakın kısmının da tahribe uğradığı, bu cihetten kemerin taş galerisinden dışarıya akan suların haritada kaydedildiği gibi «büyük bir batak» yapmasıdır. Kemerden sonra Atmeyda-nı'nı takiben Büyük Ayasofya'daki teraziye gelen su buradan Bab-ı Hü-mayun'u geçerek Topkapı Sarayı bahçesine dahil olmakta ve Enderonlular hastahanesine su verdikten sonra, orta kapı önündeki teraziye gelmekte ve orta kapıdan sonra Hasahır, Te-berdarlar odası, Bâbüssaade yanında mutbağa su vermek üzere, buradaki maksimeden dağılmaktadır.

1116 tarihli II. Mahmud devrinin haritasında Dolapbaşı mevkiinden gelen su yolu Fatih ve Karagümrük taraflarına iki kol yaydıktan sonra, Bozdoğan kemerinden Kalenderhane camii, Bayazıt sitesi (cami, hamam, türbe vesaire), Çorlulu Ali Paşa, Acı Hamam, Hacı Bekir Ağa çeşmesinden Ayasofyadaki teraziye ve buradan Bab-ı Hümayundan Bâbüssaade yanındaki gümüş maksimede nihayet-lenmektedir.

Bu şebeke Beylik Suyu namı altında Aypah köyünde künklere giren II. Mahmud'un Hakalı suyunun şehir içi şebekesini göstermektedir ki Aypah Mahmudiye köyünden, Uzunca-ovayı geçerek Fethiye deresi, Havas köyü yolu ile Cicoz çiftliğine gelir ve buradan surlara doğru ilerler.

Halkalı sularından maada Yeni Saray'a Kırkçeşme de geliyordu. Fatih II. Mehmed'in saraya vermiş olduğu ilk su şebekesini de şüphesiz Ayasofya civarına inen Kırkçeşme teşkil ediyordu. Kırkçeşme'nin Aşa-ğı-ana hizmeti diye adlandırılan şebeke kısmı ile Sultanahmed, Büyük Ayasofya, Gedikpaşa, Tavşantaşı civarı bu su ile besleniyordu. II. Mahmud devrinde Kırkçeşme'den Topkapı Sarayı içinde nizamiye fırını, Darphane, nizamiye kışlası, Gülhane, Basmahane su alan yapıları teşkil ediyordu.

I. Mahmud da daha evvel Sultanahmed suyundan faydalanarak saray dahilinde bazı tesisler vücude getirmişti. Bu arada Ayasofya camii avlusundaki I. Mahmud sebili, Harbiye anbarı ve bâzı devlet daireleri de, bu Suyu alıyordu.

---------------

Kaynak: İstanbul'da Fatih Sultan Mehmed Devri Türk Su Medeniyeti / Dr. Nazım Sadi Nirvn / İstanbul / 1953

whisk.
09-12-2007, 12:40 PM
OSMANLI DEVRİNDE KABE'NİN TAMİRATI *

16. yüzyıldaki inşaat seferberliklerinde, Kabe'ye el sürülmemişti. Ortaçağdaki birkaç onarım dışında, Kabe hâlâ Ez Zübeyr'in 693'teki yenilgisinden sonra El Haccac tarafından inşa ettirilen yapıydı. Ne ki, 16. yüzyılın sonunda Kabe'nin yapı olarak kötü durumda olduğuna ilişkin ilk uyarılar gelmeye başlamıştı.94 Ancak, kimi ilahiyat ve şeriat bilginleri, binada yapılacak her türlü değişiklik düşüncesine karşıydı, Osmanlı yönetimi de bu görüşleri tereddütsüz kabul ediyordu. Sadece, "klasik" tarzdaki camilerin sonuncularından birini yaptırmış olan Sultan I. Ahmed (1603-17), Kabe'nin büyük oranda yıpranmış yapısını desteklemek için bir şeyler yapılmasına karar verdi. O zaman bile duvarlara dokunulmadı. Bunun yerine, görmüş olduğumuz gibi, bina, duvarların dış basıncını tutması amaçlanan bir dizi payanda ve bu payandaların üzerindeki bir demir kemerle dışardan desteklendi.95 Dahası, Kabe'nin yağmur oluğu da yenilendi; altın oluğun, müminin dua etmeyi tercih ettiği ve dualarının kabul edileceğini umduğu bir yere yerleştirilmesi'nedeniyle, bu yalnızca faydacı bir önlem değildi. Buna ek olarak, Kabe'nin çatısının büyük bölümü değiştirildi, duvarlardaki hasar onarıldı. Bol bol değerli malzeme kullanıldı. Başka bir bağlamda değindiğimiz, som altından bir oluk koymanın dışında, Kabe'nin içindeki üç sütun da altın ve gümüşle süslendi. Dahası, binanın girişinin üzerinde yer alan gümüş levha altın levhayla değiştirildi.

Sultan Ahmed'in zamanındaki restorasyon bile Kabe'nin yapısını gerçekten sağlamlaştırmadı. Bu, Mekke'nin ciddi bir fırtınaya maruz kaldığı 1630 yılında açıkça ortaya çıktı.96 Bu tür olaylar çok sık görülürken, bu de-faki fiıtına öyle bir kasıp ka\oırdu ki dönemin gözlemcileri daha önce böy-lesini görmediklerini düşündüler. Coğrafî konumu nedeniyle Mekke'deki Mescid-i Haram bu tür ani su baskınlarından çok yakın geçmişte bile etkilenmiştir. Birçok çöl alanlarında, yağmur suyu yerkabuğunca emilememekte, yüzeyden vadilere doğru akmaktadır. Mescid-i Haram, genel olarak kuru olan ancak, yağışlarda hızla dolan böyle bir vadinin ortasında yer almaktadır. 1630'da yalnız caminin avlusu değil, kentin alçak bölümlerinin tümü de su altında kaldı ve birçok insan boğuldu. Vakanüvis Süheylî, suyun Kabe'nin yerden epeyce yukarda bulunan anahtarına dek yükseldiğini kaydetmektedir.97 Tam üç gün boyunca caminin avlusu sular altında kaldı; sonunda sular çekildiği zaman, bir adam boyunda bir çamur tabakası birikmişti. Bu çamur çok geçmeden kurudu ve bir kaya kadar sertleşti, öyle ki, sonunda kürenebilmesi için özel olarak ıslatılması gerekti.

"Beytullah"m duvarları bu ek baskıyı kaldıramayacak kadar yıpranmıştı; selden sonra yapılan bir inceleme, Kabe'nin yıkılmak üzere olduğunu gösterdi. Bunun üzerine şerif, kentin seçkin kişilerini toplantıya çağırdı.98 İleri gelenlerin bu türlü meclislerinin hukuki bir varlığı yoktu; ilk bakışta bunlar tümüyle gayri resmi toplantılar oldukları halde, en azından Kabe'nin 1630'lardaki yeniden inşasında Mekke'de sık sık toplantı yapıldı ve etkin bir rol oynadı. Öyleyse, daha önceki inşaat projeleri için de buna benzer toplantılar yapıldığını varsayabiliriz. Ancak, Kutbeddin'in tarihi dışında, 16. yüzyıl kaynakları yerel kişileri değil merkezi yönetimi ön plana almaktadır. Bu da bize, ileri gelenlerin toplantılarından neden yalnızca daha sonraki bir olayla, yani Kabe restorasyonuyla ilgisi yüzünden haberdar olduğumuzu açıklıyor. Kaldı ki, Kabe'nin yapısal dokusunda yapılacak her türlü değişikliğe dinsel bakış açısından itiraz geldiği için, Osmanlı yönetimi başkalarına danışmaya önceki projelerdekine göre daha çok gerek duymuş da olabilir.

Ölçüm ve inşaat ustası Ali b. Şemseddin'e Kabe'yi yıkılmaktan kurtarma sorumluluğunun verilmesini kararlaştıran da, büyük olasılıkla bu meclisti.99 Cidde sancak beyinden, limanda bulunan keresteden bir miktarını vermesi istendi ve sipariş kısa sürede Mekke'ye ulaştı. Dört mezhebin müftüleri, Kabe restorasyonunun padişah adına şerifin üstlenmek zorunda olduğu dinsel bir sorumluluk olduğunu bildirmişlerdi. Ancak, Osmanlı merkezi yönetimi temsilcilerine de haber verildi:

Şerif Mesud, padişahın bir temsilcisi olarak hiçbir dengi olmayan Mısır valisi Mehmed Paşa'yı da tüm gerekli ayrıntılarıyla ve doğru olarak haberdar etmek için Mısır'a derhal bir iki haberci gönderdi. Haberciler pazartesi günü yola çıktılar ve Ramazan-ı şerifin sonunda Kahire'ye vardılar. Valinin huzuruna çıkarıldılar ve kendisine Mekke sakinlerinin mektubuyla şerifin dilekçesini sundular. Durumla ilgili bilgi almasından sonra vali önerge ile dilekçeyi saraya ileterek hükümdarı da durumdan haberdar etti.100

Ancak, Hicaz işleriyle ilgili özel sorumluluğu nedeniyle, Mısır valisi ayrıca bizzat harekete geçti. Gereken inşaat malzemelerinin Mısır'dan temin edilmesini ve kendi Çerkeş Memlûklerinin kumandanı olan Rıdvan Ağa'nın Mekke'ye gitmesini emretti.101 Görevinin önemini vurgulamak üzere, Rıdvan Ağa beyliğe terfi ettirildi. Başlangıçta Rıdvan Bey, İstanbul'dan yeni emirler gelinceye değin valiyi temsil etmek üzere gönderilmişti. Ancak, daha sonra bu görev sürekli olarak uhdesine verildi102; Sü-heylî'nin duruma ilişkin anlatımı az çok gerçekçiyse, Rıdvan Bey Kabe'nin restorasyonundan fiilen sorumlu kişi olarak kabul edilmelidir.103 Bunun anlamı, artık yarım yamalak önlemlere başvurmaktan vazgeçilip, Kabe duvarlarının taş taş sökülmesi ve ardından binanın eski plana göre yeniden inşa edilmesi kararının bizzat Rıdvan Bey tarafından alınmış olduğuydu. Ya da, plan başlangıçta başka biri tarafından sunulmuş olsa bile, kendisi en azından planın hayata geçirilmesinden sorumlu olan kişiydi.

Rıdvan Bey bir mimar değil, bir yönetici ve siyasal koordinatördü; inşaat projesi için gereken her şeyin Mısır'dan zamanında getirtilmesini sağlamak zorundaydı ve bu amacı gerçekleştirmek için Mısır'daki vali ve Memlûklerle olumlu ilişkilerini sürdürmesi gerekiyordu. Ancak, Mekke ileri gelenlerinin onayının alınması da kaçınılmazdı ve bu onay, hiçbir zaman çantada keklik olmamıştı. Tam cami avlusunun bir ölçüde temizlenmiş olduğu ve Kabe duvarlarının taşlarının tek tek sökülmesi işinin başlayacağı bir sırada, Şafi'i baş müftüsü itiraz etti.104 Müftünün görüşüne göre, bu denli önemli bir adım, ancak padişahın resmen onay vermesinden sonra atılabilirdi. O zaman Rıdvan Bey, kısa bir süre sonra Mekkeli bazı din bilginlerinden karşıt bir fetva elde etti; hatta bunu verenler içinde başka bir Şafi'i müftü bile vardı. Kabe'deki hasar tümüyle anlaşıldığından itibaren, birçok din bilgini yetkilileri mümkün olduğu kadar çabuk davranmaya teşvik etmişti.

İşin teknik yönleri inşaat ustalarıyla mühendisleri ilgilendiriyordu. 16. yüzyılda Mekke'de İstanbullu mimarlann sık sık çalışmış olmasına rağmen, Kabe inşaatına gönderildiklerine ilişkin hiçbir bilgiye rastlamamak -tayız. Büyük olasılıkla danışılan uzmanlar o sırada Mekke'de bulunan Suriyeli ya da Mısırlılardı. Bunlann asıl dertleri, gelecekte yöneltilebilecek suçlamalara karşı kendilerini korumak olduğu için, aülan her adımdan ileri gelenleri mümkün olduğunca çabuk haberdar ediyorlardı. Böylece, Kabe'nin duvarlan tümüyle sökülmeden önce, Mekke şerifi ile diğer nüfuzlu kimselerin yanı sıra Rıdvan Bey'in de katıldığı bir toplantı yapıldı. Ustalar burada, Kabe duvarlarının geri kalan bölümlerinin bile mukavemetten yoksun olduğunu resmen açıkladılar: "Bu konuda bizi suçlamayın ve 'Neden bunu bize daha önce söylemediniz?' demeyin". Gelgeldim, bazı din bilginleri Kabe'den geri kalanların tümüyle sökülmesine hâlâ karşıydılar. Rıdvan Bey bunun üzerine ustaların görüşüyle açıkça örtüşen başka bîr fetva elde etti. Ancak bu ikinci fetvayı aldıktan sonradır ki, işçilerin işe başlamalarına izin verdi. Bütün bu olaylar içinde, inşaat ustaları ve ölçümcüler yalnızca ikincil bir rol almışa benzemektedir. Biyografileri okunduğunda da anlaşıldığı üzere, Mimar Sinan (yaklaşık 1498-1588) ve Sultan Ahmed Camii mimarı Mehmed Ağa gibilerin, epeyce kendine güvenen, iddialı kişilikler oldukları anlaşılmaktadır. Ancak, Mekkeli ustaların hiç de böyle davranmadıkları görülüyor.

Süheylî'nin tarihi, Kabe'nin sökülüp ve daha sonra yeniden inşa edilmesini mümkün kılan yönetsel mekanizmaları yansıtır. Bundan başka, işin fiili akışını da şaşırtıcı ölçüde ayrıntılarıyla kaydetmiştir. İlk adım olarak, Kabe bir tür tahta perdeyle çevrilmişti. Hacıların Kabe'yi tavaf etmeye devam etmelerine karşın, yapı görünmez hale gelmiş, ancak inşaat hemen hemen tamamlandıktan sonra tahta perde kaldırılmıştı. Yapının elemanları söküldükçe büyük bir dikkatle korunmaya alındı. En değerli parçalar, Hazret-i Abbas Sikayesi olarak tanınan binanın yarısına yerleştirildi. Bu sırada, 17. yüzyılın başından 1630 su baskınına değin Kabe'nin duvarlarını taşımış olan demir payandalardan altın ve gümüş süslemeler söküldü. Bu şekilde yüz batmandan fazla altın ve 120 batman gümüş elde edildi. Ne yazık ki, batman bir yerden diğerine değişen bir ölçüdür. Ancak, bu rak-kamları (Mekke'nin Mısır'a bağımlılığı göz önüne alındığında son derece yüksek olasılık olan) Mısır batmanı olarak kabul edecek olursak, I. Ahmed desteklerinin süslemeleri, 81 kilogram altın ve 98 kilogram gümüş içeri-yor olmalıdır. Demir, asıl yapının mukavemetini artırmak için inşa edilen desteklerde yeniden kullanıldı.

Kabe tümüyle yıkıldığı zaman, yalnızca Hacer-i Esved eski yerinde kaldı. Ancak, Hacerülesved'i taşıyan duvar parçası da pek dayanıklı olmadığı için, aralanmış olan taşların çatlakları arasına erimiş kurşun döküldü.109 Artık yeniden inşa aşamasına geçilebilirdi; Süheylî, Kabe'nin iç tavanı düzeyine ulaşılmadan önce yirmi sıra taşın gerektiğini ve çatı düzeyine varmak için de dört sıra daha taş konduğunu ileri sürmektedir. Bir yirmi beşinci sıra taş da, yapıyı tamamlamak için kullanıldı. Her aşamada, Süheylî her yeni sıranın konmaya başladığı zamanı ve taş ustalarının başladığı yapı bölümünü kaydetmiştir. Taşların birkaç tanesi yeni yontulanlarla değiştirildi, sonunda inşaatçıların elinde eski yapıdan elli taş kaldı.110 Vakanü-visimiz, Kabe çatısını oluşturacak tik ağacının cami avlusuna taşınmasını ve marangozların ağacı yapı için gereken ölçülerde kesmeye başladığı anı da kaydetmiştir. Bundan başka, tavanı destekleyen üç sütunun, kaideleriy-le birlikte binadaki yerlerine yerleştirilmesini de aktarır. Kapıyla iki yanında yer alan iki küçük sütunun takılmasının yanı sıra içeriyi aydınlatan kandillerin demir kulplarının raptedilmesi bile kaydedilmişti.

--------------

Kaynak: Hacılar ve Sultanlar / Tarih Vakfı Yurt Yayınları / 1995

whisk.
09-12-2007, 12:42 PM
Kütahya İli Balıklı Camii ve Kitabesi *

Balıklı Mahallesi'nde, Balıklı hamamı yakınında bulunan bu camisi önce mescit olarak Selçuklular zamanında yapılmış, sonra Germiyanoğulları devrin de yeniden ele alınmış ve daha sonra Osmanlılar devrinde şimdiki gördüğümüz hale getirilmiştir.

Cami kapısının üzerinde iki kitabe vardır. Selçuklular devrine ait olan, sağ taraftaki kitabe (60X60 cm) boyutunda ve mermer üzerine Selçuk Sülüs Hat ile yazılmış beş satırlık kitabe şudur:

1 — Fi eyyam-ı Devlet - es sultan ül Azam Zıllulah-u,

2 — Fil'âlem Gıyas-üd dünya veddin ebülfeth Keyhüsrev bin,

3 — Keykubad eyyedallah-u saltanatihi emri bi imaret-il mescit

4 — El'emir-il isfehsâlâr elecell-il kebir Umadüttin,

5 — Hezar-ı Dinari tarih Şevval: sene. erbaa ve selasiin ve sittemi'e

İşbu kitabeden bu mescidin Selçuk Sultanı Keykubad'ın oğlu ikinci Gıyasüddin-i Keyhüsrev zamanında Selçuk serasker ve ümerasından Hezar Dinari tarafından (H. 634 - M. 1236:37) tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Bir zaman sonra bir sel afetile harap olan bu mescit Germiyan oğulları zamanında ve ümerasından (Özbek Subaşı) bu mescidi hicri 783, M. (1381 - 1382) senesinde yeniden yaptırmıştır. Buna ait kitabe cami kapısının üstünde ve birinci kitabenin solundadır.

(1— Emere bi imaretin hazel mescid-ül mübarçk-eî emir,

2— El ekrem zeyyin-ül haçc-ül harerneyn ebülhayrat,

3— Özbeksubaşı, dame tevfikahu ve bereketehu,

4— Lisenetin selase ve semanın ve seb'e mie; 783) 1331.

Şu mübarek mescidi, sevgili ve haccül haremeyn, hayır ve hasenet babası olan emir Özbek Subaşı hicri 783 yılında tamir ettirmiştir. Allah onun tevfikini ve bereketini d vam ettirsin. Germiyan Beyi Süleyman şah zamanında bu suretle yeniden tamir ve ihya edilen bu caminin o zaman minaresi yoktu mescit halinde idi.

M. 1642 senesine kadar mescit olarak kullanılan bu cami Kütahya'lı hayır ve hasenat sahibi (Salih Mehmet) efendi tarafından şimdiki gördüğümüz minare yaptırılmış ve mescide bir de minber ilâve ederek cami haline getirilmiştir. Salih .Mehmet Efendinin torunları vardır. Bu zat minarenin kapısı yanında demir parmaklıkla çevrili kabirde gömülüdür. Minare kitabesi şudur. 81X31 cm mermer üzerine ve karşılıklı.

Yine Salih Mehmet yani sahib-i hayır dinperver
Vücudu Pakik oldur Melek siyret, beşer manzar.

Hezar-ı Dinar bina ettiği mescidi idüp cami
Nice himmetle yaptı bir minarejdahi bir minber.

Bugün bu âlem-i fanide olkim hayre saidir.
Şefii ola yarın dilerin mahşerde peygamber.

Sada ve nağme ve tekbir erince arş-ı ala ya,
Ezana kadd-i mestan çıktığı demde müezzinler.

Zer-ü'ziver mükelleftir deyu ben dest-i gayb-i Arif
Yazar tarihim bi hal Taala şanuhu ekber.) sene: (1052. 1642)

Caminin kapısı üzerinde bulunan soldaki kitabenin yanıbaşında küçük bir kitabe daha görülmektedir. Kitabe: karşılıklı:

Hamdedüp ve kavaf hacı Mustafa,
Hayır cari talibini ya Rabbena

Bu harabe müşerref olmuş camii,
Etti ihyaya vasiyet iptida,

Oğlu hafız saay-i tamirinde,
Bezli ihlas eyleyip ta intiha.

Rüştüya tamir-i cami tarihim hem,
Bir eser kaydoldu güya nev bina (1214-1759)

Bu kitabenin incelenmesinden caminin Kütahyalı Ebeoğulları ndan Hacı Bekir oğlu Hacı Mustafa'nın tamirini vasiyet ettiği ve bu vasiyetinin oğlu Hafız......................................... tarafından 1759 milat yılında yerine getirildiği anlaşılmaktadır.

Daha sonra 1897 yılında Kütahya mutasarrıfı Ahmet Fuat Paşa (mutasarrıf) zamanında, paşanın himmeti ve Kütahyalı Başkatip Ali Efendi'nin delaleti ve halkın yardımile tekrar ve esaslı bir şekilde tamir görmüştür. O tarihten bu güne ufak tefek daha bir çok tamir görmüş olan bu cami'nin dış kapıdan nazireye girilir. Sağda beş kabir vardır. Buradan iki metre genişlikte camekânlı ahşap kapıdan içeri, yani son, dış cemaat mahfiline girilir, sağlı, sollu kafesli bu yerler kadınlara mahsustur. Burada üç kavis üzerine bina edilmiş içeriden iki kavisli üç küçük kubbe vardır. (1-45x2-12 m) boyutunda-tamamen mermer sütunlarla çevrili demir kapıdan camiye girilir. Cami (8, 70 X 8,55 m.) kare olup kuzeyinde iki büyük, yukarda iki küçük penceresi ve doğusunda iki büyük, yukarda bir küçük, güneyinde, yukarda iki küçük, öteki yönünde iki küçük penceresi vardır. Mihrap tam kıble de olmasa gerek. Minberi zarif ve sanat eseridir. Köşelerde bulunan dört yarım kavisli kubbeler üzerine oturtulmuş tek kubbelidir. Cami, iç ve dış görünüşü itibarile sevimlidir. Bakımlıdır. Mihrap üzerindeki çinili yazının 1316 da konulduğu anlaşılmaktadır. Halen bir müezzini, bir imamı vardır.

Minare, kaideden itibaren külaha kadar tuğla ve harçla yapılmış olup demir parmaklıklı iki şerefelidir. 78 basamaklı olup külahı çinko kaplıdır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:42 PM
Hıdırlık Mescidi (Camii-Camisi) ve Kitabesi *

Şehrin güneyinde Hıdırlık Tepesi'nde, kaya üzerine oturtulmuş küçük bir mescit'tir. Kapı üzerindeki kitabesi şudur.

1 - Fi eyyamı Devlet-es sultan - El azam zıllullah-u fil'alem

2 - Gıyas-üd dünya veddin ebül'feth Keyhüsrev bin Keykubad aizzallah ensare

3 - Emri bi imaret-il mescid-ül mübarek el-abdüzzayıf el-muhtaç ila rahmetillah-i Taalâ

4 - Imadüttin Hezar-ı Dinari betarih sene ahada ve erbain vasittetni'e

Bu kitabe den mescid in Selçuk sultanı Keyhüsrev zamanında Selçuklu Ümerası'ndan ve kuvvetli bir ihtimalle selçuklu uç beyleri nden ve Kütahya muhafızları ndan İmadüttin (İmadüddin) Hezar Dinar tarafından H 641 - M 1243 de yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Bu cami halen metruk ve bakımsızdır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:42 PM
Hezar Dinar Mescidi ve Merkadi

Saadettin Camisi'nin bulunduğu yerde idi. Bu hayırsever ve büyük komutanın merkadi nin de bu cami civarında olduğa cami kitabesi nde yazılıdır

(bak Saadettin Camii)

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964


Hezar-ı Dinar Mescidi *

Mevlevihane dergahı nın batısında ve bitişiğinde bulunan ve şimdi mevlevi şeyhleri'nin gömülü bulunduğu yapıdır. Bu yapının vaktiyle Hezar Dinar tarafından mescit olarak yaptırıldığı ve sonraları mevlevi dergahı olarak kullanıldığı, Ergun çelebi'nin ölümünden sonra da türbe haline getirildiği bilinmektedir.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:42 PM
Küpecik Camii (Camisi) ve Kitabesi *

Hamidiye mahallesinde Müderris Yolu üzerinde bulunan bu caminin minaresi dibinde bulunduğu tespit edilen ve fakat caminin tamiri sırasında kaybolan mezar kitabesi şudur.

(El-mübareket-ül muattarat-ül merhum,
El-mağfuretü Tekye hatun,
Binti İsmail nevvereallahü kabrehu,
Fi tarih C. ahir sene seb'in ve seb'amie 770

Bu kitabe İsmail kızı Tekye hatun adına dikilmiş bir mezar taşı üzerinde görülmüştür. Bilindiği gibi 770-1369 da Germiyan oğlu Süleyman Şah bulunuyordu. Bu mescidin bulunduğu yerde genel bir kabristan olmadığına göre mescidin bu tarihten daha önce burada bulunduğu ve bunun da Tekye hatun veya bunun ceddi tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Mescit zamanla harap olduğundan bir kaç defa tamir görmüş ve minare ilâve edilmiştir. Minare üzerinde çini levha da görülen 1329, minarenin yapıldığını ve mihrap üzerinde görülen 1330 tarihinden de caminin yeni baştan tamir gördüğü anlaşılmaktadır. Şimdiki durumu:

Caminin batı yönünde bulunan (2 X 1,3) m boyutta iki kanadlı ahşap kapıdan girilince solda minare kapısı vardır. Minare 65 basamaklı olup temel kesme taşlarla ve gövde tuğla karışımı harçla yapılmış olup bir şerafeii ve külahı kurşun kaplıdır. Sağda alt kısım mescidi vardır. (3,25 X 6,5) M karedir. Soldan ahşap merdivenden fevkani kısma çıkı lir ki bu kısım sonradan ilâve edilmiştir. (5,6 X 10) M kara olan bu kısmın güneyinde bir küçük pencere, batısında üç kuzeyinde bir ve doğusunda bir küçük pencere vardır, cami bakımlıdır. Sade bir mihrap ve zarif minberi vardır. 10 basamak ahşap merdivenle yukarı mahfile çıkılır. Son tamirde cami kesme taşlarla yapılmış olup çatı eteğinde maşaallah levhası üzerinde l330 tarihi görülmektedir, çatı ahşap ve kiremit örtülüdür. Bir imamı' bir müezzini vardır Son zamanlara kadar bu caminin mütevellisi halen Pirler mahallesinde sakin hacı Sadık efendinin ceddi idi.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:43 PM
Analcı Mescit / Hacı Ahmet Mescidi / Analıca Mescidi *

Hacı Ahmet mahallesinde, Pekmez pazarı köprüsü yanındadır. Evliya Çelebiye göre Analıca mahallesindedir.

Mescidin giriş kapısı üzerinde Şu kitabe vardır.

Bena hazel mescid el mübarek fi eyyam ı Devleti

El-Azam-ül adil şah Çelebi halle-dallah-ü Allah-ü Taalâ,

Taleben limerzatihi ii kavliyennebi aleyhisselam "Men bena mescidenlillahi,

Yebteği bihi veçhallahi benallahü lehu mislehu filcenneti" Elhac velharemeyn

Hacı Ahmet bin Yusuf fi nısfı şehr-ül muharrem lisenetın ahada ve

seb'in ve Seb'a mie)

Büyük Adil Şah Çelebi'nin - Allah onun mülkünü ebedi kılsın - zamanın da bu mübarek mescidi Hacı Ahmet bin Yusuf, hicri 771/1370 yılının muharrem ortasında Allah'ın rızasını dileyerek yaptırdı. Şu hadisi şerifinde H z. peygamberimiz "Bir kimse Allah rızası için bir mescit bina ederse ona mükâfat olarak Cennet'te onun gibi bir benzerinin o şahıs için bina edileceğini" vaad buyurmuşlardır.

Kitabeden bu mescidin Germiyan beyleri'nden Süleyman Şah zamanında yaşamış hayır sahibi Yusuf oğlu Hacı Ahmet tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Mescidin bulunduğu semte (Hacı Ahmet) Mahallesi denilmektedir. Bu hacı Ahmed'in 768 senesinde şehiden öldüğünü gördüğümüz Sarıkaya çeşme kitabesindeki Yusuf'un oğlu olması muhtemeldir.

Şimdiki Durumu

Mescidin kuzey yönünde, caddeye bakan parmaklıklı kapıdan çatı altındaki küçük giriş yerine varılır. Bu yerin solunda bir kaç kişilik dış cemaat yeri vardır. Sağdan minareye çıkılır. (41) basamaklı olan minare taştan yapılmış olup. tek şerefelidir. Bütün gövde, hatta külah çimento sıvalıdır.

Etrafı mermer sütunlarla çevrili olan mescidin giriş kapısının üstünde ve mermer taş üzerine yukarda yazılı kitabe vardır. 1,40 X 1,85 m boyutlu iki kanatlı ahşap kapı'dan camiye girilir. (6 X6, 5) m. kare olan caminin kuzey duvarında avlıya bakan iki, doğusunda bir, mihrabın üstünde bir, batı duvarında bir olmak üzere beş küçük penceresi vardır. Dört köşe üstüne oturtulmuş küçük kubbenin etrafı ve tepesi yağlı boya ile süslenmiş olup kubbe çevresinde ayet yazılıdır. Kubbe dıştan çimento sıvalıdır. Mihrap alçı kabartma olup, minber ahşap ve doğramadır. Duvarlar 90 santim kalınlığındadır. Bu mescit yapıldığı tarihten bu yana bir çok tamir görmüş olup son olarak şehrimiz hayır sahiplerinden Sarı Hafız tarafından esaslı bir şekilde tamir ettirilmiş ve minaresi yaptırılmıştır. Geçen sene yine hayır sahipleri tarafından caminin dış duvarları ve çeşmeleri yeniden onarılmış ve cephe çinilerle kaplanmıştır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:43 PM
Mevlevihane Mevlevi Dergahı (Mescid) *

Dergah İmadüttin Hezar Dinar Mescidi'nin bitişiğindedir. Bu dergahın hangi tarihte ve kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bu bina yapılmadan önce dergahın şimdi Mevlevi büyüklerinin gömülü bulunduğu İmadüddin Hezar Dinar mescidin faaliyette olduğu bilinmektedir.

Kütahya Hacı Ahmet Mahallesinden olup Hazreti Ergun'a intisap eden dergaha maddi yardımlarda bulunan hayır sahibi ve zengin bir vatandaş olduğu anlaşılan (Analıca Hacı Ahmet Efendi) bir gün hazreti Ergun'a yeniden ve daha geniş bir Mevlevi dergahı yaptırmayı düşündüğünü söylemiş, fakat nedense Ergun çelebi bu teklifi kabul etmemiş ve bir başka mescit yaptırmasını söylemiştir. Bunun üzerine hacı Ahmet Efendi 771 hicri yılında Analıca mescidi ve çeşmesini yaptırmıştır, (bak sefine-i mevleviye ve Mescit kitabesi.)

Bu kayıttan bu tarihte şimdiki Mevlevi Dergahı'nın henüz yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Semahane, derviş lere mahsus hücreler ve kütüphanesi ile birlikte yapılan bu külliyeden halen bir mescit kalmıştır. Dergahın - mescidin batı duvarında mermer plaka üzerinde yazılmış iki tamir kitabesi vardır. Birinci kitabe şudur:

(Füruğ-u şems-i himmet Mevlevi Halet efendi kim,
Tecelli-i bahş-i tamir oldu bu dergah-ı pürnure»

Olup bu babtan girdikte mutu sırrına mazhar,
Nazar kıl haşr-ü neşre tut kulağın nağme-i sure,

Demadem dinle gel yahu kudüm ve mıtrıp ve nay'ı,
Sema' et dil'de tevhidi İiahi beldet-i nure,

Makamı evçten avni okurlar Kudsi-ya tarih,
Hele bu mevievi ciergahı döndü beyt-i mamure 1227-1812

İşbu kitabeden dergahın hicri 1227 tarihinde tamir ettirildiği anlaşılmaktadır. Kitabede adı geçen ve tamire vesile olan Halet Efendi Nişancı iken 1808 de Kütahya'ya sürülen ve bir süre kalan meşhur Halet Efendi'dir. Bilindiği gibi Halet efendi, Galata msvlevihanesi şeyhi Gaüp dedeye intisap etmiş bir mevlevidir.

(Mehmet Sait Halet efendi Aksu'da bulunan iki adet değirmen hisselerini, Köprübaşı mevlevıhenesi civarında bu'unan ve Dombay sokağındaki çeşmelere vakfettiği . . . C. evvei 1235 bak mahkeme kaydi def II.) Halet efendinin P-işam mahallesinde yaptırdığı bir de çamaşırlığı vardır.

Daha sonra 1252 de mevlevihane şeyhi Abdülkadir efendi'nin müracaatı üzerine maaşının 150 kuruşa çıkarıldığı ve Kütahya mutasarrıfı hafız paşa marifetile dergah ın aynı sene tamir ettirildiği anlaşılmaktadır, (bak Kütahya şehri ve mahkeme kaydı def 19)

1229/1813 senesinde Kütahya'da ikamete mahkûm edilen Reis ül Küttap Galip efendi, dergah yanında bulunan haneyi mevlevi şeyhlerinin oturmasına tahsis etmiştir, (bak Kütahya şehri say 149)

ikinci kitabenin son mısraları şöyledir,

(Buldu Kütahya zehi bu dergahı ziyb ile tam,
Mısraı ziybası oidu tarih-i müfit,
Resmi diğerde dedim tarih balasın Aziz,
Kıldı pak icat bu dergahı Han Abdülmecit. 1257)

Bu kitabeden de dergahın 1257/1841 de Abdülmecit ve mutasarrıf Mustafa Mazhar Paşa zamanında tekrar tamir ettirildiği anlaşılmaktadır.

(Mevlevihane postnişini hacı Abdülkadir efendinin dergah çeşmelerini tamir ettirdiği hakkında bak 1265 def 25.)

(Geliri mevlevi hane fukarasına tahsis edilmek şartile Demirci kazasından şehidzade Ahmet Hamdi beyin bir; değirmen ve bir bahçe vakfettiği bk. 1282 def 40}

(Mevlevi dergahı bu kere bairadei seriye müceddeden binası inşa olunarak ihya ve mamur olan dergah derununa yeniden bir minber vaz olunmuş ve hatipliğine Şeyh İsmail Hakkı bin Abdülkadir'in oğlu İdris Hamdi çelebi tayin edilmiştir. 1305, bak def 58)

(Mevlevihane dergahı 1888 de Osmanlı Devleti Kütahya mutasarrıfı Tevfik paşa zamanında tamir ettirilmiştir. (1306 Hüdavendigar salnamesi kitap 16.) Bu kayıttan dergahın bu tamirinin 1305 hicri veya rumi senesinde tamir ettirilmeye başladığı ve ancak bir sene sonra 1306 da bitirildiği anlaşılmaktadır. Saray hamamı ile iyidemir hamamı nın bu dergahın vakfı olduğu söylenmektedir. (Bak de. 60)

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından soma uzun seneler kapalı kalan ve harabeye yüz tutan bu külliye nin semahane si - mescidi - 1959 da evkaf Genel Müdürlüğü tarafından aslına sadık kalınmak şartile esaslı bir şekilde restore ve tamir ettirilmiştir. Halen cami olarak kullanılmaktadır.

Şimdiki durumu

Dergahın doğuda bulunan dış kapısı iki mermer sütun üzerine revaklı olup üstünde ezan okumaya mahsus bir yar ayrılmıştır. Esas kapının üstünde çini levhalar üzerine biri küçük (Ya Hazreti Mevlana) onun altında daha büyük hattat Kütahyalı Hali! Tekit dağlıoğlu tarafından yazılmış (Ya hazreti Ergun) vardır.

Dergahın cephe duvarı kesme taşlarla yapılmış olup, diğer duvarlar bağdadi'dir. Avlıdaki çeşmeler akmaktadır. Kütüphane ve hücreler haraptır. Şeyhlere mahsus olan evde evkaf memurları oturmaktadır.

Dergahın güneyinde bulunan hazire de mevlevi şeyhleri ve yakınları gömülüdür.

Etrafı mermer sütunlarla çevrili iki kanadlı ahşap kapıdan girilir. Ortada daire şeklinde sema yeri ve tam ortada ceminde suyu şifalı sanılan bir kuyu vardır.

Sağlı sollu üçer basamakla çıkılan yarım daire biçimindeki çevre parmaklıklıdır. Sağdan 12 basamak ahşap merdivenle rnıtnp ve semahan (semazen) lar- Müezzinler-mahfiline çıkılır. Buradan da 11 basamakla üst mahfile çıkılır. Kubbe, sekiz mermer sütun üzerine oturtulmuş olup çok latif ve gönül açıcıdır. Kubbenin tepesinde hattat Halil efendinin yazdığı İhlas suresi, kubbe çevresinde etekte Ayet-ül kürsi, direk başlıklarında ashab-ı Kehf in isimleri yazılıdır, her taraf yağlı boyalıdır. Kubbe etrafında üstte 9 pencere vardır. Kubbe, haricen dokuzgen kasnak üzerine oturtulmuş olup kiremit örtülüdür, Dergahın üst kat kuzey duvarında 7, doğuda 8, güneyde 7 pencere vardır. Birinci kat kuzey duvarında doğuda 4, güneyde 7 pencere vardır. Mihrap ve Minber sadedir, birinci kuşağın çevresinde Na't-ı şerif yazılıdır.

Cami temiz, ferah ve bakımlıdır. Bir imamı, bir müezzini vardı Doğusunda' burunan'dükkanlarm istimlak edilerek bu güzel eserin etr fmın açılması, yıkıntıların kaldrılması lazımdır. Bu sene hücreleri n oldu yere kızılay aşacağı yaptırılmaktadır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:43 PM
Kal'ai Bala Camii ve Kitabesi (H. 779-M 1378)

Yukarı Hisarda bulunan bu caminin kapısı üzerinde ve sol taraftaki kitabe şudur.

(Amere hazel mescidil mübarek hazreti el emir Ül-kebir a'delvera Sultan-ül Germiyaniye Süleyman Şah bin Mehmet bin Yakup, Eyyedallahu' memleketihi fi şühur senetin tis'a ve seb'in ve seb'amie)
Şu mübarek mescidi adalet sahibi büyük emir Germiyan beyi-sultanı-Yakup Bey'in torunu Süleyman Şah-Allah memleketlerini korusun-hicri 779 yılında tamir ettirmiştir.

Bu kitabenin sağında bir kitabe yeri daha görülmektedir, fakat kitabe yerinde yoktur.

Bu kitabeden caminin Germiyan Beyi Süleyman Şah tarafından tamir ettirildiği anlaşılmakta olup esas binanın kimin tarafından ve hangi tarihte ve ne biçim de yaptırıldığı anlaşılamamaktadır,

(Fatih Sultan Mehmed'in kala'i bala'da İmamete meşrute bina eyledi camii şerif vakfı hk. 1267 def 28)

Kuşaksız hacı Ali bin Abdülazizin veraseti münasebetile böyle bir kayda rastlanmıştır.)

Cami yapıldığı tarihten buyana bir çok tamir görmüş olup, ilk yapısının şimdiki gibi olup olmadığı da iyica bilinmemektedir.

Şimdiki durumu:

Cami kesme taşlarla ve yarı kargir olarak yapılmıştır. Dıştan, dışa (12X12) m karedir. Kuzeyinde bulunan iki kanadlı adi ahşap kapıdan camiye girilir, güney duvarında iki, doğusunda üç kuzeyinde bir batısında bir olmak üzere orta büyüklükte yedi penceresi vardır. Minare caminin kuzey sol köşesinde ve cami duvarına bitişiktir. Minarenin kaidesi [kesme taştan olup gövde tuğladır, tek şeref eli ve külahı kurşun kaplıdır, cami halen metruk ve haraptır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:43 PM
Kurşunlu Camii ve Kitabesi (779-M. 1378)

Kurşunlu mahallesinde (Paşam sultan) türbesi yakınındadır. Caminin son tamirinde kapı üzerinde bulunan kitabesi düşmüş olup bir köşede durmaktadır, kitabe şudur.

(Amere hazel mescid-il mübarek bereket-il islam vel müslimin mefhare ehl-il

Fütüvvetin vel-mürüvvetin eşşeyh Mehmet ibni şeyh Alaaddin ibni şeyh.

Nurettin Fi şuhur senetin tis'a ve Seb'in ve Seb'a mi'e. ta nef'haı sur mamur-u baad )

Kitabeden bu caminin ilk önce hangi tarihte ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. Kitabedeki (Amere) sözünü imar, tamir olarak kabul ettiğimize göre, hicretin 779 yılında şeyh Mehmed tarafından tamir ettirildiği anlaşılmaktadır. Şeyh Mehmet, Paşam Sultan türbesinde gömülü bulunan ve Ahiler'den olduğu sanılan şeyh Nurettin'in torunudur.

(Paşam mahallesinde (Hoca Kasım) camii şerifi hatipliği hk. 1278. (bak def 45)

Mahkemi şeriye defterlerinde gördüğümüz bu kayıttan caminin hoca Kasım efendi tarafından tamir ettirildiği ve halk arasında Kasım Efendi camii denildiği anlaşılmaktadır. Bu Kasım Efendi eyalet valisi Kasım paşa olmayıp 1109 da Kütahya Müftüsü olan (Kasım hoca) olsa gerek ? (Bak def I)

Şimdiki durumu:

Binanın kuzey ve doğu yönleri sokakla diğer tarafları evlerle çevrilidir. Cami dört duvar üzerine kârğir ve kesme taşlarla yapılmıştır, Tek kubbe beşgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Caminin kuzey ve doğu tarafları düzgün duvarlarla çevrilidir. Doğuda bulunan demir parmaklıklı bir kapıdan dış avlıya girilir. Sağda dört çeşmeli Germiyan suyu vardır. Zemin çimento kaplıdır. Caminin kuzey yönü iki taş lâmba arasında üç açıklıktan ibaret yarım kavisli kemerlerle çevrilidir. Buradan dış cemaat yerine girilince solda cemakânlı bir mahfil var dır. Sağdaki mahfil açıktır, bu mahfillerin üstü kubbeli olup, camiye girilecek kısmın kubbesi silindir biçimindedir. Cami kapısı kavisli ve ahşaptır. (I x I, 5) m boyutlu bu kapıdan girilir. İçten içe (7,75 x'4) m kare olan cavni duvarlarının kalınlığı bir metredir. Dokuz basamak ah-şah merdivenle müezzinler yerinden kadınlar mahfiline çıkılır Doğu duvarında iki büyük, bir küçük, mihrap üstünde bir küçük, batısıdna bir küçük, kuzeyinde iki küçük penceresi vardır. Pencereler demir parmaklıklıdır. Doğuda bulunan bir pencerenin demir parmaklıklarında iki demir toka vardır. Halk, bilhassa kadınlar buraya gelerek hacetlerinin ol-ması için bu tokatlan çevirirler.

Kubbe dört köşe üzerine oturtulmuş-olup üstü kurşun kaplıdır, mih rap çini kaplı olup, minberi <-'hş;»p ve sadedir Minare 72 basamaklı olub tuğla ile yapılmışhr. Tek şerefeli dir, külah çinko kaplıdır. Cami bakımlıdır, bir imamı, bir müezzini vardır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:43 PM
Süleyman Bey Mescidi / Çatal Mescit Kitabesi (783 - M. 1381)

Servi mahallesinde Çatal çeşme yanındadır. Kapı üzerinde gördüğümüz kitabe şudur:

(Bena hazel mescid- el mübarek Memure- vel izin min kıbeli; Müfahhir-ül ayan elhac, Süleyman bin Ali bey tabe sürah, Lisenetin selase ve Semanın ve Seb'amie)

Şu mübarek mescit memleket ayan ve eşrafından Ali beyin oğlu Hacı Süleyman - toprağı nur olsun - tarafından hicri 783 yılında yaptırılmıştır-Bu kitabeden bu mescidin Germiyan beyi Süleyrmn şah zamanında Germiyanlı Ali bey oğlu hacı Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

(Servi mahallesindeki Çatal çeşmenin Hezarı Dinar vakfı ndan olduğu hakkında. 1245. bak def. 19)

Mahkeme-i şeriye kayıtlarında gördüğümüz bu nottan çeşmenin Hezarı Dinar vakfından olduğu ve daha o tarihlerde bu semtin mevcut bulunduğu anlaşılmaktadır;

Şimdiki Durumu.

Mescidin kuzey ve doğusu sokakla, öteki yönleri evlerle çevrili olmj 92 santim kalınlığında dört duvar üzerine yapılmış altıgen kasnak üzerine oturtulmuş tek kubbelidir. Minaresi yoktur.

Vaktile yangından harap olan kuzey yönü bu kere tekrar tamiren yaptırılmıştır. Dış kapıdan girilince sağdan kadınlar mahfiline çıkılyj camiye etrafı mermer sütunlarla çevrili (92X1, 60) m boyutlu ahş kapıdan girilir. Mescit içten içe (1,4X5, 8) m kare olup doğu, batı, güf ney duvarlarında ve kubbeye yakın mahalde oıta büyüklükte birer ve kuzey dış avlıya bakan iki küçük penceresi vardır, basit bir minberi ve sade mihrabı vardır. Dört köşeye oturtulmuş küçük bir kubbesi vardır. Cami bakımlıdır bir imamı vardır. Bu kere yeniden ve esaslı bir şekilde aslı gibi restore edilmekte bir de minare yapılmaktadır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:44 PM
Demirtaş Paşa Camii -Takvacılar Camisi

Kavaflar çarşısında bulunan bu cami, mimari bakımdan dikkati çekmektedir. Cami'in güney yönünden yer karnı oluşu, çeşitli yerlerde ve iyi bir usta elinden çıkmadığı sanısını veren filayakları ve silindir kubbeler altında bir takım hücreler ve nihayet ortada bulunan oldukça önemli kubbesi dikkati çekmekte ve bitişiğinde küçük Bedesten binasının bulunması ve bu Bedesten binalarında Bizans devri ni andıran bir takım yağlı boya resimler görülmesi ve bir kitabesinin ele geçmemesi, halk arasında bu camiin Bizanslılardan kalma bir kilise olup Demirtaş Paşa tarafından tadilen cami haline getirildiği kanısını uyandırmıştır. Fakat aradan bunca seneler geçtiği ve bu rivayeti' teyit eder tarihi bir vesika ele geçmediğine ve mevcut tarihi kaynaklardan bu cami ve medresenin Anadolu valisi ve Kütahya muhafızı Demirtaş paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Demirtaş- paşa (782-1381) de Anadolu eyalet valisi olmuştur. (1381-1389) da Kütahya valisi Yıldırım Beyazid'in Kosova savaşına katılması Üzerine Murad'ı Hüdavendiğar tarafından Anadolu valisi - O tarihte Anadolu Eyalet Merkezi Ankara idi. - Demirtaş Paşa, Kütahya muhafızlığına gönderilmiştir, ve bilindiği gibi 1402 de Ankara Savaşı nda Timur'a esir olmuş ve Kütahya Kal'asında hapsedilmiş ve sonra 1405 de ölmüştür. İşte paşanın (1389 - 1402) tarihleri arasında bu cami ve medreseyi yaptırmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Daha sonra bu cami ve külliyesi Anadolu valisi Silahtar Mehmet Paşa tarafından (1175-1764) de yeniden denilecek şekilde tamir ettirilmiştir. Halen mevcut kitabe şudur: (Maşaallah - Silâhtar Mehmet Paşanın Hayratı Tamiri sene 1175) Çeşme kitabesidir.

Bu tamirden sonra caminin adı (Takvacılar) olmuştur. 1178 de bu caminin bütün gümüş kandilleri ve kıymetli eşyaları çalındığından, şeh rin bütün müezzin ve imamları sorguya çekilmiş fakat hırsızlar bir türlü bulunamamıştır. 1178 1770 de Silâhtar Mehmet Paşa tarafından cami ve minaresi tekrar ve yeniden tamir ve ihya edilmiş ve hacı Osman bin Abdülhay - Gaybi Sunullah ahfadından - tarafından 12 dükkan vakfedilerek mütevelliliğine müderris Abdurrahman Muhitt'n efendi tayin olunmuştur, (bak mahkeme kayıtları) aynı sene içinde mütevelli, Ebe-zade İbrahim efendi olmuştur. Daha sonra Silahtar Mehmet Paşa Ana dolu valisi III. olarak Kütahya'da bulunduğu sıralarda (1195 1196) ca minin idamesi için vakıflarda bulunmuştur vakfiye özet olarak şöyledir: (Kaymakam ve Nakib-ül eşraf müftü zade seyit Abdullah efendi huzurunda bu tarihten onyedi yıl evvel yeniden tamir ve ihyasına muveffak olduğum Takvaciler camii demekle meşhur cami şerifin mihrap duvarı bitişiğinde 13 tam ve biri yarım hisse olaa dükkânları vakfettim, sağlığımda kendim, öldüğümde Abdurrahman Muhittin efendi nezaret edecektir.

Bu dükkanların gelirinden adı geçen ciminin ve mücesdieden yaptırdığım minarenin ihyası - ve 200 kandil için 100 okka zeytinyağı, imamların, müezzinlerin ve hademelerin ücretlerinin verilmesi, mütevelli Abdurrahnîan Muhittin efendi iyi idare edemediği anlaşıldığından azlile yerine müftü Abdurrahman efendinin mütevelli nasb ve tayin edildiği ve saire... Recep 1195-1781 (Bak mahkeme kiyıtlan defter 4)

Bundan sonra 1250 1834 de Kütahya muaccelat nazırı Sa'ih efendi tarafından taınir ettirilmiştir. 1252 - 1836 da Kütahys muhassılı Dilaver paşa tarafından tamir ettirilmiştir. 1275 de müftü Ruşenzade Hacı Abdurrahman efendi bu camiye bir dükkân vakfetmiştir (bak def 35)

1281-1864 de Csdid mahallesinden emekli yüzbaşı hacı Hüseyin e fendi bu cami için bir dükkân vakfetmiştir. (Bak mahkeme kaydı cief-der 39) Bu cami ve medresenin Darülhadis- ve çeşmelerinin hayırsever halk, ve Vakıflar Müdürlüğü tarafından tamir ettirildiği bilinmektedir.

Söylendiğine göre 1913 yılına kadar faal bulunan medrese bu tarihten sonra bakımsızlık yüzünden yıkılmış ve yerine şimdi gördüğümüz Sakahane yaptırılmıştır.

Şimdiki Durumu

Arasta - Kavaflar - içinde bulunan- giriş kapısının etrafı mermer sütunlarla çevrili ve yedi parça ile yarım kemerli olup l,79x 2,26 m ve çift kanadh demir kapıdan beş basamak çimento merdivenle dış aylıya girilir. Hemen sağda bir kurnalı çeşmesiJVardır. Bunun yanından J demir parmaklıklı kapıdan sakahane ye girilir. Ayrıca bu sakahane nin arasta ya açılan esas kapısı ahşaptır. Buradan sekiz basamakla girilir. Doğu ve güney duvarında iki çeşme 20 sebil vardır. Kuzey ve batı, yönlerinde 13 kapalı ve 4 açık hela vardır bunların hepsinin suları daimi akar, bu kısmın ortası ve üstü açık olup beton zeminlidir helaların üstü kiremit örtülüdür, burdan çıkılmca (18x18) adım karesinde cenaze namazı kılınacak zemini parke döşeli bir avlu vardır. Vali Ertuğrul Süer tarafından koydurulan mermer musalla taşı buradadır. Bu avlıdan caminin kıble dış kapısına varılır bu kapının sağında Silahtar Mehmet Paşa Kitabesi vardır.

Caminin bu kuzey yönünü teşkil eden duvar boydan boya pençe relidir, yere yakın kısımda 8 büyük, bunların üstünde orta büyüklükte 14 ve bunların üstünde çatıya yakın yarım kavisli 7 pencere vardır.

1,64X2,34 m çift kanadh ahşap ve camlı kapıdan son cemaat mahalline girilir, Ayakkabı çıkarılacak yerin solunda üç basamakla çıkılan imamlar odasına girilir, bu odadan camiye girilecek tek kanatlı bir kapı vardır. Bu odanın bitişiğinde tek kanadlı kapıdan girilen 4X5,5 m kare metruk bir oda vardır bu odanın tavanı ahşap olup ortada tek direk görülmektedir. Camiye bakan bir penceresi vardır.

Ayakkabı çıkarılacak mahalden üç basamakla sağdaki mahfile varılır. Bu mahiil (10X4,00) m ksre olup dışa ı bakan iki ve camiye bakan iki penceresi ve ortada bir mihrabı olup tavsn dört direk üzerinde ve ahşaptır buradan 15 basamak tahta merdivenle üst mahfile çıkılır. (23,4 x9, 25)m icare olan bu kısmın ahşap çatısı lamba duvarlar üzerindedir mahfilin kuzey yönü boydan boya tamam/n pencerelidir bir basamakla inilen çıkıntılı müezzinler yeri ve bunun sağında solunda yine cemaat yerleri vardır tahta parmaklıkla kapalıdır sağda, minare kapısı vardır minare (70) basamaklı olup tek şerefeli ve külahı kurşun kaplıdır bu mahfilden 14 basamak merdivenle camiye inilir veya buraya çıkılır.

Cami kapısından girilince sağda (4,x8,70)m kare son cemaat mahfili vardır ahşap tavan dört direk üzerindedir dış mahfile bakan iki penceresi vardır ön kısmı parmaklıklıdır. Solda bir basamakla çıkılan (7x2,80) M kare olan mahfilin kapı tarafında müezzinler yeri vardır bu mahfilinde ön kısmı parmaklıkla çevrili olup dört direk üzerinedir dış odaya bakan bir penceresi vardır.

Caminin ortasında bulunan büyük kubbe, doğudan batıya bir büyük kavis ve kuzeyden güneye, sağl', sollu dört yarım ve küçük kavisleri bulunan fil ayağına benzeyen dört lamba üzerine oturtulmuş o-lup, bu kubbenin doğusunda bir, batısında bir penceresi vardır. Bu kubbenin iç çevresinde üç sûre yazılıdır. Bu yazı Tekirdağlı hattat Halil efendinin yazı hocası olan Oftadezade Hattat Hacı Haindi efendinin olduğunu duydum, imzasını göremedim.

Bu orta kubbenin sağında bir orta büyüklükte ve beş küçük kavis üzerine silindir bir kubbe ve bunun yine sağında birbirine paralel iki silindirli hücre bulunup bunlar ışığı çatıya açılan delikten alırlar. Minberin sağında keza iki kavis üzerine silindir bir kubbe ve bu kısmın hemen sağında ve bitişiğinde yine iki kavis üzerine bir kubbe oturtulmuştur. Bu kubbede batıya bakan bir pencere vardır.

Orta büyük kubbenin solunda da sağdaki kısma mütenazır, silindir kubbeli kısımlar vardır. Bu tarafta caminin doğuya açılan dış kapısı vardır. Bu kapıdan üç kavis üzerine oturtulmuş silindir bir kubbe altına girilir. Burası tepeye açılan iki delikten ışık alır.

Mihrabın her yönü çini kaplıdır. Solunda üç basamakla çıkılan vaiz kürsüsü vardır. Minber küçük tipde olup her iki yüzü de çini kaplıdır. Minberin üstünde ( Sakal-ı Şerif) yeri vardır. Sakal-ı Şerif Emekli öğretmen Hadi Dikmen tarafından hediye edilmiştir.

Cami en geniş yerinden ( 30 X 12, 75 ) metre kare olup girintili çıkıntılı büyüklü, küçüklü hücrelerden meydana gelmiş tipik bir yapıdır, eskiden kalma kandiller|ve 'avizeler görülememiştir altı adet pirinç şamdan vardır, caminin halen iki imamı ve iki müezzini vardır.

(1,20 X 1,60) m boyutlu iki kanadlı doğuya açılan ahşap kapıdan çıkılır, buradan on basamak beton merdivenle ve tek kanatlı demir kapıdan Kuyumcular çarşısına çıkılır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:44 PM
Ulu cami - Cami-i Kebir

Şehrimizin Selatin camileri nin en güzeli ve belki bu tipte bir eşi bulunmıyan camilerin biricik tipi olan (Cami-i Kebir, Ulu Cami) in yapılış tarihi, dikkate değer gelişmeler göstermekte ve bir çok devlet başkanlarının ve büyük yöneticilerin yardımlarile bu günkü haline gelmiştir.

Germiyan beyi Süleyman şah'a (1368 - 1387) damat olan Şehzade Yıldırım Bayezid. düğünden sonra Kütahya valisi olduğu zaman (1381-1389) bu camii yaptırmaya başlamıştır. Fakat araya seferler ve bir takım gaileler girdiği için bitirilememiş ve 1402 Ankara savaşı sonunda Yıldırım'ın acıklı akibeti yüzünden yarıda kalmıştır. Şehzade Musa Çelebi, babasının başlayıp ta bitiremediği bu tarihi eseri bitirmiştir. (813 - 1410)

Fatih Sultan Mehmet zamanındaki vakfiyede caminin 813 de bidirildiği mütevellilerin evlâddan evlâda geçeceği yazılmaktadır. (bak. Kütahya şehri, s 107)

Rodos seferine çıkan Kanuni Sultan Süleyman l-Temmuz-1522 de ordu ile birlikte Kütahya'ya gelmiş üç gün kalmıştır. (Bak. M- Os. Ta. Kanuni Sultan Süleyman'ın bu ziyaretinde bu güzel caminin tamir ettirilmesini Mimar Sinan'a emrettiği anlaşılmaktadır, (bak. Evliya Çelebi seyahatnamesi )

Daha sonra Irakeyn seferine çıkan Kanuni 1/Temmuz/1534 de ikinci defa Kütahya'ya gelmiş dört gün namazlarını bu camide kılmıştır. ( bak. M. Os tarihi Kro)

Bundan sonra Kütahya valisi olan ikinci Selim (1558-1566) 27 eylül 1566 da cuma namazını kılmak üzere cami- Kabire gelmiş ve hatibe hutbanın kendi adına okunmasını emretmişlerdir cuma namazından sonra İstanbul'a hareket etmiş ve padişah olmuşlardır.

1672 de Kütahya'yı ziyaret eden hemşehremiz Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu caminin Kanuni Sultan Süleyman zamanınında yeniden tamir ettirildiğini mimar Sinan yapısı olduğunu yazmakta ve caminin uzunluğunun 180 eninin 90 ayak olduğunu (ayak: 30,5 cm ) iki yan ve bir kıble kapısı bulunduğunu camiin içinde 57 çam direk olduğunu bildirmektedirler. Caminin iç yukarı kısmında iki yönlü mihraba kadar uzanan demir parmaklıklı sofa ile 64 penceresi bulunduğunu binanın kârgir ve üzerinin kurşun kaplı tek kubbesi olduğunu yazar (Bak. seyahatname cilt 9.

810/1410 tarihli vakfiye gereğince mütevelli torunlarından olan Avnullah efendi 1107/1696 terihinde azledilerek üzerinde yalnız Ulu caminin imam ve hatipliği bırakılmıştır 1113/1701 de Avnullah efendinin ölümile yerine oğlu Sunullah efendi atanmıştır, ve cami mütevelliliği Tim ur taş paşa Dar-ül hadis müderrisi Kütahyalı Halil efendi oğlu şeyh Abdurahman efendiye verilmiştir. (1216 /1801) bak: mahkeme kaydı defter 6 )

Daha sonra cami harap olduğundan Kütahya naibi Şehzade Mustafa efendi delaleti ve hayırsever halkın yardımı ile esaslı bir şekilde tamir görmüştür. (bak. Kütahya şehri sayfa 107)

Caminin kıble kapısının üstünde yanyana yazılmış yedi mısrahk kitabe şudur:

(İşbu Kütahya camii beşyüz sene evvel bina
etmiş idi ki hansultan Bayezid.

Binikiyüz yirmi iki şalinde sultan Mustafa,
Kılmış Liveçhillah atâ tamirine nakd-i mezid.

Amaki olmuş idi sebeb i mukadder hal'ini Handan,
Te'yid i bunyana lüzum oldu o esnada bedid.

Emreyledi icabını ol mabet pak Han,
Abdülmecit Han kim anın asarı hayri ba'did.

Mermer sütun üzerine olup tak'ı kapı ile refi.
Virdi tenasüp vaz'ına hakkak bu tarzı cedid.

Hak bani'i zişanın eyyam-ı ömrü şevketin,
itsün ilâyevn ülkıyam taht-ı hilafette vedid.

Vali iken yazdı Celal tarihi cevher darını,
Kubbeli kıldı mabedi tecdid Abdülhamid,..1309-1893.

Kâtip İbrahim Hakkı.

Bu kitabeden camiin (1222-1807) de dördüncü Mustafa devrinde (1807 - 1808) ve Anadolu Valisi Çelebi Mustafa Paşanın (1807) delâleti ve halkın yardımile tamirine başlanmış' fakat padişahin hal'i ve o sırada valinin sadrazamlıkla ayrılması yüzünden tamir işinin durduğu anlaşılmaktadır. Kitabede ismi geçen Celâl Paşa (1892-1893 de Hüdavendigar valisidir.

Bu kitabeninin altında altı mısralık bir kitabe daha vardır.

(Zehi vâlâ Ulu cami ki sultan Yıldırım Han'ın,
Bula ruhu mesubatı baka-ül hayırdan te'sir.

Mürur'u vaktile muhtaç iken tamir ü termime,
Görüp tekmilini şimdi cemaat aldılar tekbir.

Duaya bir eser babında Rağip yazdı tarihin,
Hele oldu Ulu cami kemal-i hüsnile tamir... 1223-1808)

Bu kitabeden 1807 de başlayan tamirin 1808 de bitirildiği anlaşılmaktadır.

Daha sonra, salname kayıtlarına yaşlıların beyanlarına ve bizzat inşaatta bulunan tanıkların söylediklerine göre 1889 da Kütahya mutasarrıfı Veysel paşa zamanında eski yapı, temellerine kadar yıktırılarak yeniden ve şimkiki gördüğümüz şekilde yaptırılmıştır. 1890 da mutasarrıf Şamlı Hamdi paşa zamanında şehrimiz ileri gelenlerinden (Karazade hacı Yusuf ağa, Doğlarlı hacı Ahmet efendi, mutemet Eskioğlu Mehmet efendi.Katip Kasım Ef.) den kurulu müteşebbis ve hayırsever bir heyet tarafından ve halkın yardımile yeniden yapılmasına başlanmış ve 1893 yılında bitirilmiştir.

Camide gördüğümüz bütün mermer sütun ve plâkalar Çav-darhisar (Ayzani) harabelerinin döküntülerinden getirilmiştir. Söylendiğine göre caminin mimarı ve ustası Kütahya'lı rumlardan (ilya ile Yor-gidir) İçindeki yazılar hattat Halil Tekirdağlı oğlunundur. 1893 de Kütahya mutasarrıfı olarak bulunan Ahmet Fuat paşa caminin iç tezyina-tınının tefsirinin ve aydınlatma araçlanrır.fârraınlarırasında büyük emeği geçmiştir.

Cami bundan sonra muhtelif tarihlerde tekrar tekrar vakıflar tarafından tamir ettirilmiş ve kubbe kurşunları, saçak taşları değiştirilmiştir.

Yukarıda yazdığımız kitabelerin altında ve kapının üstünde şu kitabe görülmektedir.

(Yıldırım Han camiinin tamirine zammı ha,
Tarihi Ya eyyühennas üdhülu dar-ün naim..)

Ebcet hesabile 731 çıkar, bir (Ha) harfi ilâvesile 1331 olur. milat 1913 dür şu halde bu tarihte tamir edildiği anlaşılmaktadır. Cami kapılarında gördüğümüz saraçlı Perdeler 1309 rumi, 1307 hicri senesinde inşaatın bittiği sene saraç Abdullah tarafından hediye edilmiştir.

Minare kapısının üstünde şu kitabe vardır:

{Bu binayı göricek dedi Subuhiyi Tarih,
Cami-i Yıldırıma kıldı minare Mahmut. 961-1554)

Bu kitabeden minarenin Mahmut isminde hayırsever bir vatandaş tarafından (961 - 1554) senesinde ikinci tamirden sonra yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Bu Mahmut, Hisar bey oğlu Mustafa beyin oğludur, (bak mahkeme kaydi)

Şimdiki Durumu:

Camiin iki yan bir kıble kapısı vardır. Kuzey yön, boydan boya camekânlı olup dört mermer sütun üzerine beş kemerlidir. Sağdan beşinci kemer (Vahit Paşa) kütüphanesi yapıldığı zaman kapatılmış ve ayrıca iki pencere açılmıştır.

İki mermer sütun arasında bulunan demir parmaklıktan yapılma dış kapıdan girilince sağda dış cemaat yeri ve eski Vahit Paşa kütüphane odası vaardır. Solda (7 X 12) m kare olan mahfil iki kavis üzerine iki parçadan ibaret tavan alçı sıvalı ve badanalıdır. Buranın sade bir mihrabı vardır. Asıl cami kapısı mermer taşlarla özel bir tak içinde olup, takın üstünde yukarda yazdığımız kitabe görülmektedir. Buv üç kapı 1277 tarihinde tamir görmüştür (bak mahkeme defteri 36)

(1, 65 X 2,) boyutlu çift kanadlı demir kapıdan camiye girilir, sağdan 12 basamak ahşap merdivenle üst mahfile çıkılır. (25,5 X 4,5) M kare olan bu mahfilin tavanı sağda, solda iki küçük kubbe ortasında bir yarım kubbe ile kapalı, alçı sıvalı ve yağlı boyalıdır, camiye bakan cephe sekiz mermer sütun üzerine tamamen kafeslidir. Bu mahfil 4 büyük ve tavana yakın 5 yarım kavisli pencereden ışık alır. onbir basamak merdivenle aşağıya inilir. Üst mahfilin altı da iki kısım üzerine son cemaat mahfili olarak parmaklıklarla ayrılmıştır. Bu iki kısmın hemen ilerisinde yine parmaklıklarla ayrılmış iki kısım daha vardır.

Camiin doğu, batı, kıble kapılarının teşkil ettiği üçgen hattı ortasında, altı mermer sütun üzerine oturtulmuş 10 basamak merdivenle çıkılan altıgen biçiminde müezzinler yeri vardır, bunun altında camiye ayrıca revnak veren mermer bir şadırvan mevcut olup lezzetli ve soğuk suyu vardır.

whisk.
09-12-2007, 12:44 PM
İçten, içe (25,5 X 40) M kare olan cami kubbeleri, çevresi 4,3 metre olar» fil ayakları üzerine, çevresi 220 santim, yüksekliği yakinen beş metre olan birbirine mütenazıdır ve parelel altı mermer sütun üzerindedir. Bu sütunlara dayanan yekdiğerine paralel ve dikey yarım kavisler ve kemerler üstündedir. Ortada iki büyük kubbe, yanlarda dört küçük kubbe ile altı yarım kubbe görülmektedir. Dış cemaat mahallindeki kubbeler bu yekûna dahil değildir. Duvarların kalınlığı 1,5 metre olup tamamen kesme taş ve harç karışımı, dıştan kârğir lâmbalarla takviyelidir. (Söylendiğine göre camiyi inşa eden (İlya, koca Yorği) ustalar, şu gördüğünüz sütunlar kaldırılırsa dahi bu kubbeler böylece mualâkta kalır demişler.)

Doğu duvarında ( 2, 75 XI 20 ) boyutlu birbirine paralel ve mütenazır altlı üstlü 20, batıda 20, güney duvarında 12 penceresi vardır. Tavana yakın yarım kubbelerde beşerden 30, büyük büyük kubbelerde yedişerden 14 pencere vardır. Mihrap mahfilinin kemerinde rumi 1309 da yazılmış Kütahyalı hattat Tekirdağlı Halil efendinin en güzel yazılarından bir ayet ve diğer kısımlarda hepisi birbirinden daha nefis yazılar ve son derece ahenkli nakışlar vardır. Caminin letafetine ve lahutiliğine yaraşır muhteşem bir mihrap ve aynı nefasette doğrama bir minber vardır sakalı şerefi bu minberin üstündeki ihtiram makanında muhafaza edilir, eskiden kalma iki kırıstal avize ve dört şamdan dikkati çekmektedir Doğu ve Batı kapılanda ikişer kanadlı ve kalastan yapılma olup dış kısımları mermer sütunlar üzerinde revaklıdır. Caminin dış kubbeleri tamamen kurşun kaplı olup 1961 -1962 senelerinde yeniden tamir görmüştür. Cami gerek yapısı ve gerekse yazı ve nakışları bakımından genel görünüş ile hakikaten çok muhteşem ve gönül açıcıdır. Cami dışında kuzey duvarının doğu duvarile birleştiği köşeye bitişik minarenin kaidesi kesme taştan olup gövde tuğla ile harç karışımından yapılmadır (96) basamaklı olan minare tek şerefeli ve külahı kurşun kaplıdır. Caminin sakahanesi kuzeyindedir. (Ayrıca yazılacak ) caminin halen iki imamı ve (4) müezzini vardır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:44 PM
Arslan Bey Camii (Meydan Camii)

Meydan mahallesi nde dere kenarında bulunan bu cami, Osmanlı Padişahı Çelebi Sultan Mehmet (1413 -1421 ) oğlu ikinci Murat (1421-1451 ) zamanın ümerasından olan Kütahya ve Tavşanlı Sübaşılığı nda veya muhafızlığında bulunan Becir oğlu Arslan bey tarafından yaptırılmıştır. Becir ( Bicar) beyin Selçuk Devleti uçbeylerinden olduğu sanılmaktadır. H. 823 de ölen ve Tokat'ta Hamzalar kabristanında gömülü bulunan Hamza bey, Aslan bey in büyük biraderidir, Çelebi'nin kuman danlarından olup ikinci Murad'ın lalasıdır.

Iftihar-ül ümera vel-ekâbir sahip-ül seyf vel-kalem diye anılan Arslan bey H.836 m. 1433 de ölmüş olup Tavşanlı'da gömülüdür, Evliya çelebinin (Bey camii) dediği bu cami Arslan bey tarafından yaptırılmış olup hangi tarihte başlandığı ve bitirildiği bilinmemektedir. Kitabesi görülemedi. Arslan beyin Tavşanlı'da yaptırdığı Ulu cami ile, bu cami için (830-1426) ve buna ilaveten (836-1433) tarihli iki vakfiyesi vardır. Bu vakfiyelerin delaletile bu camiin 830-1426 dan önce yaptırılmış olduğu alaşılmaktadır.

Arslan bey in torunlarından (İsmahan hatun ) oğlu İbrahim oğlu Süleyman-Afşarlı oğulları Arslan bey vakıflarına mütevelli olup Tavşanlıda Sorgun ve Bölcek köylerile Afyon karahisar'da Yonca köylerinin gelirlerinin bu camilere harcandığı v.s. 28 R. evvel 1113. bak defteri.

Meydan mahallesinden İsmail efendi oğlu yusuf Agâh efendinin Arslan bey ve Gedik Ahmet Paşa vakıf arsaları üzerinde yeniden yaptırtığı bir kahvehane ile bitişiğindeki bakkal dükkânı burada bulunan mektebe vakfederek icarından gelen parayı muallimine tahsis ettiği 15 C. evvel 1285. (bak mahkeme kaydi defter 43.)

Bu kayıttan Arslan beyin veya Gedik Ahmet paşanın bu cami civarında bir de mektep yaptırdıkları ve bir miktar arsa bıraktıkları anlaşılmaktadır.

Cami haziresinde (H. 936 - 1167 1197 - 1221 - 1328) tarihli mezar kitabeleri vardır. (Bu kitabeler ayrıca yazılacaktır.)

1265, 1274 hicri senelerinde vukua gelen büyük sel felaketinde caminin harap olduğu ve dere tarafındaki kapının kapatılarak caminin yeniden tamir gördüğü anlaşılmaktadır, (bak defter-26-34)

Bundan sonra hayırsever halk mahalli vakıflar müdürlüğü ile iş ve para birliği yaparak cami muhtelif senelerde bir kaç defa esaslı şekilde tamir görmüştür.

Şimdiki Durumu

Son günlerde yeniden tamir gören bu caminin düzgün duvarla çevrili dış kuzey kapıdan hazireye girilir hemen sağda 6 musluklu bir sebil ilâve edilmiş ve bir musalla taşı konulmuştur bu hazirede dikkate değer kitabeler vardır. Buradan caminin dış cemaat yerine (1 30X1, 70) boyutlu çift kanadlı ahşap kapıdan girilir. Solda (3, 9X3, 7) M kare, üstü dört kemer üzerine bir kubbe, Sağda (2, 7X2, 9) M, kare, üç kemer üzerine tek kubbesi bulunan iki mahfil vardır. Orta kısım dört kemer üzerine derin ve sivri kubbelidir. Üstü kiremit örtülüdür sol mahfilin doğusunda bir büyük pencere vardır. Kapının sağ ve solunda ve kapının üstünde pencereler vardır. Kapının her iki yanında mermer sü tunlar mevcut olup diş kemerler bu mermer sütunların başlıkları üzerine oturtulmuştur..

Buradan (1, 10 XI, 70) boyutlu etrafı mermer sütunlarla çevrili iki kanadlı kapıdan camiye girilir. (6. 9 X6, 75) M. kare olan caminin do ğusunda iki büyük iki küçük, güneyinde üç küçük, batısında iki büyük iki küçük, kuzeyin iki adet penceresi vardır. Cami 1 35 in kalınlığında muhkem dört duvar üzerine ve dört köşeye prizmalarla oturtulmuş tek kubbelidir. Kubbe dıştan kiremitli çatı altına alınmıştır. Halen kiremit ler toplanmış, kurşun kaplanmak üzere sıvanmıştır.

Mihrap kabartma alçıdan yapılmış olup, minber ahşap ve sadedir.

Giriş kapısının hemen sağında minare kapısı vardır. 49 basamaklı olan minare kesme taş ve tuğla karışımı yapılmıştır, tek şerefelidir.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:44 PM
İshak Fakih Camii ve Kitabesi (H. 837 - M. 1434)

Bu cami, İshak Fakih mahallesi nde Ulu cami'den (Ulucami) Hisar aile bahçesine gidilen cadde üzerinde olup, Germiyan beylerinden Süleyman Şah ve İkinci Yakup zamanında yaşamış ve Osmanlılar devrine yetişmiş bulunan bilgin (Cemalettin İshak Fakih) tarafından yaptırılmıştır.

Eskiden bu civarda tabakhaneler bulunduğundan Kütahya'lı Evliya Çelebi bu esere (Tabakhane Camii) der. Caminin hangi tarihte başladığı kesin olarak bilinmiyorsa da, kapı üzerinde bulunan kitabeden hicri 837 tarihinde bitirildiği anlaşılmaktadır.

Kitabe aynen şöyledir.

(Bena ve amere haz-el mescid-il mübarek Eşşerif
Elmevl-el âlimıyet il âmiliyet-il kâmiliye,

Mevlana İshak-el Fakih bin elhac Halil afa,
Anhuma-el Celil fi tarih sene seb'a ve selasin ve semanemi'e.)

Bu kitabenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere bu caminin, ilmile âmil ve kâmil olan hacı Halil oğlu İshak Fakih tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Hicri 837 yılı, 1433 -1434 miladi senesine rastladığı cihetle eser Osmanlı padişahlarından ikinci Murat ( 1403-1451 ) zamanında bitirilmiştir.

Caminin şimdiki durumu ve görünüşü:

XV. yüzyılda yapılmış olan bu caminin mimari tarzını yetkililere bırakarak bu günkü durumu şöyledir. 120 sanlim kalınlığında yüzleri ve köşeleri kesme taşlarla tuğla ve harçla yapılmış dört duvardan ibaret olup asıl cami arsaya uyularak 150:180 santim dolma toprak üzerine inşa edilmiştir. Dış görünüşü itibarile dört duvar üzerine harç karışımı tuğla ile yapılmış beşgen üzerine tek kubbe oturtulmuş ve çatı kapatılmıştır. Duvarlar sıvasız, görünüş lâtif değildir. Bununla beraber aradan beş asır şu kadar yıl geçtiği halde duvarlarından tek taş eksilmemiştir. Caminin doğu cihetinde ve giriş kapısı yanında ayni tarihte yapılmış kalın gövdeli bir minaresi vardır. Minare kesme taşlarla yapılmış olup şerefe kısmı tuğlalarla işlenmiştir. Külah ahşap ve kurşun kaplıdır. 54 basamaklıdır. Basamaklar aşınmış olup, minarenin ve caminin esaslı tamir edilmesi lâzımdır.

Caminin giriş kapısına kuzeyden altı basamak çimento merdivenle çıkılır. 2,40X4,70 boyutlu dış kapının iki yanında 1,35 M. çevreli iki mermer sütun üzerine oturtulmuş yarım kavisten girilir. Solda taştan yapılmış bir istinat duvarı olup caminin bu dış avlısı iki küçük kubbe ile örtülüdür. Avlunun sağında bir türbe ve türbenin bu kısmında demir parmaklıklı İki büyük pencere vardır. Türbeye giriş kapısı cami içinde olap bu küçük bir pencereden ibarettir. Türbe tek kubbelidir, zemin çini plâkaiarla kaplıdır üç merkat vardır. Bunlardan ortada bulunan İshak Fakih'e ait olup yanında eşi ve çocuğu gömülüdür. Merkatler ahşap sandıkalı olup zemin kanarları çinilerle kaph ise de eksilmiştir. Türbenin içi tamire ve tanzime muhtaçtır.

Caminin giriş kapısı 1,30 M genişliğinde ve 1,60 M yükseklikte mermer sütunlarla çevrili ve yarım kavisli olup üstünde dört satırlık yukarıya aldığımız kitabe vardır. Bu kapıdan birbuçuk metre içeride-3-sıl cami kapısına varılır. Kapı ahşap ve camlıdır.

Cami 7,80X4,5 M boyutunda olup doğu tarafında iki büyük yukarı kısımda bir küçük, güneyinde iki büyük, bir küçük, batıda yukarda bir küçük olmak üzere 7 penceresi vardır. Duvarların kalınlığı 1.20 m olup kubbe dört köşe üzerine oturtulmuştur. Mihrap beton sıvalı mermer taklidi boyalıdır Minber ahşap ve sadedir. Küçük bir müezzin mah-fielive 14 basamak tahta merdivenle kadınlar mahfiline çıkılır. Cami şu halile ortalama yüz kişinin namaz kılmasına elverişlidir. Cami temiz ve bakımlıdır, bir imamı bir müezzini vardır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:45 PM
Hisarbey Camii (Saray Camisi)

Saray mahallesi nde Hükümet konağı arkasında.

Hisarbey oğlu Mustafa beyin 15-Zilhicce-889 tarihli vakfiyesinden özet:

(Hisar bey mahallesi nde bina eylediğim camii şerif için Sultan Beyazid tarafından babam Hisar bey e temlik edilip bana geçen Alayunt köyünün tamamını, Şehreküstü mahallesindeki Çifte hamamı, Çıkrıkçılar çarşısında kelleci dükkânlarını ve cami bitişiğinde bulunan Barbaç bahçesini cami ve hizmetlilerine vakfettiği.

897 tarihli ikinci bir vakfiyesinde Karahisarda 4 dükkân ile Köprü-başında 3 dükkânı vakfettiği ve küçük oğlu Mahmut Çelebiye ve kızına hisseler ayırdığı vs. (bak Vakıflar Müdürlüğü Hisarbay vakıfları.)

İşbu vakfiye 889 tarihli olduğuna göre camiin bu tarihte veya bir az önce başlamış ve belki de bitirilmiş olması gerekmektedir. Kitabenin sonradan konduğu tahmin edilebilir. Keza Çifte hamam ın — Küçük Hamam — da bu camiden önce yine Hisarbey Oğlu tarafından yaptırılmış olması kuvvetle söylenebilir.

(Kütahya Hisarbey Oğlu Mustafa Paşa camii şerif vakfından olan Alayunt köyü hasılatı şerisile, Küçük Hamam demekle maruf Çifte Hamam ve bir haşhaş dükkanı, hapisane yanında bir kahvehane gelirleri hk. 1289) Bak. mahkeme kaydi def 47)

Cami yapıldığı tarihten sonra bir kaç defa tamir görmüş olmakla beraber en esaslı tamiri Anadolu Eyalet Valisi Yahya Paşa yaptırmıştır. (1750) Yahya Paşa Kütahya'da bulunduğu süre içinde Balıklı tekkesi ni, Recep Ağa mescidi ni — Yeşil Cami — de yeniden yaptırmıştır.

Daha sonra Vali Yeğen Mehmet Paşa (1780) ve yine cami duvarında dua levhası bulunan Hacı Abdullah Paşa tarafından tamir ettirildiği anlaşılmaktadır.

Hisarbeyi Oğlu Mustafa Bey bu camiin heriminde bir de Sıbyan Okulu yaptırmıştır.

Kütahya lı Evliya Çelebi (1611-1682) bu Hisarbey oğlu Mustafa beyin Anadolu Eyalet Vaiisi olduğunu ve ceddinin, kendi dedeleriyle akraba olduklarını son zamanlara kadar bu camiin mütevellileri bulunduklarını ve cami haziresinde bir çok ünlü kişilerin ve amcası oğlu Kütahyalı meşhur şair ve bilgin Firaki'nin burada gömülü olduğunu söyler (Bak Seyahatname C. IX)

Zamanla bakımsızlık yüzünden cami ha ab olmuş senelerce içine gl-rilememiştir. Cephe kısmı dış sayvanlar tamamen çökmüştür. Nihayet bir takım hayırseverler çalışarak evkafında yardımile cami yeniden tamir ettirilmiş ve 1957 yılından itibaren umumun ibadetine açılmıştır.

Şimdiki durum:

Kuzeyi çimento sıvalı ve demir parmaklıkla çevrili bir duvarla sınırlı olan cami avlısına girilir. Zemini taş ve çimento kaplı bu avlıdan camiye varılır. Avlunun sağ köşesinde 12 basamak çimento merdivenle inilen yedi çeşmesi ve üç helası bulunan betonarme yeraltı tuvaleti var-\ dır. Daha önce, bu mevkide ve yine çukurda suyu pek meşhur olan çeşmesi vardı. Bu çeşmenin caminin yapıldığı tarihlerden kaldığı sanılmaktadır, fakat kitabesi bulunamadı. Ayrıca bu avlu ortasında 7 musluklu ve yedigen bir şadırvan vardır ki bu avlunun ve caminin süsüdür.

Şadırvanın sol ilersinde Silahdar Mehmet Paşanın kapıcılar kethüdası Selim ağanın rnerkadi vardır. Caminin sağ ve sol yanından vaktile bir çok ünlü kişilerin gömülü bulunduğu haziresine gidilir. Şimdi burası bir avlı halindedir, sekiz basamik mermer merdivenle caminin, zemini taş ve betonla kaplı dış avlısına ve buradan dış cemaat yerine varılır. Caminin dış cemaat mahfiline sağ ve solda kesme taş ve tuğlalarla yapılmış iki lamba, ortada aslına -orijineline- sadık kalınmış başlıklı ve kaideli ve kaideleri tunç kuş'aklı iki mermer sütundan çatı altına girilir. Caminin giriş kapışma gidilen kısmın üstü, dört kuşak üzerine oturtulmuş küçük kubbelidir, sağ ve sol dış cemaat yerlerinin üstleride kubbelidir. Cami şu halile gerek cepheden ve gerekse genel durum itibarile dıştan görünüşü pek lâtif ve sevimlidir.

Asıl cami giriş kapısının üstünde 69,5X34 cm. boyutunda mermer taş üzerine sülüs hatla hakkedilmiş dört satirli bir kitabe vardır, kitabenin etrafı çini plakalarla çevrili iken yıkılma esnasında bir çoğu kaybolduğun dan halen ek******.

Kitabe:

1 — Fi eyyamı DevletEssultan ül-A'zam Zıllulah u Fil âlem Es Sultan Bayezid bin Mehmet Han,

2 — Halledallah-u Mülkü-hu bena veamare haz-el mescid-i! mübarek esşerif elfakir elmuhtaç iler,

3 — Rab-ül Kerim ül Lâtif Mustafa bin Hisarbeyi el abdüzzayif afa ullah anhuma

4 — Errahim-ür Rauf taleben limerza ül Hak- ül Ituuf hars' Allahu mine el hedm vel'hark Fi tarih sene 893..

İşbu kitabenin incelenmesinden anlaşılacağı veçhile cami yukarda açıladığımız gibi Hisarbeyi Mustafa bey tarafından yaptırılmıştrr.

2 X 1,5 m. boyutunda ve etrafı mermer taşlarla çevrili ahşap kapıdan cami'ye girilir saj, ve sol son cemaat yerine tahsis edilmiş olup sağ da minaraye çıkılacak kapı vardır Mimare 73 basamaklı ve kesme taşlarla yapılmıştır, tek şerefeli ve külahı kurşun kaplamalıdır, cami ile birlikte yapıldığı sanılmaktadır.

Sol cemaat yerinin solondan 12 basamak ahşp merdivenle fevkani kadınlar mahfiline çıkılır, doğudan, batıya 3,30X10, 45 m. vs kuzeyden güneye 2,65X11,40 m, boyutunda olan bu fevkani mahfilin güney kısmındaki duvarı çini kaplıdır. Burada şu kitabe vardır.

1 — Dedi ol âsaftemam itmamını tarihini,

2 — Yahya paşa etti Hak'ka bu kadim ma'bed ihya sene: 1163.. Takriben 80: 100 kişinin namaz kılmasına yetecek kadar olan bu

iki taraflı mahfilden indiğimiz zaman 8,65X11, 40 m. boyutunda olan cami tek kubbelidir. Bir basamakla çıkılan mihrap mahfili 6X5,80 m. boyutundadır. Caminin batı duvarı bir metrelik şerit halinde boydan, boya Kütahya'nın zarif çinüerüe kaplıdır bu tarafta bulunan pencerenin üstü de çinilidir Minberin her iki kanadı çini kaplı olup cidden kıymetlidir. Mihrap ve mihrap mahfili de keza çini kaphdır. Duvarlarda bulunan yazılar birer sanat esendir. Kütahya şehri yazarı ordinaryüsprf sayın üstadımız İsmail Hakkı Uzunçarşıhoğlu'nun haber verdiği: Eser hame'i yeğen seyyit elhac Mehmet Paşa vali i Anadolu 1294 imzasını havi birinci Abdülhamit tuğrası ile Anadolu valisi Hacı Abdullah paşanın 1203 tarihli dua levhası ve hattat Yahya paşanın bizzat yazdığı tuğrası görülemedi, mihrap mahfilinde iki bakır şamdan mevcut olup epeyce değerlidir. '

Dört yarım kubbe üstüne oturtulmuş büyük kubbenin dört penceresi vardır. Bu kubbenin dıştan görünüşü onikilik kasnak üzerinde olup kurşun kaplıdır. İmam mahfilinde ise yarım kavis üzerine oturtulmuş küçük bir kubbe vardır üç küçük pencerelidir-

Bunun da üstü kurşun kaplıdır. Cami genel durumile iki dikdörtgenden müteşekkil olup 1,5 m. kalınlığında kesme taş ve tuğlalarla harç karışımı yapılmıştır. Dış duvarlar sıvasız olup şu halile güzel görünmektedir tarzı mimari zarif pek sevimlidir. Caminin doğu duvarında iki orta; iki küçük, batısında iki büyük yukarsında üç küçük, güneyinde bir küçük kuzey davarında ise iki orta büyüklükte penceresi vardır, pencereler demir parmaklıklı ve camlan süslüdür. Mahfillerile ile birlikte 150 : 200 kişinin namaz kılmasına müsaittir. Halen caminin bir imamı bir müezzini vardır.

NOT:

Hisarbeyi ikinci yakup beyin subaşı sı (Savunma bakanı) idi Yakup beyle birlikte 1390-1399 yılına kadar İpsala da Yıldırım tarafından hapsedilmişti Mustafa bey in şeceresi şöyledir. Mustafa bin Hisarbeyi bin Eynehan'dır Mustafa beyin iki oğlu vardı Oruç bey, Mahmut. Bu Mahmut Ulu Cami (Ulucami) nin minaresini yaptıran zattır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:45 PM
Karagöz Ahmet Paşa Camii

Küçük çarşıda, Güney batısını çevreleyen adi ve ahşap dükkanların arkasındadır. Son zamalarda doğu ve kuzey tarafları açılarak caminin bu iki yönü tertip ve tanzim edilmiştir. Cami Medrese, Sıbyan mektebi ve İmaretten itiba-ret bulunan bu küiiiye 1505 den 1511 senesine kadar Anadolu Eyaiet valisi o-larak Kütahyada bulunan Karagöz Ahmet Paşa tarafından 1509 da yaptırılmasına başlanmış ve paşanın âsî ve çapulcu şahkulu tarafından Kütahya ovasındaki savaşta yakalanarak 1511 de şehid edilmesi üzerine ve vasiyeti mucibince yapılmakta olan Cami, Medrese ve sıbyan mektebi, hanımı İstanbullu (Şahıdervan bint Abdullah) tarafından tamamlanmış ise de imaret yaptırılamamıştır.

Kitabelerde gördüğümüz (915-1509) tarihi caminin bitimini değil başlamasını anlatmaktadır. Nitekim ilerde göreceğimiz vakfiyenin hazırlanması da külliyenin inşa tarihihine rastlamakta, tahriri ve meriyete girmesi ise 1511 dedir. Şu halde külliyenin ikmal tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Kârgir ve taştan yapılmış olan bu cami, Mimar Sinan'dan önceki Osmanlı mimari tarzının tipik örneklerinden biri ve en güzelidir.

Oniki köşeli üç kasnak üzerine oturtulmuş şahane ve Kütahya camileri kubbelerinin en büyüğü olan bir kubbesi vardır. Kiremitle örtülüdür.

Şimdiki durumu

Doğu cihetinden iki kanatlı ve cemekânlı ahşap bir kapıdan girilir kapının hemen solunda ve dışında sebbiller vardır. Kapı (2, 75X3, 15) boyutundadır. Ayakkabı çıkarılacak mahallin solunda (3,75X2, 50) m. tavanı ahşap dış cemaat yeri vardır, burada beş pencere vardır. 2,00X1,80 m. kapı etrafı mermer sütunlarla çevrilidir. Üstü kemerlidir. Kapının üzerinde mermer üstüne hakkedilmiş 1311 de konulduğu anlaşılan şu kitape okunmaktadır.

1— Esbak Anadolu valisi şehid i Said karagöz paşa kableşehade harem-i ismetlerine vaki olan vesiyetleri üzerine,

2 — Hicreti Nebeviyenin dokuz yüz anbeş şaline müsadif olan tarihte işbu cami-i şerif ve medrese-i münif,

3 — Ve mektebi lâtif bina ve ihya edilmiş olduğu Rabbitn fale bilhayır eyliye âmin. Rahmete vesile «olmak üzere bu mahalle sebt ve tahrir kılınmıştır. Rahmetullahi aleyhim ecmaiin, sene 915.. 1311.

Caminin kuzey yönünde 15X15 m. karelik ağaçlı bir avlusu ve ortada çimentodan yapılma şadırvan vardır. Bu avlının bitişiğinde ve yol kenarında son zamanda belediye tarafından yaptırılmış 10 basamak çimento merdivenle inilen ve içinde 10 çeşmesi ve beş helası bulunan yeraltı tuveleti vardır. Bitişiğinde aynı tipte kadınlara mahsus kısmı vardır.

Caminin kuzey yönü üç kemer altında ve boydan boya cemakânlı-dır. Tam ortada bulunan kemerin altında iki mermer sütun arasında 1,80X2, 10 m. ahşap kapıdan girilince ayakkabı çıkarılacak yerin sağında 7,00X3, 90 m. boyutunda dış cemat mahfili ve keza solda yine 3, 90X4, 25 m. dış cemat yeri vardır, ve bunun hemen bitişiğinde bir küçük oda vardır. Kapıdan girilince bu mevkiin en sağında ve kubbeden itibaren geniş bir kemer bir kubbe keza bir kemer ve bir kubbe Tamamen taş yapı badanalıdır Bu mahfilden 1, 70X1 90 m. cemakânlı ve ahşap kapıdan girilince bir metre içerde asi cami kapısı vardır. Bu kapının her tarafı mermer sütunlarla çevrili olup 1, 20X200 m. ve doğ-ramadı. Kapının üstündeki kitabe şudur:

1 — Şuru'u besmele ile oldu bu cami-i âlânın,

2 — Muvaffak düşdü bir medrese ile civarında mekteb-i bâlânın,

3 — Sebeb düşdü bu hayrata hazret-i Karagöz Paşa,

4 — Ki dareynde ola makbul hem me'cur ide failine,

5 — Ne cami, cami-i Iâ'mi misal-i duhve-i kübra,

6 — Derunu kalb-i mü'min gibi olmuş ruz-i şeb berrak,

7 — Temevvüc eyledikçe bahr-ı tekbirat kaddü kaamet,

8 — Gelür güş-i dil-i ehli salaha vecd-i istiğrak,

9 — Eyledim inşat tarihi gönülden Muhlis'a

10 — Hissedar etmek ümidile sevabından İlâh. 915.

1,40 m kalınlığında bulunan ve dört duvar üzrine inşa edilen bu Cami 12,80 X 14,30 m karedir, mahfilleriyle beşyüz kişinin ibadetine müsaittir cami kapısından girilince sağda müezzinler mahfili vardır, tek mermer sütun ile duvarlara rabdedilmiş yukarı mahfile, minare kapısından çıkılır. Minare 84 basamaklı olup tek şerefelidir, külah kurşun kaplıdır. Aynı zamanda yapılmıştır. Caminin her yönünde beşer penceresi vardır. kubbe dört duvar içine gizli dört kemer ve dört köşe üzerine oturtulmuş gayet şahane ve heybetlidir, Mihrap mermer çerçeve içine alınmış oymalı ve istilaklidir, Mihrap üzerindeki levhada 1311 tarihi vardır.

Minber tamamen taştan yapılmış olup sanat yoktur caminin bir asır-danberi (Sakal-ı Şerifi) vardır. Doğu ve batı duvarlarında iki kitap dolabı vardır. Cami şu halile bakımlıdır. Bir imamı ve bir müezzini mevcuttur.

Karagöz Ahmet Paşanın Vakfiyesi:

Metni arapça olan bu Vakfiyenin aslı Vahit Paşa Kütüphanesi ndedir. özet olarak türkçesi şöyledir. (Mahruse-i Kütahya'da kâin, Ahi mustafa zaviyesi kurbünde Kapanhan daki aşağı yukarılı 27 hücre üzerine müştemil ortasında bina kılınmış mescit ve altında pınar ve havuzu ve ahır hela olduğu halde han-ı mezbureye bitişik, iki yanında 10 dükkânı havi iki tarafı yol, ve bir tarafı merhum Ahierbasan mezarına ve bir tarafı kiliseye bitişik, dahi han-ı mezburun önünde yukardaki dükkânların karşısında 14 dükkânların ki iki tarafı yol ve bir tarafı merhum Elvan bey vakıf hamama (metruk Eğdemir hamamı)ve bir tarafı Sultanbağı deresine bitişik, dahi han-ı mezkûrun yakınında yer ev ve bir sofa ve hücre ve ahır ve su kuyusu ve hela ve duvarlarla çevrili olan menzil ki bir tarafı nasrani Serkis mülkü bir tarafı vakıfı mezburunvakfı ve bir tarafı nasrani İskender mülküne bitişik.

Dahi, Kütahya tevabiinden Belkavak köyünde kâin 96 dükkânların hepsi ki bunların dört yanı Sarı Yusuf arazisine bitişik. Dahi, Kütahya tevabiinden Gediz kasabasında kâin 190 dükkân ki bir tarafı yol, iki tarafı Durmuş oğlu Yusuf mülküne ve arazi-i miriyeye bitişik. Dahi, Kütahya tevabiinden Tavşanlı nahiyesinede Kayı köyü camisi ki, bir bahçe ve bir büyük ahır ve ahşap iki anbar ve bir çatı altında iki değirmen ve arazi-i mezria kibir tarafı Leşkeri denilen mevki ve Devekaya denilen taş ve Toprakönü denilen mevzi ve Sarıalan denilen mevzi ve Tavşanlı suyu, Seydibüke ve yol ile çevrili. Dahi, Altıntaş nahiyesinde Sak deresi denilen derede bir yerde beş değirmenlik, hepisi Pınar denilen akarsu üzerinde olup bir tarafı merkum İbni Şeydi vakıf bahçesi ve zaviyesine bitişik- Dahi, Gireği nahiyesinde Pınarbaşı yakininde iki değirmen ki Horoz deresi suyu üzerinde olup İskender'e mensup arazi ve akarsuya bitişiktir, mukataası senede yirmi dirhemdir. Dahi, Tava köyünde su üzerinde bir ocak değirmen ki iki tarafı dağ ve iki tarafı da yol ile çevrilidir. Dahi, Şehreküstü mahallesinde üç oda ve bir ahır, bir avlı ve hela evin bir tarafı Kasım hoca bahçesi ve yol ve iki tarafı vakıfı mezburun vakfı ile çevrili. Dahi yine aynı mahallede üç bab oda ve bir bahçe ki, bir tarafı yol ve Halil mülkü ve Cennet Hatun mülkü ve vakıfın vakfı ile çevrili.) Şartlar şöyle sıralanmakta.

(İşbu vakıfların üzerine emin bir mütevelli, ulumu akliye ve nakliyeyi bütn bir müderris, bir bevvap - kapıcı - muktedir bir imam ve bir hatip, iki müezzin, bir kayyum, bir kâtip, iki tahsildar, onbeş nefer hafız - her gün okutulacak kur'an için - , camide öğleden sonra teşbih, tahmid ve tekbir için sulehadan on kişi, bir nazır, Kapan mescidi için bir imam ve müezzin, Hayrebolu'da bulunan mektep için bir muallim, bir kalfa. Kütahya'da bina kılınacak imaret için iki Şeyh, imaretin harcını temin edecek bir nakip ve bir aşçı.

Vakıfların işlerine bakacak mütevelli hayatta oldukça kendisi sonra reşit çocukları - nesil kesilirse azatlı kölesi ve kölenin çocukları ve i-lah mütevelli olacaklardır,

Mütevelliye her gün gümüş yirmi dirhem, Müderrise her gün yirmi dirhem, talebeye her güa yirmi dirhem, bsvvaba bir dirhem, hatibe on dirhem, İmama on dirhem, müezzinlere her gün dört dirhem, vakti sa-lacıya bir dirhem, kayyuma bir dirhem, beş hafıza her gün ikişer dirhem, on nefer hafıza birer dirhem, teşbih ve tehlil edenlere yarımşar dirhem, Kütahyadaki mektep muallimine her gün dört dirhem, okuyan çocuklara ve Kütahyada olan yetimlere her gün bir dirhem, camiye kandil ve hasır için her gün iki dirhem, handaki mescidin im***** her gün üç dirhem, müezzine iki dirhem, hasır ve kandile bir dirhem, Erbaa kasabasındaki muallime her gün dört dirhem, Hayreboiudaki muallime dört dirhem, kalfasına iki dirhem, kış günlerinde hasır ve odun için her gün iki dirhem, iki tahsildar için beşer dirhem, kâtibe beş dirhem, nazırlara her gün altı dirhem yevmiye verilir.

Evkafın tamiri için her gün yirmibeş dirhem saklanacak, tamir büyük olursa ve biriken para yetmezse o zaman hasılatın tamamından harcanılır. İmaret mutfağında pişen et için yirmi dirhem, ekmek için otuz dirhem, pirinç için yedi dirhem, odun için dört dirhem, diğer levazım için dört dirhem. Yapılan zaruri masraflardan kalan para imaretteki taam için sarfoluna. Şayet imaret ve medrese yıkılırsa bunlar için ayrılmış olan paralar zamanın idare âmirinin tensibile fukaraya verile.

Bu vakıflara Yusuf Bin Abdullah mütevelli nasbedildi. Vakfiye e-sasatı Recep 915 de hazırlandı. 917 zilkadesinin ortasında tahrir edildi.

Vakfiyeyi Kütahya hakimi Şemsettin Ahmet Çelebi Bin Şeyh Mehmet tescil eyledi. Müderrisinden Muhittin Mehmet Bin Abdülkadir ve Mesih Bin Abdullah Al - Cündi şahit olarak bulundular.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:45 PM
Şengül Camii

Börekçiler mahallesinde, Şengül hamamı civarında bulunan bu caminin kitabesi yoktur. Mahkeme kayıklarına göre camiin (Molla Ce lal) isminde bir zat tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Molla Celal bu camiin iç avlı lısında bulunan nazirede gömülüdür. Mezarının başucunda bulunan kitabe çok girift, Selçuk sülüsüe yazılmıştır. Okunamamıştır, ancak cak ayakucunda bulunan taşta, Molla Celal'ın (H. 935 - 1028 : 29 ) da öldüğü anlaşılmaktadır. Şu halde bu tarihin delaletiyle caminin H. 900 - M. 1519 : 935 1528) sereleri arasında, Kanuni Sultan Süleyman (1520 - 1565) devrinde Kütahya eyalet Valilerinden Kasını Paşa (H. 927 - 930) veya Behranı Pası (930 -935) zamanında yapıldığı tahmin edilmekledir.

(Börekçiler mahallesi nde Celal Mescidi ve Osman Paşazade Ahmet Paşa Muallimhane sinde sıbyan mektebi muallimi el-seyit Muslıhittin efendi öldüğünden, Mehmet halifenin tayini vs. Rebiulevvel 1177/1764 bak mahkeme kayıtları defter 3)

Bu kayıttan Şengül'ün ilk yapılışı mescit olduğu ve bir de sıbyan mektebi bulunduğunu öğreniyoruz. Csman Paşazade Ahmet Paşanın (1865 - 1866) bu civarda dere boyunda bir sarayı oiduğunu ve bu sarayda hemşehrimiz Evliya Çelebi nin misafir kaldığı bilinmektedir.

(Börekçiler mahallesi'nde Molla Celal tarafından bina ve ihya edilen camii şerif ve mektep ve çeşmenin mahalle halkı tarafından tamir edileceği ve lüzumlu malzeme listesi vs. 3 cemadül evvel 1259 Bak defter 23) Bu kayıtta Molla Celal'ın cami ile birlikte mektep ve çeşmeyi de yaptırdığı anlaşılmaktadır.

Börekçiler mahallesinde vaki Celal mecsidi, yıkılmaya yüz tuttuğundan hayır sahiplerinden müftü, müderris ve Şsyh Abdullah efendi, mescidi tamir ve yeniden bir minber yaptırdığı vs. 27 Şevval 1287 (Bak defter 45)

Bu Abdullah efendi 1274 de Kütahya müftüsü olan Abdülbdki oğlu Abdullah Hak1-' endidir. (Defter 3)

Yakın tarihde bu camiin tekrar tamir gördüğünü çeşmesinin yeniden yaptırıldı. ı e haziresinin tanzim edilerek imam odası ilâve edildiğini caminin boyandığını bilenler çoktur.

Bugünkü durumu:

Caminin güneyinde bulunan iki kanatlı ahşap kapıdan cami avlısına girilir. Kapının üstü pencerelidir. Avhnın sağında cami naziresine bir kapı açılır. Burada üc mezar görülmektedir Bunlardan birisi camiyi yaptıran Molla Celal'e aittir.

Bitişikte imam odası vardır. Bu avlıda küçük chş cemaat yeri bulunmaktadır. Güneye bir penceresi vardır. Avhnın tavanı ahşap ve sıvalıdır. Cami kesme taşlarla yapılmış olup n.untazamdır.

Etrafı mermer sütunlarla çevrili (1,16x1,70) boyutlu, iki kanadlı ahşap kapıdan camiye girilir. (7,66x7,73) M2 olan cam ir in doğusunda bulunan kapı üzerinde bir, dış cemaat yeri e açılan bir, güneyinde iki, alt kısımda bir, mihrabın üstünde olmak üzere üç, kuzeyinde bir penceresi vardır. Kubbe, dört köşede duvarlara istinat ettirilmiş yarım kemerler üzerine oturtulmuştur. Dış görünüşü 12 gen kasnak üzerindedir, kiremit örtülüdür. Mihrap alçı, minber doğramadır. Camiin kuzey duvarında 7 basamakla çıkılan kafesli kadınlar mahfili vardı:, bunu i oUı müezzinler yeridir. Minarenin kapısı caminin içinde ve gi iş kapısının yanındadır. 74 basamaklı olan ve kesme taşlardan yapıla,ı minarenin şerefesi de taş ile çevrili olup, külah kurşun kaplıdır. Temelin gövde ile birleştiği kısım karpuz biçiminde olup halk arasında (Karpuz minare) denmektedir. Halen bir imam ve bir müezzini yardir. Cami bakımlı ve sevimlidir.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:45 PM
Lala Hüseyin Paşa Camii

Lala Hüseyin Paşa mahallesinde olan bu cami, İkinci Selim'in lalası Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bilindiği gibi Selim ikinci şehzadeliği zamanında (155S -1566) Kütahya'da Vali olarak bulunduğu zaman Hüseyin Paşa yanında idi. Daha sonra 1566 da İkinci Selim Padişah olunca, Lalası Hüseyin Paşa, Anadolu Eyalet Valisi olarak Kütahya'da kalmıştır, (1566 - 1568) İşte Paşa,bu süre içinde camiyi ve aynı ismi taşıyan hamamı yaptırmıştır. Fakat her iki eserin de kitabesi bulunamamıştır. Halk arasında bu cami ve hamamın Mimar Sinan yapılarından olduğu söylenmekte ise de Sinan eserleri arasında yeralmadığı ve bugüne kadar tarihi bir kayda tesadüf edilemediği cihetle, ancak plânının Mimar Sinan tarafından hazırlanmış olması kanısındayız. (Mimar Sinan : 1499 - 1598)

Fakat, kesin olarak bu camı ve nemamın Lala Hüseyin Paşa tarafından 1566 da'başlayıp 1568 de tamamlandığı bilinmektedir.

(Lala Hüseyin paşa cimri imiş, bir sigara bile ikram etmekten kaçınırmış, halk arasında (tütünsüz paşa)"olarak ün almıştır. Söylendiğine göre Camiye sırtında kesme taş taşıyan bir işçinin iskele yanına geldiği zaman, taşı yere bırakarak geri döndüğü ve bu hareketi tekrarladığını gören paşa, işçiden bu hareketin manasını sormuş, işçi de yıkanacak hamam bulamadığını söylemiş Bunun üzerine paşa cami inşaatını durdurarak, hamamı yaptırmaya başlamış ve hamam^bittikteh sonra cami yapımına devam edilmiştir.)

Üstad İsmail Hakkı Uzunçarşılıoğlu'nun (Kütahya Şehrinde) haber verdiği vakfiyeyi göremedik.

1257-1841 de Lala Hüseyin Paşa Mahallesi'nden Halil kızı Hatice isminde hayırsever bir hatun, iki berber dükkânı ile bir bakkal dükkânını bu camiye vakfetmiştir. 1286-1869 da ayni mahalleden Hacı şeyhza-de Salih oğlu hacı Süleyman ağa da yine bu camiye bir ev ile üç dükkan vakfetmiştir 1288-1871 de Hacı Süleyman'nın karısı Şerife hatun bir kahvehane ile bir yağcı dükkanı Vakfetmiştir, (bak mahkeme kayıtları, defter 22,44,45)

Halen caminin kapısı üzerinde gördüğümüz kitabeden bu caminin 1310 - rumi yılında 1894 m. mutasarrıf Fuat paşa zamanında hayırsever halk tarafından esasli bir şekilde tamir ettirilmiştir. Kitabe şudur.

(İbadethaneye hizmet eden ashab ı hayratı,
İder dergâhı izzetinde Hüda-yı Lemyezel ihsan.

Liveçhillah muzaffer oldula»- ihyasına derhal
Sudurunda ziya versin bu nur u pertev iyman.

Bu lala hüseyin paşa bina ettiği camii,
İdüp tamir ahalisi biavni Hazreti Yezdan.

Ferah bahşeyledi cami, eda oldukça farzullah,
Musalliler eda etsün salat-i hamse her an.

Kılarsa lütfünü müberra, vallah i Zülcelal-i Ekber.
İder mi ani hiç ebter bu fili Hazreti Mennan.

Müezzinler okur ihlas, imam Allahu Ekber der,
Cemaat iktida eyler, Melekler de olur hayran,

Gel ey.Rüşdî; dehan aç tekellüm eyle tarihi,
Kusur, pür küsur ki olur belki sebebi gufran.

Gelüp sal 1310 hitam buldu bu tamirat,
Bilhamdillah muvaffak eyledi hatmin Ulu Suphan.

Şimdiki Durumu:

Lala hüseyin paşa mahallesinde selatin camileri'mizdendir. Camı avlısının kuzey ve doğusu düzgün duvarla ve demir parmaklıkla çevrili olup iki kanadlı parmaklıklı kapıdan girilir. Tam ortada 6 direk üzerine yapılmış üstü kiremit örtülü sekizgen biçimde mermer bir şadırvan vardır. Suyu boldur, bu suyun Ulupınar'dan geldiği söylenir. Şadırvan üstü demir kapaklı kafeslidir.

Dört mermer sütun üzerine beş kemerli ve baştanbaşa camekânlı olan cami kuzey yönünün ortasında (1,5X2.) m boyutunda iki kanadlı kapıdan dış cemaat yerine girilir. Ayakkabı çıkarılacak mahallin sağında bulunan Kısım iki kemer, iki kubbelidir, son mahfilde aynidir.

Caminin esas kapısı, mermer sütunlar arasında olup üstünde yukarda yazılan tamir kitabesi vardır. (2,6X5,2) m kare ve âdi ahşap parmaklıdır. Sağ mahfilde minare kapısı vardır, 26,27 santim kalınlığında 004) basamaklı olan bu minare tek şerefeli ve külahı kurşun kaplıdır. Bu mahfilden ahşap 10 basamakla yukarı mahfile çıkılır. (2,6X4,8) m kare olan bu mahfil kadınlara mahsus olup keza âdi parmaklıklıdır. Yukarı mahfilin bir köşesi mermer sütun üzerinde, diğer köşeleri duvardadır.

Camiin doğu duvarında tabana yakın iki büyük pencere, yukarda kemer altında bir büyük, iki yuvarlak pencere, güneyde iki büyük, yukarda kemer altında bir büyük, iki yuvarlak, batıda aynen iki büyük, üç küçük, kuzeyde tabana yakın iki penceresi varda.

Caminin kubbesi dört kemer üzerine oturtulmuş olup çok zariftir, camide bulunan bütün yazılar hattat Tekirdağlı Halil efendinin eseridir.

(12,15X12,30) m kare olan caminin mihrabı mermerdir, minber ve merdivenleri de mermer den işlenmiş olup sevimlidir. Caminin dört duvarı 1,60 m kahnîığındadır. Kesme taş ve harç karışımı yapıdır. Kubbe kurşun kaplıdır. Bütün pencereler mermer sütunlarla çevrili olup kemer lidir. Sakl-ı Şerif vardır,

Caminin doğusunda bir sıbyan mektebi vardı. Bu mektebin yerini şimdi burada gömülü bulunan Talip paşa bağışlamıştı.

Halen caminin bir imamı ve bir müezzini vardır, cami bakımlı ve sevimlidir.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:45 PM
Hatuniye Camii

Bu cami Hatuniye Mahallesi'ndedir, Hangi tarihte yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir, Cami giriş kapısı üzerinde bulunan kitabenin incelenmesinden, minarenin (Rabia hatun) tarafından yaptırıldığı caminin de yine bu hayır sever hatun tarafından tamir ettirildiği anlaşılmaktadır.

Rabia hatun, Balıklı tekkesi postnişini son derece erdem ve bilgin olduğu bilinen (şeyh Muslihiddin) efendinin kız kardeşidir. Bu hayırsever hatunun zengin ve son derece cömert ve hayır, hasenet sahibi olduğu söylenir Nitekim Cemalettin mahallesi Kobak caddesi'nde bulunan Rabia hatun mescidi'ni de bu hatunun yaptırdığı söylenmektedir. Rabia hatun'un, merkez (Aydoğdu) köyünde gömülü (Ali Doğdu) ismindeki bir Uluya kalben bağlı olduğu rivayet edilir.

Kitabe:

(Kapı üstünde, acemi bir hakkâk§elindenf çıkmış aşınmış iyi "okunmıyan bir"yazı)|

1 — Çün temam etti Rabia hatun,

2— Hak ata ide Ravza-i Rıdvan,

3 — Oldu cami, çü gülşen-i ziba,

4 — Takim olsa minare ser-vü revan

5 —Südd Cami , (okunamadı)

6 — Kadde oldu minare yüce ,

7 — Olmaği çün minareye tarih:

8 — (Didirn ana makam meddi ezan.,,.) 1061...1651

Bu kitabenin sonunda kesin 'olarak o k u n a m i y a n 981 hicri tarihi görülmektedir. Halbuki yukarıdaki kitabenin (ebced hesabından) 1061 hicri yılı bulunmuştur. Bu hâle göre bu camiin 16. yüzyıl başlarında yapıldığı ve XVII. yüzyıl yarısında bu hatun tarafından tamiren inşa'ettirildiği anlaşılmakladır.

Kütahya'lı Evliya Çelebi de Kütahya ziyaretinde bu caminin kitabesinin ilk ve son iki kıtasna alarak (1061) hicri tarihini bulmuştur. Caminin dış cemaat yeri, iki mermer sütun üzerine üç kavis ve üç kubbelidir. Kubbeler 'kiremit örtülüdür. Sağda minare kapısı vardır. Minare (65) basamaklı olup tek şerefelidir- Minare kapısının solunda türbenin giriş kapısı vardır. Türbede iki merkad olup tahta sandıkalıdır. Dört köşe üzerine oturtulmuş tek kubbelidir. Rabia hatun ile, Rivayete göre kızının gömülü bulunduğu bu türbe cami ile ayni tarihte yapıldığı anlaşılmaktadır.

Daha önce bir harebe halinde olan bu güzelim ve tarihî caminin avlısı düzgün bir duvarla çevrilmiş, bir şadırvan yapılmış ve ağaçlandırılmıştır.

Caminin birbirine yakın iç içe iki giriş kapısı vardır. İçeri girildiği zaman sağda ve solda müezzinler makamı ile 15-20 kişilik son cemaat yeri ve bunun üstünde 9 basamak tahta merdivenle çıkılan kadınlar mahfili vardır. Takriben 20 kişiliktir.

Cami: 6X6 m. karelik olup 50-60 kişinin ibadet etmesine yetecek kadardır. Doğu duvarında dört, güneyinde 2, batısında türbeye bakan 1, kuzeyinde 2 olmak üzere 9 penceresi olup, bu pencereler çift çerçeveli ve kapaklıdır. Kare prizmanın köşelerinde bulunan dört yarım kavis üzerine oturtulmuş tek kubbelidir. Kubbe dıştan kremit örtülüdür. Cami, temiz ve bakımlıdır. Halen bir imam ve bir müezzini vardır. Son tamirde kubbenin kremitleri alınarak belorla sıvanmış olup, daha sonra kurşun kaplanacaktır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:45 PM
Rabia Hatun / Alaeddin Mescidi

Cemalettin Mahallesinde Kobak dibi mevkiindedir. Bu mescit, 1061-1651 senesinde Hatuniye camiini tamir ettiren ve halen orada gömülü bulunan Rabia hatun tarafından yaptırılmıştır. Zamanla bakımsızlık yüzünden harap olan mescidi, aynı mahallede bulunan Alaaddin efendinin himmetile tahminen 1900 milat senesinde yeniden tamir ettirilmiştir, Onun için bir adı da (Alaaddin Mescidi ) dir. ( Alaaddin efendi Kütahya belediye reislerinden Edhem Yücel'in Dedesidir. Son zamanlara kadar bu mescidin mütevellisi ve hatipliği bu aile üzerinde idi. )

Şimdiki Durumu:

Mescidin doğu yönünde bulunan ahşap kapıdan girilir. Buradan on-bir basamak merdivenle yukarı kısma çıkılır. Mescidin kuzeyinde bulunan çift kanadlı ahşap kap;dan girilince s' ğ ve solda müezzinler mahfili vardır, Mescidin doğusunda kavisli üç, güneyinde bir batısında ve yukarda bir penceresi vardır. Mihrabı duvar içinde olup minberi ahşaptır. Mescidin dört duvarı takriben bir metreden yüksekçe seki halinde çevrelenmektedir. Tapan ve tavanı ahşaptır. Tavan zariftir dışarda ocaklı ve iki pencereli bir imam odası iki pencereli bir sofası vardır. Bu kısmın altında çamaşırlık ve dışarı akan bir çeşmesi vardır. Mescidin bir imamı ve müezzini vardır. Bakımlı ve şendir.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:45 PM
Süleyman Paşa Mescidi

Servi mahallesi'nde bir numaralı sokakta ahşap bir mescit olup ramazanlarda açılmaktadır. Aslen Servi mahallesi'nden olan 1148 H. tarihinde Teke ve Hamit sancakları mutasarrıf'ı bulunan Hacı Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mescitle birlikte yaptırılan çeşme zamanla bozulduğundan aynı mahalleden- Mirahur Ahmet Ağa tarafından tamir ettirilmiştir.

1 — (Servi mahallesinde bulunan merhum Hacı Süleyman Paşa Camii, 12 R evvel 1175) (bak defter 3)

2 — (Teke ve Hamit Sancakları mutasarrıfı Hacı Süleyman Paşa Servi mahallesinde bina ettirdiği mescide kendi bahçesini vakfettiği. 1148)

3 — (Servi mahallesi'nden olup bundan önce ölen Molla oğlu Sun'ullah Bin Ali'nin veraseti, karısı Ümmükülsüm bin ti Hacı Ahmet ile vs. 2 safer 1270; (bak defter 31)

4 — (Servi mahallesindeki çeşme ve çamaşırlık için ayni mahalleden yağcı Mehmet Bin Abdülkadir karısı Azime hatunun evini vakfettiği h. 25 safer 1274) (bak defter 37)

5 — (Servi mahallesinden Ümmügülsüm'ün kendi yaptırdığı sıbyan mektebi ile bunun üstündeki mescide ve karşıdaki çamaşırhaneye kendi evini vakfettiği ve muallim Esatzade Mehmet efendiyi mütevelli tayin ettiği h 13 safer 1287) (Bak defter 44)

6 — (Mescidin kuzey duvarında iki çeşme kitabesinden biri,

-Sahib-ül hayrat tarihi Mustafa efendi,

Eyledi bu çeşmeyi taamir Allah içün,

Mirehur Ahmet ağa, hasbeten lillah içün sene 1197-

Selâmünaleyküm tıbtüm Fed'huluha Halidin.
Kütahya'lı Ümroügülsüm hatunun hayratıdır. Sene -Muharrem 1282.-

Bu kayıtların incelenmesinden bu mescidin altına bir sıbyan mektebi ve bir çeşme ve mescidin karşısında bir çamaşırlık yaptıran Sun'ullah efendi karısı Ümmügülsüm hatun Mirahur Ahmet ağa'nın kızıdır.

Mescit bakımsızdır. Geveze Süleyman ağa sağlığında bu mescidi koruduğundan halk arasında Geveze Süleyman mescidi denilmektedir. Çeşmenin suyu kurumuştur. Çamaşırlık kullanılmaktadır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:46 PM
Alo (Ali) Paşa Camii (Camisi) ve Kitabeleri 1212 -1797

Şehreküstü mahallesinde bulunan bu cami ile minareyi ve oniki hücreli bir medrese ile bir sıbyan mektebini, sebillerle, şadırvanını Kütahya'da Anadolu Eyalet Valisi olarak bulunan kürt Ali Paşa yaptırmıştır. -1212-

Medrese ve sıbyan mektebi ile sebiller ve şadırvan yangında harap olduğundan kalıntılarından sadece bir iki hücre kalmıştır. Fakat cami ve minare 1212 hicri yılında ilk yapıldığı gibi tarihi ve mimari durumu aynen muhafaza edilmek şartüe 1797 milât yılında yeniden yaptırılmıştır. (Ali Paşa hakkında, Kütahya'ya hizmet edenler faslında daha geniş bilgi vardır.)

Caminin şimdiki durumuna geçmeden önce, kıymetli hocamız ordinaryüs Prof. Sayın İsmail Hakkı Uzunçarşılıoğlu'nun (Kütahya Şehri) adlı eserinden aynen aldığım kitabelerle, vakfiyeyi ve benim gördüğüm kitabeyi aynen veriyorum.

Cami imamının saklamakta olduğu yegâne kitabe: Oymalı tahta üzerine yapıştırılmış (40X50 cm ) bir kâğıt üzerine yazılmıştır. Çok yeri silinmiş olan hu kitabe karş:iıklı satırlar halindedir.

(Allah için etmiş ise bina dünyada her kim mescidi,
Cennet içinde Mustafa bir haşne yapılur dedi.

Celil ümmetleri mesrur eder, ihsanına mecbur eder,
Ashabını mesrur eder, hayrat-ı raana armağanı.

Asafların alisidir, camilerin banisidir,
Anadolu valisidir, Devleti olsun sermedi.

Akranına faik, akvaline sadık olup,
Vasfına seza lâyık olup herkese mebzul hürmeti.

Sahib-i kutup, sahib-i inan, sahib-i şecaat-i kahraman,
Dillerde olmuş destan, zahir-ü bahir kılar ilâh.

Tahsil edüptür büngâh-ıçarka sultan-ı şedd-i benam
Gazi vezire ey hümam-ı hempa olan Haydar-u ebna.

Yaptı sarayın kurbüne bu camii ziynet vere,
Etrafın etti medrese-i asaf nazar hem bir mektebi

Hoş hutba okur, hatibi eyler telezzüz saamii,
Camiye verdi ziyneti ziyba olup ve minberi.

Çeşme ve şadırvan, sebil ab-ı hayat hem selsebil,
Cari ede Rabb-ı Celil daim o çeşme-i ab-ı.

Medrese, hem cami güzel arz-ı mukaddes filezel
Kâbeye camiler bedel verdi, Hûda bu izzi.

Mebdesine ey Raşit tarih budur eyle dua,
Seyyit Ali Paşa bina etti bu âli mabedi... 1211 )

Halen kaybolan ikinci kitabe şudur:

(Cenab-ı hazret-i seyid Ali paşa'y-ı ekrem kim,
Huda Dergâh-ı lütfün cümle nase mel'ce etti.

O düstur-u Keremküster ki fart-ı cuud-u bahsinden,
Seha şermeyledi, ihsan-ı lâl oldu. haya etti.

Keremde sünnet-i Peygamberi, ihya ve icraya,
Hemen ceddi, Aliyyül Murtaza'ya iktida etti.

Cenab ı Murtaza'dan Hak mevrusu, şecaatle,
Keremde Hak badur kim, hakk-ı ecdada vefa etti.

Kemal-i kuvvet-i bahtile, az vakit içre devlette,
Veziran-ı cihanın cümlesine itilâ etti.

Anadolu'ya vali oldu çün iclal-i Devletle,
Kütahya sarayı hakipayin tutya etti.

Sarayın pişgâh-ı bab-ı âlisi fezasında,
Bu camile tetümmatın binaya ibtida etti

İcabet re'si ikbal üzere el kaldırdı âamine,
Sait bendekim tarih içinbed'i dua etti.

Bu abdi ahkar-i naçizi lütfü saik i takdir.
Müşerref eyledi çün hizmetinde hakipa etti.

Said'a söyledim ilham-ı gaybi birle tarihin,
Bu âli mabedi Seyyit Ali paşa bina etti ..1211.

Hocamız Kütahya şehrinde bir tarihten daha bahsetmektedir.

Dil düştü ziyba mabede Tarih içün bu bendeye
Yaptı sarayı kurbüne Cami ali paşa bina. 1220-ebcet hesabile Caminin inşasından sekiz dokuz sene sonra yazılmış olan bu tarih ya Küçük bir tamir veya bir meraklı tarafından yazılmış olsa gerek bu tarihte Anadolu valisi Yusuf Paşadır.

Elde edilen bu kitabelerin kaydından sonra, külliyenin tam***** ışık tutması bakımından ( Alo Paşa ) vakfiyesini de Kütahya şehrinden aynen alıyorum: ( bak. Kütahya şehri sayfa: 126. )

İşbu kitabı hayrı ittisafın tahriri inşa ve imlâsına bâis ve badi oldurki, hâlâ bilfiil Anadalu valisi hazreti veziri hatır.

Devletlu, inayetlu, atufetlu, esseyit Ali paşa ibnilmerhum-ül mağfur esseyit Süleyman ağa ibnülmerhum esseyit Ali Yesrullah yürid mayeşa hazretieri^Medine-i Kütahya'da sarayı alilerinde zatı alilerine mahsus odda şer'i şerifi Ahmedî ve mahfel i dini rnünifi Muhammedi'de vakfı müşarini'eyh hazretleri emri tesçil-i itmam için mütevelli nasp ve tayin olunan mühürdariık hizmetile şeref iktisap eden kıdvetümacid Mehmet Sahh efendi mahzarında ikrarı sahihi şer'ı ve itirafı sarihi meri buyurup Liveçhullah-ı Taaiâjmedirıei meı kümede Şehreküstü mahallesinde vaki ba hücceti şer'ıyeti yedimde milk ve hakkım olan arsa-i haliye üzerine yine hasbeten lilîahi;taaiâ işbu sâl i meyamen âsâda müceddeden binasına muvaffak ve,nase^derunua da edayı selavatı hamse ve cuma ve ideyn ile izin verdiğim camii şerif ittisalinde bina eylediğim oniki bap kiremit puşideü hücerat ve medrese ve yine medinei mezburede Arasta çarşısı demekle elsinei nastajinaruf ;-nam mahallede müceddeden inşa eylediğim sekiz bap kiremit jpiCşideli hücerat ve medrese ki cem'an yirmi bap medrese ve^yine medinei mezbure çarşısında Kuyumcularbaşı demekle meşhur nam^mahalde vaki Germiyanzade esseyit elhaç Mastafa ağadan işbu bir kıta hücceti şer'iyye natık olduğu üzre iştira eylediğim milk harap han arsasile bir bap kazancı ve bir bap kıhnçcı dükkânları binaları hedm ve arsai müzküreden bir miktar mürur için tarik küşadile müsakillen çarşı olma.k üzre mücedden bina eylediğim birbirine muttasıl oniki adet kuyumcu dükkânı ve bir kahvehane 15 recep 1212.

İşbu kitabelerin tedkikinden ve vakfiyenin incelenmesinden bu külliyenin Ali Paşa tarafından (H. 1211 - M. 1796) yılında yaptırılmaya başlandığı ve (H. 1212 - M, 1797) de bitirildiği anlaşılmaktadır. Vakfiyede adı geçen Arasta çarşısındaki sekiz bap ve kremit örtülü medrese, halen kremitçinin Hüseyin ağanın han'ının olduğu yerde idi. Bu medreseye müderrisin ismine izafeten Şerif Mehmet efendi medresesi denilmiştir.

Not: Alo Paşanın mütevelli nasbettiği zat, Şehreküstü mahallesinden Gençali oğlu hacı Salih ağa bin hacı süleyman olması muhtemeldir. Bu hayırsever kimse 1274 de Gençali aralığındaki Gençali çeşmesile çamaşırlığını yaptırmış ve bir dükkân vakfetmiştir. (Bak mahkemei seriye sicilli) Caminin şimdiki durumu:

Cami, doğusunda mesken ve diğer üç yönünde parmaklıklı duvarla çevrilmiş avlı içindedir. Kuzey ve batı yönlerinde iki kapısı vardır. Caminin cadde tarafında bulunan kuzey ciheti parmaklıklı bir metre yüksekliğinde duvarla çevrili ( 5X18 m ) avlidan orta kapıya iki basamak merdivenle çıkılır, dış kapının üç tarafı pencerelerle çevrili olup iki ka-nadlı ve camekânlı (2,20x 1,5 m ) ahşap kapıdan ayakkabı çıkarılacak mahalle girilir. Buranın üstü küçük bir kubbe ile kapalıdır. Etrafı mermer sütunlarla çevrili ve iki kanadlı demir kapıdan (2,60 x 1.5 m ) camiye girilir. Bu kapının üstünde çini ile yazılmış Maşaallah levhası vardır, kitabesi görülemedi. (15,20xl8m) kare olan caminin tavanı ahşap ve doğrama olup bu tavan mermer kaideler üzerine oturtulmuş on adet ahşap direk üzerindedir, direklerin ikisi güney duvarının içindedir. Caminin doğusunda 6, güneyinde 6, batısında 5 ve kuzeyinde 4 penceresi vardır. Güney duvarının pencereler arası ve mihrap çini kaplamalıdır. Minber ahşap olup 68 parçadan yapılmış doğrama sanatının kıymttli örneklerindendir. Kapıdan girilince sağ ve solda son cemaat yeri parmaklıklarla ayrılmıştır. Bu mahfilin sağında 12 basamak ahşap merdivenle kadınlar mahfiline çıkılır bu kısım (3,90x1,50 m) dir minare kapısı buradadır. Minare 84 basamak olup tuğladan yapılmıştır tek şerefeli ve külahı kurşun kaplıdır.

Caminin doğu güney ve batı tarafları bir basa.nak merdivenle orta kısımdan ayrılmıştır. Cami normal olarak 400 kişiliktir. Caminin batısı parmaklıklı davarla çevrili olup bu taraftan girmek için avlı kapısından girilir, sağda 1956 yılında yaptırılmış ahşap ve kiremit örtülü tuvaleti vardır. Burada beş çeşme ve altı hela mevcuttur .Camiye doğru gidilen kısmın solunda Alo Paşa tarafından bu cami ile birlikte yaptırılan medreseden kalma üç harap hücre vardır. Medrese yangında harap olmuş yeri avh haline getirilmiştir. Ve sonradan cadde tarafına dükkânlar yapılmıştır. Caminin yan kapısı ( 2 X 1, 5 m ) cemekânlı ve ahşaptır, bu cephe tamamen pencerelidir. Girilince solunda vaktile müderrislerin ve sonraları sıbyan mektebi hocalarının oturduğu ve halen imam ve müezzinlerin kullandığı iki oda vardır- Bu holün sağında ve caminin batı duvarına bitişik sonradan ilâve edilmiş (20x4-60 m) karelik bir mescit vardır. (2-5x 1»35 m) çift kanadlı ahşap kapıdan mescide girilir. Güneyinde iki, batısında dört, doğusunda camiye bakan dört ve kapının iki tarafında iki penceresi vardır. Tavan ahşap ve düzdür. Mescit daima a-çık kalmaktadır. Bu taraftaki cami kapış: mermer ve dört köşe sütunlarla çerçevelenmiş iki kanadlı (2,48x1,35 m) demir kapıdır. Kapının üstünde çini levhalar ve ortada çini üzerine Besmele yazılıdır. Kitabe yeri boştur kapının solunda camiye bakan bir pencere vardır.

Yukarda gördüğümüz veçhile 1797 de yeniden yaptırılmış olan bu külliye bir yangın sonunda tamamen harap olduğundan cami bitişiğinde bulunan tekkenin şeyhi ve caminin mütevellisi hacı Ömer efendinin himmetiyle ve halkın yardımile temeller aynen kalmak ve eski biçimine sadık kalınmak şartile 1897 yılında yeniden ve şimdi gördüğümüz şekilde yaptırılmıştır. Bu külliyenin inşasından bir sene sonra Alo paşa öldürüldüğünden ve çocuksuz olduğundan külliye mütevelliğine yeğeni Sinan bey getirilmiştir.

Cami bakımlı ve sevimlidir halen bir imamı ve bir müezzini vardır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:46 PM
Ahiarslan Sultanbağı Çatalçeşme Mescidi

Sultan bağı mahallesi'nde evlerin bittiği kesimde derenin yanında Ahi arslan türbesinin yakınlarında bulunan bu mescid'e türbeye izafeten Ahiarslan mescidi ve halk arasında (Sultanbağı Çatalçeşme) mescidi denmektedir.

Tamamen ahşap bir yapı olan bu mescidin hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Mescid altında iki çeşmeli bir çamaşırlık ve bitişiğinde bol sulu bir çeşme ve bu çeşmenin bir kitabesi vardır. Kitabe şudur:

(Bu çeşme-i raana yön gösterüp devran edüp ikbal
Zeynelabidin ki tamir ve ihya etti a'lel âl.

Felek duur ideni görmüş değil. okunamadı)
Hüdanın kudreti ab-ı hayat iç eyleme ihmâl.

Bina evveli ziyrü zeyn-ü âsâ idi cânâ,
Kıyamen bir zaman Beyt-i Hûda'ya etti istikbal.

Teberrük kasdile Rüşdî dedi tamire tam tarih,
Bu çeşme-i bir su şürp revan Allah-u A'lem hal

Sene 1218

Bu kitabeden binanın ve çeşmenin vaktile şen olduğunu ve sonra hicri 1218 de (Zeynel abidin isminde hayırsever bir zat tarafından tamir ettirildiğini öğreniyoruz. Bu zat Ağaç köylü olup Kütahyada önemli mevkilerde bulunmuştur (Bak def 20)

(Sultanbağı mahallesi'nde Mehmet ağa mescidi şerifi imameti hk bak def 47)

(Sultanbağı mahallesinde Mehmet ağanın bina eylediği mescit selden harap olduğundan hacı Süleyman ağa zade ismail efendi tarafından yeniden tamir ettirilmiştir. 1246 (bak def 18)

Bu kayıtlardan mescidin Germiyan zade Mehmet ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Bu Mehmet ağa 1218 - 1219 tarihlerinde Kütahya mütesellimidir bak def-16 Yukarda adı geçen Zeynelabidin bu tarihte ve Mehmet ağa zamanında subaşı idi.

Daha sonra selden harap olan mescidi Kütahya Hacı ibrahim mahallesi'nden olup kazancılar başında medresesi bulunan Şerif Mehmet oğlu Hacı Süleyman ağanın oğlu İsmail efendi tarafından tamir ettirilmiştir: (bak def 14-20)

(Sultanbağı mahallesinde vaki Arslan bey mescidi şerifine mahalle halkı tarafından minber yaptırıldığı ve hatip tayin edildiği hk. 1299 bak def 49)

Şimdiki durumu:

962 - 963 de mahalle halkı tarafından yeniden tamir ettirilen mescit kullanılır hale gelmiştir. Çeşme Kuzeyden kaldırılarak çamaşırlık tarafına götürülmüştür.

Kuzeyden iki taraflı taşyedişer basamakla mescidin giriş kapısına çıkılır. Çift kanadlı ahşap kapıdan girilir. Sağda parmaklıkla çevrilmiş son cemaat yeri vardır. Solda dokuz basamakla üst mahfile çıkılır/ Buranın kuzeyde bir penceresi vardır. Mescidin güneyde iki pencere ve minare kapısı vardır. Mihrap ve minber sadedir.

Mescidin altında beş ocak ve iki çeşmeli bir çamaşırlık vardır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:46 PM
Özbek Camii

Söylendiğine göre tahminen (1110-1699 da ormanlık ve otlakiye halinde bulunan Müderris yaylası sırtlarında çadır kuran Özbek aşiretinden İbrahim ağa isminde bir hayır sahibi tarafından önce çeşmenin sonra bu mescidin yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

(Bölcek mahallesinde vaki Özbek mescidi, zamanla harap olduğundan mahalle halkı tarafından tamir ve tevsi edildiği ve hafız Abdurrahman Efendi'nin imam tayin edildiği v.s. 27 Zilhicce 1243

(bak defter 16.)

Daha sonra Bayezid Mehmet Salih efendi bin Salih bin Süleyman' in delaletiyle mahalle halkı Dülger Hasan oğlu molla Ahmed'i mütevelli tayin ederek yakınında bulunan kahvehanenin ve bir bakkal dükkânının iki dönüm bahçenin bu mescidin idamesine, imam ve müezzinlerin ücretlerine vakfedildiği v.s. 9 şaban 1328 (bak vakifler müdürlüğü def 1/91)

(Bu caminin Germiyan ümerasından olup 783-M. 1381 de Balıklı camii'ni tamir ettiren Özbek Subaşı tarafından yaptırılmış olması da hatıra geliyor, (bak Balıklı camii kitabesi)

Şimdiki Durumu

Hamdiye mahallesinde Müderris bahçesi yakınında bulunan bu caminin batı yönünde bulunan iki kanadlı ahşap kapıdan camiye girilir (8,8X7,3 M) kare olan caminin duğusunda bir küçük iki büyük, güneyinde iki, batısında üç penceresi vardır. Kuzey duvarında 8 basamak ahşap merdivenle mahfile çıkılır. Mihrap taş duvar içine konulmuştur. Batı köşede bulunan minber ahşap ve sadedir. Caminin tavanı tabanı da tahla döşelidir. Duvarlar 80 santim kahnlığındadır. 1946 yılında güney cephede bulunan duvar yıkılmaya yüz tutuğundan halk tarahndan kesme taşlarla yeniden yaptırılmıştır.

Minare 1935 yılında Dedik oğlu Martin Süleyman'ın delaleti ve halkın yardımı ile yaptırılmıştı 51 basamak olan bu minarenin şerefesi ve külahı da taştan yapılmış olup şimdiki görünüşü ile sağlamdır Bitişiğinde meyva fidanlı bir avlısı -bahçe- vardır. Bir imamı, bir müezzini olan bu cami bakımlı ve sevimlidir.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:46 PM
Kadidler Camii ve Kitabesi

Hasır Pazarı'nda olan bu zarif ve küçük cami Kütahya muhassılı Kütahyalı hayrat sahibi Halil Kamil Ağa (1833 183? ) tarafından inşasına başlanmış ve muhassıl hafız Mehmet paşa zamanında tek kat üzerine 1835 yılında bitirilmişir. Bu zamane ait manzum kitabeden bir kısmı Kütahya şehri eser de vardır (bak kü-tahya şehri sayfa 135)

Kitabe

(Yapıldıkta bu cami haab'da üç er olup zahir,
Birisi hazrcti Behçet imiş ol kutbu Rabbani, Demiş saçlı e-fendiye kapıya yaz bu tarihi:

(Bu camide olan taat olur makbul'u Suphanî) (1251 1835 ebcet hes)

Daha sonra Şehre küstü mahallesi'nden yağcı hacı Abdil bin Mehmet tarafından yeniden tamir ettirilmiş ve üst kat ilâve edilmiştir. (1264-1848 Hacı Abdil caminin bitirilmesinden sonra vaktin müftüsü Hacı İsmail bin Ömer'i -Emek orgnr Asım Gündüz'ün dedesidir-mütevelii nasbederek 2500) kuruş vakfetmiş bu paranın getirile caminin tamirini ve her ramazanda bir hatim devrettirilmesini vasiyet etmiştir. (bak mahkemei seriye sicil defteri.)

Bundan sonra (1325-1909) da meydan imam zade hacı ibrahim efendinin başkanlığında Fettahzade hacı hafız ef, Kethüzade Galip bey, Meyden imam zade Süleyman efendiden teşekkül eden heyet marifetile ve halktan toplanan (600) madeni osmanlı lirasile adeta yeniden yapılırcasına ve şimdiki şekilde restore ettirilmiştir. Cami kapısının üzerinde mermer çerçeve içinde gördüğümüz kitabe beş sene sonra konulmuştur.

Kitabe şudur:

(Ey Kemal kudreti lutfile oldu var eden,

Bu kadid camiin mamur kılan ashab-ı hayre cümleten,

Affedüp isyanlarını, dünyada kıldı rahmet

Hicretin binüçyüz otuzunda buldu hitamı.

Ey Cemal izzeti nurile yoktan vareden,

Bihesap ecr-i mesubatla sana bir yar eden,

Eshıya'ya Cenneti Ukba'da lütfen vareden,

Gark olsun rahmetin deryasına bir böyle hayrı vareden.)

Bu kitabenin ifadesinden caminin ufak tefek tamirinin devamettiği ve ancak 1330-1914 de bittiği anlaşılmaktadır, Halbuki ihtiyarlardan, yukarda söylediğimiz gibi 1325 de bittiğini bilenler vardır.

Caminin bugünkü durumu:

Cami dört duvar üzerine iki katlı olarak yapılmış olup köşe ve pencere kenarları kesme taşlarla, harç karışımı kârgir bir yapıdır.

Caminin çarşıya bakan batı yönündeki dış kapısı iki mermer sütun özerinde kesme taşlardan yapılmış kemer üzerine minare yerinde kullanılmak üzere bir çıkıntı vardır.

(2,00 X 2,70 m) iki kanatlı demir kapıdan girilince (2,30 X 2,85) m kare olan ayakkabı çıkarılacak mahal vardır caminin asıl kapısı (1,60 X 2,35 m) yine mermer sütun ve levhalarla çevrilmiş iki kanadlı demirden yapılmıştır. Bu kapıdan caminin alt kısmında bulunan mescide girilir. (7,78 X 7,70 m) kare olan bu kısmın doğusunda üç büyük penceresi vardır. Mihrap sadedir, tavan sıvalı ve badanalıdır. Buradan 21 ba samak ahşap merdivenden üst katta bulunan kısma çıkılır, burası (7,80 11, 80). metre kare olup doğusunda üç, batısında üç, kemerli büyük pencereleri ve güneyinde mihrabın üst, sağ ve solunda beyzi iki küçük pencere vardır.

Kuzey cihetinde ve merdiven sağanlığının üstünde 10 basamak ahşap merdivenle müezzinler mahfiline çıkılır. 1953 yılında halkın yardım-ile yaptırılan, 85 basamaklı minare kapısı buradadır. Tamamen kesme taştan yapılmış olan minare tek şerefeli olup külahı kurşun kaplıdır. Caminin mihrabı üzerinde çini üzerine yazılmış levhalar vardır. Minber sade olup batı köşeye konmuştur, dış yüzü nakışlı, hanr kaplamalıdır.

Caminin kuzey tarafında bir kaç dükkân ileride sakahanesi vardır. Bu sakahaneJyeri, Rum kilisesinin vakfı olarak bir boyacı dükkânı iken Bölcekli'ler tarafından satın alınarak camiye bırakılmış ve (1914) de halk tarafından yaptırılmıştır. 8 hela ve 8 adet akar çeşmesi vardır. Caminin halen vakıf iki dükkânı vardır.

Kütahya'nın Selçuklular tarafından alındığı sırada yapılan savaşta veya bir başka savaşta öldükleri anlaşılan üç kişinin buraya gömüldüğü ve cami temelleri açıldığı zaman üç kuru kafanın çıktımı görülmüş ve o zamanın inanışına göre bu kafalar pamukla sarılarak, doğu yöndeki cami altına, bir türbe yapılarak konulmuştur. İşte bu üç kuru kafaya izafeten camiye, (Kadidler Camisi) denilmiştir.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:46 PM
Deveyatağı Mescidi / Camisi

Eski adile Bölcek, şimdiki ismile Hamidiye mahallesinde Deve yatağı sokağı'nda bulunan bu mescidin hangi tarihte ve kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir.

(Bölçek mahallesindeki camii mütesellim Halil Kâmil ağa tamir ve tevsi ettirdiği ve bu.camiye bir bina vakfettiği (25 R. Evvel - 1253) bak defter 19. mahkemei şeriyenin bu kaydından mescidin bu tarihten önce «bulunduğu, tamire muhtaç olacak.kadar eskidiği anlaşılmaktadır.

Şimdiki durumu:

1960 - 1961 senesinde mahalle halkı ve hayırsever vatandaşların bağışlarile yeniden tamir ettirilen caminin diş görünüşü de güzeldir.

Yerden bir, metre kadar yüksek bodrum üzerinde bulunan; bu caminin .doğuda" bulunan tek kanatlı ahşap kapıdan girilir. s (10x7) metre genişlikte olan caminin güneyinde mihrabın sağ ve solundaki, doğuda iki^kuzeyde bir, batı duvarında iki orta büyüklükte penceresi vardır. Minber sade ve ahşaptır. Taban ve tavan ahşap olup çatı kremit örtülüdür.

Giriş kapısından girilince sağdan tek kanadlı ahşap kapı ile kışlık bir odaya girilir. Bu odanın kuzey yönünde iki penceresi vardır. Buradan on basamak adi ve ahşap merdivenle yukarı çıkılır. Bu kısmın batısında iki küçük pencere vardır. Cami bakımlı ve sevimlidir. Bir imamı vardır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:47 PM
Mollabey Camii ve Kitabeleri

Molla Bey cami ve külliyesi, Balıklı mahallesi'ndedir. Bu külliye aslen (Andız) köyünden olan hacı Osman efendi'nin oğlu Kütahya Müftisi hacı Abdurrahman efendinin oğlu olan Kütahya Muhassılı-İbrahim Ethem bey tarafından yaptırılmıştır.

Kütahya eşraf ve hanedanının en ileri gelenlerinden ve o devrin en zenginginlerinden olan İbrahim Ethem bey, gerek müftü olan babasının ve gerekse son derece hayırsever olan anası (Hacı Fatma - Fadik) hanımın hatır-ve mevkilerinden faydalanmasını bilerek, zekâsı kabiliyeti ve hayırseverliği ile önemli memleket işlerinde bulunmuş ve 1261-1845 de Kütahya muhassılı - kaymakam ve mutasarrıf - olmuştur. Müftüzade olduğu için de Mollabey lakabını almıştır (Daha fazla bilgi için Kütahya'ya hizmet edenler faslına bak)

İbrahim Ethem bey, ömrünün son günlerinde satın aldığı kendi arsası üzerinde haremi - eşi - Esma hanım için yaptırdığı cami, babası için bina ettirdiği kütüphane, anası Fadik hatun-hacı Fatma hanım- adına inşa ettirdiği minare ile, kendi adına medrese, Sıbyan mektebi, şadırvan ve sebilleri yaptırmak suretiyle büyük bir külliye meydana getirmiştir. Bu tesislerin idamesi ve müderris, hoca ve talebelerin ücretle için önemli vakıflarda bulunmuştur.

Vakfiyenin bugünkü dilimize çevrilmiş özet şudur Kütahya zenginlerinden ve saray hizmetlilerinden Hacı Abdurrah-man oğlu ibrahim Edhem efendi, mütevelli tayin ettiği meclis azasından Abdülbaki oğlu Abdullah Hakkı efendi huzurunda, Balıklı mahallesi'nde, mahkeme civarında satın aldığı arsa üzerinde ve bu hafta inşâsına muvaffak olduğum minber cemi'i şerif avitsında ahşap miki bab medrese odaları ve bir dersane - Mektep - şedirvan ve bir bab kârgir ve demir kapılı kütüphaneyi yaptırıp mahkemei seriye siciline kaydettirdiği ve bunların idamesi için:

Saman pazarında bir nalbant dükkânı Küçük çarşıda paşa pazarı mevkiinde bir dükkân, Camii kebir civarında onbir dükkân, Güveççi köyünde bir değirmen, Gireği nahiyesi Kureşler köyünde bir değirmen, Eğri gözde ağalar Yenice köyü civarında bir değirmen ve burada 10 dönüm bahçe, Sülyede bir değirmen 2 dönüm bahçe, Tavşanlı Kuruçay'da bir değirmen vakfettim.

Medresede bulunan her talebeye ayda üçer kuruş Müderrislere 40 kuruş, ve 24 kile buğday, Kütüphaneci ve imama 30 kuruş 24 kile buğday müezzin ve odacılara 20 kuruş ve 18 kile buyday, cami ve minarede yakılacak kandiiJere yağ. validem hacı Fatma hanımın pirler mahallesinde yaptırdığı mektebin çeşmesi ve şaftali sokağında bir çeşme ve Dombay sokağı ağzındaki çeşmelere sularının verilmesi ve bakılması ve mektep mualimi efendiye aylık 10 kuruş verilmesini 11/Muharem

1272 bak mahkeme kayıtları.

Şimdi bu külliyeden artakalan tesisleri görelim: Mollabey Camii Etrafı kesme taşlarla çerçevelenmiş( 1,5X2,00) m boyutlu iki kanadlı kalas ahşap kapıdan girilince dar bir koridordan caminin alt katına girilir. Bu dış kapının üstündeki kitabe şudur.

Kütahya Müftüsü zade cenap Mallabey efendi,
Li veçhullah-ı şedd-i amade bu dergâhı edüp inşa,

Minare i muallâ, medrese, cami, kütüphane,
Zehi hayrat ile dini Muhammadi kılup ihya.

Kapuda oku, Bismillah içerusunda Maşallah,
İdüp banisine hergâh hulus-u sıdkile dua.

Mukim olan derununda kamu tulap efkende,
Şeriat n***** bende ide ol hazreti Mevla

Bu mabedi görüp Hakkı dedi itmanına Tarih,
Yine Mollabey evkafile bu hayri idüp ziyba.

1272

Bu kitabeyi okuduktan sonra caminin altkatına girilir eskiden burası bakımsızdı. Sağda hocaların oturmasına mahsus içice iki oda vardır. Tam karşıda cami iç avlısma çıkılır, ortada cami ile birlikte yapılan şadirvan vardır. Şadirvanın karşısında, demir kapılı kargir Kütüphane - bak Kütahya Kütüphaneleri ve bitişiğinde demir parmaklıklarla çevrili hazirede Molla Bey ve ailesinin merkadları vardır. Batıda eski medreseden kalma ahşap odalar ve sakahane vardır. Bu alanın güneyinde bulunan eski medrese hücrelerinin yerine (1960) yılında dernek delaletile halk tarafından yeniden yaptırılan beton bir bina vardır. Kuran kursu öğrencilerine tahsis edilmiştir.

Üst katta olan bu camiye iki sahanlığı bulunan 18 basamak ahşap merdivenle yukarı çıkılır. Bu sahanlık tamamen pencerelidir. Burada bir seki, ötede minare kapısı vardır. Minare kapısınsn üstündeki (30X48) cm. mermer üzerine yazılan kitabe şudur:

Çi Mollabey mükâfat ola bihad Anasi çün bina etti minare

Anın ismi Fadik hanım bilaşek, Cihanda hem refiki ola sâre,

Gelür aherde kim ebcet hesabı, Ana tarih olası hoş minare 1272)

Bu kitabeden, minarenin camiden bir sene sonra bitirildiği veya kitabenin bu tarihte konulduğu anlaşılmaktadır. Minare 48 basamaklı olup tuğladan yapılmıştır. Tek şerefeli v külahı knrşun kaplıdır.

(1,65x2,00) m boyutunda olan iki kanadlı ahşap doğrama kapıdan cami'ye girilir. Bu kapı üzerinde 32x55 cm mermer üzerindeki kitabe şudur:

Sahip-ül hayrat vel-hasenet ve rağıp ül Cennet-i vedderecat, Medine-i Kütahya eşraf hanedanından va istapl-ı âmire Peyelülerinden müftüzade,

İzzetlu Esseyit İbrahim Edhem beyefendi ibni elhaç Abdurrahman efendinin halilesi,

Merhume Esma hanım ruhuçün mir-i mumaileyhin bina ve ihyaasnı muvaffak oldukları cami şerifleridir (sene: 1271)

(5X11,90) Metre kare olan cami 95 cm kalınlığında, köşeler ye pencere kenarları kesme taşlarla ve harçla inşa edilmiş dört duvardan ibarettir. Doğusunda bir. güneyinde dört, batısında bir, ve Kuzeyinde dış avluya açılan dört penceresi vardır. Kapıdan girilince sağda ve solda son cemaat mahfilleri mevcut olup sağdan 14 basamak ahşap merdivenle müezzinler mahfiline çıkılır, bu kısmın kuzeye bakan üç pencerinden Kütahya Ovasına bakış pek hoştur.

Bu mahfilin hemen bitişiğinde kafesli kadınlar mahfili vardır.

Camiin tavanı yatık üçgen prizmaların yan yana, gittikçe küçülen üstüste getirilmesile meydana gelmiştir, ahşaptır, yağlı boyalıdır kubbe yoktur. Mihrap sade ve alçı sıva, badanalıdır. Minber ahşap ve doğrama olup epeyce emeklidir, cami bakımlı ve sevimlidir.

Bu cami yapıldığı tarihten bu ana kadar daima korunmuş ve bakım lı kalmışmıştır. Altında ve cadde üstünde iki dükkânı vardır. Vakfiyede adı geçen bunca akarların ne olduğu ve nasıl tasarruflarına geçtiği ise bilinmektedir.

Camiin hâlen bir imamı ve bir müezzini vardır.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964

whisk.
09-12-2007, 12:47 PM
Öksüz Oğlan Mescidi (Camisi)

Öksüz Oğlan mahallesinde Karakaş sokağında. (Çerçi müslim mahallesinde Öksüz Oğlan Ahmet efendi mescidi ve çeşmesi hk.1274 (bak mahkeme kaydı def. 34)

Bu kayıttan mescidin 1274-1857 tarihinden önce bulunduğu anlaşılmaktadır. Öksüz Oğlan Ahmet Efendi hakkında daha fazla bilgimiz yoktur. Bir mescidi, yanında çeşmesi ve n***** izafe mahalle bulunduğuna göre Ahmet efendinin zamanında hatırı sayılır kişilerden olduğu anlaşılmaktadır.

Hâlâ mescit içinde bulunan büyücek bir mermer sütun vardır, bunu Öksüz Oğlan nam zat parmak ile getirmiş imiş.

958 de bu maksat için gördüğümüz mescit 962 yılı içinde yeniden denecek şekilde tamir ettirilmiş bir de minber ilâve edilmiştir.

Cami, doğu ve kuzey tarafı basit duvarla çevrilmiş küçük bir avlu içindedir, camiin doğu güney köşesinde yeni yaptırılan tahta bir minaresi vardır. Avlıdan girilince sağda küçük kapıdan kadınlar mahfiline çıkılır. Camiin tek kanadlı ahşap kapısından girilince sağda müezzinler yeri, bunun üstünde kafesli kadınlar mahfili vardır. Yukarda söylediğimiz mermer sütun müezzinler yerinin hemen önündedir. Doğu duvarında iki penceresi vardır. Sade bir mihrap ve küçük minberi vardır. Taban çimento, tavan ahşaptır. Yakınında çeşmesi vardır. Mahalle halkı cami civarinda imam için iki odalı bir de ev yaptırmışlardır. Camiin güneyinde bulunan Oksüzoğlan kabristanında duvar kenarında, iki mermer sütun arasında bulunan mezarın öksüzoğlan'a ait olduğunu söylediler, kitabesi görülemedi.

--------------------------

Kaynak: Hamza Güner / Kütahya Camileri / 1964